şükela:  tümü | bugün
51 entry daha
  • çoğu insan tarkan ve sertab erener'in avrupa'ya açılma macerasını hatırlasa da sezen aksu'nun da bu iş için ciddi çaba gösterdiği arada kaynar. bunun bir nedeni alsu'nun diğer türk şarkıcılar gibi ingilizce söyleyerek değil kendi bestelerini ana diliyle söyleyerek bu işi başarmaya çalışmasıydı. öte yandan diğerlerine göre bir üst jenerasyon olup, zaten ana vatanında çok büyük bir ünü olduğu için biraz "olsa da olur olmasa da ama olsa çok iyi olur" havası vardı. medya da bu dönemlerde aksu'nun bu çabasını vurgulamak yerine yeni şarkıcılara destek çıkması gibi müzikal konularıyla ve aşkları, ayrılıkları ve ölümler gibi özel hayat konularıyla anıyordu. aksu, yurtdışı macerası için alman müzik şirketi polydor ile anlaşmıştı hedef almanya'daki göçmen kitle üzerinden avrupa'da ses getirmekti. bu doğrultuda alman pop rock efsanesi udo lindenberg ile iki çalışma yapmış, 1991 tarihli gülümse'deki hadi bakalım'ı ve 1993 tarihli deli kızın türküsü'ndeki sude'yi avrupa'da single olarak çıkarmıştı. sonra vitesi arttırarak türkiye topraklarının müzikal zenginliğini bir albümde toplamaya çalıştığı 1995 tarihli ışık doğudan yükselir albümünü kaydetti. ama bu çabalar meyve vermeyince ve sezen aksu dinleyicisi artık son iki albümde olduğu gibi daha deneysel şarkılar yerine düz pop isteyince, aksu da bir sene sonra düş bahçeleri ile kitlesinin istediğini verdi. seni yerler gibi oynak, zilli bir yeni şarkının yanında, levent yüksel, sibel tüzün, sertab erener, hülya avşar gibi şarkıcılara verdiği, bilinen şarkılarını bir de kendi yorumladı. bu pop müziğe tekrar ısınma albümü sonrası yeni şarkılarıyla aksu'nun piyasayı sallayacağı bekleniyordu ama aksu, avrupa defterini kapatmaya niyetli değildi.

    aksu, 1996'da kendisinin ve vokalistlerinin albümlerini çıkarırken daha bağımsız olmak üzere karma müzik adlı şirketi kurdu ve raks müzik ile ortak oldu. "düş bahçeleri" aksu'nun kendi şirketinden çıkan ilk albümü olmuştu ancak bir sonraki albümünde yurtdışı kapılarını zorlamak istiyordu. bu nedenle ortağı raks müzik ile oturup kiminle çalışabileceklerinin listesini çıkardılar. raks muzik'in yurtdışında polygram ile anlaşması vardı ve seçilecek isim bu müzik sirketine bağlı şarkıcılardan biri olmalıydı. o isimlerden biri özellikle öne çıkıyordu. o da kendi kültüründen şarkılarını dünyaya tanıtmak istemiş ve başarmıştı. çaldığı melodiler sezen aksu'ya ve onun dinleyicisine uzak değildi çünkü benzer bir coğrafyadan gelmişti. en önemlisi de o dönem ününün zirvesinde biriydi. o isim goran bregovic'ti.

    bregovic, aksu'dan dört sene önce yugoslavya, saraybosna'da doğmuştu. annesi sırp, babası yugoslav ordusunda görevli bir hırvat'tı. büyürken etrafında boşnaklar ve çingeneler vardı. bu çeşitlilik ileride bregovic'in müziğine ilham verecekti. kısa vadede ise aklını başka bir müzik türü çalmıştı: rock. 60'ların isyankar rock müziği bregovic'in tam ergenliğine denk gelince rock müzik yapmaktan başka seçeneği yoktu. babası ve annesinin ayrılışı, babasının alkol problemleri, ülkenin baskıcı rejimi derken bu isyankar müzik tam ona hitap ediyordu. birçok genç müzisyen gibi cover yaparak bu işe girdi. komşu italya'ya geçip oralardaki kenar köşe barlarda çaldı. 1960'ların sonunda kendi gruplarını kurmaya başladı ve 1974'te yugoslavya'nın herhalde en önemli müzik grubu olan bijelo dugme'yi kurdu. en başlarda yurtdışında yapılan hard rock/progressive rock'ı kendi dillerinde yorumladılar. çok büyük başarı toplayan grup 1977'de belgrad'da verdikleri ücretsiz konserde 80'000 civarında kişiye çaldı. çok az kişi bilir: 1981'de belgrad'da düzenlenen bir festivalde "headliner" oldu. peki ondan önce çıkan yani alt grupluğunu yapan grup kimdi? o sene ikinci albümünü çıkaran iron maiden! yani zamanında maiden'dan bile daha yukarıda tutulan bir gruptan bahsediyoruz. ancak 80'li yılların devamında bijelo dugme hem müzikal hem duruş olarak değişim yaşadı. rock havasını kaybetmeye başlayan grup dönemin moda tarzı new wave'e geçerken, bir yandan etnik enstrümanları daha çok kullanmaya başladı. bu da grubun politik duruşu ile uyumludu çünkü yugoslavya içindeki problemler artarken grup, birliği ve yugoslav kimliğini destekleyen sözler yazıyordu. ama bu duruş yugoslavya'dan ayrılmak isteyen bölgelerde pek iyi karşılanmadı. bregovic, grupla 1988'de son kez bir albüm çıkardı. aynı yıl yönetmenemir kusturica'dan gelen çingeneler zamanı filmi müziklerini yapma teklifini kabul etti. film başarı kazanırken müzikleri de ayrıca övgü topladı. ülkede iç savaş adım adım yaklaşırken bregovic, bijelo dugme'yi de ülkesini de bırakıp paris'e yerleşip, film müzikleri yapmaya devam etti. bu müziklerin bir kısmı bijelo dugme için yazdığı bestelerin yeni düzenlemeleri, bir diğer kısmı da geleneksel melodiler olunca eski dinleyenleri tarafından hazıra konmakla suçlandı. zamanında tanıştığım bir sırp ile bijelo dugme muhabbeti yapmak istediğimde bregovic'in gözünü para bürümüş bir satıcı olduğuna dair uzun bir tirad dinlemiştim. bu film müziği döneminde savaşa dair ciddi bir duruş göstermemesi de özellikle doğduğu saraybosna'da savaşın sillesini yemiş insanlardan büyük tepki gördü. dünyanın geri kalanı ise bregovic'in müziğine hayran kaldı. 1990'larda kendini iyice gösteren etnik müzik akımında balkanlar denince akla gelen ilk isim bregovic oldu.

    bregovic şarkılarını türkçeleştirme fikri ilk kez aksu'nun aklına gelmemişti. oya bora, sinan erkoç, nükhet duru ve yeşim salkım gibi isimler kendisinin şarkılarını kullanmıştı. hatta yeşim salkım ve sezen aksu arasında bu konuda bir sıkıntı da ortaya çıktı çünkü düğün ve cenaze hazırlanırken, tesadüfen salkım da bregovic'in underground cocec şarkısını gönül hırsızı olarak albümüne alıp şarkıya klip çekmişti. aksu da bu albümde aynı şarkyı kullanmak isteyince bir takım tartışmalar yaşandı ve salkım, aksu'yu genç sanatçılara köstek olmakla suçladı. sonuç olarak aksu, şarkıyı albüme almaktan vazgeçti. o albümdeki cajesukarije cocec de neredeyse aynı düzenleme ile candan erçetin tarafından sevdim sevilmedim adıyla yorumlanmıştı. hatta erçetin, bu şarkıyı çok sevince underground film müzikleri ile aynı yıl çıkan ilk albümünü hazırımı tekrardan yayınladı ve yeni şarkısını albümün ilk sırasına yerleştirdi. yetmedi bir de single olarak çıkardı. işin ilginci bu melodiyi bu topraklarda ilk kez duymuyorduk. aslında "caje šukarije", makedon/çingene şarkıcı esma redzepova'nın en bilinen şarkısıydı ve bu şarkıyı ajda pekkan, olanlar oldu bana adıyla 1972'de yorumlamıştı. tıpkı salkım ve aksu gibi erçetin ve pekkan da bu şarkı ile ilgili ufak bir atışma yaşadılar ama internette kendi versiyonlarını beraber söyledikleri bir video olduğuna göre herhalde onlar da işi tatlıya bağladılar.

    aksu'nun tüm bu saydığım isimlerden farklı elbette bütün albümünü tamamen yabancı bir bestecinin şarkıları üstüne kurmak istemesiydi. türk müziğinde buna yakın bir örnek arıyorum, bulamıyorum. zülfü livaneli'nin mikis theodorakis ile yaptığı güneş topla benim için, theodorakis'i onore etmek için bir albüm gibi dursa da sonuçta livaneli sadece yunan bestecinin eserlerini okumamıştı. ama bu demek değil ki bregovic şarkılarını kendi dilinde okuyarak albüm yapan ilk sanatçı sezen aksu'du. 1991 yılında aksu, gülümse ile türkiye'yi sallarken, bregovic ve yunan şarkıcı alkistis protopsalti, paradehtika adlı albümü kaydetmişti. bu albüm ve düğün ve cenaze arasında büyük parallellikler var. hem şarkı seçimlerinde ciddi bir kesişim var (alkistis'in albümündeki 10 şarkının 6'sı düğün ve cenaze'de yer almakta) hem de düzenlemeler çok benzer. açıkcası paradehtika'yı dinlediğimde düğün ve cenaze'nin gözümdeki değeri biraz aşağıya düştü çünkü belli ki bu albümü ellerine alıp buradaki şarkılara türkçe söz yazıp, albümü başka müzisyenlere çaldırmışlar. iki albüm arasında yayınlanan underground filminin müziklerinden de birkaç yeni şarkı katınca düğün ve cenaze ortaya çıkmış gibi.

    konsept ve düzenlemelerin yaratıcılığı konusunda albümü sınıfta bırakmanın yanında albüm kapağı konusunda da çok olumlu değilim. kapakta bregovic ve aksu, "biz fotoşopuz" diye bağırıyor. "allah'ın varsa" şarkısının klibinin başında albüm kapağını canlandırma numarası var - ki o çok başarılı. herhalde aksu'nun albüm kapak fotosunu da aynı gün çektiler ve bregovic'in bir fotoğrafı ile birleştirdiler. ama beni asıl sinirlendiren albümün arka kapağı çünkü burada albümdeki şarkıların hangi bregovic eserlerinden alındığı yazılmış ama yanlışlarla dolu. hani bijelo dugme'den bahsetmeyip, bregovic'in hangi solo albümlerinden alındığını yazmak bir nebze anlaşılır. ama alakasız şarkılar ve yanlış isimler kullanılmış. ben de bu entry'de tüm bu hataları düzeltmeye çalışacağım.

    söz yazarlığı bakımından albüm benden geçer not almakta. şarkılar özelinde de bahsedeceğim üzere birçok şarkı sözü aslında orijinal şarkıların sözlerinin direkt çevirisi. yani ekibin konu bulma gibi bir sıkıntıları olmamış. ancak bazen çeviri sözleri müziğe oturtmakta sıkıntı yaşamışlar. yine de hakkını vermek gerekir ki çoğu zaman çevirdikleri konulara sadık kalmakla beraber ana temayı daha şiirsel hale getirebiliyorlar. tamamen yeni yazdıkları sözlerde de çok başarılılar. bu da sezen aksu'nun o dönem şarkı yazarlığında beraber çalıştığı pakize barışta ve meral okay'ın etkisi denebilir. aksu'nun 80'lerde yaptığı şarkıların sözleri de etkileyici elbette ama aksu'nun barışta ya da okay ile çalıştığı albümlerindeki sözler (ve de tabii ki aynı dönemde yazılan ve sertab erener'in sertab gibi albümünde yayınlanan incelikler yüzünden), her zaman ayrı bir etkileyici gelmiştir. ayrıca albümdeki müzisyenliğin başarılı, kaydın kaliteli olduğunu söylemek gerek. albüm künyesine baktığımızda kayıtları bregovic'in orkestrası olan "düğün ve cenaze orkestrası" (ki albümün adı da görüldüğü gibi buradan gelmekte) ile aksu'nun orkestrasının beraber yaptığını görüyoruz. balkan kokulu şarkılara eklenen ud, darbuka ve bağlama gibi daha doğulu enstrümanlar hem yakışmış hem de doğru yerlerde kullanılmış.

    yurtdışına açılma konusuna bir daha dönelim. albüm, 1997 yılında the wedding and the funeral adıyla avrupa'da da yayınlandı. tabii albümü kapağında bregovic'in adı gecmeyip, yüzü de tam gözükmediği için kasetlerin üstüne küçük stickler ile "goran bregovic" yazıldığı oldu. ama albüm listelere girecek bir satış yakalamadı. gerçi ülke içinde de çok tuttuğunu söyleyemeyiz ama promosyonu oldukça sağlamdı. aksu, ana haber bültenlerine çıkarıldı. bregovic, türkiye'ye çağrıldı. cd/kaset/vhs içeren çok cool bir box-set versiyonu hazırlandı. "erkekler" single olarak yayınlandı ki ülkede single kavramı o dönem yoktu. single'da şarkının iki farklı remix'i vardı ki "etnik mix" şarkının radyolara gönderilen, daha elektronik pop düzenlemeli bir versiyonuydu. tabii klipleri de unutmamak lazım. erkekler'in klibi ekranlarda çok döndü. hıdırellez'in balkan havasını çok iyi yansıtan ama biraz fazla buğulu çekilmiş klibi de ekranlarda yer aldı. allah'ın varsa'nın bir değil iki klibi vardı. kalaşnikof'a ise o dönem için çok radikal, sürreal ve hafif rahatsız edici bir animasyon klip hazırlanmıştı. yani müzik şirketi, albümü insanlara ulaştırmak için elinden geleni ardına koymadı.

    artık albüme gelelim, değil mi? albümü açan o sensin'in kökleri bregovic'in 1989 tarihli kuduz filmine yaptığı tango adlı şarkıda yer alıyor. bu şarkının ana motifini alıp, geliştiren ve sezen aksu'nun şarkısına ilham veren versiyonu ise 1995 tarihli underground filminin müziklerinde yer alan ausencia. yani "eksiklik". şarkının aslını söyleyen isim yeşil burun adaları doğumlu vokalist cesaria evora. aksu'nun versiyonu evora'dan çok farklı değil. şarkının adını "ausencia" ile ses benzerliğine dayanarak koymuşlar ama sözler tamamen farklı. benim için şarkıyı özetleyen üç sözcük var: iyonya, artemis ve izmir. ve de arttırıyorum: kalbim ege'de kaldı ve son sardunyalar sonrası üçlemeyi tamamlayan bir şarkı bu. albümün çoğunda olduğu gibi sözler tek başına okunduğunda şiir gibi geliyor. gerçi sözlerin müziğe cuk oturduğunu söylemek biraz zor. şarkıyı dinlemek gerçekten zevkli olsa da sözlerin anlatmam istediğini anlamak için onları açıp okumam gerekiyor. sözler ortalama bir şarkıya göre ileride olduğu gibi şarkı da bir kıta bir nakarat gibi ilerleyen geleneksel bir şarkı formatında değil. klasik bir albüm açılış şarkısı da değil. iddiasız ve sade. keman ve ud alıp götürüyor ki bunlar şarkının orijinalinde yok. bir de bregovic'ten beklediğimiz ve albümün genelindeki balkan havasının da bu şarkıda olmadığına değinmek lazım. aslen bir tango eseri bu. hatta underground'ın soundtrack'inde underground tango adıyla enstrümantal olarak da yer almakta. o yüzden albümü açmak için ilginç bir tercih. ama sadeliğine kurban olunacak bir şarkı.

    geldik allah'ın varsa'ya. bu şarkının ise kökeni bijelo dugme'ye uzanıyor. hatta iki bj şarkısının karışımı. nakaratın müziği te noci kad umrem, kad odem, kad me ne bude (öldüğüm, ayrıldığım, orada olmayacağım gece) şarkısından alınmış. bu şarkı çok hoş bir 80'ler pop rock şarkısı. bu şarkının nakaratında "ardından iki kadın uyanıp ağlayacak" muhabbeti geçmekte. şarkının geri kalanı ise grubun o dönemki new wave/pop sound'undaki ako ima boga'dan geliyor (ki türkçe'ye "eğer tanrı varsa" diye çevrilebilir). şarkıya baktığımızda yes'in owner of a lonely heart'ından esinlenmiş demek biraz hafif kaçar diyebiliriz. bu şarkının sözlerinden de "adres defterinde b harfine gidip, adımı sil", "kurabiye gibi çocuklar" gibi kısımlar alınmış (tabii ki bregovic'in b'si, sezen'in s'sine dönmüş). bu da biraz üzücü çünkü çok yaratıcı bulduğum tüm bu kısımların direkt bijelo dugme'den geldiğini uzun süre bilmiyordum. öte yandan orijinalindeki "sen lanetleneceksin, tanrı varsa cehennemde yanacaksın" gibi agresif sözleri almamışlar. hiç uymazmış. bu müzikal kolaj, aksu için özel hazırlanamış. bestenin 1994'te la reine margot filmi için elo hi (canto nero) adıyla orta doğu'nun etkileyici sesi orfa haza tarafından yorumlandığını duyuyoruz. bu yorumu keşfeden ilk isim aksu değil. beste önce sibel sezal tarafından izler, sonra da nükhet duru tarafından dolunay olarak okunmuş. yani aksu, bu besteyi ülkede seslendiren üçüncü isim. peki nasıl seslendirmiş? oldukça iyi. ama ben asıl olarak altyapısını seviyorum. bağlama şarkıya çok yakışmış. ayrıca geri vokal korosu öyle sağlam ki aksu'nun sesi de koro girince pik yapıyor. bahçede kurulan bir çilingir sofrası hissini çok iyi veriliyor. ama yine söz ve müzik uyumsuzluğunu ufak ufak görebiliyoruz ki en bariz yeri "doğur dedi" kısımlarının "dor dedi" gibi duyulması. yine de bregovic ile özdeşleşen bandoyu, aksu'nun fasıl tarzı eşliğinde duymak zevkli.

    benim için değeri pek bilinmeyen sezen aksu şarkılarının en onemlilerinden biri kasım yağmurları olmuştur. daha şarkı hakkında hiçbir şey bilmeden bile çok sevdiğim november rain ile olan isim benzerliğinden kanım ısınmıştı. şarkıyı da albümü daha tamamen dinlemeden önce keşfettiğim için çok farklı bir havada bir aksu şarkısı duymak ayrıca hoşuma gitmişti. bir de sanırım türkçeyi taklit eden bregovic'in orkestrasının geri vokalleri bana hep çok ilginç ama çok da tatlı gelmiştir. şarkı sözlerine de bayıldığımı belirtmem lazım. ama yine en başa gidelim. burası biraz karışık. albüm kapağına göre şarkının orijinali perfume paranoia adlı bir eser. araştırdığımızda bunun 1993 tarihli cheryl lucas ve zdravko colic tarafından kaydedilen ve bir parfüm reklamı için hazırlanan bir elektronika single'ı olduğunu görüyoruz. düzenlemeleri ve müziği bregovic yapmış. ama şarkının kasım yağmurları ile hiç alakası yok. tamamen ayrı bir beste olan şarkıda ara ara yukarıda bahsettiğim caje šukarije'nin melodisini duyuyoruz. kasım yağmurları'nın gerçek orijinali bijelo dugme'den a i ti me iznevjeri (ve beni de aldattın). grubun new wave/rock/pop karması bir müzik yaptığı dönemlerden bir hit diyebiliriz. bu şarkıyı bregovic'in ne zaman balkanlaştırdığını tam bilmesem de yukarıda bahsettiğim alkistis albümünde aksu'da duyduğumuz düzenlemeyi dinleyebiliyoruz. bu düzenlemede sevdiğim bir başka şey müziğin hafif hafif dans ettirirken aslında hüzünlü bir şeyler anlatılıyor oluşu. ayrıca konu yine büyük ölçüde orijinal şarkıdan alınsa da adaptasyon sözler çok poetik. mesela "eğildi kederimden buğday başakları / matemim var, söndürün ışıkları" ya da "kim sabır üstüne sabır ekler" gibi sözler orijinalinde yok. ayrıca aksu'nun nakaratta çıktığı tizler ve kapanışta sözlerden bağımsız vokalleri çok leziz. albümün benim için zirvesi desem yeridir.

    geldik bregovic'in en meşhur şarkısı ederlezi uyarlaması hıdrellez'e. borat gibi bir hollywood komedisinde bile duyabileceğimiz bilinirlikte bir eser. gerçekten leziz bir şarkı ve evet bu da aslında bir bijelo dugme şarkısı: djurdjevdan je a ja nisam s onom koju volim ya da "hıdırellez ama ben artık sevdiğimle değilim". grubun son albümünde yer alan şarkı tamamen bregovic'in solo tarzında. aksu da albümdeki versiyonunda buna daha yakın durmuş çünkü şarkının çingeneler zamanı versiyonu, daha sinematik ve görkemli bir havada. djurdjevdan ise hıdırellez'in coşkusunu daha iyi verebilmekte. şarkının sakin kısımları bağlama ve aksu'nun vokali ile tam bir anadolu türküsü gibi olmuş. gerisi ise klasik bregovic. kasım yağmurları nda olduğu gibi burada da bregovic'in vokal ekibi aksu'ya destek olmakta. sözler, hıdrellez ve yalnızlık temasını koruyarak büyük ölçüde baştan yazılmış. doğrudan hıdrellez, baharın gelişi ve adaklar anlatılıyor. diğer yandan da karakterin hüznü yansıtmakta. "acı ektim yerine aşk yeşerecek başka bahara" aksu'nun yazdığı en umut verici sözlerden biri olabilir.

    düğün, müziğinde balkan coşkusunu içerirken sözlerinde ise evinden ayrılan bir gelinin ağzından çıkan acı tatlı bir hava içeriyor. "düğün" ismi ve konsepti goran bregovic'in orkestrasının ve albümün adına bilinçli bir gönderme olsa gerek. ama önce yine başa dönelim. albüm kapağına göre şarkının orijinali çingeneler zamanı filminden borino oro. halbuki bu da doğru olmayan bir bilgi. borino oro, çok daha bilinen ve benzer bir havada ilerleyen eğlenceli bir enstrümantal. düğün ise filmin sadece yugoslavya'da yayınlanan soundtrack albümünde yer alan svatovsko oro'dan başkası değil. böyle bariz hataları nasıl yapmışlar, anlamak zor. albümde besteci olarak bregovic'in adı yazmayan tek şarkı bu. kurtis jasarev'in adı geçse de kendisinin aslında bu şarkıyı icra eden orkestranın şefi olduğunu görüyoruz. şarkı, sözsüz bir esere dayandığı için şarkıya sıfırdan bir söz yazılmak durumunda kalınmış. aksu da sözleri tek başına yazmış. sonuçta bu konuda tecrübeli bir isim çünkü şarkı sözleri "ışık doğudan yükselir"deki ben annemi isterim'in hikayesinin başı gibi. bu şarkıda dara düşme ihtimaline karşın gelin babasından kapıyı kapatmamayı isterken, diğeri şarkıda evlendikten sonra baba ocağı gözünde tüten ve annesini isteyen bir kadın anlatılıyor. şarkı, çok hoş bir darbuka performansı içermekte. evlenme sürecinde olan hanım kızlarımız üstünde daha büyük bir etki bırakacak bir eser olsa da herkes için hoş bir balkan havası estirip geçmekte.

    albüm belki çok satmadı ama erkekler'in bir hit olduğunu söylemek lazım. şarkının o dönem sıkça çalındığını çok iyi hatırlıyorum. bunda klibinin de etkisi var elbette. aksu'nun farklı farklı erkekleri sıraya dizip, sempatiklik yaptığı klip çok ilgi görmüştü. bu şarkı da aslen bir bijelo dugme eseri: sta ima novo (ne haber?). yeni düzenlemenin eskisini geçtiğinden emin olduğum tek eser bu çünkü orijinali oldukça ortalama bir pop şarkısı . sözlerde de orijinale sadık kalınmayan eserlerden biri bu. sadece "sen nasılsın, iyi misin?" mısraları belki eski versiyondan ilham alınmış olabilir. ama şunu da demek ki bu yeni düzenleme de aksu için yapılmadı. 1997'de selanik, avrupa kültür başkenti seçilince bunu kutlamak adına yerel yönetim bregovic'e bir dinleti yaptırıldı ve sta ima novo, green thoughts olarak yeniden doğdu. şarkı o dönem ana akıma düşen rai tarzı bir düzenleme ile sunulmuştu ki neredeyse rahmetli rachid taha'nın ya rayah'ından arak bir durum var. bu kayıt 1998'de silence of the balkans albümünde yer aldı ama bu albüm çıkmadan sezen aksu, şarkıyı türkçeleştirmişti. bregovic, daha sonra so nevo si adıyla yeni bir versiyon daha hazırladı. şarkının tutmasını klibe bağladık ama o klibe ilham veren sözleri unutmamak lazım. eski sevgiliye taş atan, yeni aşklara göz kırparken eskiye de açık kapı bırakan sözler her zaman bizim topraklarda çok tutmuştur zaten. sözlerin cilvesi de aksu'nun imajına cuk diye oturuyor zaten. zaten bu şarkı da barışta ya da okay ile yazılmayan şarkılardan. daha cilveli ve daha düz olmasından da belli. ama bu şarkıda da sözler müziğe her zaman tam oturmuyor gibi geliyor bana. mesela "yaşıyoruz ah zar zor öyle" mısrasını anlamak için gerçekten bir yerlerden sözlere bakmak lazım. müziğe de tekrar dönelim. dediğim gibi, rai'nin türkiye'de de popüler olması şarkının dönemin ruhunu yakalamasına neden olmuştu ama bu tarz o dönemler popüler olmasaydı bile udlu, neyli, darbukalı, zilli, kemanlı bu oryantal melodili şarkı kesinlikle bağra basılırdı. hit olmayı garantilemiş bir şarkı. albüm ve klip versiyonu daha doğal ve etnik olsa da radyo ve single versiyonu biraz daha genç işi olsun diye poplaştırılmış. albümün havasını bozmamak için daha pop versiyonun ayrı yayınlanması hoş bir düşünce. sezen aksu dendiğinde hemen aklıma gelmez aslında ama sanırım kendisinin en iyilerinden biri.

    ama bu albümde "kasım yağmurları"nın yanına koyacağım bir başka underrated şarkı, gül. kendisi yine bir bijelo dugme şarkısına dayanıyor: ruzica si bila, sada vise nisi ya da "sen bir güldün ama artık değilsin". orijinali çok çok iyi. 80'ler elektronik sound'u şarkıya çok hoş bir hava katıyor. ama asıl olay bas gitar. kayıtta çok öne çıkarılmış çünkü çok temiz çalınmış ve bunu. hak ediyor. grubun o dönemki vokali alen islamovic de çok güçlü yorumlamış. nakaratta geri vokallerle beraber uçup gidiyor. 1994'te la reine margot film müziği için şarkının bir kısmı, "gül"e benzeyen ama daha ağır bir tempoda giden bir şekilde la nuit adıyla kaydedildi. gül'ün akustik ve sade olması mükemmel. bu güzel beste olması gerektiği gibi ortaya çıkmakta. şarkının ortasında orijinalinde olmayan çok güzel bir müzikal pasaj var. bu pasajı bregovic, can dündar'ın mustafa belgeselinin müziğini yaptığında ana tema olarak da kullanmıştı. sözler, orijinal şarkıdan kısmen alınsa da büyük ölçüde orijinal diyebiliriz. yine çok şiirsel. aksu'nun bu şarkıda söz arkadaşı meral okay. ikilinin yazdığı ve orijinalinde olmayan "sürgün verirdim senin yüreğinde", "bazen ağzımda bulurum dudak izlerini", "yalandı aslında bütün suçlar" gibi mısralar şarkının etkileyiciğini çok arttırıyor. bu versiyonunu çok sevmiş olacak ki bregovic 2001'de hırvat şarkıcı alka'nın albümüne bestesini bu düzenleme ile eklemiş. 2008'de çıkan alkohol albümüne de şarkıyı eklerken orijinali ve aksu versiyonu arası yeni bir düzenleme yapmış. belli ki bregovic'in de en sevdiği bestelerinden biri bu. bence tozlu rafların arasında kalan bu şarkıyı birileri yeni bir yorum ile hak ettiği mertebeye eriştirecek gibi geliyor. olmazsa da saklı bir güzellik olarak devam etmesi beni hiç rahatsız etmez.

    sırada helal ettim hakkımı var. burada da bir karmaşa var. şarkının kaynağı albüm kapağında çingeneler zamanı'ndan "radilota" diye geçse de tam olarak doğru değil çünkü albümün soundtrack'inde bu isimde bir şarkı yok. demek istedikleri eser ederlezi avela. şarkı, tıpkı "svatovsko oro" gibi sadece albümün orijinal yugoslavya versiyonunda yer almakta. ancak şarkının farklı coverlarını bulmak mümkün. mesela bu eseri langa borino oro ile, balkanarama ("alo mange liloro" adıyla) ederlezi ile karıştırarak kaydetmiş. boban markovic orkestar'ın da cover'ı "crni voz" diye geçmekte. şarkı, albümün diğer hüzünlü şarkılarında olduğu gibi tatlı acı bir havada. tam olarak bir fasılda eller havada bağıra bağıra söylemelik bir melodi. şarkının orijinali askere alınıp, hıdırellez'de evde olmayacağını annesine söyleyen birinin ağzından söyleniyor. aksu ve okay ise iki eski sevgiliden kadın olanının ağzından çıkan bir hikaye yazmış. şarkının ilk kısmı aksu ve neyden oluşuyor. neyin girdiği "trenler çığlık çığlık" kısmı, yine aksu ve okay'ın ışık doğudan yükselir için yazdığı yaktılar halim'imi şarkısındaki "martılar havalandı çığlık çığlığa" kısmını çok andırıyor. oradaki ayrılığın nedeni ölüm olsa da bu şarkıda iki eski sevgilinin başka kişilerle evlendiğini anlıyoruz. hatta erkek tarafı iyi bir kazık atmış. çocuk sözler vermiş, kutsal kitap üstüne yemin etmiş ama babası kızı istememiş ve çocuğu başkasıyla evermiş. hanımefendi de başkasına gelin gitmiş. ama bu kadar satışa rağmen kadının hakkını helal etmesi çok klas hareket. hikayeli şarkıları zaten severim. bir de şarkının hem düğün hem de ölüm/ayrılık içermesi (misal "ben ölemedim bir türlü") "düğün ve cenaze" konseptine çok iyi oturuyor. yine de en güzel noktası bestesi. başta değerini pek bilmemiştim ama şimdi çok sağlam bir eser olduğunu düşünüyorum. erkekler single'ının da b-side'ı olarak kendine yer bulması da aksu tarafından da sağlam bir şarkı olarak görülmesinden ötürü olabilir.

    ayışığı, underground'dan bir başka şarkı olan mesecina'nın aksu yorumu. albümdeki bir çok şarkı gibi sakin başlayıp, sonra hızlanmakta. hızlandıktan sonra çalan melodiler çok eğlenceli. oldukça da enstrümantal bir şarkı aslında. orijinalinde olduğu gibi uzunca bir klarnet solo eklemişler. ama şarkıyı, özellikle de mesecina ile karşılaştınca, aşırı gürültülü ve kalabalık buluyorum. güzelim bandonun ve klarnet solosunu altına elektronik davul ritmlerini dizmişler. bu da bütün albümün canlı enstrümanlardan oluşan organik havasının kesilmesine neden oluyor. hani shantel misali balkan dans müziği yapmak isteyen bir albüm olsa bunu anlarım. ama bu zamana kadar ticari bir düşünceden uzak, güzel güzel ilerliyorduk. bir de bregovic'in korosunu bütün albüm boyunca çok iyi bulsam da vokal performansları bu şarkıda kulağıma çok tiz geliyor. belki de her şey üst üste bindiği içindir. orijinal şarkının konusundan uzaklaşmayan ama başka temalara da değinen sözleri de çok sevdiğimi söyleyemem çünkü pek bir konu bütünlüğü göremiyorum.

    albümün kapanışını "erkekler" ile birlikte albümün en bilinen şarkısı olduğunu düşündüğüm kalaşnikof yapmakta. bu şarkı da albüme underground soundtrack'inden eklenen şarkılardan biri. kalaşnikof'un albümü kapatması farklı bir tercih çünkü hem kıpır kıpır bir eser, hem de bregovic'in en bilinen eserlerinden biri. underground soundtrack'ini açan şarkının bu albümü kapatması bu bakımdan çok ilginç. kalaşnikof, özellikle canlı performans sırasında uçan deli bir şarkı. sözleri bir anlam içermek yerine kafiyeli ve gaza getiren kelimelerden oluşmakta. içip kudurmak için yapılmış bir eser. aksu'nun vokali orijinalindeki deliliği vermiyor çünkü daha olgun ve kontrollü bir vokali var kendisinin. tabii bu vokal ve şarkıya yazılan sözler kalaşnikof'a derinlik katmakta. bazı sözleri anlamak için yine internete bakmak lazım. mesela "hop de başla muhtelif tıraşa" cümlesini ben uzun yıllar hiç anlamadım. hem günlük hayatta kullanmadığımız için bu böyle ama bir de cümle beste için çok kalabalık. ama sözlerin kendisi çok ilginç. aksu ve okay'ın sözlerini bir insanlık eleştirisi olarak görmek gerek. yalan söyleyenler, etrafı karıştıran manipülatörler, perde ardında anlaşanlar ve de elbette savaş sevdalıları bu şarkının konusu. "in işi, cin işi değil insan işi, hem erkek hem dışı icabında" kısmı belli ki tekerleme gibi insanların ağzına pelesenk olsun diye yazılsa da erkek ya da kız farketmeden tüm insanların aynı sıkıntıları yarattığını anlatıyor gibi. "vur vur kafasına kafasına çivi gibi çivi gibi" kısmı da özellikle spor müsabakalarında söyleniyordu diye hatırlıyorum. e spor mücadelesi de şarkıda bahsedilen hayat mücadelesinin bir nevi yansıması. bu dediğim kısımlarda özkan uğur'un vokali öne çıkıyor ve gerçekten bu şarkıya çok yakışıyor. uğur bu şarkıyı solo kaydetse eminim ki bregovic'in orijinal eserindeki deliliğe çok kolay ulaşılırdı. klipteki deliliğe ayrıca deginilmeli. ben bu klibi o zaman sadece bir iki kez izleyip hayran olmuştum ama oldukça garip bir animasyon klip olduğu için televizyonda pek de gösterilmiyordu. neyse ki şimdi youtube var da bir klip izlemek için milletin ağzına bakmıyoruz. animasyonu kim yapmış bilmiyorum ama kusursuz bir animasyon olmasa da aslında içindeki kusurlar klibi güzel kılıyor. mesela sezen aksu'yu tamamen benzetememişler ama bu bende çok hoş bir yabancılaştırma yaratıyor. sözlerdeki bazı konular klipte de var, mesela maske giymiş korkutucu suratlar şarkıda eleştirilen kişiler olsa gerek. ya da iki cinsiyetin dd elinde kalaşnikof ile koşatuklarını görüyoruz: "hem erkek hem dışı icabında". çıplak kızın kalaşnikofa dönmesi, insanoğlunun silahları cinsel bir arzu nesnesi haline getirdiğini iddia ediyor. yani çok kafa açan bir klip. şarkı da albümün kesinlikle en iddialı şarkısı.

    böylece bir albümün daha sonuna geldik. sezen aksu'nun 90'larda, yani kafasına estiği şeyi yaptığı dönemlerde, yurtdışına açılma amacıyla kaydettiği düğün ve cenaze, kendisini yurtdışına çıkaramasa da bregovic'in türkiye'de daha da meşhur olmasını sağladı. benim için de albümün en büyük artısı bijelo dugme gibi çok iyi bir grubu tanıtması oldu. bu kötü bir albüm değil. aksine çok iyi melodilerle, güzel sözlerle bezeli, kaliteli balkan müziğini kulaklarımıza dolduran bir eser. ama fikir desen orijinal değil, düzenlemeler desen yeni değil, besteler desen yeni değil, şarkı sözlerinin konuları desen alıntı. ayrıca albümün şarkıların geçmişine dair verdiği bilgilerin çoğu yanlış ya da eksik. bunları düşününce albümün bendeki etkisi oldukça azalıyor. eğer bu tarz hikayeleri ve detayları takmıyorsanız, daha çok seversiniz herhalde. çoğu müziksever ise albüme daha farklı bir açıdan baktılar ve aksu'nun bu müzikal deneylerinden bıktıklarını albüme ilgi göstermeyerek gösterdiler. aksu da onları dinledi, bir sene sonra adı bende saklı gibi ufak tefek şaşırtmacalarıyla birlikte genel olarak tutuklu gibi aksu'dan özlenen pop şarkılarını içeren bir albüm çıkardı ve daha az sürprizli bir yola doğru direksiyonu yeniden kırdı.

    3/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: allah'ın varsa, erkekler, düğün

    not: albümü, ona ilham veren şarkıları, onun ilham verdiği şarkıları, coverları dinlemek isteyenleri şöyle alabiliriz:

    https://open.spotify.com/…si=mrzy4tm0qbgbzfccg0n8ew
3 entry daha

hesabın var mı? giriş yap