şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • 1) mini caz sözlüğü
    ----------------------------
    ----------------------------

    acid jazz: jazzın armonik ve ritmik elementleri kullanılarak yapılan sulandırılmış funk, soul. disko müziği. 1980’lerde ortaya çıkmıştır.

    backbeat: jazz’ın olmazsa olmazıdır. 4 zamanlı bir müzik düşünün. bunu müzisyen olmayanlar için kolaylaştıralım ve gençlik marşı’nı 4 sayarak söyleyelim: dağ (1) – ba (2) – şı – nı (3) – du (4) – man – al (1-2) – mış (3–4) – gü – müş (1) – de (2) – re – dur (3) – maz (4) – a – kar (1-2-3-4) ... müzikte vurgu her zaman 1 ve 3’te olagelmiştir. caz da ise vurgu 2 ve 4’tedir. ya da şöyle denebilir: beyazlar 1 ve 3’te, siyahlar 2 ve 4’te el çırparlar. şimdi marşı söylerken 1 ve 3. zamanlarda el çırpın daha sonra da 2 ve 4. zamanlarda el çırpmayı deneyin. işte bu 2. ve 4. zamanlara backbeat denir.

    beat: az evvelki maddede backbeat’i tarif ettim. tarifte kullandığım ‘vurgu’ teriminin ingilizce karşılığı ‘beat’’tir.

    bebop: 1940’larda oraya çıkan bir caz türü. cazın sanata evrilmesinde en önemli basamaktır. ritm, melodi ve armoniler çok daha karmaşıktır. metronom ekseriyetle hızlıdır. ritmi davul tek başına sırtlanmaz hatta çoğunlukla o iş basçıya kalır. böylelikle davul ve piyanonun hareket sahası genişler. charlie parker ve dizzy gillespie öncüleri kabul edilir.

    behind the beat: vurgudan sarkmak olarak tercüme edebiliriz. icracının melodiyi çalarken kasıtlı şekilde gecikmesidir. tenor saksofoncu dexter gordon’un hemen hemen tüm soloları buna emsaldir. kötü örnek isteyenler bülent ersoy’a da bakabilirler.

    bend: bükme anlamına gelir. telli çalgıda nasıl yapıldığını tarif edelim. gitarın en alttaki telinin 7. perdesi si olur. sol elimizin işaret parmağını klavyeye koyalım ve sonra teli yukarı doğru ittirelim. ne oldu? sesi bükerek si’den do’ya hatta çok bükersek do#’e vardık.

    big band: büyük orkestra. genelde 12 kişiden daha kalabalıktır.

    break: şarkıyı seslendiren icracılar tamamen sessiz kalırlar ve böylelikle soloyu çalacak kişiye daha geniş bir alanda gezinme imkanı verilir.

    comping: orkestranın geri kalanının solo çalacak icracı için dekor oluşturmasıdır. kendilerini pasif konuma alırlar ve solo icracının rehberliğiyle tansiyonu arttırır yahut azaltırlar.

    cool jazz: bebop’ın muhalifi bir caz türü olarak görülür. daha yumuşak dinamikli (iniş çıkışları daha az keskin), görece daha yavaş metronomda ve görece daha az karmaşıktır. chet baker örnek olarak verilebilir.

    dixieland: primitif jazz yahut erken dönem jazz. cazın henüz sanat müziği olmadığı yıllar. örnek: king oliver's creole jazz band

    free jazz: 1950 sonrası ortaya çıkan caz türü. zannedildiği gibi tamamıyla kuralsız değildir. sadece çerçeve genişlemiştir. ornette coleman ve cecil taylor öncü olarak görülür.

    front line: melodi yükünü en fazla sırtlanan çalgı partisyonu. cümle içinde kullanalım: “miles davis’in çoğu parçasının front line’ında trompet vardır”

    groove: cazın temel unsuru olsa da doğru düzgün tarifi yoktur. benim en beğendiğim tarif wingy manone’ye ait: “aynı tempoda çaldığınız halde temponun hızlanıyor gibi gelmesi”

    jam session: doğaçlama. (bkz: #106978405) no’lu entry’de doğaçlamayla ilgili biraz daha ayrıntılı yazmıştım. dileyen bakar.

    lick: kısa melodi parçası. kuple de denebilir mi emin değilim. caz müzisyenleri klişeleşmiş lickleri öğrenerek kendini inşa eder. eğitimin önemli parçasıdır. cazın abecesidr.

    mainstream jazz: free-jazz’ın aksi olan tür. doğaçlamalar daha evvel çerçevesi çizilmiş olan akor yürüyüşleri yahut onların varyasyonları üzerine yapılır.

    offbeat: backbeat ile karıştırılır. hatırlayalım backbeat vurguların 1 ve 3 değil 2 ve 4’te olmasıydı. offbeat’te ise 4 zamanlı ritmi 8’e bölüp 3,6 ve 7’ye vurgu verebilirsin. daha karmaşıktır. vurgunun yeri de sürekli değişebilir.

    ragtime: primitif caz. cazın sanat olmadan evvelki hallerinden biri. piano bu türün olmazsa olmazıdır. rag alay etmek, muziplik falan olarak tercüme edilebilir. neden böyle deniyor? bunun sebebi senkoplardır. 2 ve 4’lere vurgu yapan keskin sınırlı caz müziğini, olur olmadık yerlerde senkoplarla duraklatırlar ve paçavraya çevirirlermiş. cazın karakteristik tavırlarından biridir ve çok önemlidir. batı klasik müziğinde alaya muzipliğe pek yer yoktur. nadirdir. caz müziğinde ise muzipliğin olmadığı an yok gibidir.

    riff: sık sık tekrarlanan kısa motif. riffler de lickler gibi caz müzisyeninin eğitimi için elzemdir.

    scat: vokalin anlamsız seslerle yaptığı doğaçlama. louis armstrong da yapar sarah vaughan da. örneği çok.

    sideman: payanda. orkestranın lideri olmayan kişi/kişiler. eşlikçi.

    smooth jazz: popla sulandrılmış caz. 1970 sonrası peydah oldu. george benson iyi örneklerinden biri.

    stride: 1920’ler ve 1930’larda moda olan bir piano çalım tekniği/üslubu. sol el zıplaya zıplaya çalar. zıplamaktan kastım hem staccato (kesik kesik) çalması hem de sürekli oktav atlaması.

    substitute chord: ikame akor diye tercüme edeyim. müzisyen olmayanlara bunu açıklamak biraz zor olabilir. mesela c yani do majör çalacağın yerde em7 yani mi minör 7li çalarsan bu bir substitute chord olur. neden c çalacağın yerde em7 çalıyorsun? kafana göre istediğin akoru basabilir misin? hayır. c üç notadan oluşan bir akordur: do-mi-sol. em7 ise 4 notadan oluşur: mi-sol-si-re. fark ettiyseniz iki nota ortak: mi ve sol. ikame akor, asıl akorla akraba olmalıdır.

    subtone: kamışlı sazlarda kullanılan bir tekniktir. ses de puslu, buğulu gelir. jan garbarek’i dinleyin. çivi gibidir tonu. bu tonun tam tersi subtone işte.

    swing: 4 zamanlı ölçüyü 12’ye bölün. nasıl yani? her el çırpışta 3 sayın: 1-2-3 / 1-2-3 / 1-2-3 diye ... 1 ve 3 lere vurursanız swing olur. vals düşünün işte. ikinciye vurmayacaksınız. 4/4 görünümlü 6/8. shuffle diye bir terim var. ikisi birbirine çok karışır. kabaca fark şudur; shuffle’da 1 ve 3 aynı kuvvette vururken swing’te 3’ler 1’lerden daha zayıf tuşeyle çalınır. shuffle çok daha keskin ve eğilip bükülmez bir şeyken swing sarkan, salınan bir şeydir.

    senkop: cazın asli unsurlarındandır. güçlü vurguların zayıf vurgularla yer değiştirmesidir. rutin bir gidişat vardır ve bir anda olmadık bir yeri vurgularsın. senkop budur. ragtime maddesini hatırlayınız. mizah unsuru sayılır.

    up tempo: 240 üstü metronom için kullanılan bir tabir genelde. örnek: ornette coleman – eventually. gövde gösterisidir ancak maksat gösteriş değildir. yazının devamında buna değineceğim.
18 entry daha