şükela:  tümü | bugün
7 entry daha
  • insanoğlunun tarihi ilkel komün insanı,
    dünya oluşumu ve canlıların ortaya çıkmasından itibaren farklı bir canlı türü olarak gelişimini tamamlıyordu. diğer canlılar fiziksel evrimlerini sürdürürken, afrika’dan yola çıkan homo erectus insanı hem fiziksel hem de beyinsel evrimini geliştirmekteydi.
    insanoğlu yaratılışının başlarında, diğer canlı kategorisindeki hayvanlar gibi belirli kümelerden oluşan topluluklar şeklinde yaşamayı sürdürüyordu. beraber avlanıp beraber korunarak geniş aileler içinde yaşamaktaydılar.
    en temel gereksinimleri beslenmek ve korunmak olarak görülüyordu. bunların tedariki ile sağlanan klan huzuru, gelişmelerinde, büyümelerinde yani üremelerinde onlara yardımcı oluyordu.
    beslenme şekilleri başlangıçta yalnızca toplayıcı olarak kendini göstermişti. topladıkları meyveler, kökler ve yemişlerle besleniyorlardı. mevsim geçişlerinde beslenme zorluğu çektikleri zaman, leşlerle, ihtiyaçları olan gıdayı almak durumunda kalıyorlardı. hiç bir şey bulamadıkları takdirde vahşi hayvanların avladıkları hayvanların kemiklerini kırarak, içindeki ilikleri yiyorlar ve ihtiyaçları olan proteinleri alıyorlardı.
    yüzyılları bulan bir süreç sonra yeterince hızlı olmasa da evrimle gelişen beyin sonucu, insanlar avlanmak için alet geliştirmeye başladılar. ağaç dallarından, hayvan kemiklerinden, obsidiyen gibi volkanik taşlardan yaptıkları avlanma ve kesme aletleri ile toplayıcılık yanında bir de avcılık yöntemi ile beslenme alanlarını geliştirdiler.
    homo erectus dünyaya dağılırken gittikleri ve yerleştikleri yerlerin iklim ve doğa koşullarına adapte oluyorlardı. korunmak amacıyla yüksek yerlerde yaşamaya çalışanların, avlanmak için su altına dalmaları gerekenlerin solunum sistemleri, ihtiyaca göre vücut kendini adapte ediyordu. soğuk yerlerde ten beyazlaşıyor, sıcak yerlerde siyahlaşıp sertleşiyordu. bozkırlarda, steplerde kısa ve küçük yapılı, güneşli sıcak yerlerde uzun boylu oluyorlardı. böylece dünyanın bir noktasından yayılan bir insan tipi farklı doğa ve iklim şartlarında yeni insan tiplerini oluşturuyordu.
    milyonlara varan yıllar öncesinde ateş, onlar için korkunç ve acı veren yakıcı bir şey iken, 100 -200 bin yıl sonra ateşi, korkarak ama yine de tedbir alıp kullanmaya başladılar.
    homo erectus bölgesel şartların olgunlaşması sonucu beslenmenin zenginliğinden dolayı, beyin gelişimini daha hızlı sürdürerek yeni insan tipini oluşturmayı başarabildi. bu yeni insan, aklını daha iyi kullanabildiği için homo sapiens olarak adlandırıldı.
    kendilerini geliştiremeyen homo erectus’lar eski yaşamlarına devam ederlerken, yeni tür homo sapiens’ler geniş aile yapıları ile sayısal olarak daha kalabalık oluyorlardı. bu yüzden tüm ailenin beslenme zorluğu, onları organize avcı olarak yeni avlanma sistemleri geliştirmeye itti.
    mevsimlerin ya da yılların etkisi ile dönem dönem meydana gelen doğa ve iklim koşullarına bağlı beslenme zorluğu homo sapiens’leri sürekli yeni avlanma ve beslenme alanları arayışına sürüklüyordu. bu yüzden oluşan göçler, 60-70 kişiden oluşan büyük aileyle yeni yerlere yolculuk etmelerine sebep oluyordu. bu göçlerin sonlarında karşılaştıkları başka insan grupları ile birleşmeleri yeni insan tiplerinin oluşumunu sağlıyordu. bu yolla homo sapiens’ler başka sapiens’ler veya erectus grupları ile birleşerek insanoğlunun zenginliğini meydana getirdiler.
    ural dağlarından batı avrupa’ya kadar olan bölgede hakimiyetini sürdüren neandertaller, kendilerine has yapılarıyla diğer insan grupları ile birleşmeleri ve kaynaşmaları gerçekleşemiyordu. baskın güç olan sapiens’ler, erectus’ları kendi bünyelerinde asimile ederken, buna direnen neandertaller zaman içinde kaybolup yok oldular. içlerinde en güçlü olanlar genetik miraslarını ileri çağlara taşıyabilseler de bu oldukça az sayıda gerçekleşebildi.
    500 bin yıl önce insanoğlu ateşi daha sık kullanmayı öğrendi. önceleri doğal yollardan ortaya çıkan ateşi, sürekli yanmasını sağlayarak kullanırlarken, 300 bin yıl öncesinde artık, ateşi günlük işlerinde de kullanmaya başlamışlardı.
    ateşin kullanılması, avladıkları hayvanların pişirilerek yenmesini, bu da vücutlarının daha yüksek enzim ve proteinlerle beslenmesi sağlamıştı. bunun sayesinde beyin gelişimi hızlandı. beyinlerinin büyümesiyle zekâları da gelişen insanlar, yeni düşüncelere sahip olup yeni fikirler üretmekte zorluk çekmediler.
    insanoğlu dünyada yaşama konusundaki adaptasyonunda başarısını ortaya koymuştu ama doğa ve iklim koşulları ona daha iyi bir hayat yaşamasına izin vermiyordu. birden dünyayı saran buzullar onları mağaralarda saklanmaya ve soğuktan korunmaya itti. bu şekilde geçen uzun süreden sonra bir gün dünya ekseninde bir ufacık değişiklik buzul çağının sonunu getirdi.
    15 bin yıl önce buzulların çözülmesi ile, insanoğlu mağaralardan çıkıp yeryüzüne yeniden dağılmaya başladı. günümüzde de üretimlerini yaptığımız birçok ürün (buğday, arpa, çavdar, yulaf) doğada yabani olarak bulunuyor ve insanlar topladıkları bu ürünleri tüketiyorlardı. iklimin normale dönmesi ile ısınan hava, yağışların yeniden oluşması ve toprağın bereketlenmesi ile toplayıcılık yapan sapiensler, yerleşik tarım denemeleri ve uygulamalarına başladılar.
    bu durum insanoğlunun toprağı sahiplenmesi ve koruması anlamına geliyordu. oluşan bu mülkiyet yapısı eskiden uygulanan komün ve ortak paylaşımı ortadan kaldırmış oldu. böylece dünyaya yeni bir düzen yerleşmeye başladı. güçlü olan kazanır.