şükela:  tümü | bugün
552 entry daha
  • bizimkiler – koronavirüs günleri (10) iyi bayramlar

    şükrü: herkese iyi bayramlar. bayramınız kutlu olsun çocuklar. öpeyim nazancım…
    nazan: iyi bayramlar şükrücüm. bu bayramı böyle evde geçiriyoruz ama olsun.
    bilge: veriler iyiye gidiyor ama anneciğim. bayram sonrası rahat nefes alacağız diyor uzmanlar.
    aydın: tabii hayatım. bizim programı izlediğiniz zaman görürsünüz zaten. her akşam biz ne konuşuyoruz yayında.
    ali: enişte sen de hemen pay çıkar kendine.
    aydın: biz doğruları söylüyoruz oğlum. reklam değil amacımız.
    nazan: haydi herkes kahvaltıya. ali sen de radyonun sesini biraz açar mısın, vivaldi’nin mevsimleri başladı. bayılırım.
    ali: tabii anneciğim. dj ali hizmetinizde…

    davut: şanı büyük osman paşa, plevne’den çıkmam diyor…
    halis: ben de orgumla müziğini çalayım mı babacığım.
    davut: aferin benim aslan oğlum çal… sen de söyle bakalım hayırsız, fatih sultan mehmet istanbul’u ne zaman fethetti?
    galip: şey biliyordum amca da sen bir anda sorunca…
    halis: yalan söylüyor baba bilmiyor. 29 mayıs 1453…
    davut: aferin benim akıllı oğluma. duydun mu hayırsız? 567. yıl dönümü geliyor haftaya hala öğrenemedin…
    galip: unutuyorum amca. vitamin eksikliği mi var acaba ben de?
    ayşe: ne oldu abla?
    halis: aaa annem ağlıyor baba.
    davut: ne ağlıyor mu? ne oldu ulviye.
    ulviye: hiç davut. annem aradı, bayramımızı kutluyor.
    davut: ne var bunda ağlayacak ulviye?
    halis: anlamadın mı baba, anneannemi özlemiş annem. ondan ağlıyor…
    davut: görüntülü konuşuyorsun ya ulviye. ne var özleyecek.
    ulviye: ben artık annemi görmek istiyorum davut. ne o gelebiliyor ne ben gidebiliyorum. sınırlar açıldığında lütfen salgın kurallarına uygun şekilde gidip göreyim annemi.
    davut: olmaz ulviye orada halen vaka sayısı fazla. avrupa olmaz. kenya’ya gitmek istersen düşünürüz.
    ulviye: ben annemin yanında olmak istiyorum ama davut. ne işim var kenya’da?
    davut: orada korona vakası az görünüyor ulviye…
    halis: hiç anlamıyorsun baba kadın ruhundan. ne o öyle mö gibi! ne işimiz var kenya’da miami olsa haydi neyse…
    galip: amca nasıl konuşuyor seninle bak bu adi…
    davut: hayt sen babanla nasıl konuşuyorsun öyle dummkopf. altı kere sekiz. sen de müzevirlik yapma hayırsız.

    muvaffak: ahh nerede eski bayramlar. çocuklar zilimizi çalar, mendilimizi, şekerimizi ikram ederdik. bayram yerine giderdik. bu bayram evlerdeyiz. ah bu korona salgını ne işler açtı başımıza böyle nazif.
    nazif: ne yapalım baba. bu bayram da böyle geçsin. bak elini bile öpemiyoruz, ne olur ne olmaz diye.
    aysel: babam, annenin mezarına gidemedim diye üzülüyor en çok anlasana nazif…
    nazif: doğru mu baba?
    muvaffak: e biraz da öyle be evladım. biz evlendiğimizden bu yana hiçbir bayramı ayrı kutlamamıştık. ama işte bu bayram.
    aysel: haydi babacığım üzülme. bak senin sağlığın daha önemli bizim için…

    sedat: iyi bayramlar canım karım, iyi bayramlar canım kızım…
    serpil: iyi bayramlar hayatım. ne kadar çok uyudun bugün.
    sedat: ne yapalım serpilcim. bu salgın olmasa avrupa turuna çıkacaktık, en lüks turla tak ama sınırlar kapalı. evde uyuyoruz mecbur.
    aslı: ayy baba sınırlar açılınca gidelim ne olur.
    sedat: gideriz kızım. babanız sizin için çalışıyor, internetten cız. gerçi katil bugünlerde pek göz açtırmıyor ama.
    serpil: ne oldu hayatım fazla götüremiyor musun bu aralar?
    sedat: uyanıyor galiba yavaş yavaş serpil. bir süredir, hesaplara korona girmiş canım abim diyordum tak 250 bin, bugün daha fazla virüs girmiş hesaba diyordum tak 300 bin ama şimdi antivirüs programı yükle bir şey olmaz birader diyor ben de öyle kalıyorum.
    serpil: aman hayatım dikkat et. bir anlarsa elinde kalırsın haydutun.

    nazım: e doktor, bu bayram da biz bizeyiz.
    doktor: almanya’da yıllardır, hep bir aile özlemi çekerdik bayramlarda, buraya geldik ama yine özlem içindeyiz.
    nazım: üzülme be doktor. bugünleri de atlatacağız.
    doktor: korona salgınından kurtulalım da ülke ve dünya olarak. bu bayram da varsın evde kalalım.
    nazım: haklısın doktor. bak kardeşimizi, yeğenlerimizi bile ziyaret edemiyoruz korkudan…

    şevket: ne iyi ettiniz de geldiniz anne. ama yorulmadınız mı?
    leyla: aaa ne yorulacağız evladım. geçenlerde şükrülere gitmiştik sokağa çıkma serbestisi olduğunda. bugün de size gelelim gönlünüz kalmasın dedik.
    şevket: sen yorulmuşsun ama sanki baba ha.
    hüsnü: yoruldum evladım. sizin ev şükrülerin evinden iki kat uzakta ama anneniz sokağa çıkmanın mutluluğu ile nasıl geldiğini bilemedi.
    mine: size soğuk bir şeyler ikram edeyim isterseniz.
    özge: siz oturun anne ben getiririm.
    cem: vallahi ne sevindim bilemezsiniz dede.
    hüsnü: yalan söyleme sıpa. ne zamandır gelmedin ama.
    leyla: aaa hüsnü, uğraşma benim torunumla. ne güzel olmuş bahçe bu yıl yine.
    şevket: öyle anne seni bekliyor gelmen için. e baba şöyle bir tavla maçına ne dersin…
    hüsnü: yenilmek mi istiyorsun yine sıpa?
    şevket: eee bakacağız artık.
    cem: durun ben tavlayı getireyim.
    mine: ah be anne otur otur sıkılıyoruz vallahi. bir an önce bitse de şu salgın tatile çıksak artık.
    leyla: bize de gelin kızım arada. çocuklar geliyor gerçi ama nazan’la sen sağ olun neredeyse üç aydır gelmediniz hiç…

    raşit: bayramın kutlu olsun nimetcim.
    nimet: ahh benim tahta kafalı raşitim. senin de bayramın kutlu olsun.
    raşit: çocuklar aramadı mı nimet?
    nimet: aramadılar hala. öğle oldu bak bir bayramın kutlu olsun diye telefon bile açmadılar. paralamazsam o kızı. göz mü kırptım ayol ben?
    raşit: kırptın galiba nimet. bayram günü canını sıkmak istemem ama geldiler galiba yine sana.
    nimet: ne saçmalıyorsun sen tahta kafa geldiler falan diye. paralarım vallahi şimdi seni. aç şu uygulamayı gözüm de görmüyor. hıh oldu işte…
    raşit: ne o nimet, neye bakıyorsun?
    nimet: kör müsün tahta kafa. arif’imin mezarının karşısına kamera koydurdum onu izliyorum. bu bayram ziyaretine gidemedim bari buradan izleyeyim. ahhh arif’im, canım kocacığım. nerelere gittin, beni bu tahta kafa ile bıraktın da…
    raşit: kendine gel nimet. senin kocan benim.
    nimet: sus arama girme arif’le. vallahi paralarım…

    abbas: bayramın kutlu olsun hacer hanım.
    hacer: sağ ol abbas. senin de bayramın kutlu olsun. kırk yılda bir evimizde oturabildik aman neyse. mine hanım bir dakika boş tutmuyor sağ olsun.
    abbas: o ne kelime babam afedersin. tabii çalışacaksın, sana boş yere maaş vermiyor patronlarım.
    hacer: aman sen de bir kez olsun beni savunsan olmaz değil mi?
    abbas: olmaz babam. ben ekmek yediğim insanların ardından konuşmam afedersin.
    hacer: aman iyi peki…

    halil: biz kimin için çalışıyoruz oğlum burada. her şey sizin.
    hüseyin: dinleyin çocuklar babanızı. burada ekonominin profesörü konuşuyor.
    asım: hadi ya…
    halil: oynatma kaşını gözünü iblis. baba ile öyle konuşulmaz.
    hüseyin: kızma eniştem, genç onlar genç. aslanım siz de babanızı dinleyin işte.
    nedim: öyle diyorsun da baba, biz bir şey görmedik. tüm kazandıkların, sultan hanım’a ev tapusu, koluna bilezik. bize bir şey yok…
    sultan: bayram günü konuşmayım diyorum ama konuşturuyorsunuz. şu adama çektirdiğiniz yeter ayol. her şeye laf yetiştiriyorsunuz.
    hüseyin: girme kız, baba ile oğulları arasına. git birer kahve yap bize.
    sultan: olur…
    hüseyin: enişte yeni bir iş buldum sana.
    halil: ne buldun yine iblis?
    hüseyin: halil pazarlama’yı e ticarete açıyoruz enişte. müşteri verecek siparişini internetten biz anında teslim edeceğiz…
    nedim: hüseyin abi doğru söylüyor baba. özellikle bu salgında insanlar e ticarete alışmaya başladı…
    halil: karışma sen iblis, kırarım boynuzunu. ben anlamam öyle internetten ticaret falan. müşteri arar telefonla, biz götürürüz…
    hüseyin: sen bir düşün yine de enişte. halil pazarlama kapınızda sloganını, halil pazarlama bir tık ötenizde diye değiştiririz…
    halil: ne tıkı, tık neymiş iblis? sen benimle dalga mı geçiyorsun?
    hüseyin: ahhh enişte yapma…
    nedim: ne yaptın baba, kötü bir şey demedi ki şimdi…
    sultan: ayyy kırmış adamın kafasını. ah abiciğim…

    şengül: hazır mısın kız sabri hoca. başlayalım mı?
    sabri: hazırız efendim başlayabiliriz.
    halis: ben de hazırım şengül ablacığım.
    şengül: aferin kız halis. yerim seni, gel bir öpeyim içimden geldi. maske ile öpeceğim ha korona var…
    halis: öp şengül ablacığım. ben de öpeyim ne tatlı.
    yavuz: ablacığım ağır ol, aile var, bozum olmayalım.
    şengül: ayyy ellerin kırılsın katil, allah canını almasın, morarttın yine her yanımı. söylemiyorum ulan istediğin şarkıyı.
    sabri: aman efendim, lütfen bugün bayram.
    yavuz: oynatma ellerini sen de öyle komşu. hasta etme vatandaşı bayram günü. sen de dinle komşumu ablacığım bak ne diyor…
    şengül: tamam kız haydi çalın…
    galata’dan at beni at beni,
    haliç’e in tut beni tut beni,
    şafakta horoz sesi…
    prens: got got got.
    maşuk: üüürürü
    yavuz: vay yavru, katil amcan öpsün seni. prens sen ötmedin ama bak maşuk ötüyor. helal…
    şengül: öpüp öpüp uyandır beni… galatadan…

    cenap: yav ibrikçi ne oluyor aşağıda öyle.
    sıtkı: katilin eseri şarkı söylüyor abi. halis ve sabri bey de eşlik ediyorlar. bayram konseri, koronadan dolayı moral…
    cenap: düşünce güzel de ibrikçi, bu ne ilkel müzik, bu ne ilkel sözler. galata’dan at beni, in haliç’e tut beni…
    sıtkı: unuttun mu abi o sözleri sen yazdın. bestesi de ev sahibimiz sabri bey’e ait. iki aylık kira borcumuz olan ev sahibi hatırlatırım.
    cenap: yapma ya oldu mu o kadar? ayrıca hatırlatırım, o ilkel sözleri senin zorunla yazmıştım. bak çekeceğim şimdi kulağını. zaten esmer de yüz vermiyor yine bugün. ibrikçi, esmer bugün kıyafetinin renginde nar çiçeği kırmızısı bir maske takmış balkona çıktı az önce…

    şengül: kız hoca nasıl gidiyor?
    sabri: efendim o kadar güzel söylüyorsunuz ki. hamiyet yüceses söylüyor zannettim vallahi.
    şengül: atma kız hoca. gerçek mi diyorsun? duydun mu kız katil, bir klip yapalım da şöyle sosyal medyada yayınlansın. yaza damga vuralım. ne eksiğim var benim diğerlerinden?
    yavuz: bakarız ablacığım. fazla oynama yerinden, bozum olmayalım…

    büyük hanım: ayla, bu bebek belediye gazinosu daha büyük değil miydi kızım eskiden. sahnede söyleyen semahat özdenses mi yoksa?
    ayla: ne gazinosu, ne semahat özdenses’i anneciğim hık! katil’in eseri hık, şengül hanım. bahçeyi gazinoya çevirdiler hık. rezalet…
    büyük hanım: söyle bekledim de gelmedin’i söylesinler…

    şengül: kız, teyze. allah canını almasın. kimi bekledin de gelmedi kız… haydi çal kız sabri hoca, kırmayalım bayram günü…
    bekledim de gelmedin,
    sevdiğimi bilmedin
    gözyaşımı silmedin…

    cemil: aaa sevim koş, bahçeye panayır kurmuşlar…
    sabri: panayır değil efendim. bu bayram herkes evde, bari apartmanımız biraz eğlensin dedik. ama anlayan kim, panayır diyor baykuş.
    cemil: durun, muz likörümü alıp geleyim. sevim’le hazırladık. kimse gelmeyince bana kaldı bu bayram.
    sabri: zıkkım iç.
    cafer: heee baykuş, kim gelecek zaten bu bayram. kendi için hazırlamış. cak cak cak…
    yavuz: aman fazla kaçırma sayın abim. sen bize lazımsın.
    cemil: ben galonla içsem yine bir şey olmaz, benim adım cemil.
    yavuz: cemil sayın abim, götür…
    şengül: kız biraz da günümüzden pop söyleyelim of yetti.
    sabri: tabii efendim nasıl isterseniz. haydi bir iki üç dört…
    ayla: çarpık bacaklı, hık. sesi de ses olsa karga gibi… kocamdan uzak durun efendim biraz, sosyal mesafeye uyun. bir buçuk metre. hık. sen de sapık sapık bakma bana öyle, karışmam sonra…
    halis: ne tatlı hıçkırıyorsun ayla teyzeciğim öyle hık hık. öpeyim…
    sabri: otur yerine evladım, çalmaya devam et orgunu. haydi ki, üç dört. si-do-re-re…

    ayşe: aşağıda abla. org çalıyormuş. konser veriyorlar galiba…
    ulviye: aaa konser mi? ne konseri ayşeciğim?
    davut: ne oluyor gözüm? ne yapıyorsunuz yoksa sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal mi var?
    yavuz: yok ustam. izin aldık. sosyal mesafeye uyuyoruz, maskeler tamam. vatandaş şeffaf bir şekilde moral konseri veriyor…
    davut: aman öyle olsun yavuz bey. kurallara aykırı bir şey olmasın da. yalnız şöyle arada milli eserlerimizden de söyleyin de kükreyelim biraz; kırımdan gelirim adım da sinan’dır…
    yavuz: söyleriz ustam. sen emret. ablacığım duydun…
    gül: cafer, bitmedi mi daha bu konser?
    cafer: devam ediyor ne güzel gül.
    gül: ben muayenehanedeyim, temizlik bitmedi daha. bitince gelirsin o zaman.
    cafer: sen türkan hanım’ın çikolatalı kahvesinden hazırla geliyorum…
    gül: aman sen de dadandın yine bak kadın bir şey söyleyecek sonra. karışmam.
    cafer: söylemez söylemez. asil kadın o. bak bayramda bile nöbet tutuyor hastanede. allah sağlıkçılarımıza, polisimize, askerimize yardım etsin. herkes evde ama onlar çalışıyor...

    ayla: ayy kimler geldi anneciğim?
    büyük hanım: ayla, babanın bir arkadaşı vardı; rusuhi paşa. o değil mi?
    ayla: karıştırıyorsun anneciğim, cenap bey o. şair şair, hani kiracımız var ya…
    cenap: iyi bayramlar hanımefendi. bugün yine çok şık ve zarifsiniz.
    ayla: ayyy, çok teşekkürler efendim. siz de çok karizmatik görünüyorsunuz bu maskeyle. iyi bayramlar…
    yavuz: ooo hoş geldin komşu. gel…
    cenap: kolay gelsin efendim, iyi bayramlar… gürültüye şey bu adeta bir senfoni olan dinletiye dayanamadım ve şöyle bir uğrayayım dedim. aman mesafeye dikkat edelim…
    şengül: kız şair iyi ki geldin. yoksa bana okutacaktı bu manyaklar.
    cenap: neyi efendim?
    sabri: bunu efendim. bu defterde, bizlerden önce burada yaşayan ama hayatını kaybetmiş apartman sakinlerimizin isimler var. malum bugün bayram ama salgın tedbirleri kapsamında kabir ziyareti yapılamıyor. onları da bir analım istedik…
    cenap: sahi mi ne güzel? analım elbette, peki ben ne yapabilirim?
    yavuz: komşu sen şimdi o şiirsel sesinle oku şu mikrofona da apartmanımızın çehresinde isimleri bir çınlasın da herkes duysun da hatırlayalım…
    cenap: çok zor bir iş ama deneyelim. değerli apartman sakinlerimiz, bu apartmandan nice değerler geldi geçti. her biri güzel anılar bırakarak bize veda ettiler. bugün bazıları hayatta değiller ama biz onları hiç unutmadık. onlar hep bizlerle yaşamaya devam edecekler;
    yaman okay, yavuzer çetinkaya, orhan çağman, güzin özipek, oktay sözbir, savaş dinçel, mehmet akan…
    sabri: ahh benden önce bizim dairede oturuyormuş efendim, aynı zamanda yöneticiymiş kendisi, hep kendisini örnek aldım. ruhu şad olsun. kayınpederim ruknettin bey’i de unutmayalım efendim…
    ayla: ay duydunuz mu anneciğim? babacığımı da anıyorlar.
    büyük hanım: sağ olsunlar ayla, sanatçıları çağır da konserden sonra bir yemek verelim.
    yavuz: huzur içinde uyusunlar… devam et komşu.
    cenap: erdinç dinçer, ercan yazgan…
    cafer: ahhh, ercan bey’i de unutmamışsınız. helal olsun sana sabri bey.
    cenap: selçuk uluergüven,
    sabri: adama kızıyoruz ama selçuk bey’i de unutmamış bak ulviye…
    ulviye: bravo, gerçekten güzel düşünmüş.
    cenap: halit akçatepe, apartmanımızın mimarlarından güner namlı, kemal inci, savaş yurttaş, erdoğan tuncel, güngör erbayık, tuncay gürel, latife saruhan...
    büyük hanım: o kimdi kızım. hani bir dizide oynuyordu, şöyle güzelce bir kadındı, o mu?
    ayla: yok anneciğim. apartmanımızda yaşayan çok şeker bir kadınmış senden şeker olmasın. taaa eskiden…
    cenap: sadık türken, duygu ankara, aykut oray…
    yavuz: ooo komşum, unutmamışsın aykut oray’ı da. helal olsun sana…
    sabri: aman efendim, pek çok kez kavga etmiştik hatırlarsınız aykut bey’le de ama yine de pek severdim kendisini…
    cenap: ve canımın içi, unuttuğumuz isimler varsa özür dileyerek onlara ve bu apartmanı bizim yapan kamera arkasındaki teknik ekibe şey aman kendimi bir an televizyon yayınında zannettim, yani apartmanımız için çalışan herkese sonsuz saygı ile. bugün bu apartmanda yaşamayan her biri bir başka yere taşınmış olan komşularımıza ve bizleri sevenlere de sağlıklı, mutlu güzel bayramlar diliyoruz…
    yavuz: helal komşum…
    sabri: öyle efendim öyle. kavga ederdik falan ama çok severdim yine de her birini…
    cenap: ve listenin sonuna geldik… son bir isim var, koyu harflerle yazılmış. onu zaten hepimiz çok yakından tanıyoruz. bu binanın temellerini çok sağlam bir şekilde atan yani bizimkiler apartmanı’nın mimarı; umur bugay. senin de ruhun şad olsun büyük sanatkâr…

    jenerik:

    dış ses ali: cenap bey’in apartmanımızı unutulmaz kılan, her biri çok büyük değer olarak, özlemeye devam ettiğimiz ve yaşama veda eden sakinlerini anma konuşması, tüm apartmanı balkonlarda gözyaşlarına boğdu. ne güzel ne unutulmaz insanlar yaşamış burada…
    bu bayramı korona salgını dolayısıyla evde geçiriyoruz. ama biliyoruz ki önümüzdeki günlerde bu salgını atlatma umudumuz çok daha güçlü artık. güzel ülkemiz ve dünyanın bir an önce bu salgını tamamen yok ederek, eski güzel günlerimize ulaşma dileğiyle büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, zeynep’i de yanaklarından sosyal mesafeyle öpüyorum. iyi bayramlar efendim. haftaya görüşünceye dek hoşçakalın…

    not: herkese mutlu ve güzel bayramlar.
10 entry daha