şükela:  tümü | bugün
1228 entry daha
  • kendisinin bütün kitaplarını okumuş bir fangirl olarak, yeni başlayanlar için şöyle bir liste hazırladım:

    1. ham on rye: bana kalırsa, bukowski'i anlayabilmek için önce çocukluk ve gençlik yıllarından başlamanız gerek. o yüzden ilk olarak bunu okuyun. annesinin pasifliği... babasının şiddeti... bukowski'i bukowski yapan tüm detayları, yani arka hikayeyi, burada öğreneceksinizdir.

    2. post office: bukowski yazarlığa başlamadan önce uzunca yıllar postahanede çalışmıştır. yine bu kitapta, kendisinin karakterine, geçmişine dair önemli detaylar yakalayacaksınızdır. ki post office zaten onun ilk göz ağrısıdır. eğer postahanede çalışmış olmasa, belki de hiç ünlenmeyecekti, anlatacak bir hikâyesi olmayacaktı.

    bu kitap ham on rye'a göre cok daha eğlencelidir. çünkü karşınızda artık hiç bir şeyi sallamayan, bir nevi "kaşarlanmış" bir bukowski vardır.

    3. women: bukowski'yi bukowski yapan o sıkıntılı çocukluğunu, gençlik yıllarını ve postahane dönemini okuduktan sonra, artık sıra hayatında iz bırakan kadınlara gelmiştir.

    bukowski hiç bir zaman "elit", "hanım hanımcık" kadınlarla takılmamıştır. her zaman kendisi gibi, en arıza tiplerle yatıp kalkmıştır. bu yüzden ilişkilerini okumak çok eğlenceli. tutku. sevgi. şiddet. ne ararsan var.

    ben her zaman lydia vance ile olan ilişkisini sevmişimdir. lydia'nın histerik, kıskançlık krizleri bana çok öncelerde kalan bir tiny oneı hatırlatıyor :) (ah, her birimiz zamanla ne kadar değişiyoruz...)

    neyse.

    bu üç kitap bana göre en önemli kitaplarıdır. bunları okuduktan sonra diğerlerini daha iyi anlayacaksınızdır.

    onun dışında;

    factotum ham on rye ve post office yılları arasındaki dönemi anlatıyor. bu hikâyede bahsettiği "jan" karakteri, bukowski'nin hayatından gelip geçen en önemli kadındır. gerçek ismi jane cooney bakerdır ve ölümünün bukowski'in uzerindeki etkisini şu şiirinden anlayabilirsiniz.

    ama benim favorim pulpdır. bukowski bu kitabı yazarken son demlerini yaşadığının farkındaydı. ölümü* ve değer verdiği şeyleri (fransız yazar louis-ferdinand céline, çalıştığı yayınevi yani black sparrow press* ve oranın müdürü john martin'i*) eğlenceli bir detektif hikâyesinin içinde topladı... veda edercesine. hep keşke zamanında daha çok böyle kitaplar yazsaydı. kurgu, karakterler, her şeyin bir anda karışması, çözülmesi şahane derdim. ama sözlükteki bir yazar arkadaş şuna dikkatimi çekti; bu öykü, bukowksi'nin yazdığı en spirtüel kitap. belli ki, bukowski bu kitabı yazarken hem kendi ölümünü kabullenmeye çalışıyordu, hem de ölüme yaklaşan her insan gibi, bir ruhu olup olmadığını sorguluyordu (bu tespit için tozasor a teşekürler*). bu yüzden bu kitap, diğer öykülerine göre çok daha farklı gelecektir...

    son olarak: bukowski'in yaşadığı o "yeraltı dünyasını" okumayı herkesin midesi kaldır(a)mayabilir. alkol. şiddet. fahişeler. ne ararsanız var... bu yüzden onu okurken, kendi hayatınızla, kendi doğrularınız/yanlışlarınızla karşılaştırmamaya çalışın. siz sadece, bir süreliğine onun yaşadığı o iğrenç dünyaya misafir olacaksınız. çok da fazla takmayın. zira, o takmıyordu :)
150 entry daha