şükela:  tümü | bugün
279 entry daha
  • kitap okumak başlığına yazmıştım ama buraya da koyayım:

    kitap okumak, gördüğüm kadarıyla ülkemizde olması gerekenden fazla kutsallaştırlan eylem. ama bir dakika hemen taşlama: ben elinden geldiğince okuyan, okumayı seven bir insanım. okuma yelpazem de fena sayılmaz. bunu belirtmemim nedeni okumayan etmeyen, belirli bir okuma kültürü olmayan birisi olmadığımı belirtmek istememdir. ne kadar ciddiye alırsın bilmiyorum.

    şimdi de ufak bir eleştiri yapmak istiyorum:

    gereğinden fazla kutsallaştırlan derken neyi kast ediyorum? sürekli gördüğüm şey şu "okumak insanı eğitir ve görgüsünü artırır" "kitap okumak insanı değiştirir" vs buna kesinlikle katılmıyorum, öğretir derseniz katılabilirim ancak eğitim, görgü, gelişim için kitaplara değil o kitapları okuyacak bir açıklığa zaman içerisinde sahip olmak daha önemli zira o beğendiğimiz kitapları okuduğumuz için değişmiyoruz, değiştiğimiz için o kitapları arıyor, buluyor ve okuyoruz. kitap okuyarak değiştiğini, hayatı daha iyi öğrendiğini/anladığını düşünen varsa ya kendini kandırıyordur ya da çok sınırlı bir gelişmeye saplanıp kalmıştır. kitap doğası gereği deneyin bilgisinden muaf olduğu için hayalgücüne ve tasarlama kabiliyetine sonuna kadar yüklenir ancak hiçbir zaman deneyime yaklaşamaz bu da öğrenimi yüksek seviyede tutarken eğitimin ortalama düzeyde kalmasına neden olabilir ki bu okuyanın profiline göre de illa ki farklı özellikler gösterebilir.

    ikinci olarak şuna da çok sık rastlıyorum "kitap okumak ile iyi insan olmak arasında doğru orantı olması" gibi bir yanılgı var. bu da saçma. insanlar kötülük ve iyilik gibi olgulara zaman içinde yatkınlaşır, artık genetik midir çevresel mi hepsi birden mi bilmiyorum ama yine bir süreç var ortada. diktatörlerin ve dünyanın efendisi olma heveslilerinin (genelde) gayet okuyan eden insanlar olduklarını gözden kaçırmamak gerekiyor. bunu aynı şekilde sıradan insanlar için de düşünebiliriz.

    okumayı kutsallaştırdığımız an hangi kutsalın esiri olacağımızı kimse kestiremez. o nedenle kutsallaştırılmayıp, bir kültür, alışkanlık ve keyif alma aracına döndüğü zaman, okumamanın da öyle ahım şahım bir eksiklik olmadığını kavradığımız zaman bence (bu konuda) daha rahat insanlar olacağız.

    peki kitap ne yapar?

    ikiye ayıralım: birincisi kurmaca kitaplar öykü, roman ve sair ikincisi akademik yahut ansiklopedik diyebileceğimiz öğretim kitapları. artık öğrenmek kadar kolay bir şey yok yani isteyen için teknoloji muazzam bir bilgi hazinesi, gutenberg galaksisi artık biçim değiştirdi ayak uydurmak gerekiyor. tabi bu imkanın bolluğu aynı şekilde saçma bir imkansızlık da yaratıyor ama o imkanın değil insanın sorunu. kurmaca dışında mevzu basit ve anlaşılır. öğrenmek isteyen bir türlü yolunu bulur.

    kurmacada nasıl olacak peki? kurmaca düşünmeye seslendiği kadar duygulara, aşkınlığa da seslenir, sarsar, üzer, güldürür, ağlatır, öfke uyandırır vs vs işte bu yüzden büyük yazarlar, büyük kitaplar var ve bizler bu büyük kitapları bizdeki açıklığa denk düştükleri için anlıyor ve seviyoruz. yoksa belirli bir anlayış ve beğeni seviyesi yoksa okusak ne olur okumasak ne olur? celine şuna benzer bir şey diyordu: içimizde yaşamı dans ettirecek müzik kalmamıştı. bu kadar işte. müzik varsa gerisi teferruat. eğer yoksa (ki ben bu budalalığın kitap övme budalılığının arkasında bu müzikten yoksunluğu görüyorum) yaşamdan fersah fersah uzaklaşmışızdır.

    yaşam içimizde ne kadar yer etmişse, ona ne kadar yakından bakmışsak onu ne kadar yakından tanımışsak o kadar büyülenir ya da kabuğumuza çekiliriz ne tarafta yer aldığımızın pek de bi önemi yok, kitaplarda gördüklerimizi taşıyacak kafaya sahip olmak için yaşamak gerekiyor kitap da bu işin süsü işte istemeyen sadece yaşar bence fazla büyütülecek bir mevzu değil.
253 entry daha