şükela:  tümü | bugün
1672 entry daha
  • 3. sezon sekizinci bölümü bende çok garip duygular yarattı...

    bundan yaklaşık sekiz yıl evvel çalışma masamın ve dolabımın ücra köşelerinde okunabilir halde mizah mecmuası bulma arayışına girişmiştim. doksanların ortalarında tuvalette sıçarken leman okumak büyük bir keyif ve ayrıcalıktı benim için. ve bu ayrıcalığı oluşturabilecek materyalin bulunması önemliydi. tam aramaktan vazgeçmek üzereyken ve okuma eksikliğini ergen bedenimden mahrum bırakarak sıçmaya hazırlanırken masanın üst kısmında yer alan işlevsiz kutular arasında kırmızı bir puzzle yazısı dikkatimi çekti. çıktım dolabın tepesine, çeşitli uğraşlar sonunda indirdim kutuyu. üst kapağı kayıp, poşeti hiç açılmamış puzzle parçaları öylece önümde duruyordu. kutunun sağ kısmında 1000 yazısını görünce meşakkatli bir uğraşın beni beklediğini anlamıştım...

    fakat ciddi bir sorunla karşı karşıyaydım. parçaları birleştirip ana resmi oluşturmamı sağlayacak resmin bulunduğu kutunun kapağı kayıptı. bu düşüncelerle gidip sıçtım. sifonu çektim rahatladım. tekrar odama döndüğümde 1000 parçalık puzzle parçaları adeta poşetin içinde kıpraşarak beni çağırıyordu. "birleştir bizi, kenetle bizi" diye bağırıyorlardı adeta...temsili resmin olmaması bahanesiyle vazgeçtim başlamaktan. ta ki akşam yemeğine kadar...

    yemek esnasında abimle masanın ortasında bulunan patates kızartmasına çatal destekli hücumlarla saldırırken puzzle meselesi geldi aklıma. benden 6 yıl evvel o masayı kullanmış olan organizma, abimdi. her ne kadar kendisi üstüne samantha fox çıkartması yapıştırmaktan daha işlevsel bir şekilde o masayı kullanmamış olsa da sonuçta hödüklüğüne örnek teşkil edecek şekilde o masayla ve dolaplarıyla bir ilişki içine girmişti.

    -bugün benim dolabın üstünde puzzle buldum lan
    -lan diyen ağzına sıçarım it herif!
    -senin miydi o puzzle?
    -pazıl ne la?
    -hay allahım ya...yapboz yapboz!
    -çocuk muyum lan ben?
    -ne bileyim belki eskiden almışsındır...
    -ha tamam hatırladım...şu buzdağlı olanı diyosun
    -ha evet evet böyle mavi mavi şeyler...kapağı yok ama onun?
    -ne biliym mına koyim atmışımdır...
    -neydi peki resim?
    -yarak kürek bişey işte...böyle bi buzdağı var falan...

    evet...işte o buzdağı kelimesi beni bu işe yeltenmeye iten anahtardı açıkçası. yemeğin akabinde o küçük şerefsiz parçacıkları poşetinden çıkarıp dizdim önüme. içimde müthiş bir heyecan vardı. bir an önce parçacıkları birleştirmek ve ortaya çıkacak muazzam eserle karşılaşmak istiyordum. yirmi sene sonra yayınlayacağım kitabımın arkasında yer alan özgeçmişimde, altın harflerle bahsedecektim bu olaydan. temsili resme sahip olmadan bin parçalık yapbozu birleştirmeyi başaran jokond, iktisadi idari bilimler fakültesinden mezun olduktan sonra bik bik bik...

    ama olmadı...

    şerefsiz parçacıklar birleşmeye ikna olmadı. tamamı açık mavi, koyu mavi ve beyazdan oluşan bu küçük mikrop parçalarını saatlerimi vermeme rağmen bir araya getiremedim. resmin küçük bir noktasını yakalayabilsem elbet bir yerden başlayabilecek ve muhteşem eserimi ortaya çıkarabilecektim. bütün bu bıkkınlığın ve hayalkırıklığının ortasında üzüntüyle yalpalanırken küçük bir puzzle parçası ilişti gözüme. parçacığın tam ortasında küçücük bir siyah nokta vardı. işte! aradığım anahtar parça buydu demek ki...bütün bulmacayı çözmeme vesile olacak parça elimde duruyordu ama ben o sikindirik siyah noktanın ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. çok umut, emek, akıl harcadım bulabilmek için. mamafih en sonunda pes ettim...

    aradan iki yıla yakın bir zaman geçti. gecenin kör bir saatinde animal planet kanalında kutuplarda geçen bir belgeseli izlerken bir şey gözüme takıldı. buzdağının ucunda penguen kolonisi dingil bir vaziyette öylece dikilmekteydi. o an kafamda bir ampul yandı. florasanlıydı o yüzden bir kaç kez tekledi ve sonunda yandı. benim o küçük puzzle parçacığında gördüğüm siyah nokta bir penguendi! ve her şeyin çözüm noktası orada saklıydı. penguen, uçma yeteneği olmayan salak bir kuş türüydü ve elbette o siyah noktalı parça da ancak ve ancak yapbozun en alt kısmında yer alabilirdi...

    uzun uğraşlar sonucu evimizin garajında terk edilmiş bir kolinin içinde buldum puzzle parçalarını. saydıktan sonra anladım ki sekiz parçası zaman içinde kaybolmuştu. ama olsun sorun değildi. çünkü siyah noktalı o şerefsiz parçaya bir şey olmamıştı. yaklaşık üç ayımı vedim. her akşam bıkmadan usanmadan ana resimden habersiz bir şekilde o siyah noktadan yola çıkarak emek harcadım. ve en sonunda kitabımın arka kapağına yazılabilecek o harikualde cümlenin gerçekleşmesini sağladım. hiçbir sikime yaramayan kocaman ve uzun bir buz kütlesinin tabanında öylesine salak, öylesine dangalak bir şekilde dikilen penguenin bulunduğu yapbozu 8 parça eksik estetiğiyle tamamlayabildim...(hayatımda gördüğüm en boktan puzzle olduğunu söylemeden geçemeyeceğim)

    şimdi diyorsunuz ki bu herif bir sürü şey yazdı iyi hoş da bunun bizim lost dizisiyle ne alakası var?

    çok alakası var birader... bu akşam izlemiş olduğum bölümde; aradan yıllar geçtikten sonra ben, o şerefsiz siyah noktalı parçayı bir kez daha bulduğumu hissettim. aynı o günkü gibi bulmacanın bine bölünmüş dağınık yapısında elimde tutmuş olduğum parçanın ne boka yaradığını bilmiyorum ama er veya geç bir şekilde hadisenin anahtarı olacağını hissedebiliyorum...

    sözün özü, yaklaşık iki buçuk yıldır bizi sürükleyen lost, üçüncü sezon sekizinci bölümüyle elimize nadide bir bulmaca parçası tutuşturdu kardeşlerim. şu andan sonra, siyah noktanın bizi alıp götüreceği şeyleri bulmak ise gene bize kalıyor...elbet bir gün bir yerde bir penguen bize el sallayacak ve biz o parçanın peşinden gitme umudunu yeşerteceğiz sevgili kardeşlerim...
12052 entry daha