şükela:  tümü | bugün
639 entry daha
  • kurmaca anlatmanın temelinde yalancılık yatar. anlatıcı, dünyayı olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi gördüğünden yazarken gerçeği değiştirir. bu durum anlatma çabasının başladığı andan itibaren böyledir. gerçekte insanlar o kadar cesur ya da kahraman ruhlu değildir. ancak homeros, ilyada’da öyle bir anlatmıştır ki savaşta yer alan herkes yiğit, herkes güçlü herkes tanrılardan yardım alacak kadar erdemli bir hale gelir. çünkü homeros dürüst olup savaştan dönen bir insanın yaşadığı stres bozukluğunu anlatsa döneminde bir meczup olarak görülecekti ve biz ilyada’yı asla okuyamayacaktık.

    bu yalancılık da çoğu zaman gerekli bir şeydir aslında. mesela j. r. r. tolkien yüzüklerin efendisi serisinin herhangi bir şeyin alegorisi olmadığını söylese de somme savaşında bulunmuş bir insanın, rivendell’de sonsuza kadar yaşayıp, sone söyleyen elf’leri yazması çok anlaşılabilir bir durumdur. ya da ikinci dünya savaşını görmüş birinin hobbiton’da çiftçilik yapıp şenliklere katılan bir halkı düşlemesi gayet normaldir.

    normalde bu “yalancılık” bir yazar ya da yönetmen derdini anlatmak için kullandığında kabul edilebilir. ancak amaç hikaye anlatıcılığından çıkıp izleyiciyi maniple etme çabasına döndüğünde yapılan işin kalitesi düşer. bu tip kullanımın en büyük örnekleri de romantik komedilerde vardır. mesela bir adam çok sevdiği eşini kaybeder. önceleri komik görüntüler eşliğinde bocalar. finale doğru biriyle tanışır, kaybını kabul eder ve yeni huzurlu bir hayata başlar.

    bu hikayedeki problem ise söylenen şeyin baştan aşağı yalan olmasıdır. evet insanlar bu tip filmleri izlediğinde ekran başından mutlu ayrılırlar ama gerçekte çok ufak bir acı çeken bir insan bile olayların bu şekilde ilerlemediğini bilir. birincisi gerçek hayatta o bocalama anı bu kadar komik değildir. devam etmeye karar vermek de sanıldığından çok daha fazla enerji gerektirir. bu nedenle böyle filmlerin pratikte bir faydası yoktur çünkü bu klinik depresyon geçiren insana “dışarı çık iki hava al geçer.” demek kadar faydasızdır.

    ancak homeros örneğinde konuştuğumuz gibi dürüstlük istenen bir şey değildir. normal insan ilişkilerinde bile durum böyledir. kimse saçını boyatan arkadaşı sorduğunda iyi niyetli bile olsa “çok kötü olmuş.” diyemez, çünkü toplum insanı yalan söylemeye alıştırır. ancak ricky gervais konuşmalarından, yaptığı stand-up’lara kadar gördüğümüz üzere temel düstur olarak dürüstlüğü benimsemiş bir insandır. gerçek hayatında böyle midir bilemeyiz tabi ama oscar konuşmasında herkesin bildiği (birazcık da söylemek istediği) ne varsa dile getirdi kendisi. aynı durumu humanity adlı stand-up’ında da görebilirsiniz. genelde insanlar ünlü ve zengin olduktan sonra sahte bir mütevazılığa bürünürken gervais yaptığı çoğu esprisinde “evet, çok param var. ne olmuş yani?” gibi bir tavır takınmıştı.

    2019 senesinde başlayan after life da benzer bir mantığın ürünü. çünkü biraz önce örnek verdiğimiz hikayede ana karakterin önce nemrut ama komik olması ancak kısa zamanda toparlanması gerekiyordu. tony ise yalancılığa hiç bulaşmadan böyle bir sürecin nasıl olabileceğini tüm dürüstlüğüyle gösteren bir karakter. dizinin temel farkı da burada aslında. süreci anlatırken size yalan söyleyip hikayesini satmaya çalışmıyor. o kadar dürüst ki bir yerden sonra izlediğiniz sahneler dizi olmaktan çıkıp karşılıklı oturup kahve içtiğiniz bir sohbete dönüşüyor. şimdi dizi bu doğallığı ve dürüstlüğü nasıl yakalamış bir bakalım.

    --- spoiler ---

    yapılan ilk şey şu; dizi hiçbir zaman boş teselli vermiyor. “bunlar da geçer.”, “kafana takma.” “dışarı çıkalım havan değişsin.” gibi işe yaramayacak şeyler söylemiyor. çünkü böyle başlayan bir hikayede nemrut karakter arkadaşlarının dışarı çıkma tekliflerini ilk önce reddeder. ancak bir akşam onlarla dışarı çıkmayı “gönülsüzce” kabul eder ve şans eseri hayatının en güzel gecesini yaşar. bu normal bir hikayede kırılma anlarından biridir. ancak bu anlatılan hikaye dürüst değildir. çünkü böyle bir acı, içilen martiniler ya da tanışılan bir iki insanla geçmez. bunlar bir insanın can sıkıntısını alabilir belki ama senelerini beraber geçirdiği ve yakınlık kurduğu bir insanın yerini tutmaz.

    bu dizide ise yogaya başlayalım, yeni birileriyle tanışalım fikirleri önce birer birer reddediliyor. ancak yapılan sadece bu olsaydı hikaye fazlasıyla karamsar olurdu. onun yerine sürecin nasıl ilerleyeceği ve “gerçekten” iyiye gitmenin nasıl olacağı dürüst bir şekilde gösteriliyor. terapistiniz size “alfa erkek” ol diyebilir, insanlar sizi tanışacağınız alımlı kadınların yanına sürükleyebilir. bunlar ilk aşamada hayatınızı iyileştiriyormuş gibi de görünebilir (ki bu hikayede onu bile söylemiyor aslında) ancak insan kendisini mutlu eden bir şey bulduğunda iyileşebilir ve bu da birden bire olmaz diyor dizi. diğer türlü süreç bir anda değişecek çünkü. bu dizide ise karakterler bankta oturup uzun uzun içlerini döküyor çünkü bu tür bir durumda iyileşmenin zaman alacağı gösteriliyor dürüst bir şekilde.

    dizinin bir diğer güzelliği de bu zaten. normalde böyle bir hikayede tüm diyaloglar bilgece yazılır. her söylenen şeyin güzel ve anlamlı görünmesi için uğraşılır. ancak fazla çabalamak yazılan diyalogların da kulağa sentetik gelmesine neden olur. ayrıca diyalog bir hikayeyi ilerletmek için kullanılacak en basit mekaniktir. mesela hikayenin ilerlemesi için karakterin işinden istifa etmesi gerekiyor diyelim. ancak karakteri fazla çekingen yazdığınız için böyle bir şey yapması tutarsız görünecek. hikayenin devam etmesini sağlamak için hemen akıl hocası gibi birini yazarsınız ve o kişinin vereceği tavsiyeler ile karakterin kararını değiştirirsiniz. bu hem organik görünür hem de hikayeye istediğiniz yönü vermenizi sağlar.

    bu dizide ise ulaşılması gereken bir nokta yok. daha çok bir durumun anlatılması var. bu yüzden diyaloglar bu zoraki yönlendirmelerden kurtulmuş. ancak söylenen şeyler yine de güzel ve bilgece. fark ise şurada; biraz önce konuştuğumuz örnekte önemli olan anlatılan değil, nasıl anlatıldığıydı. burada ise diziyi satma çabası olmadığı için daha sade bir tarz benimsenmiş. ancak kullanılan kelimeler sade olsa da dizi hayatla, ölümle, ilişkiler ile ilgili çok derin diyaloglara sahip. çünkü buradaki karakterlerin amacı izleyiciyi diziye hayran bırakmak değil. bu nedenle zekice görünen (ama aslında olmayan) diyaloglar yerine her yerde görebileceğiniz sade insanların içlerini dökmesini izliyorsunuz.

    bu nedenle tam tersi bir yön izlese de dizi, karakterlere standart hikayelerden daha çok bağlanmanıza neden oluyor. çünkü buna benzer hikayelerde mesela babalar, çok geniş hayat tecrübesine sahip olur ve oğullarına çok güzel tavsiyeler verirler. buradaki baba ise olabildiğince sade ama mutlu bir hayat yaşamış. evet söyleyecek çok farklı ve dikkat çekici sözleri olmayabilir. ancak öldüğü zaman tony’nin yaptığı konuşmadan fark ediyoruz ki normal insanlardan öğrenilecek çok daha fazla şey var aslında. çünkü bu dizideki karakterlerin yaşadığı şeyler gerçek hayata daha yakın.

    dizinin dürüst olduğu bir nokta da olayların akışı. bu tip bir hikaye sıfıra yakın bir noktada başlar. açılışta o kötü durum düz bir çizgi şeklinde devam eder. daha sonra bir kırılma anı (ne kadar tesadüfi o kadar iyi) yaşanır ve işler bir eğri şeklinde yükselir. finalden önce kısa bir düşüş yaşanır ama bu düşüş asla sıfır noktasını bulmaz tekrar. sonra bu kötü durum hızlı bir şekilde düzelir ve hikaye zirvede son bulur.

    ancak bu temelde bir yalandır. çünkü işler gerçek hayatta asla düz bir çizgi gibi yükselmez. çünkü hayat dışarıdan müdahale edilen ve belirli bir noktaya ulaşması gereken bir hikaye değildir. after life da anlatımında dürüst olduğu için bu tip düz bir yükseliş izlemiyor zaten. sürekli olarak iniş çıkışlar var. mesela ikinci sezonda tony’nin iyileşmeye başladığını görüyoruz. artık etrafındaki insanlara karşı nazik olmaya çalışıyor. ancak bu yükselmeye rağmen ilk sezonda olduğu gibi her gün tony’nin şarap içip lisa’nın videolarını izlemesiyle bitiyor. her şey birden bire iyi olacak demek izleyiciyi kısa yoldan mutlu ederdi. ancak burada dizi daha dürüst davranıyor ve “işler bazen iyiye gidecek bazen de kötüye gidecek, hatta bazen kendinizi başladığınız noktada bulacaksınız ancak her insanın bir derdi var ve size karşı nazik olan insanlara değer verir ve onlar için bir şeyler yapmaya çalışırsanız sonunda eski mutluluğunuz kadar olmasa da yine de iyi bir yere gelirsiniz.” diyor.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak dizinin en güçlü noktası size karşı tamamen dürüst olması. çünkü fantastik bir yapımda gerçekleri değiştirmek kabul edilebilir bir durum olsa da temelde bir insan hikayesi anlatıyorsanız bunu yapmanız düpedüz yalancılığa giriyor. gerçi bu yalancılık da izleyicisini kısa süre için mutlu ediyor ama insanların yaşadığı problemlerle ilgili bir hikaye anlatırken dürüst olmak, onları kısa yoldan mutlu etmekten çok daha önemli bence. bu yüzden “hayata karış, o zaman aradığın aşkı bulursun.” diyen yakışıklı ve iyi giyimli bir insanın bana öğüt vermesindense; anne ile birlikte bankta oturmayı, roxy ile yaptığım yemeği paylaşmayı, james ve annesinin elton john düetini dinlemeyi, tony ve sandy ile birlikte kahve içmeyi tercih ederim.
756 entry daha