şükela:  tümü | bugün
19 entry daha
  • 1867 yılında rusya, belki de tarihinin en büyük hatasını yaparak alaska’yı, 7.2 milyon dolara, amerika birleşik devletleri’ne satmıştı. amerika, 50 yıllık bir sürede, ödediği bu tutarın yüzlerce mislini kazanmakla kalmadı, gelecekteki temel rakibinin, hemen yanı başına yerleşmesinin de önünü almış oldu. dahası bu satın almayla birlikte abd; kuzey amerika kıtasındaki etkinlik alanlarını arttırmış, zengin enerji rezervine konmuş, deniz ürünleri konusundaki bereketli bering bölgesini ele geçirmiş, asya-pasifik’e uluşma konusunda yeni bir alana sahip olmuş oldu. peki ama, dönemin rusya’sı, bu stratejik hatayı neden yaptı?

    19. yüzyılda, rus alaskası, uluslararası ticaretin önemli merkezlerinden birisiydi. başkent novoarkhangelsk’te (şimdilerde sitka olarak biliniyor) tüccarlar; asya’dan gelen ve güney amerika’nın ihtiyaç duyduğu çin kumaşları, çay, baharat vb ürünleri satıyordu. bu bölgede fabrikalar ve gemiler inşa ediliyor, bölgedeki zengin kömür madenlerinden çıkartılan kömürler bütün kıtaya satılıyordu. o dönemlerde dahi, alaska’nın zengin altın rezervi olduğu insanlar arasında sıkça dillendiriliyordu.
    rus tüccarlar; bölgedeki yerli halkla, mors dişi (o zamanlar fildişi kadar kıymetliydi) ve değerli deniz samuru kürkü ticaretinde bulunmak için alaska’ya kaymışlardı. bölgedeki ticaret, 18. yüzyılın maceracı rus iş insanları, cesur gezginler ve girişimcilerin oluşturduğu rusya-amerika şirketi (rac) tarafından yürütülüyordu. bu şirket, alaska’nın tüm maden ve minerallerini kontrol ediyor, dilediği ülkeyle bağımsız ticari anlaşmalar imzalayabiliyordu ve hatta kendi bayrağı ve para birimi dahi vardı.

    bu ayrıcalıklar, şirkete, rusya imparatorluğu tarafından tanınmıştı. çünkü imparatorluk sadece bu şirketten çok büyük miktarda vergi geliri elde etmekle kalmıyor, bu şirketin önemli bir bölümünü de elinde tutuyordu. zira çar ve aile üyeleri, bu şirketin sahipleri arasındaydı.

    amerika’daki rus yerleşimcilerin idarecisi, yetenekli tüccar alexander baranov’du. baranov; alaska’da okullar ve fabrikalar inşa etti, yerli halka rutabaga (bir tür şalgam) ve patates yetiştirmeyi öğretti, kaleler ve tersaneler inşa etti ve deniz samuru kürkü ticaretini genişletti. baranov, kendisini “rus pizzaro” (francisco pizarro, peru'daki inka topraklarını ele geçiren ispanyol işgalci komutan) olarak tanımlıyordu. bir süre sonra alaska’nın yerli halklarından olan aleut’ların şefinin kızıyla evlendi.
    baranov yönetimindeki rac, gelirlerini muazzam ölçüde arttırmıştı, öyleki kar marşı yüzde bini buluyordu! baranov’un yaşlanıp şirketten ayrılması üzerine, yerine bir denizci subayı olan hagemeister getirildi. hagemeister, şirketin başına geçer geçmez, asker çevresinden çok sayıda kişiyi şirkette işe aldı ve hissedar haline getirdi. bununla da yetinmeyip şirketin tüzüğünü değiştirdi ve sadece donanma subaylarının şirkette yönetici olabileceklerine dair ibare ekledi. bu adım, nüfuzlu kişilerin ve donanma subaylarının değirmenine su taşırken, şirketin çöküşünü hazırladı.

    yeni idareciler ve ustalar kendileri için astronomik maaşlar saptadılar. öyle ki sıradan şirkette çalışan sıradan bir subay bile 1.500 ruble aylık alıyordu, ki bu para, amerika’daki bakanların ve senatörlerin maaşlarıyla yarışabilecek düzeydeydi. şirketin müdürü ise 150.000 ruble aylık alıyordu! yerel halkantan, kürkleri yarı fiyatına alıyorlardı. böyle olunca eskimolar ve aleutlar çılgınca deniz samurlarını avlamaya başladılar ve bölgedeki deniz sumarları tükenmekle yüz yüze kaldı. bu da alaska’nın ve elbette rac’ın, en değerli ticari ürününü kaybetmesi anlamına geliyordu. zaten yeni yönetimin yarattığı askeri hava altında ezilen ve rahatsız olan alaska’nın yerlileri, gelir kaynaklarından da olunca yoksulluk ve hoşnutsuzluk baş gösterdi. yerliler büyük yığınlar halinde ayaklandı. öyle ki, alaska’daki rus askerleri bu ayaklanmaları durduramayınca, kıyıya yanaşan gemiler, alaskanın tüm sahil yerleşimlerini bombalamaya başladı ve ayaklanmalar güçlükle bastırıldı.

    geliri düşen rac, yeni ticari ürünlere yöneldi. böylece buz ve çay ticaretine yoğunlaştı. ancak bu konuda yeteri kadar iyi bir tedarik zinciri, satış ağı ve organizasyon yaratılamadı. üstelik şirketin kârı ve geliri sürekli düşmesine karşın yöneticiler, astronomik maaşlarından taviz vermek istemiyorlardı. sonuç olarak rac, yıllık 200 bin rublelik sübvansiyona karşın ayakta kalmayı başaramadı.

    derken kırım savaşı patlak verdi ve ingiltere, fransa ve türkiye, rusya’ya karşı mücadeleye başladı. bu şartlar altında rusya’nın, alaska’ya destek gönderemeyeceği/savunamayacağı aşikardı. rusya’da, ingiltere’nin alaska’yı bloke edebileceği ve alaska’dan rusya’ya her türlü ticareti önleyebileceği kaygısı baş gösterdi. bütün bu etkenler sonucu, rusya-ingiltere ilişkilerindeki tansiyon her geçen gün artıyordu. oysa bu dönemde rusya ile amerika arasındaki ilişkiler çok daha iyiydi. bu dönemde, iki taraf da neredeyse aynı anda, aynı fikirle bir araya geldi: alaska’nın abd’ye satılması fikri. böylece rusya’nın washington’daki elçisi baron eduard de stoeckl ile amerika dışişleri bakanı william seward arasında görüşmeler başlatıldı.

    rusya, alaska’nın satma fikrine yakındı, zira savaş nedeniyle bu bölgeyle bağının kopma riski çok yüksekti. üstelik bölgeden, rac üzerinden gelen büyük gelirler de kaybolmuştu. bölge halkı ile şirket ve dolayısıyla rusya arasında sık sık sorunlar baş göstermeye başlamıştı.

    abd ise, alaska’yı alarak kıtanın kuzeyindeki hakimiyetini perçinlemek, buradaki ticarete hakim olmak, deniz egemenliğini elde etmek, gelecekte rusya’nın burada güçlenip kendisinin karşısına çıkması riskini elimine etek istiyordu. ilaveten, bölgede altın kaynakları olduğunu biliyor ve buradan büyük gelir sağlayacağını öngörüyordu.
    iki ülkenin bürokratları, bu satış işlemi için görüşürken; hem rusya’da ve hem de amerika’da halk, bu satma/alma işlemine karşı çıkıyordu. rus gazetelerinde; “bunca yıldır gelişmesi için kaynak/enerji harcadığımız, telegraf hatları ile donattığımız, altın madenlerine sahip alaska’yı nasıl satarız?” diye soruyordu.

    amerikan gazeteleri ise “amerika neden bu buz kutusuna ve sabah kahvaltısında balık yağı için 50 bin eskimo’ya ihtiyaç duyuyor?” diyordu.

    30 mart 1867’de, washington d.c.’de, taraflar; alaska’daki rus mülkü olan alanın 1.5 milyon hektarlık bölümünü, 7.2 milyon dolar karşılığında (dönüm başına yaklaşık 2 sent!) satılmasına dair anlaşmaya imza attılar. oysa aynı dönemde, aynı büyüklükteki ve çok daha verimsiz olan sibirya’daki bir arazi, bu satış rakamından bin 400 kat daha yüksek fiyata satılıyordu! ama rus imparatorluğu için durum kritikti ve bunu her iki taraf da biliyordu…

    arazinin resmi devri novoarkhangelsk'te gerçekleşti. abd vatandaşlığı almak istemeyen bazı alaskalılar “ibret olsun diye” ticari gemilere bindirilip bilinmeze gönderildiler. bu, yeni sahibin kararlığını göstermişti.

    amerika’nın, alaska’yı satın almasının üzerinden kısa bir süre geçmişti ki, bu “buz kutusu”ndan bolca altın çıkartılmaya başlandı. alaska klondike, altın avcılarının akınına uğradı ve bölgeden amerika’ya yüz milyonlarca dolarlık altın/para akışı başladı. yani rusya, çok büyük gelir kaynaklarına sahip bir alanı, çok stratejik konuma sahip bir alanı, resmen abd’ye hibe etmişti!

    kanada sınırında, abd’nin yanı başında, bering’i kontol eden noktada, asya-pasifik dengelerini etkileyecek konumdaki alaska’nın bugün rusların elinde olması halinde neler olabileceğini sanırım hepimiz az çok tahmin ediyoruzdur! bir şirketin yönetiminin çürümesi, bir devletin yanlış bir karar almasına giden yolu, bir devletin aldığı yanlış karar ise küresel güç mücadelesinde belki de en önemli silah olacak alanın kaybedilmesine giden yolu açtı.

    ne demişti bir büyüğümüz: “bir mıh bir nalı kurtarır, bir nal bir atı kurtarır, bir at bir eri kurtarır, bir er bir cenki kurtarır, bir cenk bir vatanı kurtarır…"
2 entry daha