şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
6524 entry daha
  • "yakın gelecekte dağılma sürecine girecek."

    keşke buraya gelip bu cümleyi kuran yazarları karşıma toplayıp, iki kelime muhabbet edip, kendilerini tanıyabilme şansım olsaydı. normalde böylelerini aşağılayıp komedi malzemesi yapmak en kolayı, ancak buna gerçekten inanabilen kişilerin keşfedilmeyi bekleyen ağır psikolojik sorunları var, ve bunun kaynağını keşfetmek karşılarına geçip katıla katıla gülmekten çok daha tatmin edici bir şey olurdu.

    abd'deki gelir eşitsizliğinden bahsedilmiş. insanda biraz analitik düşünme yeteneği olmalı. dünyanın en zenginlerinin büyük oranda toplandığı bir ülkede tepedeki en zengin kesimle en alttaki arasında uçurum olması kaçınılmaz. onca yazar bahsetmiş. bu ülkenin sosyal eşitliği sağlamak gibi bir derdi yok. diyor ki ben en tepedekinin servetinin %60'ını alıp en alttakilere verirsem, o en tepedeki grup pılısını pırtısını toplayıp bunu yapmayacak bir ülkeye taşınır. onu yapmadığı için dünyanın her köşesinden parası veya para eder bir fikri olan insanlar abd'ye taşınıyorlar. onlar abd'ye taşındığı için de amerikan şirketleri gelişip halka iş imkanları sunabiliyorlar.

    evet abd'de en tepedekiyle en alttaki arasında iyileştirilmesi gereken büyük bir gelir uçurumu var. ancak o uçurum jeff bezos gibi serveti yakın zamanda 1 trilyon dolara ulaşacak kişilerin olmasından kaynaklanıyor, halkın fakirliğinden değil. o, türkiye'de herkesin dudağını uçuklatan koç ailesinin toplam serveti 10 milyar dolar civarındayken sadece california eyaletinde bugün 165 adet dolar milyarderi yaşıyor. doğrudur, jeff bezos 25 yıl önce kitap satmaya başlayarak dünyanın en zengin kişisi olurken, onun yüzbinlerce çalışanı zor şartlar altında kendisininkiyle kıyaslanmayacak kadar az para kazanıyor. ancak bu durumda abd'deki en altta yer alan kitlenin türkiye'de en altta yer alan kitleden daha kötü şartlar altında yaşadığını sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. geçmişte san francisco'da en ağır şartlar altında çalışıp en az parayı kazandığım bir dönem oldu. yakın bir arkadaşımın kurduğu işini kurtarabilmesi için ikibuçuk yıl boyunca haftanın 6 günü, günde 12-18 saat boyunca maaş almadan çalışıp, sadece gelen bahşişleri diğer çalışanlarla paylaşarak geçindim. o şartlar altında bile ne bir gün faturaları ödeyebilir miyim endişesi yaşadım, ne karnımı doyurabilir miyim dedim, ne de dışarıda yemekten, tatile çıkmaktan imtina ettim.

    evini işini kaybedip sokakta yatanları ayrı tutuyorum. çünkü onların büyük kısmı daha ucuz bir yere taşınıp kendilerini kurtarabilecekken uyuşturucu bağımlılığından dolayı bu yaşam tarzını kabullenmiş kişiler. bunun savunulacak bir yanı yok, ancak sokak çocuklarının, tinercilerin yoğun olduğu bir coğrafyanın insanının kendi toplumunun eksiklerine bakmadan elalemin evsizine kafayı takmasını da hiç anlayamadım.

    o nedenle evsizleri ayrı tutup amerikan işçi kesimini türkiye'deki işçi kesimiyle karşılaştırayım. ne de olsa bizim amerika düşmanı komünistlerimizin birincil önceliği işçi kesiminin refahıdır değil mi?

    alın size amerika'dan bir işçi emeklisi. kendisi kayınpederim olur. yıllarca california'daki telekom firmaları için teknisyen olarak çalışmış, yağmurda çamurda telefon direklerine tırmanmış, yer altında kablo bağlamış, sonunda da emekli olmuş bir adam. eşi de 4 çocuk yetiştirdikten sonra hizmet sektöründe çalışmaya başlayıp geçen sene emekli oldu. bu çiftin bahçe içerisinde, kendilerine ait, büyük, garajlı, tüm borcunu yıllar önce ödemiş bulundukları bir evleri var. evin garajında bir honda pilot suv, bir mazda miata, bir toyota pikap, bir adet de yamaha motosiklet duruyor. yılda bir başlarını alıp amerika turuna çıkıyor, iki üc yılda bir hawaii'ye uçup tatil yapıyorlar. çocuklarından üçünü özel okullarda, özel üniversitelerde okutmuşlar. aralarından sadece eşim özel okulu sevmeyip kendi isteğiyle devlet okuluna geçmiş. kayınbiraderlerimden biri bir amerikan microchip firmasının ikinci adamı durumunda. yakında emekliye ayrılacak olan firmanın kurucusu kendisini yerine ceo görevine hazırlıyor. diğer kayınbiraderim büyük bir alman firmasının amerika ofisinde üst düzey yönetici. baldızım ise bir non-profit organizasyonun yöneticisi. bu işçi emeklisi çift çocuklarından gelecek tek kuruşa ihtiyaç duymadan günlerini bahçelerinde çiçek yetiştirerek, kitap okuyarak, yardım kuruluşları için gönüllü çalışarak geçiriyorlar. ikisinin de büyük sağlık sorunları var. kayınpederim nerdeyse 30 yıldır ms hastası. şu anda kullandığı ilacı için sigortası her ay 10 bin dolara yakın para ödüyor. kayınvalideme ise daha geçen sene bu aralar kanser teşhisi kondu. kendisi teşhisin ardından birkaç hafta içerisinde ameliyata alındı, kemoterapi ve radyasyon tedavisi sonrası iyileşti. bu çift sağlık harcamaları için neredeyse tek kuruş harcamıyorlar, çünkü kayınpederimin emekli olduğu şirket aracılığıyla sahip olduğu sağlık sigortası bütün harcamalarını karşılıyor.

    şimdi bir de türkiye'den bir işçi emeklisi çiftin yaşamını hayal edin. kendi bahçeli evlerine sahip, garajlarında arabaları, motosikletleri olan, yılda bir istedikleri yere tatile giden, çocuklarını özel okullarda okutmuş bir işçi çift hayal edebiliyor musunuz? biri ms hastası diğeri kanser hastası olan bir çiftin devlet hastanelerinde alacağı hizmetin ne olacağını, kanser hastasına kaç ay sonraya ameliyat günü verileceğini bir hayal etmeye çalışın.

    hayır, bu çift bir istisna değil, tanıdığım bütün orta yaş ve üstü amerikalıların yaşam standartları bu düzeyde. yan komşumuz öğretmen emeklisi. eşi de yakın zamana kadar mahalledeki kooperatifte çalışmış. bu emekli çiftin sahip oldukları evlerden birinin fiyatı 2 milyon dolar, isteseler satıp dünyanın herhangi bir yerinde hayatlarının sonuna kadar krallar gibi yaşarlar ama ihtiyaç duymuyorlar çünkü şehirden uzaklaşmak istediklerinde gittikleri, orman yanında yer alan bir çiftliğe sahipler. bir hafta san francisco'da şehrin keyfini çıkarıyorlarsa, ertesi haftayı willits'de çiftliklerinde ata binerek, bahçecilik yaparak geçiriyorlar.

    konu öğretmenlere geldi, oradan devam edeyim. oğlumun iki yıl önceki öğretmeni geçen yaz avrupa'ya gidip 2 ayda gezilmedik ülke bırakmadı. bu seneki öğretmeni afrika'ya safariye gitmeyi planlarken covid-19 nedeniyle planlarını iptal etti. anaokulundaki öğretmeni ve kocası ani bir karar verip, evlerini satıp paris'e taşındılar. türkiye'de hangi öğretmen bırakın safariye gitmeyi, aklına esince ülke değiştirmeyi, özel ders vermeden ayın sonunu nasıl getirebilir?

    evet, abd'de en zenginle en fakir arasında çok büyük bir gelir uçurumu var, ama bu durum ortalama yıllık gelirin 63 bin doların üstünde olmasını, vergilerin sıfıra yaklaşmasını, yicecek ve temel ihtiyaç maddelerinin, benzinin, otomobilin, elektronik cihazların çok çok ucuz olmasını gizleyemiyor. türkiye'den abd'deki gelir eşitsizliğini eleştirmek, gözümde 1990 model lada'ya binip, audi-vw grubunun otomobillerini 'bugatti'yle seat arasında uçurum var' diyerek boklamaya benziyor. amerika çöktü çökecek diye heveslenmeden önce dönüp bir de kendi çevrenize, yaşadığınız ülkenin emeklisine, işçisine, engellisine, sağlık sorunu yaşayanına, işsizine, devlet sadakasına muhtaç olanına bakın. madem amerika kötü, madem çöküyor, türk halkı neden hala bu çökmüş bitmiş ülkenin yaşam standardını yakalayamıyor, bunun cevabını bulun.
328 entry daha