şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
30668 entry daha
  • türk musikisidir.

    üniversite yıllarımdan beri azılı bir rock dinleyicisiyimdir. 60'lar ve 70'lerin neredeyse bilinen tüm rock gruplarını, 80'lerin tüm trash gruplarını dinlemişimdir. hattâ önceki arabamın arkasında led zeppelin grup üyelerinin sembolleri bile vardı. türk müziğini herkesin bildiği kadarıyla, yani türk sanat müziği şarkılarıyla tanırdım. zeki müren, bülent ersoy, muazzez abacı, muazzez ersoy gibi sanatçıları bilirdim sadece. zamanında trt3'te koroları gördüğümdeyse anında kanal değiştirirdim çünkü çok sıkıcı ve bayık gelirdi bana. enstrümanları ise sadece isimleriyle bilirdim. kısacası tanımıyordum türk müziğini.

    musiki ve hasan tosun ile aynı anda tanıştım. spotify'dan çalan bir şarkıyı duyduğunda gözleri dolmuştu; şarkıyı bildiğini ancak sadettin kaynak yorumunu ilk kez dinlediğini söyledi: "çook duygusal okumuş." dedi. kulak verip dinlediğimde sadettin kaynak'ın sesinin ve bestenin güzelliğinden, duygusallığından büyülenmiştim. musiki ilk kez o an dikkatimi çekti ve tesir etti bana. şarkıdaki okuyuş tarzı ve enstrümanlardaki o çoşkulu sesler daha önce dinlediğim hiç bir tsm şarkısına benzemiyordu. şarkının ismi ey gonca açıl'dı:

    https://www.youtube.com/watch?v=z3kvvj0khcm

    bu eseri okuyan sadettin kaynak'ı da ilk kez o zaman tanıdım. bugün hala severek dinlediğimiz popüler türk sanat müziği şarkılarının yarısı bu kişiye aittir. 1930'lardan 1960'a kadar yapılan türk filmlerinin müziklerini çoğunu kendisi yapmıştır. neredeyse yaptığı her beste popüler olmuş, şarkıcıların seslerine özel yaptığı bestelerle şarkıcıları ölümsüzleştirmiştir. safiye ayla'nın sesine özel bestelediği çile bülbülüm buna örnektir. imamlık yaptığı yıllarda dolaştığı yörelerin folklöründen etkilenip besterinde anadolu ve istanbul ezgilerini birleştirmiştir. türk musikisine yeni bir soluk getiren son bir kaç besteciden biridir. her bestesinde mutlaka kendine özel bir imza bulunur, duyduğunuzda işte bu "kaynak" eseri olmalı dersiniz. buna rağmen bestelerini asla dar bir kalıba sıkıştırmamıştır, mükemmel bir ritme oturttuğu şarkılarını çok güçlü kılmıştır. mesela kara bulutları kaldır aradan şarkısıyla bir rammstein, bir metallica, bir pantera rahatlıkla konsere giriş yapabilir. her ne kadar besteciliği ile tanınsa da aynı zamanda muhteşem bir icracıdır. eğer iyi bir bestekar olmasaydı sadece sesiyle yine de musiki tarihine adını yazdırırdı. sadettin kaynak eserleri çok güçlü okur ama ses tonunda her zaman bir duygusallık taşır. icrasındaki bu başarısı ve eski bir imam olmasından dolayı ilk türkçe ezanı kendisi okumuştur.

    daha sonra yine ey gonca açıl'da arkada dört nala ut çalan yorgo bacanos'u tanıdım. ben yıllardır rock müziğinin efsane gitaristlerinin sololarını tekrar tekrar dinlemiş biriyim ama bacanos'taki çoşkuyu hiçbirinde görmedim. bir hicazkar taksimi vardır bacanos'un: notalar damıtılmış bir su damlası gibi saf halde ve bir sağanak kadar hızlı düşer kulağınıza: https://www.youtube.com/watch?v=-petfighlco

    sadettin kaynak ve hafız kemal'in muhteşem okuduğu gülşen-i ezhar açtı her yana eserinde arkada yardıran bacanos, eser sonunda öyle bir solo atıyor ki jimmy page görse gözyaşı döker:

    (solo 2:36'da) https://www.youtube.com/watch?v=mr4axmadlea

    yorgo'nun bir de kardeşi aleko bacanos var. çok iyi bir kemençe icracısı. ikisinin de bulunduğu bir orkestra tanburi cemil bey'in eseri şedaraban saz semaisini öyle renkli öyle çoşkulu çalmışlar ki bu curcuna içerisinde nasıl olur da her enstrüman bu kadar duygulu duyulabiliyor anlam veremiyor insan: https://www.youtube.com/watch?v=3um_mm4yyny

    şedaraban demişken tanburi cemil bey'den, ancak ondan önce tanburdan bahsetmek gerekiyor. öylesine muazzam bir enstrüman ki sanki insan beyniyle çok önceden tanışıklığı var, duyulduğu anda duygular yükseliyor insanda. tanbur, türk müziğindeki tüm sesleri içinde barındıran bir alet. musiki istanbul kültürünün bir unsurudur. evliya çelebi seyahatnâme'de istanbul'daki müzisyenleri şöyle sayar: "bir kaç tane udi, 80 kadar kemençeci, en az 500 tane tanburi vardır..." istanbul'un nüfusunun o günlerde yaklaşık 200-250 bin olduğu düşünülürse tanburun ne kadar yaygın olduğu anlaşılabilir. (günümüzde artık istanbul kültürü diye bir şey kalmadığı için musikiyi de dehlizlerde arıyoruz.)

    bence musikinin en iyi icra alanı tanburdur. ben tanburu cemil bey ile tanıdım. ondan sonra başkalarının çaldığı tanburu dinlediğimde çok şaşırmıştım: aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hiç kimse cemil bey'in seviyesinin yakınlarına bile gelememiş. cemil bey tanbura ilk kez virtüöziteyi getiren kişidir. aynı zamanda tüm enstrümanlara takıntılı biriymiş. hemen hemen tüm enstrümanları ileri derecede çalmış. kırkpınar güreşlerine gidip zurna bile çalmış. lavta çalışını gören rumlar elini eteğini öpmeye çalışırlarmış.

    sırf onu dinleyebilmek için kendisini de gittiği meclislere götürmesini isteyen yakın bir arkadaşı şöyle anlatıyor: "bir keresinde boğaziçi'nde bir yalıya gittik. cemil bey oradaki mecliste tüm gece tanbur çaldı, ben de hayran hayran dinledim. daha sonra uyumak için odalara çekildik, biz aynı odada kalacaktık. ben yatmaya hazırlanırken benden tanbur çalmak için müsade istedi rahatsız olup olmayacağımı sordu. ben de bilakis tanburunu dinlemekten memnun olacağımı söyledim. fazla ses çıkmasın diye üzerine bir yorgan örttü ve sabaha kadar tanbur çaldı." bir başka arkadaşı şöyle anlatıyor: "cemil bey yeni yeni kemençe'ye merak salmış, artık musiki meclislerine tanbur ile değil kemençe ile gidiyordu. bir akşam biri şedaraban saz semaisinin kemençe ile çalınıp çalınamayacağını sordu. cemil bey de tabi çalınır deyip çalmaya başladı. ancak 4. haneye geldiğinde(bu saz semaisinin 4. hanesini cemil bey tanburuna göre, yani çok hızlı çalınacak şekilde bestelemiştir.) biraz zorlandı. tam istediği gibi olmadı 4. hane. biraz sonra müsade isteyip kalkıp gitti, biz orada kaldık. gece saat 03:00 gibi oradan çıktık, evlerimize yürümeye başladık. cemil bey'in evinin ışığının açık olduğunu farkettik. evinin yanından geçerken içeriden kemençe sesi geliyordu. cemil bey hâlâ 4. haneyi çalışıyordu." (kaynak: https://www.kitapyurdu.com/…i-cemil-bey/438376.html)

    cemil bey osmanlı zamanında kaydı yapılan ilk müzisyendir. yani türkiye'nin ilk yıldız sanatçısı. kayıtları tüm dünyaya yayılmış, özellikle osmanlı topraklarındaki arapları çok etkilemiş, arap müziğine yön vermiştir. 1910-1914 yılları arasında yüzü aşkın plak doldurmuştur. o zamanki kayıt stüdyoları kayıt yapılacak balmumunun yumuşaması için iyice ısıtılırmış. neredeyse icracıyı yutacak kadar büyük bir boru önünde hamam sıcaklığında çalarmış cemil bey. her plak en fazla 3 dakika 23 saniye. bu şartlarda bile mükemmel icralar çıkartsa da, onu canlı dinleyenler kayıtlarından çok daha iyi çaldığını söylemişlerdir.

    cemil bey'in ilk dinlediğim kaydı şedaraban saz semaisiydi. beni tanburun sesine aşık eden kayıt da buydu. 100 küsür yıllık bir kayıt ancak gücü kuvveti hâlâ yerinde. ateş gibi bir beste ve ateş gibi bir icra. bir enstrümanın akordu bu kadar mı güzel ayarlanır, bir tuşe bu kadar mı kusursuz olur?

    şedaraban saz semaisi: https://www.youtube.com/watch?v=kwt_12sqhwg

    bir de aynı tarzda ferahfeza saz semaisi vardır cemil bey'in: bir eser insanın içine bu kadar ferahlık verebilir: https://www.youtube.com/watch?v=drbgkqkyyhu

    kulağım yıllarca rock müziğine alıştığı için cemil bey'in taksimlerinde de benzer sesleri duyuyorum. nihavend taksiminin 1:20 ve 1:30 saniyeleri arasında rock müziğinin ilk denemelerinden birini bulabilirsiniz:

    https://youtu.be/vctyl2f8kdy?t=80

    aynı taksim kaydının 2. dakikasından sonra ise mükemmel bir virtüözlük gösterisi yapıyor cemil bey. gayet seri şekilde icrasını sürdürürken taksime ritm gitar dahil ediyor aynı enstrüman ile. bunu tam anlatamıyorum en iyisi dinleyin. sadece bu kaydın tek bir tanbur ve tek bir tanburi ile yapıldığını bilin:

    https://youtu.be/vctyl2f8kdy?t=120

    cemil bey kayıtlarında hiç ut çalmamış, ut enstrümanını sevmediği söyleniyor. ancak bazı kayıtlarında udi nevres bey kendisine eşlik etmiştir. belki de nevres bey'in olduğu yerde ut çalmaya ihtiyaç duymamıştır. ancak cemil bey'in 2 tane lavta kaydı var. lavta'nın yapısı uda, hatta gitara benziyor. bu kayıtlardan yola çıkarak udu veya gitarı nasıl harika çalabileceğini tahmin edebiliriz:

    uşşak taksimi - lavta: https://www.youtube.com/watch?v=vg9mxykr0uk

    bu arada cemil bey yaylı tanbur'un da mucididir. aslında pek bir şey yapmamıştır, alttaki tek telin altına bir çöp sıkıştırıp eşiniği yükseltmiş ve dik tutup yay ile çalmaya başlamış. ancak nasıl başardıysa bence kemençeden daha güzel bir ses elde etmiş. cemil bey'in son kayıtlarından bazılarında sıradışı denemeleri de olmuş. büyük ihtimal evinde otururken bebeğini uyutmaya çalışan bir komşusundan etkilenip bir ninni bestelemiş. ancak o anda dışarıdan duyduğu sesleri birebir notaya çevirip bestenin içine koymuş. bu besteyi de kendi icadı olan yaylı tanburla çalabilmiştir. yani komşusunun bebeğini ee ee'lemesini, bebeğin ağlamasını, o sırada kadına seslenen bir komşusu ve aralarında geçen sohbeti (esma hanım! esma hanım! nasılsın? bebek uyutuyom, uyutun artık şunu vb. ifadeler) birebir yaylı tanburla çalabilmiştir. herhangi bir enstrümandan insan sesine bu kadar benzer bir sesin çıktığını duymamıştım daha önce.

    ninni: https://www.youtube.com/watch?v=evn3a5tuuzu

    cemil bey'in tanbur icralarının en büyük özelliği ve bence diğer tanburilerin beceremediği şey temposudur. tüm tanbur icralarında mükemmel bir tempo ile ilerler. normal hızda da çalsa, çok hızlı da çalsa temposu şaşmaz:

    https://www.youtube.com/watch?v=ba3mtquvw6s

    henüz bir kaç yıl önce kaybettiğimiz son büyük tanburi necdet yaşar'ın bir hicaz taksimi vardır. hiç fena değildir. ancak ondan 60-70 yıl önce cemil bey'in hicaz taksimindeki tempo ve tuşe cemil bey'in hâlâ en büyük tanburi olduğunun, hatta dünyada eşine az rastlanabilecek bir virtüöz olduğunun kanıtıdır. bu yönleriyle yorgo bacanos, cemil bey ve paco de lucia aynı kategoride sayılabilir.

    hicaz taksim: https://www.youtube.com/watch?v=qjydxrsjcqy

    cemil bey yüzünden metafiziksel bir hadise de yaşadım. ben cemil bey'in kayıtlarına hayran kalınca internetten bulabildiğim tüm kayıtları indirdim. geceleri yatarken playlist'i başlatıp bu kayıtları dinleyerek uyuyordum. bir gece yarı yarıya uykuya dalmışken bir şarkı başladı. şarkıyı dinlerken ve uykuya dalarken şunu düşündüğümü hatırlıyorum: çok duygusal bir şey çalınıyor ama kalkıp oynayası geliyor insanın. buradan aklıma goran bregoviç'in aynı tür şarkıları ve emir kusturica filmleri geldi herhalde ve ben kendimi balkanlarda süzülürken buldum. sonrasında bir çingene çadırı önünde pembe etekli ve çalan şarkıyla döne döne oynayan bir roman kızı gördüm. sabah kalktığımda ilk iş olarak bu şarkıyı bulmak için tüm listeyi dolaşmaya başladım. aradığım şarkıyı bulduğumda şarkının ismine inanamadım. şarkının ismi pembe kız'dı. cemil bey kemençe, udi nevres bey ut çalıyordu. şarkıyı biraz araştırdığımda gördüm ki bu şarkı cemil bey'in bestesi değil, 19. yüzyıl sonlarında yapılmış ilk türk opereti için yazılmış bir beste. operet'in konusu da çingenelermiş. kendimce metafiziksel olan bu olayı daha sonradan gerçekçi bir sebeple çözdüm. müzisyen bir arkadaşım bu şarkıyı dinlerken ritmi için 9-8 dedi. yani 9-8 ritm yüzünden aklım roman havalarına, oradan emir kusturica filmlerine, oradan da pembe etekli dans eden bir roman kızına gitmiş.

    bu olay haricinde bu şarkının çok önemli bir yeri var hayatımda. eşimi ilk gördüğümde ve aşık olduğumda kafamda bu şarkı çalmaya başlamıştı, hala da çalıyor:

    pembe kız ı: https://www.youtube.com/watch?v=tb44cwau9pa
    pembe kız ıı: https://www.youtube.com/watch?v=3qr7xfqcr7s

    peki musiki iyiydi hoştu da neden günümüzdeki sıkıcı halini aldı? bunun için çok fazla sebep gösteriyorlar. osmanlı döneminde 19. yüzyılda bile musikide batıcılığın etkisiyle bozulmalar başladığını, cumhuriyet'in kurulmasından sonra üvinersitelerden çıkartılmasıyla başı boş bırakıldığını vs. gibi onlarca sebep gösterilebilir. ancak bence direkt olarak musikiyi bitiren şey 1950'lerde başlayan istanbul'a göç hareketidir. istanbul kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan musiki, bu kültürü sürdürebilecek olan nesiller değil de, göç ile birlikte kendi kültürünü getiren insanlar yüzünden yok olmaya yüz tutmuştur. selehattin içli hasan tosun'a şöyle demiş: "herkes arabeskin musikiye olan ilgiyi azalttığını, musikiyi kötü etkilediğini söylüyor. ancak musikiye asıl darbeyi halk müziği vurmuştur. musiki çalınan yerlerde memur olan istanbul halkının değil tüccar olan anadolu halkının istediği şarkılar icra edilmiştir." rahmetli içli'nin bu sözlerini destekleyen bir sahne var zeki müren'in beklenen şarkı filminde. filmde zeki müren klasik musikiyi iyi bilen bir gençtir ancak parası yoktur. bu yüzden pavyonda işe girmeye çalışır. kendini göstermek için dede efendi'nin bir bestesini okur. ancak pavyon sahibi hiç etkilenmez ve şöyle der: "ses neyse ama bu şarkılar burada gitmez. millet kafayı çekmek için kıvrak hava ister, kıvrak! öyle ki içtikçe çoşmalı, çoştukça içmeli. bu dükkan dede efendiyle baba efendiyle falan dönmez." daha sonra zeki müren işe alınır ve telgrafın telleri türküsüyle sahneye çıkar:

    https://youtu.be/lwttumdw4kw?t=2745

    murat bardakçı, zeki müren hakkında "musikinin canına okudu." demişti bir televizyon programında. herkesten büyük tepkiler toplamıştı. ama bence haklıydı. zeki müren'in sesi herkesi etkilemişti. dede efendi bestelerini okuyarak başladığı bu yolu -büyük ihtimal orkestrasını doyurmak için- ucuz arabesk şarkılarla bitirdi. bu yine de kendi bileceği bir işti ama zeki müren o kadar popülerdi ki bu popülerliği klasik musikiye zarar verdi. aynı hareketi zeki müren'den çok daha önce popüler olan ve ülkenin en elit orkestra ve korosunu elinde bulunduran münir nurettin selçuk da yapabilirdi ama yapmadı.

    yesari asım arsoy'un ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktırisimli hüzzam makamında bir bestesi bence hüzzam makamında yapılmış en orjinal bestelerden biridir. bu besteyi sayısız şarkıcı okumuştur. bir çoğu da çok güzel okumuş: örneğin zeki müren bu eseri okunabilecek en güzel şekilde okumuştur: https://www.youtube.com/watch?v=um-o6niq-bq

    ancak bu eseri bir de münir nurettin selçuk okur. hem de bu dünyadan değilmiş gibi pürüzsüz ve duygu dolu okur: https://www.youtube.com/watch?v=tlhhtenuuie

    20. yüzyılda musikinin başına gelmiş en güzel şeylerden biri münir nurettin selçuk'tu. okuyuş tarzını kendi oluşturmuştu. musikiyi gazinodan çıkarıp kalabalık sahnelere çıkaran ilk kişiydi. büyük orkestraları, kadın vokal korolarını musikide kullanan ilk kişiydi. sahneye herkesi grand tuvalet fraklarla ilk o çıkardı. ondan önce musikiyi en iyi hafızlar icra ediyordu ama o zamanların yazarları hafızlardan pek iyi bahsetmiyor: pek teknik bilmedikleri için bütün boğaz damarları patlayacak gibi olurmuş. münir nurettin ile birlikte avrupa'ya gidip şan eğitimi aldı, tekniğe çok önem verdi. en yakın arkadaşı yahya kemal'in şiirlerine besteler yaptı, onlara can verdi. istanbul için yapılmış tartışmasız en iyi beste kendisine aittir:

    https://www.youtube.com/watch?v=stfc415wpfq

    münir nurettin, çok güzel bir yola soktu musikiyi ama yolu ilerletecek başka adam çıkmadı. bu iddia ile yola çıkanlar elimizdeki musikiyi de katletti. ölümüne yakın günlerinde bile evine güzel kızlar geldiğinde "çok güzel musiki ezgileri çalınıyor kulağıma." demiş.(kaynak: https://www.kitapyurdu.com/…yasam-oykusu/77911.html)

    1955'te tanburi cemil bey'in oğlu mesut cemil, başında bulunduğu trt radyosunu bırakması gerekiyordu. çünkü zamanın ırak hükümeti konservatuarlarında musiki öğretmesi için bir ekip kurup gelmesini istemişti. giderken radyonun başına nevzat atlığ diye birini bıraktı. bunu neden yaptı kimse pek anlamadı çünkü nevzat atlığ çok genç bir koro şefiydi. üniversite yıllarında hobi olarak başlamıştı bu işe. tıp fakültesinde kurdukları bir koro ile ülkeyi dolaşıyor ve konserler veriyordu. biraz keman çalmayı bildiği söylenir ama gören olduğunu sanmıyorum. nevzat atlığ radyoya girdikten sonra koroların yapısını değiştirmeye başlamıştı. enstrümanların hepsinin sesini kısıp dikkati okuyucuya çekmek istiyordu. bu sebeple tüm ritm enstrümanlarını kaldırdı. (yıldırım gürses bu konuyla çok savaşmıştır. musikimizde ritm çalgılarının olduğunu, osmanlı'dan kalan minyatürlerde bunun görülebileceğini dile getirmiş, nevzat atlığ'ı hep eleştirmiş, neticesinde trt'den uzaklaştırılmış, besteleri arabesk görülüp çalınmamıştır.) nevzat atlığ yolunmuş tavuğa çevirdiği korosuna murat bardakçı'nın tabiriyle miskin bir musiki yaptırmaya başlamıştı. işte trt'de seyrettiğimiz o sıkıcı müziğin sebebi buydu. öyle ki o zamanlar radyo'da memur olan ve içinden geldiği gibi çalan dünyanın en iyi udisi yorgo bacanos'a "burası pavyon değil, burada böyle çalmaya devam edersen atarım seni radyodan!" diye tehdit edecek boyuta ulaşmış. bunu söylediğinin belgesi yok elimde, bu bir dedikodu olabilir ancak böyle söylediği yönünde önemli bir kanıt var. o da diğer kayıtlarında ut üzerinde yapmadığı cambazlık kalmayan bacanos'un radyo kayıtlarında dünyanın en basit ve sıkıcı taksimleri çalması. bunu nevzat atlığ'a tepki olarak yaptığını düşünüyorum.

    önce nevzat atlığ'ın yönettiği korodan bimen şen'in kürdilihicazkar eserini dinleyelim. koparan sinemi ağyar elidir: https://youtu.be/iblwpwdsauk?t=660

    şimdi de içlerinden geldiği gibi söyleyen ve çalanların yorumunu dinleyelim. hamiyet yüceses, serif içli, necati tokyay söylüyorlar. hamiyet yüceses'in sesinin gücüne dikkatinizi çekerim: https://www.youtube.com/watch?v=_xghm5vch-k

    musiki hakkında yazılabilecek daha çok şey var. kendisi çok tatlı bir virüstür. bulaştığı zaman beyinden çıkmak bilmiyor. milletimiz her güzel şeye olduğu gibi musikiye de yüz çevirmiştir. eğer üzerinde durulsaydı sadece istanbul değil, bir dünya kültürü haline gelebilirdi. şu bestenin, şu sesin, şu nihavend'in tatlılığına bakar mısınız: https://www.youtube.com/watch?v=uthexvhahdc

    entry çok uzamaya başladı. şimdilik burada bırakayım. daha sonra şunlardan da bahsederim: tanburi cemil bey'in öğrencisi refik fersan, son büyük kemençe sanatçısı cüneyd orhon, tatyos efendi, reşat aysu, şerif muhittin targan, müzeyyen senar, sevim alakuş, safiye ayla, nubar tekyay, hafız yaşar ve atatürk anıları, hafız sami, ismail doruk, eski istanbul halkının musiki bilgisi, hacı arif bey-harem-padişahlar üçgeni, ömer bedrettin şiirleri, musiki-şiir ilişkisi, çargah makamının uğursuzluğu, okunmuş en muhteşem ezan, şennur dinleyen, fuat ilbey, alper karaağaçlı, hüseyin akbulut gibi bence günümüzün büyük musiki yetenekleri ve vb...
2765 entry daha