şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
121 entry daha
  • öncelikle türk tarihinde en çok dallanıp budaklanan olaydır bu. zannedilenin aksine
    "3.ordu ruslara tek bir mermi atamadan donarak imha oldu" diye bir şey yoktur. sina-filistin cephesiyle birlikte anıla gelen almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık goygoyu ile birlikte okullardaki tarih kitaplarında "hava soğuktu, o soğukta saldırdık, ateş edemeden donarak öldük" gibi bir muhabbet kesinlikle doğru değildir. pekala büyük bir başarıdan büyük bir yenilgiye neredeyse "bir gecede" evrilen bir harekattır sarıkamış. osmanlı ordusu, ruslara ikinci tannenberg'i yaşatmak isterken sarıkamış, bir nevi türk ordusunun tannenberg'i olmuştur.

    öncelikle 1914'de genel duruma bir bakalım.

    türkler 1914 yılında geçerliliğini yitirmiş bir sefer planına göre konuşlandırılmış sınırlı güçlerle kafkasya ve sina'da inisiyatif elde etmeye karar verdiler öncelikle. ilk saldırılarında kafkaslar'da 9 piyade tümeninin tümünü, sina'da ise 3 piyade tümeninden alınmış birlikleri kullanarak, 36 piyade tümenlerinin 12'sini savaşa sürmüş oldular. ayrıca, bunların çoğu yeni kurulan tecrübesiz birimlerdi. yığınak planlarının gerçekleri göz önüne alındığında kolayca üstesinden gelinmesi mümkün olmayan ciddi bir hataydı bu.

    savaşa katılan bütün tarafların ilk taarruzlarında olduğu gibi, türk taarruzları da başarısızlıkla sonuçlanmıştır savaşın ilk senesinde.her ne kadar 3.ordu sarıkamış'taki taarruzlarında yıkıcı zayiata uğramışsa da, cephe istikrara kavuşmuş ve daha sonradan 3.ordu'ya takviyeler yola çıkarılmıştı.

    sonra mezopotamya'da basra ve kurna yitirilmişti ama ingilizler dicle boyunca kuzeye ilerleyip bağdat'a ulaşmak için herhangi bir aceleleri yokmuş gibi davrandılar ve türk takviyeleri ise bu cephede de henüz hedeflerine ulaşamamışlardı. 4.ordu'nun sina'da süveyş kanalı'na doğru giriştiği kötü planlanmış taarruz başarısızlığa uğramış, fakat kayıpları hafif olmuştu. 1915 sonunda türklerin genel stratejik durumu ciddi olmakla birlikte kritik değildi. hesabın artı hanesinde ise bir türk seferi kuvvetinin tebriz'i alması vardı. eldeki kuvvetlerin yüzdesi olarak, savaşın ilk dört ayındaki türk kayıpları fransız, alman, avusturyalı ve rus ordularının verdiği zayiata göre çok daha azdı.

    belki de türklerin savaşın ilk günlerinde yaptıkları en önlenebilir ve ciddi hata, mezopotamya'da yeterli güç bulundurmamak olmuştur. şattülarap'ın korunmasız bırakılması kapıyı mezopotamya'daki ingiliz güçlerine açtı ve onlar da bütün savaş boyunca burada kaldılar. ingilizler sonunda bölgeye türklerin burada bulundurduklarının iki katı asker yığmışlardı. bu, imparatorluk için birbiriyle çekişen farklı stratejik öncelikler yaratan ve savaşın sonuna dek süren tehlikeli bir durumdu.

    her ne kadar trakya'da çok büyük bir türk gücü kalmışsa da, mısır'dan gelen haberler, ingilizlerin çanakkale üzerine bir sefer hazırlığı doğrultusundaydı.

    enver ve cemal paşalar istanbul'daki idari görevlerini bırakarak, muharebe komutanları olarak daha faal bir rol alma eğilimi gösterdiler. ayrıca alman danışmanlarını da beraberlerinde götürdüler. bunu yapmakla, çok kritik bir dönemde türk yüksek komutanlığı'nın liderlik kapasitesini zayıflatmış oldular. özellikle belirtilmesi gereken bir husus da bu ilk taarruzlarda hiçbir olağanüstü liderin ortaya çıkmaması oldu. bunun karşısında, hiçbir lider askeri harekatta özellikle başarısız sayılmadı ve dolayısıyla görevden alınmadı.

    türk ordusuna gelince, savaşa hazırlanmak için zaman ve fırsat bulmuş olan nizami türk piyade tümenleri istikrarlı ve muharebeyi sürdürme kabiliyetine sahip olduklarını ispat etmişlerdi. her ne kadar lojistik sorunlar ordunun başında firar olaylarıyla birlikte bir bela olagelmişse de, türk ordusunun temel kolordu ve tümen yapısı sağlam görünüyordu.

    sarıkamış dahil türk ordusunun birinci dünya savaşındaki ilk taarruzları değerlendirilirken, türk gücünün dağılmış olması, yenilgilerin en kritik belirleyicisi olarak ortaya çıkmaktadır. zira osmanlı ordusu homojen bir yapıda değildir. araplar, dürziler, türkler, ermenilerden oluşmaktadır. başta arap "aydınların" yaydığı ayrılıkçı fikirler bir yana, osmanlı bu azınlıklar için kabullendikleri bir türk imparatorluğudur. bunun ispatını osmanlıcılık fikrinin sıçıp sıvamasında görebiliriz. bu yazdığım ırkçılık olarak algılanmasın. zira osmanlı imparatorluğu, yüzyıllar boyunca birçok etnisiteyi bünyesinde barındırsa da "imparatorluk" kimliğinden kurtulamadı. 600 sene boyunca beraber yaşayan rumlar, türkler, ermeniler vb., 600 sene sonra hala rum, türk ve ermeniydi. takdir edersiniz ki, bu farklılıklar da kültürel olarak kendisini belli ediyordu.

    bunun savaş alanına yansıması ise (bkz: kut'ül-amare savaşı/@mackensen) yazısında değindiğim gibi kültürel olarak osmanlı ordusundaki görevlerine bir bağlılık hissetmeyen ve imparatorluğu da, askerliği de, kendilerine yakın görmeyen bir sürü türk olmayan osmanlı ordusu mensubunda görmek mümkündür.

    örneğin, bugün hala anadolu'da askerlik yapmayan kişiye karşı selam sabahı olmayan, kızını gelin vermeyen/vermek istemeyen dayıların olması buna kanıttır. askerlik kavramı, imparatorluk bünyesinde değerlendirilirse türkler ve birkaç etnisite hariç askerlik imparatorlukta pek tercih edilmemeye çalışılan bir iş olmakla birlikte, kentli arap seçkinler tarafından küçük görülen bir işti. elbette türk tebaa hariç. bunun yansımalarını 1948 arap-israil savaşı sonrasına kadar orta doğuyu yöneten kentli arap eşrafların ikinci dünya savaşı sonrası bağımsızlığını alan arap devletlerinin silahlı kuvvetleri'ne yerleşememelerinden de anlıyoruz ki, 1948 savaşı sonrası orta doğuda ailesi doğduğu kentin önde gelen ailelerinden olmayan biri için ancak askerlik cazip bir iş olabilirdi. bu kişiler daha sonra bütün orta doğuda kendilerini ve orduyu küçük gören kentli seçkinler sınıfını darbelerle alaşağı ettiler.

    bütün bunlar toplandığında anadolu'da "askerliğin, savaşın, vatan için ölmenin" ne kadar kutsal olduğu, eğer bir erkeğin bu yollardan geçmezse bir hayatı olmayacağı söylenceleriyle büyütülen örneğin egeli bir türk ile bu tarz hikayeleri kültürü dolayısıyla hiç dinlememiş, imparatorluğa karşı nötr olan bir arap askerin savaşma şevki pekala aynı değildir. örneğin kurna'nın işgali sonrası ıraklılardan müteşekkil türk 38.piyade tümeni'nin taarruzun ilk dalgalarında dağılması, 1915 yazına doğru mezopotamya'ya taze takviye birlikler gelmeden evvel, bölgedeki alman ve türk komutanların düşmanın gücünden daha fazla endişelendiği şey, bölgedeki osmanlı kuvvetlerinin dağılmaya müsait olmasıydı örneğin. kültürel olarak bir tarafta "vatan için ölmenin, askerliğin, vatan için savaşmanın" ne kadar kutsal olduğuyla büyütülen köylü anadolu gençleri ile örneğin imparatorlukla duygusal bir bağları olmayan, tek ortak paydasının din ve halife olduğu bir orta doğulunun aynı şevk ile savaşmazı beklenemez. küçümsediğim anlaşılmasın, kültürden söz ediyorum.

    lawrence, osmanlı ordusu'ndaki türk askerler için şunları yazar :

    "köylerden çeşitli cepheler de savaşmak için askere alınan gençler, kaderlerine itiraz filan etmeden razı oluyorlardı; türklerin vatanlarını savunma geleneklerinden ötürü bu gençler, askere alınmalarını tevekkülle karşılıyorlardı. koyun gibi insanlardı bunlar: hiçbir kötü ya da iyi özellikleri yoktu. tek başlarına bırakıldıklarında bir şey yapabilmeleri olanaksızdı ya da belki de savaş meydanında ağır ve sönük bir performans gösteriyorlardı. nezaketli olmaları ve acele etmemeleri emredildiğinde, bir çırpıda dost ve cömert düşmanlar oluveriyorlardı. babalarına hakaret etmeleri ya da analarının bağırsaklarını deşmeleri emredildiğinde, sanki hiçbir şey olmamış gibi ya da çok iyi bir şey yapıyorlarmış gibi soğukkanlılıkla kendilerine emredilen şeyleri yerine getiriyorlardı. bir ümitsizlik ve ateşli heyecanlı bir girişim eksikliği vardı osmanlı askerlerinde; bu, onları dünyadaki askerlerin içerisinde en yumuşak başlı, en dayanıklı ve en az ruhsuz askerleri yapmıştı."

    her neyse, devam edecek olursak,

    harbiye nezareti, birbirinden çok uzak cephelerde eş zamanlı harekatlar yürütmeye çalışması hasebiyle herhangi bir harekat alanında sonuç alıcı bir güç yoğunluğu sağlamakta başarısız kaldı. ikmal hatlarının zayıflığı bu dağılımı daha da sorunlu hale getiriyor ve türkler kendi lehlerine olan coğrafi avantajdan tam olarak yararlanamıyorlardı. bunun sonucuda türk genelkurmayı her üç faal cephede de kein olmayan sonuçlarla 1914 senesinde, savaşın ilk yılında karşı karşıya kaldı.

    gelelim sarıkamış'a

    askeri açıdan bakıldığında, türk 3.ordu mıntıkası son derece engebeliydi. dağların yüksekliği 3000 metrenin çok üzerine çıkmaktaydı ve toprak da çıplak ve kurak idi. askerlerin saklanabileceği, siper alabileceği çok az yer vardı. dar nehir vadileri harekatı dar ilerleme mihverlerine sıkıştırıyor, bu ilerlemeyi destekleyecek yol ağı ise çok ilkel durumda bulunuyordu. kışın ısı -40'lara bile düşebiliyor, 3 veya 4 metre yüksekliğe kadar kar birikebiliyordu. o dönemler yaklaşık 5 milyonluk nüfusun çoğu anadolu türkleri ile yaklaşık 700.000 ila 1.000.000 kadar ermenilerden oluşuyordu. bölgede hala varlığını sürdüren birkaç yüz bin kişilik bir rum nüfus da vardı. bu insanlar çoğunlukla vadiler boyunca sıralanan şehir ve köylerde yaşıyordu. bölge sakinleri, osmanlı imparatorluğu'nun standartlarına göre bile çok fakirdi.

    3.ordu mıntıkasındaki arazinin her türlü askeri değerlendirmesi, burasını savunma operasyonları için ideal olarak sınıflandırdı. harekatı kısıtlayan vadiler her türlü ilerleme için tıkaç vazifesi görebilir, çıplak arazi de savunma ateşi için ideal alanlar sunabilirdi. çevredeki dağlarda yapılacak harekat için özgün fiziki ve taktik sorunlarla başa çıkabilecek şekilde eğitilmiş ve teçhiz edilmiş dağ birliklerine ihtiyaç vardı, tıpkı birinci dünya savaşı italyan cephesinde italyanların arditi ve avusturyalıların gebirgstruppen'leri gibi.

    seferlerin mevsimlere bağlı oluşu nedeniyle, kış mevsiminin gelmesi bir dizi ek sorun yaratmaktaydı. kış operasyonlarına katılan birliklerin özel giysilere, ek tayın ve yakıta ve hepsinin ötesinde, taktik seviyede dinamik bir liderliğe gereksinimleri bulunmaktaydı.

    bütün bunlar toplandığında, 3.ordu bölgesi stratejik olarak harekata ilişkin veya taktik seviyedeki her türlü taarruz için son derece elverişsizdi, ancak osmanlı ordusu ruslara ilk darbesini burada vurmaktaydı. coğrafyanın elverişsizliği sebebiyle amaç ve hedeflerin üzerine eğilinmesi gerekliydi. 1878'deki kayıpların doğudaki bir taarruzu duygusal olarak gerekli kıldığı öne sürülebilirse de bu bölgede yapılacak bir hücumun panturanizmin politik hedeflerine destek olacağı da açıktı. bu iki amaçtan hangisinin 1914 kışındaki türk taarruzunun arkasındaki gerçek itici güç olduğu, bugünkü genelkurmay kayıtlarından bile açıkça anlaşılmamaktadır. harekatın kendisi bir "haçlı seferi" ya da pantürkizm için bir toplanma sembolü olarak sunulmadığı için, spekülatif olarak, amacın muhtemelen 1878 sınırının yeniden tesis edilmesi olduğu söylenebilir, ya da harekatın orta asya'ya ilerlemek gibi gerçek dışı bir amacını saymazsak yazdığımız gibi tebriz ve almanların da pek hevesli olduğu üzere bakü petrolleri osmanlı ordusu'nun hedefindedir, zaten savaşın sonuna doğru bu hedeflere de ulaşılacaktır. ama aralarından en gerçekçi amaç 1878'de rusların işgal ettiği toprakları geri almaktır. zira bu bölgelerin kaybı, balkan savaşında edirne'nin kaybı gibi bir etki yaratmıştır ve duygusal sebeplerin de bu harekatta payı hiç de az değildir.

    hücumdaki 3.ordunun ilk coğrafi hedefleri sınırın yaklaşık 50 km ötesindeki kilit öneme sahip kentlerdi, ikinci hedefler de bundan 110 km ötede bulunan eski türk şehirleriydi. gerçekte harekatın ana hedefi sadece karşıdaki rus ordusu'nun büyük bir kısmının imhasıydı. ruslara karşı dış bir cephede büyük kuvvetlerle muharebe etmek de almanlar için başlı başına önemli bir hedefti.

    türk 3.ordusu hasan izzet paşa komutasındaydı, kurmay başkanı da alman üstsubay yarbay felix guse idi. mirliva ahmet fevzi paşa 9.kolorduya, mirliva ziya paşa 10.kolorduya komuta ediyordu. bu kolordunun kurmay başkanı da yine bir alman subayı olan binbaşı lange idi. 11.kolordu ise mirliva galip paşa komutasındaydı. bu kolordularda albaylar nizami tümenlere komuta ediyorlardı. van jandarma alayı, yedi bölgesel jandarma taburu, bağımsız bitlis jandarma alayı ve bağımsız diyarbakır jandarma alayı binbaşı ferit bey'in komutasındaydı. kolordu büyüklüğündeki erzurum kale garnizonu , yine erzurum kalesine ait yedi piyade alayı ile beraber albay alaattin bey komutasındaydı. (dipnot : "albay ve bir tümeni komuta etmek?" diye soranlar için, ittihatçıların orduda yaşlı alaylı subayları tasfiyesinden sonra genç mektepli ve eğitimli subayların yükselişi burada da göze çarpar.)

    çatışmalar resmen 2 kasım 1914 tarihinde, rusların osmanlı imparatorluğu'na savaş ilanıyla başladı. ne var ki, rus taarruzu gerçekte bir önceki gün başlamıştı. sınırdaki zayıf türk süvari perdesi ağır taarruzlara maruz kaldı ve oyalamak amaçlı ruslarla muharebe etti. ana rus taarruzu erzurum-sarıkamış hattından, oltu istikametinden yapılan bir taarruz ile birlikte geldi. karaköse ve beyazıt'a yönelik başka hücumlar yapıldı. bir hafta içinde ruslar sınırdan erzurum'a kadar olan yolun yarısını almışlardı, ancak burada 11.kolordu'nun 18, 33 ve 34.piyade tümenleri ve ihtiyat süvari tümenleri tarafından yapılan kararlı karşı taarruzlarla durduruldu. 12 kasım'da 9.kolordu ve 11kolordu'yu sol cenahlarından takviye edildiler ve bunlar süvari kuvvetleri ile birlikte rusları yavaş yavaş geri itmeye başladılar. kasım sonlarında cephe istikrara kavuşmuş, ruslar türk topraklarında, erzurum-sarıkamış yolunda 25km derinliğinde bir çıkıntıda tutunup kalmışlardı. kayıplar ne çok hafif, ne de çok ağırdı. ruslar 3.ordu'nun güney omuzunda daha başarılı olmuşlar ve karaköse ile doğubeyazıt'ı almışlardı. rus ordusu ile beraber savaşan bazı ermeni grupları özellikle doğubeyazıt'ın işgalinde öne çıkmışlardı.

    8 aralık 1914 günü, türk kruvazörü mecidiye, albay hafız hakkı bey'i trabzon'a getirdi. genelkurmay ikinci yardımcısı 3.ordu'nun "taarruz ruhunu ateşlemek" üzere trabzon'a gelmişti. albay, 3.ordu kurmay başkanı alman yarbay felix guse'ye taarruz hazırlıklarına derhal başlanması talimatını şahsen verdi. guse'nin yapması istenilen planda, erzurum kalesi önlerinden harekat yapacak bir kolordu ön cephedeki güçlü rus kuvvetlerini tespit edecek, iki kolordunun oluşturacağı bir kanat ise sol cenahtan düşmanın arkasına çark edecekti. bu bir kez gerçekleştikten sonra, ruslar da böylece imha edilecekti. 3.ordu komutanı hasan izzet paşa ve 9.kolordu komutanı da planın uygulanabilirliğiyle ilgili kaygılarını hafız ismail hakkı bey'e ifade etti. hava koşulları bir yana, 3.ordu, özellikle ihtiyat süvari tümenlerinde, yerine konulmayan ciddi personel kayıplarına uğramıştı.

    enver paşa ve albay hakkı bey, hindenburg'un rus karargahının zaafı ile alakalı olarak berlin'e gönderdiği bir rapora dayanarak rusların kuşatıldıkları taktirde çökeceklerine inanmışlardı. ağustos 1914'deki tannenberg muharebesi (bkz: tannenberg muharebesi/@mackensen) dayanan rapor, rus karargahının kuşatıldıkları zaman komuta ve kontrolü yitirdiklerini de öne sürüyordu. hem enver, hem de albay hakkı bey tannenberg'i tekrarlamak ve sarıkamış'ta ruslara ses getiren yeni bir mağlubiyet tattırmak istiyorlardı. ayrıca, zafer kazanıldıktan sonra, ardahan ve kars kalesine doğru ilerlemek ve buradaki rus kuvvetlerini de imha etmek arzusu da vardı. taarruzu desteklemek üzere, türk genelkurmayı trakya'da bulunan 3.piyade tümeninden özel bir müfreze oluşturdu. 8.piyade alayı'nın iki taburu ve iki topçu bataryasından oluşan bu birlik çoruh çevresinde konuşlandırılacak ve kıyıda, batum yakınlarındaki rusları oldukları yerde tespit edecekti. söz konusu birlikler deniz yoluyla geldi. çünkü savaşın bu erken döneminde türkler karadeniz kıyısında küçük nakliyatları nispeten kolay bir şekilde yapabiliyorlardı. bu, 10.kolordu'nun kıyı savunma sorumluluklarından kurtulması ve taarruz harekatına yoğunlaşmasını sağlayacaktı. bu müfreze o sırada erzurum kalesi topçu komutanlığında görev yapmakta olan (sonradan yarbay olacak) stange adındaki bir alman binbaşıya verildi. birlik "ştanke bey müfrezesi" adıyla tanındı.

    12 aralık 1914 günü enver paşa erzurum'a geldi ve harekatın planlamasına katıldı. mevcut planın üzerinde derhal değişiklik yapıldı. büyük ölçekli bir taaarruza karar verdikten sonra, enver paşa 3.ordu'nun giderek artmakta olan ve kolayca yerine konulamayacak büyük zayiatı karşısında endişelenmeye başladı. ayrıca şimdi 3.ordu'nun karadeniz'den van gölü'ne kadar tuttuğu geniş cepheden ve bunun kuvvetlerin yoğunlaştırılmasını zorlaştırmasından da kaygı duyuyordu. bu sorunları telafi etmek için enver paşa, böylesi zorluklarla başa çıkabileceğine güven duyacağı saldırgan komutanlar istiyordu. ayın sonlarında bronsart von schellendorf ve harekat daire başkanı yarbay feldman da erzurum'a geldiler. 3.ordu'nun talihsiz komutanı ve karargahı için, akıl verenlerin ve gözetimcilerin bolluğu açısından hiçbir sıkıntı yoktu.

    3.ordu'nun kolordu komutanlarından ve kurmay heyetinden memnun olmayan enver paşa dereyi geçerken atları değiştirmeye karar verdi. 9.kolordu komutanı ahmet fevzi paşa'yı, paşanın karşı çıkmasına rağmen emekli etti. enver paşa onun yerine 34.piyade tümeni komutanı albay ihsan bey'i getirdi. 10.kolordu komutanı ziya paşa genç, faal ve zeki olarak osmanlı ordusu'nda bilinirdi. ne var ki ziya paşa da muhtemelen kolordusunun seferberliği ve yığınağındaki yavaşlığı sebebiyle enver paşa'nın gözünde itibar sahibi değildi. her halükarda 10.kolordu'nun krtitik öneme sahip sol kanat çevirmesini yapması kararlaştırıldı ve planı tümüyle destekleyen bir komutana gerek duyuldu. bunun sonucunda, enver paşa erzurum'da el altında oyalanmakta olan hafız hakkı bey'i, başka görevlere atanan ziya paşa'nın yerine 10.kolordu komutanlığına getirdi. bu değişimlerin sonucunda, sarıkamış yönünde sol kanat çevirmesini yapacak iki türk kolordusu hemen hemen hiçbir harekat deneyine sahip olmayan komutanların emrine verilmiş oluyordu ki, karargahta yapılan ve enver paşa'nın en çok eleştirildiği olaylardan biri de bu oldu.

    türk harekat planı iki grup kullanarak tek bir çevirme yapılmasına dayanıyordu. bunlar iki nizami süvari tümeni ile 11.kolordu'dan oluşan zayıf bir grup ve 9 ile 10.kolordulardan müteşekkil güçlü bir gruptan oluşuyordu ki, bu iki kolordu da yazdığımız üzere tecrübesiz komutanların eline bırakılmıştı. zayıf grup rusları tespit ederken, diğer daha güçlü grup açılacak ve rusların arkalarına sarkarak imhayı gerçekleştirecekti. ne sol cenahta bulunan güçlü grup, ne de sağ kanatta bulunan zayıf gruba harekatı koordine edecek genel bir kanat veya grup komutanı verilmedi. burada savaşın diğer cephelerinde tekrar tekrar yaşanacak komuta sorunları da osmanlı ordusu'nun hanesine yazıldı.

    ayrıca plan çok risk taşımaktaydı. yeni oluşturulan ştanke bey müfrezesi rus birliklerini taciz etmek ve yerlerinde tutmak için sınır boyunca çok açık bir harekat icra edecekti. bu faaliyetin 10.kolordu'nun oltu'ya ilerlemesini kolaylaştıracağı umulmaktaydı. daha zayıf olan gruba destek olarak 2.süvari tümeni 4 piyade taburu, bir dağ topçu taburu ve bir 120 mm'lik ağır topçu müfrezesiyle takviye edilmişti. 11.kolordu'ya da ek topçu kuvvetleri tahsis edildi. birlikler 19 aralık günü yerlerine intikal ederek en geç ertesi gün harekata hazır olacaklardı. harekatın 22 aralık günü başlamasında karar kılındı.

    3.ordu aralık 1914'de toplam olarak 150.000 mevcuda sahipti. ne var ki bu askerlerin çoğu erzurum kalesine atanmışlardı ve bir aylık yoğun muharebelerden sonra manevra taburlarından çoğu zayıflamış ve cephaneleri de azalmıştı. bu eksiklikleri telafi etmek için 11.kolordu'ya üç sınır taburu ve dört jandarma taburu tahsis edilmiş ve 10.kolordu'da ştanke bey müfrezesi'ni komutası altına almıştı. 11.kolorduya ayrıca 6000 kadar ikmal eratı gönderildi. 3.ordu taarruz için 75.000 asker, 73 makineli tüfek ve 218 topa sahip bulunmaktaydı.

    sarıkamış harekatında görev alan türk piyade tümenlerinin ortalama tüfek gücü (yaklaşık 10.000 kişilik bir kadro öngörülmüş olmasına rağmen) yaklaşık 7.000 nişancı eri olarak ortaya çıkmaktadır. makineli tüfek kabiliyeti bütün kolordularda özellikle zayıftı, zaten kritik bir düzeyde olan topçu kuvveti ise 9 ve 10.kolordularda dikkat çekici ölçüde zayıftı (öngörülen 72 top yerine 58 veya 56 top).

    türkler çevirip imha etmeyi ümit ettikleri rus kuvvetlerinin de benzer bir durumda olduğunu düşünüyorlardı. istihbarat raporları, rus sarıkamış grubu'nun 84 piyade taburunda örgütlenmiş yaklaşık 65.000 tüfeğe sahip olduğunu söylüyordu. türkler ayrıca rusların pekala mevcudu piyade taburlarından daha düşük 36 süvari taburu ve 170 dolayında toplarının bulunduğunu düşünüyordu. bu tahminlerin doğru olması halinde, türklerin piyade ve topçuda küçük bir üstünlükleri ortaya çıkıyordu. bunlar doğru kullanıldıkları taktirde dengeyi kendi lehlerine çevirebilirdi.

    türk tarafındaki genel yığınağı tekrar bir yazmak gerekirse,

    sol kanat

    9.kolordu : 33 piyade taburu, 28.000 tüfek, 20 makineli tüfek, 56 top
    10.kolordu : 27 piyade taburu, 21.000 tüfek, 23 makineli tüfek, top bulunmuyor

    sağ kanat

    11.kolordu : 34 piyade taburu, 22.274 tüfek, 16 makineli tüfek, 94 top ve ayrıca 2.süvari tümeni'nden 4386 tüfek 14 makineli tüfek 10 top

    toplam güç, 94 piyade taburu, 75.000 dolayı tüfek, 73 makineli tüfek, 218 top.

    diğer yerel muhariplerle birlikte +37.000 mevcut ve ikmal eratıyla +6000, yani 3.ordu toplamı böylece 118.000'e kadar çıkmış oluyordu.

    taarruz

    22 aralık sabahı kar ve sisin az olduğu, umut veren ılımlı bir hava ile başladı. 10.kolordu sabah 4'te oltu istikametinde harekata başladı. 9.kolordu'nun tümenleri sabah 6 ila 8 arasında taarruza kalkarken 11.kolordu sabah saat 9'da taarruza geçti. enver paşa sabah 8'de harekatı izlemek üzere ileri hatlara gitti ve öğleden sonra saat 3 sularında hahor'a geldi. başarılı bir gündü ve 3.ordu'nun akşam raporları son derece ümit vericiydi. ertesi gün de işler iyi gitti ve 24 aralık tarihinde türk sol kanadı oltu'yu geçmiş ve hala ilerlemeyi sürdürüyordu. 11.kolordu ile 2.süvari tümeni de ilerlemesine devam ediyordu. 24 aralık'ta 9.kolordu sarıkamış'ın dış mahallelerine ulaşmış, 10.kolordu da güneydoğu istikametine çark ederek sarıkamış'ı kuşatacağı noktaya ulaşmıştı. bu ana kadar taarruz büyük bir başarı kazanmış, 10.kolordu sadece 3 günde 75 kilometrelik çok zor bir ilerleme kaydetmişti. 25 ve 26 aralık tarihlerinde yapılan bir gece hücumunda 29.piyade tümeni eski sarıkamış'a girdi. 28 aralık günü 10.kolordu sarıkamış-kars hattı üzerinde tıkama mevzilerini ele geçirdi. bununla birlikte hava koşulları taarruzun başarısına nispet yapar gibi kötüleşmeye başladı ve 10.kolordu, 1.5 metre karın bulunduğunu ve ısının -26 derece olduğunu bildiriyordu.

    ne yazık ki 11.kolordu'nun hücumları yeterince etkili olamadı ve kolordu rusları ileri mevzilerinde tespit etme görevini yerine getiremedi. ruslar derhal bundan yararlandılar ve erzurum önündeki hatlarından birkaç piyade ve süvari alayını çekip türkler gelmeden önce sarıkamış'a geri gönderdiler. bu kuvvetler son anda yetiştiler ve art arda gelen çok şiddetli türk taarruzlarına karşı sarıkamış'ı elde tutmayı başardılar. doğu prusya'da, tannenberg'de sonları kötü biten rus 1. ve 2. ordularının aksine, rus ordu ve kolordu karargahları gelişmelerin cesaret kırıcı olmasına rağmen duruma iyice hakim oldular ve kuvvetleri üzerindeki etkin komuta ve kontrolü yitirmediler. ayrıca, 10.kolordunun daha fazla ilerlemesini engellemek için rus takviyeleri hızla benliahmet'e gelmekteydiler.

    hindenburg'un raporu doğu prusya ve hatta bir nebze galiçya'daki ruslar birlikleri için doğru olabilirdi. enver paşa, ikinci bir tannenberg'i ruslara yaşatmak için bir imhayı hedeflese de, tannenberg ile sarıkamış arasında dağlar kadar fark vardı.

    birincisi tannenberg'de almanlar max hoffmann gibi çok zeki bir kurmay subayına, wilhelm nikolay gibi başarılı bir istihbarat daire başkanına sahiplerdi. imha edilen rus 1.ordu komutanı general samsonov ile 2.ordu komutanı rennenkampf birbirlerinden 1905 rus-japon savaşı sırasında tren garında yumruk yumruğa kavgaya tutuşacak kadar nefret ediyorlardı. rennenkampf kararsız bir kişiliğe sahipti ve tannenberg esnasında vermesi gereken emirlerin hemen hemen tamamını samsonov intihar edip 1.ordu imha olduktan sonra vermişti. her iki rus komutan da soğukkanlılıklarını çok çabuk kaybetmişlerdi. almanlar, rus ordusu'nda da savaştan evvel bulunmuş max hoffmann'dan tecrübe ettikleri üzere rusların telsiz mesajlarını şifresiz geçtiklerini biliyordu ve tannenberg'deki büyük iç hat manevraları boyunca rusların her hareketini bir adım ileriden takip ediyorlardı. rus 1.ordusu'nun imhası masurya göller bölgesinde gerçekleşmişti, doğu prusya'nın coğrafyası doğu anadolu'nun çok çetin soğuğuna, karına, engebeli ve çıplak arazisine hiç benzemiyordu. belki de en önemlisi tannenberg imhası, almanlar tarafından yaz aylarında iklimin en elverişli olduğu 26-30 ağustos 1914 tarihinde yapılmıştı ve almanlar, türklere kıyasla doğal şartlardan françois'in 1.kolordusunun çamur, orman ve yağmur sebebiyle harekatın sonucunu etkilemeyen yavaşlamasından başka hiç çekmemişlerdi.

    29 aralık 1914, 3.ordu'nun ve enver paşa'nın başarılarının sonuna geldiği gün oldu.

    enver paşa ordunun ileri harekatına katılmış ve harekatın doğrudan komutasını üstlenmişti. kuşatmanın tamamlanması için çerkezköyü'nün kuzeyindeki sahra karargahından topyekün bir gayret gösterilmesini emretti. enver paşa'nın burada küplere binmiş olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildir.

    ne var ki, türk taarruzları bir sonuca ulaşacak gibi görünmüyordu ve ruslar önceki yaz tannenberg'de olduğu gibi imha tehdidiyle karşı karşıya da kalmamışlardı. ertesi gün rusların kars ve güneydoğudan taze takviye kuvvetleri getirmekte oldukları açıkça görüldü. ayrıca yıpranma ve kayıplar türk tümenlerini zayıflatmakta, askerler tükenmiş durumdayken "napolyon'un korktuğu tek düşman" olan doğa da havayı gittikçe kötü hale getiriyordu.

    kuvvetlerin yeni yılı karşıladıkları ve 1915 senesinin başladığı sırada harekata ilişkin ve taktik inisiyatifler rusların eline geçti. 10.kolordunun kanatlarına ve 11.kolordunun karşısına büyük rus kuvvetleri getirilmişti. 2 ocak 1915 günü ruslar kendi taarruzlarını başlattılar. bu tuzak içinde bir tuzaktı ve kuşatma yapan 9 ve 10.kolordular şimdi ezici bir rus kuşatmasının hedefi oldular. türklerin durumu bir gecede değişti ve umutsuz hale geldi. enver paşa, 9 ve 10.kolorduları sol kanat dediği tek bir harekat grubu halinde birleştirerek komutanlığına hakkı bey'i getirdi. ayrıca hakkı bey'i mirliva yaparak ali ihsan paşa'nın daha kıdemli olmasını sağladı. anlaşıldığı kadarıyla, enver paşa şimdi hızla kuşatma altında kalan türk kuvvetlerinin merkezi bir komuta altına alınmasının durumu kurtaracağına inanıyordu. güneyde 11.kolordu taarruzu sürdürüyordu ama bu grup da art arda gelen rus karşı taarruzlarına hedef olmaktaydı. enver paşa hala bir iyimserlik içindeydi ve vakitsiz bir başarı beklentisiyle hollanda ataşesi westenek ile norveç ordusu'nda hoff'u 31 aralık günü 3.ordu mıntıkasını ziyarete çağırdı.

    4 ocak günü rus hücumları 9 ve 10.kolorduları giderek daha küçük birer bölgeye sıkıştırırken türkler felaketin eşiğine gelmişlerdi. türklerin ya ricat ya da imha ile karşı karşıya oldukları açıktı ve enver paşa çekilmeyi onayladı ki, burada aksi bir cephe emir şu an doğu anadolu haritasının çok farklı olmasına yol açabilirdi. 9 ve 10.kolordular rus tacizi altında derhal ricata geçtiler. umutsuz bir artçı muharebesi yapan 9.kolordu artık bir muharebe gücü olmaktan çıkmıştı. ruslar tarafından kuşatılan 17, 28 ve 29. piyade tümenleri ile 9.kolordu karargahı'nın kalıntıları umutsuz durumun farkına varınca imha edildiler, arta kalanlar teslim oldu.

    9.kolordu komutanı ali ihsan (sökmen) paşa, kurmay başkanı albay şerif bey ve kurmay heyeti esir düştüler.

    hafız hakkı bey şöyle bir not düştü :

    "turnagel ormanından (9.kolordu'nun imha edildiği yer) çıkan sadece bir tek yol vardı ve o gece sadece 10.kolordu geriye döndü."

    bu, bir gece içinde muharebe gücünün üçte birini yitiren 3.ordu için büyük bir felaketti. 7 ocak günü türkler tam bir ricat halindeydiler. muharebe ve hava koşulları nedeniyle kayıplar dehşet vericiydi. o gün, 10.kolordunun muharebe gücü 2500 tüfek ila 16 toptan ibaret kalmıştı ve bu tüfeklerin 1000 ila 1200'ü 32.piyade tümeninde idi.

    enver paşa 8 ocak günü 3.orduyu terk edip istanbul'a doğru yola çıkmadan önce 3.ordu'ya son bir veda tebliği yayımladı, günümüz türkçesiyle :

    "arkadaşlar! sizi, padişahımız başta olmak üzere bütün millet tebrik ediyor. ben, yine istanbul'a dönüyorum. inşallah bundan böyle de, büyük muvaffakiyetler kazanarak düşmanı bir daha baş kaldıramayacak kadar kahreder ve şehitlerimizin ruhunu şad edersiniz. sizi, allah'a emanet ediyorum. unutmayın ki, allah her daim yardımcınızdır."

    enver paşa, yenilginin aksine osmanlı imparatorluğu'nun ilk günleriyle karşılaştırılabilecek işler yaptığını ileri sürdüğü 3.ordu'yu tebrik etmişti. ayrılmadan önce enver paşa, hafız hakkı bey'i 3.ordu komutanlığına, süvari albayı yusuf izzet bey'i de (met) (sonradan paşa) 10.kolordu komutanlığına getirdi. enver paşa 9 ocak sabahı saat 7'de istanbul'a doğru yola çıktı ve bronsart von schellendorf'u da yanında götürdü. o günün raporları 3.ordu'nun yaklaşık 10.000 tüfeğe sahip olduğunu gösteriyordu.

    harekat inanılmayacak kadar yüksek maliyetli ve zor geçmişti. yüksek dağlarda, özellikle de 9 ve 10.kolordu bölgelerinde ısı -40 dereceye kadar düşmüştü ve kar kalınlığı 50-60 santimetre idi. commandant larcher'in 1926'da kaleme aldığı ve türk kayıpları hususunda en çok kullanılan batılı kaynağa göre kayıpların düzeyi 90.000 civarındadır ki, bu sayıların büyütülmüş olduğunu anlamak zor değildir. bununla beraber 3.ordu kurmay başkanı yarbay felix guse tarafından toplanan muharebe raporu sonuçları oldukça farklıydı ve kayıplar 30.000 ölü ile 7000 esir olarak gösterilmektedir. bu durumda yine yarbay guse'ye göre erzurum kalesi'nde 12000 ve civarında 42.000 asker kalmış bulunuyordu. erzurum bölgesi'ndeki askeri hastanelerde seferden önce 900 hasta vardı. muharebeden sonra hastaneler 15.000 hasta ve yaralı ile dolup taşmaktaydı. genel olarak türk resmi tarihi ise 23.000 ölü, 10.000 hastanede ölü, 7000 esir ve 10.000 yaralıdan oluşan toplam 50.000 kayıptan söz eder. işbu zayiatlara harekat sırasında düşmanı bile görmeden donarak ölen, ilerlenmesi gerektiği için donmuş halde kurtlara ve yırtıcı hayvanlara yem olan askerler de dahildir. kayıplar konusunda her halükarda kayıpların sefere katılan askerlere oranı muazzamdır.

    14 şubat 1915 tarihinde 3.ordu 42.000 faal mevcuda sahipti. topçu kuvveti manevra taburlarından çok daha iyi durumdaydı ve çeşitli tiplerde 170 topa sahipti. sarıkamış harekatından 141 top geriye dönmüştü (12 sahra topu ve 50 parça dağ topu kaybedilmişti).

    rus ordusunun büyük bir kısmının sarıkamış cebinde imha edilmesini amaçlayan türk seferi birçok konuda aslında başarılıydı. ön planlama safhasında türkler, istanbul'dan gelen takviyeler dahil, çok kısa sürede hücum için üç kolordunun yığınağını (enver paşa'nın da baskısıyla) tamamlamışlardı. düşünce olarak türk planı fransızların plan xvii'sinden veya avusturyalıların galiçya'ya ya da rusların doğu prusya'ya yaptıkları taarruzlardan daha iddiasız değildi. hava koşulları, arazi ve lojjistik konularını "harekatı etkileyen faktörler" olarak toplanmak mümkündür ve başarısızlığın temel nedeni değilmiş gibi görünmektedirler. harekatı etkileyen bu faktörler türklerin ellerindeki olanakları zorluyordu ; ancak türk planının asıl hatası, rus komuta ve kontrolü konusundaki varsayımların ve planlama parametrelerinin hatalı olmasıydı. türk planının varsayımları, rus komuta ve kontrolünün ciddi şekilde tereddüde düşeceği ve rusların erzurum hattından birkaç süvari ve piyade alayını çekerek, bunların tam zamanında sarıkamış'a yetiştirdikleri 28 aralık 1914 gününe dek soğuğun sebep olduğu ciddi kayıplara rağmen her şey yolunda görünüyordu. rusların bu yerinde karşı hareketleri muhtemelen türk planının başarısızlığa uğramasının temel nedenidir ve 28 aralık günü sarıkamış ve çevresinde güçlü rus birliklerinin olmaması halinde şehrin türk 9.kolordusunun eline geçmiş olacağından kuşku duyulamaz. ulaştırma hatlarının gerisinde bir türk kolordusuyla ve yaklaşan kötü havayla karşı karşıya bulunan rusların savaşma azmi gerçekten de çökebilirdi. türk kuşatma hareketinin neredeyse kapanma noktasına gelmiş olması onların harekat hakkındaki temel düşüncelerini doğrular.

    hiç kuşkusuz, türk planı çok büyük risk taşımaktaydı ve bu risklerden biri de başımıza geldi.

    karadeniz kıyısında ştanke bey müfrezesi, taarruzun güney kanadında ise 2.süvari tümenini kullanarak bu bölgelerden economy of force yapma kararı kendi içinde büyük bir riske sahipti. yakın bir hedef yerine, derin bir hedef seçmek de bir riskti; sarıkamış ve ötesine ulaşmak için daha uzun süre geçmesi, ruslara karşı tedbirler almak için daha fazla zaman kazandırmaktaydı. güç oranları ise daha küçük bir risk oluşturuyordu, zira sürpriz unsurunun türk tarafında olması nedeniyle yerel taktik üstünlük sağlayabilecekleri yerleri seçebilmeleri, genel güç oranlarında küçük bir farklılığı önemsiz kılmaktaydı. ne var ki alelacele bir araya getirilmiş ve yeni oluşturulmuş tümenlerden derlenen türk kuvvetlerinin niteliği üzerinde daha fazla durulması gerekmektedir.

    son olarak, türkler rusların tannenberg'den gelen alman raporlarına göre belirlenen tepkileri gösterecekleri varsayımına büyük önem vermişlerdi. bu son derece tehlikeli bir kumardı ve rusların kısa süre önce avusturya orduları karşısında gerçekleştirdikleri ve avusturya ordusunun dağılmaktan son anda döndükleri de rus ordusunun kesin sonuçlu harekat yapma yeteneğine sahip olduğunu gösteriyordu.

    (bkz: lemberg muharebesi)
    (bkz: conrad von hötzendorf)

    riskler gerçek başarı şansına ağır basıyor muydu? bu konuyla ilgili gösterge, türk harekatının "neredeyse" başarıya ulaşmış olmasıdır ve bu, türk karargahının tahminlerini doğrulayacak yöndedir.

    daha başarılı olabilir miydik?
    ya da büyük bir başarı son anda büyük bir yenilgiye dönüşmekten kurtulabilir miydi?

    kısa yanıt muhtemelen "hayır" olacaktır. türk ordularının genel olarak daha iyi bir performans göstermeleri de çok zordu. 9 ve 10.kolorduların son derece zor koşullar altında yaptıkları yaklaşma yürüyüşleri, askeri tarihimizde türk askerinin nelere kadir olabileceği hususunda mükemmel bir kahramanlık örneğidir.

    türk komutanlığı enver paşa ve hafız hakkı bey'in şahıslarında "harekat alanında" bulunuyorlar ve harekat üzerinde derhal ve kesin bir taktik etki yapıyorlardı. bununla beraber, üç türk kolordusu arasında harekat düzeyinde güçlü bir koordinasyonun bulunmaması, bunların birbirlerini destekleyen çarpışmalar yerine, birbirlerinden çok ayrı muharebelerde çarpıştıkları anlamına gelir. her şeye rağmen, türk komutanlar kuvvetlerinin büyük bölümünü doğru noktalara hızla getirebilmişlerdi ve bunu daha da geliştirmek çok zordu. türk ordusunu yapısında bulunan lojistik ve maddi zaaflar için eleştirmek ise bir parça anlamsızdır, zira bu sorunların çoğu kısa vadede çözümsüzdü ve ancak üstün komuta yeteneği ve muharebe sürprizleri gibi faktörlerle telafi edilebilirdi.

    türk tarafı eleştirilecekse, bu, kuşatılan rusların nasıl tepki gösterecekleri konusunda hatalı varsayımların yanı sıra, bir ihtiyat kuvveti bulundurmadıkları için yapılmalıdır. böyle bir ihtiyat kuvveti 1914'ün 24 aralık'ında taktik dengeyi 3.ordu lehine çevirebilirdi. bunun yanı sıra türkler belki sahra topçularının büyük kısmını oltu'nun ilerisine geçirmedikleri için de eleştirilebilirler (intikalde yitirilen topçu kuvvetlerinin çoğunun dağ obüsleri olması, ileri unsurların sahra topçusundan yoksun bulunduklarına işaret eder). sahra toplarının oltu'nun güneydoğusundaki dağlardan geçirilebileceği de kuşkulu olmakla birlikte, sarıkamış'ta ve kars yolunda sadece kısa menzilli küçük kalibrede topçu unsurlarının mevcut olması bu kritik noktada türklerin taarruz kapasitesine büyük zarar vermiştir.

    rusların erzurum ile sarıkamış arasında kuşatılmaları için yapılan sarıkamış harekatı her halükarda dikkat çekicidir. bir sefer olarak 1853 yılında abd iç savaşı'nda yapılan chancellorsville muharebesi ile yakın bir benzerlik gösterir. kuzey birliklerinin komutanı joseph hooker geniş bir kanat harekatı ile robert e. lee'nin kuzey virginia ordusu'nu kuşatmayı ve onu rappahannock'ta bulunan sedgwick'in kolordusu tarafından oluşturulan örs üzerinde ezmeyi düşünmüştü. hooker her ne kadar iyi bir başlangıç yapmış ve baskın unsurunu da elde etmişse de, lee'nin hızlı reaksiyonları ordusunu kurtardı. hooker tuzağın içinde tuzağa düştü ve ordusunu zor kurtrardı. burada dikkat çekici bir şekilde farklı olan ve türk tarafının yaptıklarını daha değerli kılan husus, hooker'ın lee karşısında muazzam bir sayı ve malzeme üstünlüğüne sahip bulunması ve harekatın virginia'daki ılık mayıs ayı içinde yapılmasıydı.

    ne var ki hooker da, enver paşa da başarısız olmuştu.
4 entry daha