şükela:  tümü | bugün
182 entry daha
  • bismillah deyip başlıyorum. bu konuda senelerdir biriktirdiklerim var. eteğimizdeki taşları döktüğümüz gibi biraz da derli toplu ifade etmiş olalım.

    tanım: bir hal. iyi ya da kötü olmasını dozajının belirlediği, her insanda olan ve hatta belli bir ölçüde olması gereken hal. tdk buna özseverlik demiş, güzel demiş. herkesin gerçekten kendi özünü, kendisini sevmesi gerekiyor zaten. kendi gerçek mutluluğunu ve huzurunu öncelediği derecede çevresindekilerin de mutlu olabileceğini idrak etmesi gerekiyor. kişinin öz sevgi ve öz şefkat'i kendine uygulamasında ve hayatının bir parçası haline getirmesinde hiçbir beis yok.

    buradan örüntülere ve kişilik bozukluğuna giricem.

    öncelikle karıştırılan nokta bu kelimenin çıkış noktasından kaynaklanan kendini fazlasıyla sevme durumu olduğunun sanılması. narsizm bence oldukça olumlu bir ifade, herkeste fazlasıyla olsun hatta. ama bu halin eksikliğinin ifadesi için narsistik, narsistik örüntü, narsistik kişilik bozukluğu gibi ifadeler kullnılması. sanılıyor ki bu fazlalıktan oluyor. maalesef değil. içerideki neyse dışarı o taşar. kendini seven birinin dışarıya vereceği şey sevgidir. o halde sıkıntı aslında bu kendini olduğu gibi sevme, kendine şefkat gösterme noktasında kendi benlik kabımızı dolduramadığımızda başlıyor. çünkü o kap kırgınlık, değersizlik, yetersizlik hisleriyle doluyor ve aynaladığı muhatapta da bunları görüyor narsistik kişi. herkes karşısında kendi özünü görür.

    her sağlıklı insanın bile zaman zaman deneyimlediği haldir ayrıca kendini ara ara sevmemek, değersiz hissetmek, yetersiz görmek. hatta genel ifadelerini de yazalım: "kendimi bok gibi hissediyorum", "paramparça olmuş gibiyim", "ölmek istiyorum", "bok çuvalı gibiyim", "ölsem de kurtulsam", "dağılmak üzereyim, dağılmış gibi hissediyorum", "şu dünya üzerinde bi işlevim var mı aq??!!".

    bunlar her insanın ara ara hissettiği, hissettiğini farkettiği ve olumlu hal-hareket-tavırlarla kısa süre içinde içinden çıkabildiği hissiyatlar. sürekli sevgi kelebeği olmak da mümkün değil ki o da sağlıklı değil. (bkz: mutluluk tuzağı)

    narsistik örüntü gösteren kişiyse bu değersizliği hissettiğinde kendince değerli hissetmek için karşısındakini tabiri caizse kazıyor, tırmalıyor. hani illaki ver. biraz daha çocuksu bir davranış. şeker isteyen çocuğu istediği direkt söylemesi gibi değil de mızıkçılıkla almaya çalışması gibi. hem kendisini hem muhatabını yoruyor halbuki. ara sıra her insan buna düşebilir, o da normal. önemli olan bunun farkındalığını kazanıp "allah aşkına, ben ne yapıyorum? tam olarak ne istiyorum da bunu böyle ifade ediyorum?" diye düşünmek. hepimiz sevgi ve şefkat istiyoruz ve bunu muhatabınızdan talep etmenin çok daha tatlı yolları var. işve, cilve, naz, hatta direkt söylemek gibi. bu kibarlıklardan anlamayan bir muhatabınız var ise direkt olarak "senden şefkatli bir sarılma talep ediyorum." diyebilirsiniz. hala anlaşılmıyorsa karşınızdakinin sizden çok daha ciddi problemleri olması olası. partner ilişkisiyse gözden geçirin. işgalci veya ihmalkar bir ilişki mi bunu sorgulayın (genelde ikisi de sarmal gibi bir arada olur).
    anne-baba ilişkisi ise durumu kabullenip kendi sınırınızdan onlara şefkat göstermeye bakın. kendi hayatımdan örnek verecek olursam anneme ne zaman ben "şefkatli annelik" yapmaya başladım o zaman karşılığını aldım. nazik sevgi talebinizi bile anlamayacak biri muhtemelen içinde maksimum 5 yaşında bir çocukla yaşıyordur ve gerçekten sevginin ne olduğunu bilmiyordur. benim naçizane tavsiyem bu içlerinde minik çocuk taşıyan kişiler anne-baba-kardeşiniz ise kabul edip sabır halinde olmanız ama partner ilişkisi ise kendinizi zoraki işgalci veya ihmalkar bir ilişki içinde tutmamanız. siz de en az karşınızdaki insan kadar yaralı ve sevilecek insansınız. içinizdeki gizli narsisti yani kökleşmiş değersizlik hissini "şefkat" adı altında karşınızdakine kurban rolü içinde sunmayın.

    benim gözlemlediğim bu narsistik örüntü modunun kadında ve erkekte farklı tezahür ettiği. erkekte daha ziyade öfke, baskın olma çabası içinde olma ya da küserek/soğuk davranarak kendince karşı taraftan ilgi bekleme şeklinde ortaya çıkarken kadında bitmeyen dırdır, saatlerce süren ağlama-sinir nöbetleri, kendini evde var ama yok (konuşuyor, cavap veriyor ama ruhen orada değil) konumuna getirerek ortaya çıkıyor. erkek eşi üzerinden, kadın ise çocuğu üzerinden ortaya çıkarıyor. bunları farkedip daha nezaket çerçevesinde ifade etmek en güzeli. bu durumu açık yüreklilikle ifade etmek ilişkiyi de oldukça sağlamlaştırır. sizi kusurlarınızla da kabul edilmiş hissettirir. açık yürekli olun, karşınızdaki kötü niyetli biri değilse sizi yemez. gerçekten kötü niyetliyse de bir süre sonra size tutunamaz yeni av aramaya çıkar zaten.

    gelelim narsistik kişilik bozukluğuna.

    bahsettiğimiz narsistik örüntünün sürekli, sinsi şekilde ve farkındalıktan uzak bir biçimde devam etmesi hali. narsistik örüntüler farkına varılmazsa yıllar içinde kökleşir ve kişilik bozukluğu haline dönüşür. bu kimselerde kendi asıllarından uzak o denli kalın bir kabuk oluşuyor ki kırmak zor. kişinin gerçekten kendi niyeti olması lazım ama kendilerine o kabuktan dolayı toz kondurmaları da gayet zor. benim kişilik bozukluklarının tedavisinde gözlemlediğim en temel şey şu: bir musibet bin nasihatten iyidir. kişinin başına öyle bir musibet gelecek ki gerçekten kendini değiştirmeye niyetlensin.

    öncelikle acı. içten içe o denli "bok gibi" hissedip dışarıdan kendine yarattığı etiketlerle kendini herkesten üstün görme hali. bu insanlar sürekli 3 yaşında sanki. konuşmalarına bak bilmem kaç yaşında, olgun biri zannedersin ama tavırlar olabildiğince dürtüsel. ara sıra dürtüsel davranmakta da sorun yok ama sağlıklı yetişkinlik dediğimiz durum optimum seviyede davranabilmektir. bazen dürtüsel, çoğunlukla spontane ama eylemlerinin sorumluluğunu alabilecek halde davranmaktır. maalesef bu kişilik bozukluğunda özellikle patolojiye kaydıkça sorumluluk almama, sorumlu olacağı davranışları üstünden atmak için karşı tarafı suçlama, alaycı konuşma, küçümseme var. bilinen tabiriyle manipülasyon veya daha ciddi boyutlarında narsistik manipülasyon. bir mesele hakkında sorumluluk almak istemeyecek birinin hiç şaşmayan ve aynı kelime sıralamasıyla çıkan manipülasyon cümleleri şunlar:
    - ne alakası var yaaa (hele ilişkinin başında duyduysanız kaçın, en büyük ilişki yalanıdır zannımca.)
    - aklından zorun mu var senin?
    - senin psikolojin bozuk, git tedavi ol.
    - kullandığın ilaçlar seni iyice delirtti.
    - sen bana bunu sorma hakkını kendinde nasıl buluyorsun?
    - hiçbir şey açıklamak zorunda değilim. (ay götüm)
    - beni bundan sorumlu tuttuğun için kendinden utanmalısın.
    - benden nasıl şüphelenebilirsin, kendinden utan. (afedersiniz yine götüm)
    - beni hiç anlamıyorsun. anlamadığın için kendinden utan.
    - herkes benim gibidir, sen uyumsuzsun.

    aklıma gelenler bunlar. her bir paylaşımızda bu tepkileri alıyorsanız iş patolojik boyuta varmadan kaçın. bazı cümleler bağlam içerisinde anlam kazanır ama siz zaten en içinizde o cümlenin ne anlama geldiğini bilirsiniz. o sese kulak verin.

    daha ileri boyutunu yazıyorum:

    - gözlerinizin içine uzun uzun bakıp size deli olduğunuzu söylemesi
    - eşyaların yerlerini değiştirip değiştirmediğini iddia etmesi
    - söylediği bir cümleyi inkar etmesi
    - net hatırladığınız bir olayı çook başka çarpıtması
    - 5 dakika evvel söylediği şeyi inkar etmesi
    - size karşı sürekli aklınızdan şüphe duyduracak şekilde davranması

    bunun bi tık farklı boyutu da sizi karşı sürekli hassas olduğunuz bir konu hakkında diken üstünde tutmaktır. en sık rastlananlar:
    - terkedilme korkusunun sürekli canlı tutulması (bi sıcak bi soğuk davranmak)
    - sürekli ha soğudum ha soğuyucam korkusu yaşatmak
    - güzelliğinizin- yakışıklılığınızın kıyaslanıp sizin yetersiz hissettirilmeniz
    - başarınızın-zekanızın kıyaslanıp yetersiz hissettirilmeniz
    - sürekli aslında olmayan ama olması her an muhtemel bir başka "sevgili" ihtimalinin canlı tutulması
    - cinsel ilişki sırasında kıyaslanılmanız
    - cinsel ilişkinin bir süre sonra güç gösterisi haline evrilmesi

    tüm bu manipülasyonların, bahsettiğim durumların altında yatan en temel şey kaybetme korkusuyla sizin özgüveninizin günden güne eritilip, kendinizden kuşku duyacak hale getirip, yanında -kafeste dururmuş gibi- durmanızın sağlanmaya çalışılması. kendisinde olmayan yaşam sevincinin sizden çekilmeye çalışılması. acıdır ki en sonunda terkedilen taraf o kadar manipülasyona rağmen ağır narsistik taraf olur zaten kişilik bozukluklarının en temel ayırt edici taraflarından biri de kendini gerçekleştiren kehanet örüntüsünün ilişkilerde açığa çıkmasıdır. terkedilen taraf "zaten hiç beni sevmemiş", "seven insan her şeye katlanırdı" gibi şeyler söyler. hayır, kötü bir ilişkiye kimse katlanmaz. en içindeki ses "zaten böyle olacağını biliyordum" der. doğru biliyordur çünkü en temelde alamadığı anne sevginin yokluğu partner ilişkilerinde kendini ispat eder. ispat ettiren, buna sebebiyet veren de aslında narsistin kendi yaptıkları ve bilinçdışı dürtüsel davranışlarıdır.

    bunları farkettiğiniz anda karşı tarafı suçlamayın, siz neden böyle bir şeye ortak oluyorsunuz onu düşünün. çünkü muhtemelen sizin içinizde de bu işgali ve ihmali hak ettiğini düşünen kırgın ve değersiz bir taraf var. bu sömürüye sınırınızı çizin, tedbirinizi alın.

    narsistik kişilik bozukluğunun kadın ve erkekte tezahürünü yazalım. araştırmalar belli kriterlere erkeklerde daha fazla olduğunu söylüyor ama katılmıyorum. dsm-5 kriterlerini bunlardan dolayı çok yetersiz buluyorum. kendi gözlemlerim bana narsist biri varsa partnerinin de bir yanında az veya çok (duruma göre sağlıklı halden narsistik örüntüye doğru tetiklenebilen )narsistik özellikler olduğunu söylüyor. kaldı ki etki-tepki prensibi burada da işler yani içinizde tetiklenen bazı durumlar normaldir. insan ilişkileri kişilerin çift taraflı aynasıdır. av-avcı metaforu çok kullanılır. herkes kendi rolünün sorumluluğunu üstlensin burada, aslında "av"ın da "avcı"nın da benzer konularda yaralı olduğunu göreceksiniz. dereceleri ve tezahürü farklı sadece.

    narsistik kişilik bozukluğuna sahip erkek direkt bildiğimiz dsm-5 kriterlerindeki narsist kişi aslında. tezahürleri:
    - kendini kimseyle denk görememek. birilerini ya daha yüksekte görüp hayranlık duymak ya da muhatap bile almayacak düzeyde düşük görmek.
    - kendi sosyo-kültürel çevresinde başarılı olmak be bu etiketlere sıkı sıkıya sarılması
    - kendi sosyo-kültürel sınıfının değerlerine bağlılık ve bu bu bağlılık üzerinden çevresi tarafından takdir kazanma/kabul görme (bunu kendi istediği için değil de sırf kabul görme için yapma)
    - dışarıdan nasıl algılandığına haddinden fazla önem vermek
    - yanındaki kadını ve çocuklarını da kendi uzantısı olarak görmek, kendinden ayrıştıramaması
    - sınır, hudud kavramını içselleştiremeyip dürtüsel davranması (saygısızlık, patavatsızlık, bunlarla "dürüstlük" adı altında övünç duyma)
    - işgalci- ihmalkar rollerini ilişkilerinin neredeyse her anında üstlenmesi
    - ilişkilerinde dışarıdan bakıldığında manipülasyon yapan taraf olmak, bunu partneri üzerinden kusmak

    kadında ise:
    - yoğun sevgisizlik ve majör depresyon. bunlara bağlı çevreye karşı duygusal ilgisizlik
    - kendi sosyo-kültürel sınıfının değerlerine bağlılık ve bu bu bağlılık üzerinden çevresi tarafından takdir kazanma/kabul görme (bunu kendi istediği için değil de sırf kabul görme için yapma)
    - dışarıdan nasıl algılandığına haddinden fazla önem vermek
    - öz bakım, çocuklara bakım, evi ile ilgilenme, iyi bir kariyer noktasında ihmalkar davranmamak fakat ruhsuzluk
    - özellikle çocuklarını da kendi uzantısı olarak görmek, kendinden ayrıştıramaması
    - sınır, hudud kavramını içselleştiremeyip dürtüsel davranması (ani geçirilen sinir krizleri halinde sınır ihlalinin açığa çıkması)
    - ilişkilerinde dışarıdan bakıldığında manipülasyona uğrayan taraf olmak
    - kurban rolünü üstlenmenin acısını çocuğu üzerinden kusmak

    altında yatan temel sebep:
    annenin fiziksel ilgi seviyesinden bağımsız olarak şiddetli sevgisizlik ve ruhsal yokluk. bir taraftan kendi acizliğine tahammül edemeyen anne, çocuğunun acısına da tahammül edemediği için yavrunun olumsuz hissetmeye hakkı yokmuş gibi davranıyor ve çocuk ağlasa, üzülse bile bunlar ya küçümseniyor ya da ivedi bir çözümle üstü örtülüyor. her çocuk hissetmeyi bilir, bizden de fazla sevgi kaynağıyla doğuyorlar ancak hem sevgi alamayan (sevgisi anlamlandırılmayan, yansıtılmayan) hem de hissettiklerine mani olunan bir çocuk en sonunda sadece hiçlik, hissizlik, nötrlük ve değersizlik halleriyle kalıyor. kişi kendini ilk etapta annesinin ya da ebeveyn rolünü en temelde kim üstlenmişse onun üzerinden anlamlandırır. ruhsal olarak orada olmayan ebeveynin çocuğa yüklediği en temel his de yokluk, hiçlik, önemsizliktir. bu kendini algılama biçiminin, kök değerlerin 3-4 yaşına kadar oturduğunu düşünüyorum.
    daha detaylı ve profesyonel anlatım için:
    (bkz: annenin duygusal yokluğu)

    naçizane tavsiyelerim:

    - değişim istiyorsanız başkası için değil, kendiniz için olduğunu bilin. herkes kadar sizin de kendi iç benliğinizle temas halinde olmaya, kendi iç huzurunuzu sağlamaya, sezgilerinizin (akıl değil, duygu odaklı) ne kadar hayatı kolaylaştırıcı olduğunu görmeye hakkınız var. çok mutlu ve başarılı olduğunuzu düşündüğünüz gecenin bir vakti içinizdeki cılız da olsa çıkan aslında mutlu olmadığınızı söyleyen, canı yanan ve kırgın sese kulak vermeye hakkınız var. sürekli kafanızda dönen düşünceler sustuğunda aslında hayatın çok daha kolay olduğunu görmeye hakkınız var. herkes kadar olumsuz hissetmeye ve bu duyguyu kabullenmeye hakkınız var. iç sesinizi dinleyin ve olumlu-olumsuz tüm duygularınızı, tüm yanlarınızı için kucaklayın.

    - farkındalığınızı artırın. kolay değil, kısa değil. acılı bir süreç. her doğum sancılıdır. kendi özbenliğini doğurmak çok daha uzun, çok daha sancılıdır.

    - kendinizi sevin. en yalın halinizle sevin. tüm sağlığınız, tüm fiziksel çekiciliğiniz, tüm başarı etiketleriniz hatta tüm zekanızın elinizden gittiği hali de sevin. varlığınızı sevin. varlık ve öz elinizden kayıp gidecek şeyler değiller.

    - kendinize merhametle yaklaşın.

    - yaşadıklarınıza kabullenici yaklaşın. bazen öyle şeyler geliyor ki başınıza, kaybetmem sandığınız şeyleri kaybediyorsunuz. kaldıramayacağınızı düşündüğünüz acıları kaldırıyorsunuz. kayıp ve yas süreciyle beraber yaşanan deneyimler insana hem kendi gücünü hem özünü hem de aslında her duyguyu nasıl da içinde taşıyabilecek kadar geniş olduğunu öğretiyor. her acının her musibetin bir nimet tarafı olduğunu unutmayın. kendi sürecinizdeki acılara da bu şekilde yaklaşın. (mükemmelliyetçilik ve narsistik kişilik bozukluğunun örtüştüğü noktalar)
    (bkz: psikodinamik yaklaşım)

    kolay gele, allah hepimizin yardımcısı olsun.
12 entry daha