şükela:  tümü | bugün
101 entry daha
  • hiç komplo teorilerine falan girmeden, bildiğim kadarıyla bunun sebeplerini madde madde açıklayayım. her maddede farklı bir kesimden linç yiyecek olsam da en azından insanlar bilgilensin.

    1- (oytun erbaş müridlerinin lincini bu maddede yiyecem) çocuklukta verem aşısı olan bir ülke olmamız. yapılan araştırmalar bcg aşısı politikası olan ülkelerde vakaların daha az olduğunu göstermekte, hem de mekanizması tam bilinmese de hastaların semptomlarını daha hafif atlatılmasını sağlıyor. yani oytun'un dediği gibi bizi türk geni korumuyor, sadece bu aşı politikasına sahip olmamız bizi bu hastalıkta biraz daha şanslı yapıyor. yani türk geni safsatası yalan ama bcg aşı politikası yüzünden eskilerin dediği gibi "anamız bizi kadir gecesinde doğurmuş" denebilir

    2-(bu maddede hem muhalif hem akp'li kesimden linç bekliyorum) riskli grupları ivedilikle izolasyona almamız. covid ölümlerinin en sık gözlendiği 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı oldukça erken/zamanında bir kararla uygulandı. bu da bu kesimin hastalığa yakalanma olasılığını düşürdü. aynı zamanda okulların tatil olması (ve sonrasında da 20 yaş altına gelen sokağa çıkma yasağı) asemptomik taşıyıcı olan çoğunlukla genç/çocuk bireylerin covid-19 kapıp farkında olmadan ailelerindeki yaşlı bireylere bulaştırmasını büyük oranda engelledi. bu belki 50 yaş altı covid-19 hasta/ölüm oranımızı dünyanın diğer ülkelerine göre oldukça arttırdı (bir ara 9 kat daha fazlaydı, en son istatistik ne bilmiyorum), ama en yüksek ölüm oranı olan grupta bulaş çok kısıtlandığı için ölümler de sayısal olarak daha az oldu. belki senelerdir ekonominin ağzına sıçan hükümet ekonomik kaygılar yüzünden tüm topluma sokağa çıkma yasağı uygulayamasa da en azından bu önlemlerle doğruya yakın bir yaklaşım izledi.

    3-(bu maddede pelinsuların lincini yiyebilirim) sağlık konusunda şımarık bir millet olmamız bu sefer erken teşhis açısından işe yaradı. normalde batı ülkelerinde insanlar çok ciddi semptomlar göstermezse hastaneye/doktora hayatta gitmez. örneğin çok ciddi grip bile geçirse, evde yatakta atlatır. o kadar. oralarda reçetesiz ilaç verilmediği ve adamlar da öyle elini kolunu sallayarak doktora da gitmediği/gidemediği için reçetesi olmadığından evde cidden bitki çaylarıyla falan atlatmaya çalışırlar ağır bir gribi . alışkanlıkları bu yönde. bizde ise tam tersi, en ufak soğuk algınlığında bile acile gidip serum yemek milli sporumuz! doktor tersleyip eve gönderse cimere şikayet edilip soruşturma açılma riski var. neyse bu şımarıklık bize, covid-19 için en ufak semptomları gösterdiğimizde hastaneye gidip test olmamızı ve tedaviyi erken alma avantajı sağladı. bu erken müdahale de tabii ki de ölüm oranını düşürmekte.

    4- (bu maddede de biyolog ve moleküler biyologları lincini yiyecem) gelelim bir diğer konuya: testler. sadece pcr testi pozitif olanlar covid-19 ölümü olarak işleniyor. tüm semptomlarını gösterse, akciğer ct'sinde kabak gibi görülse de, pcr testi negatif olanlar covid-19 ölümü olarak işlenmiyor. sanırım her ülkede de bu böyle. ama işin acı yanı, zurnanın zırt dediği yer farklı. bizim testlerdeki doğruluk oranımız düşük! ilk başlarda mehmet ceyhan hocanın söylediği oran %53 idi. sonrasında test sayısı arttınca %30'lara düştü. (son paragrafta yazıyor oran). dünyada da benim bildiğim şu an doğruluk oranı genelde %70-80'lerde. bu oran zaten ölüm istatistiklerine de yansıyor. yani istanbulda yıllara göre bu ayda olan ölümlerin ortalamasından daha fazla ölümler baz alındığında bunların sadece %40 kadarının covid-19 sebepli olduğu kayda geçmiş. diğerleri biinmiyor. mesela bu oran new york için %98! yani fazla ölümlerin %98'i covid kaynaklı ölümler vs. diğer ülkelerde bölgelerdeki sapmalar %20-30 civarında

    peki neden bizim pcr test doğruluk oranımız düşüktü ve sonrasında daha da düştü? birinci sebebi tabii ki de vasıfsız kadrolaşma. pcr testi normal şartlarda oldukça hassas ve güvenilir bir testtir. tabii ki de doğru yapıldığında. vasıfsız, torpilli kadrolaşma ve deneyim isteyen çok teknik pozisyonlar için bile kpss sonucunun neredeyse tek kriter olması testlerdeki doğruluk oranımızı düşrümüştü.

    bunun yanı sıra bu hastalığın teşhisinde pcr testinin doğru çıkması için iki kritik nokta var. bir, örneğin doğru alınması. iki, pcr testinin doğru yapılması. sars-cov-2 virüsü yerleştiği yer bakımından örnek alınması oldukça sıkıntılı bir yerde. o yüzden, en azından ilk başlarda sağlık personeli iyice deneyimlenene kadar bir kısım swap testlerinin doğru alınamama ihtimali var. ama artık vakalarla karşılaşıp deneyim kazanınca bu sorunun pek kalmadığını düşünüyorum. yani örnek aşamasında, deneyimle daha doğru örnekler almaya başladıkça bizim bu %53'lük doğruluk payını daha da yukarı çıkarmamız gerekiyordu, ama %30'lara düştü. neden?

    benim tahminin aslında inanılmaz iyi niyetli ve fedakarca bir girişim olsa da günlük test sayılarını arttırmak için 4-5 tane biyoloji derneğinin gönüllü toplama girişimiyle bir sürü biyoloğun tüseb tarafından oluşturulan test merkezlerinde hoppadanak covid-19 qpcr testlerini yapmaya başlaması. sanırım 4-5 bin kişi gönüllü olarak başvurmuştu, aralarından kaç tanesi böyle test merkezlerine alınıp başladı bilmiyorum. ama ilk başvuranlardan qpcr'ı sadece derslerde görmüş olanlar bile vardı. mutlaka bir seçilim yapılmıştır, deneyimlileri alınmıştır ama gene de qpcr biyolog ve moleküler biyologların işi olmasına rağmen gerçekten çok hassas ve hataya çok müsait bir yöntem. sizi vezir de eder, rezil de.

    benim kendi deneyimim ve gözlemlerime göre sadece türkiye'de değil, dünyada da bu yöntemi uygulayan biliminsanlarının >%90'ı yanlış uyguluyor. hatalı sonuçlar alıyor. ben mesela o yüzden bilimsel makalelerdeki qpcr sonuçlarını önemsemeyi senelerdir bıraktım. o kısmı sadece şöyle bir göz atıp geçiyorum. çünkü gerçekten, çok saygı duyduğum, çok beğendiğim birçok biliminsanını bile bire bir izlediğimde deney designindan, uygulamasına, sonuçları yorumlamasına kadar bilgisizlikten öyle vahim hatalar yaptığını gördüm ki ağzım açık kaldı. mesela size şöyle bir örnek vereyim. türkiyede oldukça ünlü bir araştırma grubundan oldukça ünlü ve de yurtdışı deneyimli, çatır çatır qpcr deneyleri yapıp makalelerini yayımlayan, uzaktan baktığınızda "bu işin piri" diyeceğiniz bir insanın aslında gram anlamadığına bile şahit oldum. ki bu sadece kendisi deneyler yapmıyor, öğrenci, biliminsanı falan da yetiştiriyor ilerisi için...

    bu gördüğüm şeyi nasıl en sade anlatırım bilemiyorum ama deneyeyim. qpcr çok basit olarak spesifik dna parçalarına floresan ışıma yapan spesifik başka parçaların bağlanması ve bu ışıma miktarının makinanın üstündeki özel sensör ile ölçülmesine dayanan bir yöntem. bu ışımanın doğru ölçülmesi için tüplerin (platelerin) üzerine şeffaf, ışığı çok az kıran maksimumda geçiren bir kap kaplanıyor, ki sensör bu floresan ışığı en net olarak algılasın. bu çok ünlü ve dışarıdan baktığınızda gerçekten çok deneyimli, senelerdir öğretim üyesi olan biliminsanımız bir baktım deneylerinde bu tüplerin üzerini buzlu kapak ile kapatıyor. dolayısıyla o floresan ışıma sensöre çok yanlış gidiyor. bir nevi kızlar için ayna yerine buzlu cama bakarak göz kalemi çekmek gibi. o çekilen göz kalemi ne kadar doğru olursa bu arkadaşın verileri de o kadar doğru mesela. şimdi bu kişi tüseb'e covid-19 testleri için gönüllü olarak başvursa hem deneyimi hem titri açısından havada karada kaparlar. ama yaptığı testin sonuçları nasıl gelir, tahmin edebilirsiniz. şu yazdığım hatayı herhalde buralara kadar okuyan hiçbir biyolog veya moleküler biyolog " yok artık o kadar da olmaz, böylesi bir hata yapılmaz" diye okuyordur. ama gözlerimle gördüğüm olay bu. peki bu kişinin veya benzerlerinin makaleleri nasıl yayımlanıyor bilimsel dergilerde? çünkü hakemlere siz sadece sonuçları/grafikleri sunuyorsunuz. hakemler deneyi nasıl yaptığınızı bilmiyor. sonuçlar hatalı bile olsa bunu bilme şansları yok. okay'i veriyorlar o yüzden.

    neyse konuyu çok dağıtmadan, qpcr hiçbir zaman şunla şunu karıştırdım içine de dna'yı attım makinaya koydum hop sonuç çıktı diye gerçekleşen bir yöntem değil. dışarıdan öyle görünse de içerisinde çok hassas ve her biri sonucu etkileyen çok kritik hataların yapılabildiği bir süreç. kişi ne kadar senelerce bu yöntemi kullanmış olursa olsun, eğer cidden bu işin teoriğine, olası hatalarına ve sorunlarına çok ciddi bir birikim yapıp çalışmadıysa sonuçları çok güvenilir olmuyor. bizde de bu yapılmıyor işte. dünyada da pek yapılmıyor. ama bizde durum daha kötü çünkü yukarıda örneğini verdiğim gibi öğretmesi gerekenler de bilmiyor, veya yanlış biliyor ki öğrenci/uzman yetiştirsin. o yüzden ben bilimsel makalelerdeki qpcr sonuçlarını kaale almayı bıraktım. ha diyeceksiniz ki, test sonuçları bilimsel bir deneydeki gibi yüzde değişimi gibi hassasiyet gerektirmiyor, bize sadece "1 veya 0" gerekiyor. tekniğe o kadar hakim olmasak da olur. doğru zaten o yüzden test sonuçları tamamen safsata demiyorum, %30-40 doğruluk payı oluyor...

    5- şimdilik bizim yoğum bakım kapasitemizin de italya, ispanya, fransa, abd vs gibi başedilemez bir yoğunluğa ulaşmamış olması. hastalara onlara nazaran daha iyi bakabiliyoruz şu aşamada. bu da ölüm oranımızı düşürüyor

    neyse sözün özü, tüm bunlar ışığında test sonuçları düşünüldüğünde ben covid yüzünden ölümleri açıklanan rakamları 3'e çarparak hesaplıyorum. yani bugün itibariyle tr'de covid-19 sebebiyle ölenler tahminim 7 bin civarında.

    güncel vak'a sayısı konusunda ise hesaplamam biraz daha karmaşık. öncelikle biz semptomik tarama yaptığımızdan hastalığı 8-10 gün geriden takip ediyoruz. yani önce ortalama 5 gün kuluçka süresi, semptomlar başladıktan 1-2 gün sonra hastanın hastahaneye gitmesi, ve alınan test sonuçlarının 3-4 gün sürmesi ile bir vakanın açıklanması 8-10 günü buluyor. o sırada tabii ki de hastalık daha da yayılıyor. bizdeki yayılım hızına göre bu sürede geçen katlanma sayısı şu an yaklaşık 1,5 kat. o zaman şöyle hesaplayalım. bizim testlerin 1/3'ü doğru. açıklanan rakamı önce bir 3 ile çarpalım. bugün itibariyle 98 bin küsur. kolaylık olsun diye 100 bin kabul edelim. 100.000x3= 300.000 reelde hastamız var. semptomik tarama yüzünden bunun aslında 8-10 gün önceki durum olduğunu, bugünkü durumun ise bunun yaklaşık 1,5 katı olduğunu düşündüğümüzde 300.000 x 1,5 = 450.000. vak'a demek. ama bunlar semptomik vakalar. bir de yapılan araştırmalara göre popülasyonun genelde yarısı hastalığı genelde asemptomik geçiriyor. o yüzden bu rakamı bir de 2 ile çarpmamız gerekiyor. 450.000 x 2 = 900.000 civarı vak'a ediyor 23 nisan itibariyle. nüfusun yaklaşık 100'de 1'i

    rakamlar çok gibi görünse de aslında değil. bu kadar cahil ve vurdumduymaz insanların çoğunlukta olduğu bir halk, maske satışını yasakladığından beridir geçen 17 günlük sürede hala halkının %80'ine koruyucu maske ulaştıramayacak kadar vasıfsızlıkta bir hükümet varken bence hesapladığım rakamlar olmamız gereken duruma göre çok iyi bile...onun da sebeplerini başta bcg aşısı olmak üzere yukarıda yazdım...

    edit: imla, anlam, ekleme
15 entry daha