şükela:  tümü | bugün
228 entry daha
  • pir sultan abdal’in cok sevdigim bir sozu var; “cehennemde ates yoktur, herkes kendi atesini kendisi goturur” diye. bizim milletten baska hicbir ulke vatandasinin kafasini bu kadar takmadigi “sevilmeme” olayinda da durum farkli degil. hicbir toplum, aksamdan sabaha, bir baska milleti sevmemeye baslamaz.

    bu konuda derdimizin buyugu avrupayla. kendileriyle bir turlu kaynasamamizin en buyuk sebepleri; tarih, din, dil, irk, mutfak kulturu, hayat, bakis acisi gibi kavramlarda 180 derece farkli olmamiz. bu nedenle, ilk giden gocmenler, bin yil boyunca savasmaktan ovundugu cografya ile bir turlu o simbiyotik bagi kuramamis olmasi da normal gibi.

    (verecegim tum ornekler, ingiltere'den. birebir kendi yasadigim ve birinci agizdan duyduklarim)

    gecen sene bu zamanlar, gec bir saatte uber’e bindim, eve de 20-25 dk mesafedeyim. turk bir sofor denk geldi; ali abi. ali abi yirmi uc yildir londra’da, ali abi turklerin ata sporu olan “koye ev yaptirma”yi da tamamlayarak butun carlari acmis, ali abi tam bir desidero, ali abi geveze. ah benim son kafa utucum ali abi.. kafam zaten tassak gibi, es verdigi bir ara soruyorum; “abi nedir bu uber isleri?”diyorum, ali abi dokuluyor, “haftalik £800-1000” diyor, “e guzel para abi de peki vergi isleri” diyorum, ali abi “o isi bir sekilde hallediyoruz” diyor, “nasil yani hallediyorsunuz abi, olur mu oyle sey ?” diye soruyorum ve ali abi, kralice’nin himayesinde gecen ceyrek asirlik tecrubesine yakisan o cumleleri sarf ediyor; “vergi verirsek biz ne yiyecegiz hayatim”. ali abi ile, ikili iliskilerdeki “hayatim” esigini gecerek birbirimize puan vermeden ayriliyoruz.

    ertesi sabah ali abi'nin bir hayal mahsulu olmasini umut ederek uyaniyorum, ama degil, olmadigi gibi ali abi yalniz da degil;

    fi tarhilerinde, ingiltere’nin (ingiltere, ulke olan) guney batisi haric her yerine ikiser-ucer kez, ek olarak kuzey ve guney galler'e cift dikis gidiyorum. ısim turk restaurantlarla. her isletmede, eli yemege degen herkeste olmasi gereken bir belge satiyorum. esiyle birlikte calisan donerci, kebapci, lokanta gezdikce bir sey fark ediyorum; mevzuata, bir home office (icisleri bakanligi) calisanindan daha fazla hakim olan vatandaslarimizin (pardon burasi yanlis oldu, cifte vatandaslarin) esleriyle soyadlari farkli, ya bosanmislar ya da evli gostermemisler, yani neredeyse yarisi bekar anne (single mom) & bekar baba (single dad) . bu haliyle devletten yardim aliyorlar. bir cogunun muhafazakar turk illerinden goc ettigini dusunursek, isin icine para girince, o cok onemli "turk aile birligi" ne denli basit ve siradan hale geliyor degil mi?

    bitti mi ? bitmedi

    "bknz: kullanicilarin yaptigi diger aramalar"

    gunduz devletten, ayagim sakat diye yardim alip aksam hali saha macina gidenler.

    beraber yasadigi kiziyla anlasip, kizi, kendisini evden atmis gibi council’e basvurup ev isteyen kadinlar.

    muhasebecisiyle tanistiginda, adindan once sordugu ilk soru “abi, gozunu seveyim az vergi cikar” diyenler.

    alti yil once, kralice’ye ait kuguyu kesip yiyen (buyuk suc, buyuk infial olmus o donem)

    yogun olarak yasadiklari semtleri (tottenham – bruce grove civari, woodgreen- lordship lane) suc yuvasina ceviren insanlar...

    ne tesaduf hepsi ayni ulkenin vatandasi.

    tum bunlara ragmen, ingilizlerin birini sevmeme (irkcilik demeyelim de, birinden pek hazzetmeme) esigi yuksektir. yani sabirla beklerler, her yapilan sigirlikta hanene bir eksi daha yazar (dua lipa haricindeki arnavutlardan da pek hazzetmezler mesela) turklere de avrupa'da vize uygulayan son ulkelerden biri olmustur. (yanlis bilmiyorsam 1989). zaten, londra’nin sadece %45’i britanya adasinda dogan beyaz ingilizlerden olusur, yani adamlar alisik farkli milletler ile bir arada yasamaya, ancak, sen gittigin-goc ettigin yeri, cikip geldigin sehre benzetmeye calisir, ingiliz kulturune eklemlenemez (kimse sana kahvaltida sutlu cay icip, pazar kiliseye git demiyor ama turkiye’nin standart bitki ortusu olan tatli su kurnazligini da yapma bari) isen nereye kadar tolerans gosterilmesini beklersin, yani limit ne? gidin buckingham'in cimlerinde de mangal yakin o zaman. laf ederlerse de "ingilizler irkci yaa, amk ibneleri, somurgeci pezevenkler" diyin.

    ıngiltere’de suresiz oturum (ilr – indefinite leave to remain) vizesini alabilmeniz icin, “life in the uk” adli bir sinavi gecmeniz gerekir. bu sinavi gecme ortalamasi en dusuk dort ulkeden biri turkiye, diger ucu , irak, banglades ve afganistan (veri eski ama simdi de benzer) bak, ingiltere'deki hayati tanima acisindan kimlerle ayni ligtesin.

    neyse, somurgeci, pis, kustah ingilizleri bir kenara birakalim.

    belki de turklere en pozitif bakan ulkelerden biri olan portekiz’in bir vatandasinin, uc sene once , trabzon’daki mescid-i aksa maketine yaslandigi icin neredeyse linc edildigi bir cografyada yasayip (bu orneklere girersek sabahi buluruz) “allah allah, olm bizi sevmiyorlar ya” demek de cok ilginc.

    portekiz demisken aklima geldi, guney amerika'da seviyorlar (en azindan brezilya'da) henuz oraya ulasip kendimizden nefret ettirmeyi basaramamisiz.

    turkiye ne kadar muslumansa, o kadar hristiyan olan polonya'da, bir kilise'de, ankara'nin baglarini calacak rahatligi, ozguveni buluyorsan (cal, sorun yok) , ayni adam suleymaniye'de kujawiak oberek'i calarsa, sen de ona ayni ortami saglarsin degil mi?

    ezcumle, turkiye'de duzenli yurtdisina cikanlarin orani %1'mis (tweet kaynagi tartisilir ama cok da farkli oldugunu sanmiyorum, hadi -hac/umre harici- %5 olsun) hicbir fikrimizin olmadigi cografyalardaki, hic tanimadigimiz insanlardan nefret ediyoruz, her gun yuzlerce, binlerce kufurlu tweet atiyoruz. siradan, tek sucu bir turk'ten farkli olarak bir kac bin kilometre batida dogan "siradan" insanlara olesiye nefret kusuyoruz ve sonrasinda "olm bizi neden kimse sevmiyor... zaten turk'un turk'ten baska dostu yok" diyoruz.

    sahi suralarda bir cuvaldiz olacakti.
233 entry daha