şükela:  tümü | bugün
2552 entry daha
  • medyada bu kadar yıpratılmasının, yaptıklarının geri plana itilmesinin sebebi olduğunu düşündüğüm türk ordusunun lideri.

    bugüne kadar bu başlıkta çok fazla yazdım. bölüm bölüm birçok şey anlattım. tartıştığım kişiler oldu, hulusi akar linç edilirken buraya yazdıklarım sonrası yediğim küfürler oldu fakat artık bu işi toparlamanın vakti geldi. bugüne kadar türkiye üstünde hulusi akar üstüne yazılmış en detaylı yazıyı okuyacaksınız belki de. vaktinizi alacağımı söyleyerek başlayacağım.

    genelkurmay başkanı olmadan önce nerede çalıştığını ne yaptığını özet olarak yazacağım. buralar sıkıcı olabilir, önemli olan şey 90'lı yıllarda yaptıklarıdır. hemen ardından genelkurmay başkanı olduğu dönemi inceleyeceğiz ve günümüze doğru geleceğiz.

    hulusi akar'ın ilk görev yeri trakya, sınırda görev yapıyor. daha sonra kıbrıs'a gönderiliyor ve 1980'li yıllarda kıbrıs'ta ara bölgede görev yapıyor. bir süre sonra türkiye'ye dönüyor. askeri eğitime devam edip 1990 yılında italya'ya gönderiliyor. müttefik kuvvetler karargâhı'nda 3 yıl boyunca istihbarat subayı olarak görev alıyor. tekrar türkiye'ye döndüğünde 1993-1994 yılları arasında kara kuvvetlerinde özel kalem müdürlüğü yapıyor. bu görevin ardından "ordunun kemalist beyni" olarak bilinen ismail hakkı karadayı genelkurmay başkanı olunca genelkurmay başkanının özel kalem müdürü oluyor. karadayı'nın döneminde gerçekleşen her operasyona yakından tanık oluyor.

    burada ismail hakkı karadayı'ya bir parantez açmamız gerektiğini düşünüyorum. bu isimden birkaç kez bahsettik ama yaptıklarından pek bahsetmedik. hulusi akar ile ne bağlantısı olduğunu şimdilik anlamayacağımız ama yazının devamında anlayacağımız için birkaç bilgi vermek istiyorum. yazının devamında "şöyle şöyle bağlantıları var, benzerlikleri var" demeyeceğim. bunu kendinizin düşünmesini istiyorum.

    eşref bitlis'in amerika birleşik devletleri tarafından şehit edilmesinin ardından stratejileri devreye sokulmuştur. bu stratejiler neticesinde 1995'te kuzey ırak'a belki de o döneme kadar uygulanmayan bir sınır ötesi harekât uygulanmış, çelik harekâtı yapılmıştır. aslında bu çok büyük bir anlam içeriyor. o dönem kuzey ırak tamamen amerika birleşik devletleri kontrolündeydi. yani 1994'te genelkurmay başkanı olan ismail hakkı karadayı, amerikan ordusunun bulunduğu bölgeye girmiş oldu ve pkk'yı direkt olarak hedef aldı.

    bu operasyon sonrası abd'nin yarı resmi kaynaklarında dahi türk ordusunun haddini aştığı, abd-türkiye ilişkilerine zarar verdiği yazılmaya başlandı. yine ismail hakkı karadayı döneminde kardak krizi yaşandı ve komandolarımız kardak'a bayrak çektiler. türk ordusu bununla kalmadı, türkiye içinde de pkk'ya operasyonlara başladı. bu süreç sonrası türk siyasiler direkt olarak tehdit edildi.

    bu tehditlerin ardından türk ordusu geri çekilmek yerine 1997'de çekiç harekâtı'nı yapmış, çelik harekâtı'nın da üstüne çıkmıştır. kuzey ırak'ta gerçekleştiren bir başka operasyondur bu harekât da.

    yani kuzey ırak'taki amerikan gücünü direkt hedef almıştır ismail hakkı karadayı. türkiye'nin amerika birleşik devletleri'ne karşı hiçbir şekilde geri adım atmamasını sağlamıştır. kardak ve yurtta yapılan operasyonlar da başka başarılı adımlardır.

    fakat ismail hakkı karadayı diyince bunlardan çok 28 şubat gelir akla çünkü 28 şubat gerçekleştirilirken genelkurmay başkanı kendisidir.

    28 şubat'ın temel amacı ülke kurumlarından cemaatçi yapılanmaları atmak, irticai eylemlere karışanları tasfiye etmektir. bu doğrultuda da 160 asker 1997 yılının mayıs ayında yapılan yüksek askeri şura'da tasfiye edilmiştir.

    ismail hakkı karadayı döneminde bunlar gerçekleşirken hulusi akar kendisinin özel kalem müdürü olarak görev yapmıştır. karargâhta birçok komutanla tanışmış, sivilde karadayı'nın bürokratlarla yaptığı görüşmelere katılmıştır. bunların yanında ismail hakkı karadayı'nın orduyu aldığı dönem pkk'nın tam saldırılarını çoğalttığı dönemdir. yani birçok şeye tanık olmuştur.

    tabii bu durumu gölgelemek isteyen birçok haber ajansı da mevcut. bu haber ajansları tarafından hulusi akar'ın o dönem özel kalem müdürüyken genelkurmay başkanıyla fethullahçıları buluşturduğu iddia ediliyor. nasıl oluyorsa 1997 yaş'ta 160 personeli tasfiye eden, abd'yle resmen savaşan ve ordu içinde "kemalist beyin" olarak bilinen ismail hakkı karadayı da buna izin vermiş. aslında okurları ile dalga geçiyorlar ama neyse, biz devam edelim.

    hulusi akar çalkantılı dönem başlayınca bosna hersek türk görev kuvvet komutanlığında çalışmaya başlıyor. 1998 yılında tuğgeneral oluyor ve tunceli'ye gidip terörle mücadelede önemli bir rol oynuyor. dileyen o dönem çekilen fotoğraflarına bakabilir, ben buraya koymuyorum.

    daha sonra napoli'ye gidiyor müttefik kuvvetler güney bölge komutanlığı karargâhı plan ve prensipler başkanlığı görevini icra ediyor.

    bundan sonrası da türkiye'ye dönüşü ve yükselişi, genelkurmay başkanlığına gidiş. burada dikkat edilmesi gereken iki nokta var, genelkurmay başkanlığı dönemini ele almadan önce önemli iki konuya değineceğim.

    birincisi bu süreç içerisinde 2005 yılında boğaziçi üniversitesinde doktora yapıyor. "bu neden önemli?" diye sorabilirsiniz, şöyle önemli bu süreç içerisinde çalıştığı akademisyenlerle konuşmaları çok önemli. hulusi akar'a göre o göz önünde olan "türk ordusu vurup kırar, halktan uzaktır" algısının kırılması gerekiyor. ordunun halkla bütün olması gerekiyor.

    ikincisi 2007'de gerçekleşen e-muhtıra. biliyorsunuz bu muhtıra sayesinde akp birçok seçim kazandı. hulusi akar bu e-muhtıraya karşı çıkmıştır ve dönemin genelkurmay başkanı yaşar büyükanıt ile soğukluk yaşamıştır. bu iddia, bir önceki paragrafta yazılan bilgiyi doğrulamaktadır.

    şimdi geldik esas meseleye. genelkurmay başkanı olduğu dönem. hulusi akar'ın nasıl zorluklarla başa çıktığını anlayabilmek için bölgeyi anlayabilmemiz gerekiyor. türkiye'de ve etrafında durum neydi?

    hulusi akar göreve gelmeden önce ırak'taki durum türkiye için pek iyi değildi. mesud barzani, yaptığı yurt dışı gezilerinde "bağımsız kürdistan çok yakın" açıklamalarında bulunuyordu. ırak'ta o dönem çatışmalar yeniden başlamıştı ve çok kırılgan bir durum mevcuttu. birçok analist kuzey ırak kürdistan bölgesel yönetimi'nin bağımsızlığa doğru gittiğini bildiriliyordu.

    suriye'deki iç savaşta da türkiye'nin gücü tamamen kırılmıştı. türk sınırları suriye pkk'sı (ypg) tarafından ele geçiriliyordu.

    2014-2015 suriye'nin son durumu: 2014-2015

    2016 yılından bir harita ama ırak ve suriye'deki durumu görmeniz açısından belirtmeden geçmek istemiyorum: nisan 2016'da suriye ve ırak'ın ortak haritası

    (sarılar pkk-kürt yönetimi, kırmızılar ülkelerin kontrol ettiği topraklar)

    hulusi akar göreve geldiğinde ırak ve suriye bu şekildeydi. türkiye'nin ne ırak'ta ne de suriye'de herhangi bir gücü bulunmuyordu. türkiye bu dönemde ırak ve suriye'de olanlara sessiz kaldığı gibi türkiye'nin doğusunda yığınak yapan pkk'ya da ses çıkarmadı. türkiye'nin doğusunda inanılmaz silah yığınakları vardı, pkk kendi kendine mahkemeler kurmuştu. detayları öğrenmek için erdoğan'ın çözüm süreci sonrası yaptığı açıklamaları izleyebilir. kendisi süreci nasıl yönettiğini anlatıyor. "valilere karışmayın dedim." gibi sözleri mevcut.

    bunların yanında iran ile çok ciddi sürtüşmeler yaşıyoruz 2015 yılında.

    biliyorsunuz orta doğu'da kurulmak istenen bir devlet var. bir tarafı basra körfezi'ne bir tarafı akdeniz'e açılan bir "kürdistan" devleti. haritası: inceleyelim

    tekrar 2016 yılında ırak ve suriye'de durum ne, hatırlayalım.

    attığım iki haritayı bu harita ile karşılaştırın, sonra türkiye'nin doğusundaki durumu düşünün. pkk silahlanmış, hendek kazıyor, kendi mahkemesini kurmaya başlamış, kendi başına hareket ediyor. türkiye'nin iran ile ilişkilerinin en kötü döneme gelmesini de ekleyelim bunlara.

    bitiyor mu? daha esas olaya gelmedik. hulusi akar göreve geldiğinde gördüğü şey akın öztürk'ün darbe yapabilecek kadar güçlendiği, fethullahçıların inanılmaz güçlü olduğu.

    bu kadar olayın üstüne, kuşatılmamızın üstüne kurumlarda fetöcüler var. kurumlar bitmiş. türkiye refleks gösteremeyecek durumda.

    maalesef bazı şeyler çok çok yakındı türkiye için.

    adam göreve geliyor, geldiği an gördüğü şey akın öztürk'ün darbe yapabilecek kadar güçlü olduğu. ordunun karakollara çekilip paslanmaya bırakıldığı, halkın orduya güvenmediği. bunun üstüne dönemin başbakanı ile görüşme gerçekleştiriyor, akın öztürk'ü hava kuvvetleri görevinden aldırıyor. bunu da bizzat söyleyen 19 temmuz 2016'da habertürk'te konuşan ahmet davutoğlu.

    yani hulusi akar'ın tsk içinde genelkurmay başkanı olarak ilk icraatı: akın öztürk'ü görevden almak.

    göreve de "ordumuzun teşkilat ve faaliyetlerinde hiyerarşi dışında hiçbir oluşum ve kişi söz sahibi olamaz" sözleriyle başlıyor hulusi paşa. bu sözler söylenirken yıl 2015, daha darbe girişimi yok ortada.

    sonuç olarak bu ortamda göreve başlıyor.

    ilk olarak türkiye'nin doğusuna operasyonlar yapmaya başladık hulusi akar'ın genelkurmay başkanı olmasıyla birlikte. hepimizin gördüğü, bildiği çatışmalar yaşandı türkiye'nin doğusunda. dünyada eşi benzeri görülmemiş bir gayrinizami harp uyguladık. çözüm süreci saçmalığı ile türkiye'nin doğusuna sokak sokak sinmiş pkk'lı teröristler ile sokak sokak savaşıldı. ev ev, oda oda mücadele edildi. dünyada daha örneği yoktur bu operasyonların. pkk'lı teröristlerin propaganda amaçlı olarak sosyal medyada paylaştığı videoları korkmadan, gönül rahatlığı ile izleyin. o videolarda kahraman türk askerinin nasıl bir cenderede türkiye için savaştığı bağırmaktadır.

    2016 yılının ilk 4 ayına kadar sürdü bu operasyonlar. sonuç olarak zor bela türkiye'nin doğusu temizlendi ama türkiye'nin doğusu temizlenirken başka yerlere müdahale edilemedi. pkk'nın suriye'de ilerleyişi devam etti. mesud barzani 2016 yılının ilk günlerinde bağımsızlık referandumu için özel konsey kuracaklarını açıkladı. türkiye'nin birçok bölgesinde bombalar patladı.

    türkiye bu süreç içerisinde abd'yi ağır şekilde uyardı, pkk'nın menbiç'e girmemesi gerektiğini belirtti. buna karşılık olarak 1 haziran 2016'da pkk'nın menbiç'e operasyonu başladı.

    bu ne demek oluyor? menbiç ele geçirilirse pkk'nın iran sınırından başlayarak (ırak kuzeyi) türkiye sınırı boyunca koridor kurmasının, önünde kalan tek engel el-bab.

    türkiye bunu ağır şekilde eleştirdi, fırat'ın batısını "kırmızı çizgi" olarak değerlendirdi ve bunun karşılığı olacağını belirtti. 7 haziran 2016'da veznecilerde bomba patlattılar. 28 haziran 2016'da atatürk havalimanı'nda saldırı oldu.

    sonuç olarak temmuza geldiğimizde suriye'de menbiç'te ilerleyen bir pkk vardı. 1 temmuz 2016 suriye iç savaşı haritası: inceleyelim

    haritada halep yazan yerin solunda kalan sarı kısım afrin, sağındaki küçük sarılık da menbiç'te pkk'nın ilerleyişi. birleşmek üzere kantonlar, kuzey ırak ve kuzey suriye tamamlanmak üzere. tek sorun türkiye'nin olası bir askeri harekâtı.

    sonra 15 temmuz 2016 yaşandı. ordu içindeki fetullahçı yapılanma ayaklandı.

    burası çok iyi incelenmelidir. 15 temmuz 2016'da hulusi akar'ın rolü nedir, öncesi nedir, sonrasında ne olabilirdi bunları konuşmamız şart.

    fetö hakkında istihbarat raporları 1990'lı yıllarda gelmeye başlamıştır. mit ısrarla ısrarla siyasetçilere -o zamanki adıyla- gülen hareketi'nin ülkeyi ele geçirmeye çalıştığını, bunun için 2025'i seçtiğini söylüyordu. dönemin mit müsteşarı şenkal atasagun'un bu konuda çok ciddi açıklamaları mevcut fakat ne oldu? ciddiye alınmadı veya görmezden gelindi.

    gelişen süreçte orduya sızmalar devam etti ve hulusi akar 2015'te genelkurmay başkanı olduğunda zaten bunların darbe yapacak gücü vardı.

    peki o dönem için tasfiyelere başlamak mümkün müydü? bunu bilemeyiz fakat şahsi fikrim mümkün olmadığı yönünde. birincisi bunun halka "ikinci ergenekon" olarak lanse edilecek olma durumu vardı. bu durum fetullahçı askerlerin tasfiye olmadan darbe yapma şansı yakalamasına yol açabilirdi. halk da "atatürkçü askerleri bu sefer yedirmeyiz!" diyerek destek verebilirdi. bunların ötesinde türkiye'nin doğusunda çatışmalar başlamıştı ve bu çatışmalar sürerken bunun olması başka bir sorun demekti.

    bunun yanında, henüz darbe gerçekleşmeden önce 2016 yüksek askeri şurası ile fetullahçıların tasfiye edilmesi planlanıyordu. tarihiyle birlikte okunması gerekiyor: cumhuriyet.

    yani göreve 2015'te gelen hulusi akar, görevinde birinci senesini doldururken bunlar tasfiye edilecekti. bu bir senelik kısımda da hendek operasyonları gerçekleşmişti fakat olmadı 15 temmuz'da bunlar kalkışma yaptılar.

    hulusi akar ve türk silahlı kuvvetlerinin komuta kademesinin darbeye direnmesi çok önemli. ısrarla imza atmadı. atsaydı nasıl sonuçlanacağı belli değil, olası bir imza demek bütün ordunun emir komuta zincirine girmesi ve darbeye katılması demek. halk sokağa inmiş, bazıları silahlı; genelkurmay başkanı imza atsa ordu bütünüyle sokağa inecek.

    sonuç?

    sonucu elbette bilemeyiz ama şu kesin, darbe hükümetiyle suriye'ye operasyon yapamazdık ve türkiye'nin içindeki durumun nasıl seyredeceğini bilemezdik. bu durum ırak'ta ve suriye'de istenen haritanın oluşması demek ve türkiye'nin durumu da meçhul. türkiye'nin doğusundaki operasyonların henüz tamamlandığını ve türkiye'nin birçok yerinde bombaların patladığını da unutmayalım bunların yanında. ne olacağı az çok belli aslında. ırak ve suriye tamamlanmıştı ve aslında türkiye başlıyordu 15 temmuz 2016 ile birlikte, tsk komuta kademesi direndi; türk devleti direndi ve türk milleti izin vermedi. hani diyorlar ya "akp gidince 15 temmuz unutulacak" diye, sanmıyorum. akp gittiği zaman 15 temmuz'u daha iyi anlayacağız çünkü tüm yönlerini öğreneceğiz.

    15 temmuz atlatıldı ve fetullahçıların tasfiyesi başladı. bu neden hiç konuşulmadı neden hiç ortaya atılmadı veya dikkat edilmedi bilmiyorum fakat büyük ihtimalle tarih kitaplarında atlanmaz bu, fetullahçıların tasfiyesi hulusi akar döneminde başladı.

    tasfiye başlarken türk ordusu suriye'ye girdi. hangi alana girdik? fırat kalkanı harekâtı bölgesi

    işte fırat kalkanı harekâtı ile amaç, yapılmak istenen iran sınırından hatay'a uzanacak bir koridorun önünü kesmekti. operasyon başladığı zaman türk ordusu bir sokak savaşının içinden çıkmış, darbe girişimi atlatmıştı ve birçok yerde komutan eksikliği dahi vardı. karşısında da öyle kaçan pkk yoktu. kurmay zekasına sahip, inanmışların fazla olduğu ışid vardı.

    şimdi başka bir olaya geleceğiz. provokatörlerin çok sık söylediği bir şey bu "türk ordusunun iki askeri yakıldı da intikam alınmadı" derler. bunun da nasıl yalan olduğunu göreceğiz şimdi.

    20-21 aralık'ta akil dağı savaşı gerçekleşti. bu muharebe inanılmaz bir muharebedir. türk ordusu bu muharebe sırasında 16 askerini kaybetti ama dağ alındı. akil dağı alındığı zaman el-bab'ın düşeceği az çok belliydi. hakim tepe alınmıştı ama türk medyasında 16 askerimizin kaybı yankılanıyordu, 22 aralık'ta da önceden çekmiş oldukları videoyu yayınladılar.

    bu durum ışid'in mükemmel psikolojik savaşını gösteriyor. en kanlı gün sonrası 2 askerimizin yakılarak şehit edilmesini paylaştılar. aslında el-bab'ı kaybetmişlerdi ama öyle bir algı yarattılar ki herkes kaybettiğimizi düşünüyordu.

    peki intikam olarak ne yapıldı? en önemlisi operasyon başarıya ulaştırıldı. operasyonun başlamasıyla birlikte ışid'in halep'in kuzeyinde hiçbir toprağı kalmadı, halep'ten atıldı. bunun acısını asla unutamayacaklar. devletler intikam almazlar, amaçları gerçekleştirirler ama bu sizi tatmin etmediyse türk savaş uçaklarının el-bab'ın içindeki terörist ışid'lilere ne yaptığını google'a gidip "el-bab'ın son hali" yazarak görebilirsiniz.

    operasyon bittikten kısa süre sonra suriye'deki iç savaş şöyle bir hal aldı: mayıs 2017 suriye iç savaşı haritası

    bu dönem türkiye menbiç için çok fazla baskı yaptı, çok fazla nabız yokladı ama siyasilerin abd ile anlaşma çabaları yüzünden menbiç'e operasyon yapılamadı, hâlâ da kapsamlı olarak yapılabilmiş değil.

    bu gelişmelerin ardından ordudaki fethullahçıların tasfiyesi sürerken türk ordusu ilk kez idlib'e girdi. tarih ekim 2017, bu başarı mıdır? evet başarıdır. neden?

    türkiye çok fazla mülteci aldı, bu mülteciler türkiye'nin ekonomisini mahvetti, demografik yapısını tehdit etmeye başladı. rusya'nın savaşa girmesiyle birlikte suriye ordusunun muhalifleri birçok alanda süpürdüğü görüldü. bu doğrultuda bunların idlib'e toplanacağı ve en son idlib'e operasyon yapılacağı 2017 yılından belli oldu.

    bu durumun sonucu türkiye'nin idlib'ten milyonlarca göç almasıydı. bunu engellemenin herhangi bir yolu yok. insanlara göre sınır tutulabilir bir şey ama öyle 100 kişi 200 kişi gelmiyor. parmakla sayabileceğiniz kişiler yunanistan sınırına dayandığında ordu indirdiler de yine başarılı olamadılar sınırda. bizim sınırımıza milyonlarca insan dayanacak.

    bu doğrultuda göçü engellemek için idlib'de ilk adım atıldı. türk ordusu ekim 2017'de idlib'e girdi.

    şimdi geliyoruz ırak'a. birkaç gün geri gidelim ekimden. barzani'nin uzun yıllar üstünde uğraştığı bağımsızlık referandumu tarihi 25 eylül 2017 olarak belirlendi. bunun üstüne türk ordusu 20-21 eylül'de kuzey ırak'ı iki kez vurdu hava kuvvetleriyle. 23 eylül'de de hulusi akar ile ırak genelkurmay başkanı özel bir görüşme gerçekleştirdi. bu görüşmeden kısa süre sonra 15 ekim'de ırak ordusu, barzani'nin milislerine vura vura kerkük'e girdi ve kuzeye doğru ilerlemeye başladı.

    bu süreç içerisinde kürdistan yurtseverler birliği sözcüsü ahmed pire neredeyse ağlayarak bu saldırın hakan fidan tarafından planlandığını, kasım süleymani'nin şii militanları kerkük'e sürüldüğünü açıkladı.

    20 ekim 2017'de hulusi akar açıklama yaptı: "her türlü tedbiri aldık, gereğini yapıyoruz."

    ırak ordusu bu süreçte mesud barzani'ye bağlı toprakların %40'ını ele geçirdi ve bağımsızlık çöpe atıldı.

    hemen ilerleyen aylarda afrin'e operasyon başlatıldı. haritalardan az çok aşina olmuşsunuzdur, hatay'a sınır burası ve 2012'den beri suriye pkk'sının elinde. şöyle bir sıkıntı vardı operasyona başlarken, afrin'de 12 bin terörist olduğu tahmin ediliyordu ve belli başlı dağlık alanları mevcuttu afrin'in. mesela fırat'ın doğusu öyle değil, dümdüz ama afrin'de dağlık alanlar mevcuttu. örgüt de 2012'den 2018'e kadar abd ve rusya desteği ile afrin'de hazırlanıyordu. operasyon boyunca da abd istihbaratından destek alacakları apaçık ortadaydı. her yere tünel kazmışlardı.

    bunlara karşın 20 ocak 2018'de operasyon başladı, 18 mart 2018'de bayrak çekildi.

    bana göre afrin harekâtı 21. yüzyılın en operasyonel harekâtıdır. bunu da eklemeden geçmeyeyim. türkiye üstünde değil, dünya üstünde.

    afrin'in alınması sonrası oluşan harita.

    şimdi dönelim ırak'a. afrin'e zeytin dalı harekâtı sürerken, 11 mart 2018'de ırak'a karadan girildi. kararlılık harekâtı ile birlikte türk komandoları kuzey ırak/hakurk'a operasyona başladı.

    bu harekât pek bilinmiyor, seçim zamanına denk geldiği için olabildiğince gizli tutuldu ama yanlış hatırlamıyorsam aynı yılın haziran ayında bu harekâtı "kandil'e girdik" diye duyuran, bundan fayda sağlamaya çalışan akp'liler oldu oysaki türk ordusunun operasyonu hakurk'u kapsıyordu.

    önceden de kuzey ırak'a birçok operasyon yapılmıştı fakat bu sefer fark şuydu: çekilmek yok!

    türk ordusu girdiği bölgede pkk'lı avlayıp sınıra dönmedi. girdi, avladı, üs kurdu, geri gelmesini engelledi. operasyon bugün genişleyerek devam ediyor, oralara geleceğiz.

    2018 yılının yazında başka olaylar oldu. doğu akdeniz ısınmaya başladı. türkiye'nin deniz sınırlarını şu şekilde kabul ettirmek istediler: bu kadar az.

    yunanistan hem libya ile hem de mısır ile kıyıdaş oluyor neredeyse bu durumda bizim deniz sınırlarımızı da olduğu gibi sahipleniyor, gerçi ilk yaptığı şey değil bu yunanistan'ın.

    türkiye'nin çok zeki askerleri var, diplomatları var. bunlardan birisi de cihat yaycı'dır. nereden baksanız 15 yıldır libya konusunda yazar, çizer. hatta cihat yaycı'nın bu doğu akdeniz planlamaları doğrultusunda mursi mısır'da başa geçtiğinde meb yapılmaya çalışılmıştır. sadece libya'yı da konu almıyor; libya, mısır, israil gibi doğu akdeniz'e kıyısı olan ülkeleri de ilgilendiriyor.

    cihat yaycı'nın bu zeka içeren politikası sayesinde türkiye'nin libya politikası belli oldu. libya ile meb anlaşması yapılacak fakat şöyle bir sorun var, libya'da 2014'ten beri iç savaş sürüyor. biz trablus'ta bulunan ve 2016 yılında kurulan hükümet ile bu anlaşmayı yapsak bile hafter denen tobruk merkezli temsilciler meclisi'ne bağlı bir komutan mevcut. trablus'a doğru yürüme şansı var. aslında bu türkiye için hem fırsat hem sorun demekti o dönem. neden? trablus'taki hükümeti kendimize bağımlı hâle getirmemiz mümkündü ama trablus'u tutabileceğimizi de bilmiyorduk.

    cihat yaycı'nın uzun süre üstüne vurgu yaptığı bu politika sayesinde hulusi akar'ın 2018 kasım'da libya'ya gitmesi gerçekleşti ve libya lideri serrac ile görüşme yapıldı. bu görüşmede yunanistan'ın libya'dan işgal ettiği deniz sınırları bizzat milli savunma bakanı tarafından masaya kondu, meb anlaşması ile bu deniz sınırlarının alınabileceği garanti edildi. bu görüşmenin hemen ardına serrac türkiye'ye geldi ve erdoğan ile görüştü.

    yunanistan'ın işgal ettiği deniz sınırları

    türkiye'nin dayatılan deniz sınırlarına cevabı

    libya'da da bu yüzden bulunmak istiyorduk. sonuç olarak hulusi akar'ın libya'ya ziyarette bulunduktan sonra ocak ayında hafter'e bağlı birlikle libya'nın güneyinde ve orta batısında taarruza kalktılar. ilerlemeye başladılar.

    türkiye bu süreç içerisinde üç denizde birden mavi vatan tatbikatlarına başladı. denizkurdu tatbikatı da yapıldı. türkiye'nin deniz sınırlarının korunacağı tüm dünyaya açık seçik ve en etkili şekilde ilan edildi. bu tatbikatlarda cihat yaycı'nın birçok desteği olmuştur. hulusi akar'ın da tatbikatları sık sık denetlediği, katıldığı anlar yaşanmıştır.

    hafter bir ilerleyiş elde ettikten sonra 4 nisan 2019'da direkt olarak trablus'a saldırmaya başladı. türkiye'nin de bu saldırıyı durdurmak için trablus hükümetine desteği başladı ve türkiye, libya iç savaşı'na da girmiş oldu.

    mayıs ayı geldiğinde pençe operasyonu başladı. bu operasyon bizim medyamız tarafından çok benimsenmedi ve üstüne de düşülmedi. sebebini bilmiyorum belki de kuzey ırak'taki etkin gücümüzün bilinmesini istemiyoruz fakat bu operasyon çok önemli.

    öncelikle türk ordusu daha önce hiç yapamadığı bir şeyi yaptı. hakurk'u kontrol etmeye başladı. kalıcı üsler kurdu. daha öncesinde hakurk bölgesine operasyon yapılıyordu ama sonra operasyon duruyordu, geri çekiliyordu asker. şimdi operasyonlar genişletilerek ilerliyor. öncelikle belirttiğim gibi kararlılık harekâtı başlatıldı, bu harekât pençe operasyonu ile genişletildi.

    kuzey ırak'a yerleşen bir türkiye görüyoruz artık. çok önemli bir şey bu. pkk kaynakları türk ordusunun bölgeye yerleştiğini, askeri üsleri kalıcı olarak kuzey ırak'a kurduğunu yazıyor. mit'in kuzey ırak'ta yol çevirmelerine başladığını, pkk militanlarının kuzey ırak'ta dahi rahat gezemediğini yazıyorlar. pençe-2 yine hakurk'a devam etti. askeri üsler çoğaltıldı.

    pençe-2 ile birlikte hakurk büyük ölçüde kontrol edilince -kontrolü çok zor bir alan olduğu için tamamen diyemiyorum- bu sefer pençe-3 ile sinat-haftanin bölgesine, kuzeybatı ırak'a operasyon başlatıldı. hâlâ sürüyor bu operasyon. pkk'ya yakın kaynaklar türk ordusunun kuzey ırak'ta tampon bölge oluşturduğunu yazıyor.

    türk ordusu sadece kuzey suriye'yi önemseyerek hareket etmedi. aynı zamanda kuzey ırak'ı da kontrol etmeye başladı. pençe-3 sürerken fırat'ın doğusu için baskıyı artırmaya başladı türkiye. fırat'ın doğusu dediğimiz kısım yukarıda attığım haritalarda suriye'nin kuzeydoğusunda kalan kısım. ayn el arab ile başlayan ve doğuya uzanan bölge.

    sonuç olarak abd'nin ve batı'nın tüm tehditlerine rağmen amerikan ordusunun, fransız ordusunun ve italyan ordusunun bulunduğu kuzey suriye'ye türk operasyonu başladı.

    operasyonun ilk haftasında rasulayn ve tel abyad kontrol edildi. operasyonun ilk haftasından sonra oluşan suriye haritası.

    türkiye sınırına paralel şekilde ilerleyen kahverengi çizgi, m4 karayolunu gösterir. m4 karayolu hattında bir bölge kurmak istiyordu türkiye. yani m4 karayolunun kuzeyinde kalan ve bazı bölgelerde m4 karayolunun da güneyine inilen bir bölge kurulacaktı. aslında m4 karayolu operasyonun sınırıydı diyebiliriz. haritaya baktığımız zaman sadece bir haftada operasyonun %40'ı bitmiş durumda ama durduruldu.

    bunun temel sebebi siyasilerin anlaşmalarıdır. türkiye, uzun yıllar abd ve batı'ya karşı verdiği mücadeleyi barış pınarı harekâtı ile taçlandırmıştır ve aslında haritaya bakınca, abd'nin kurmak istediği iran sınırından hatay'a kadar olacak koridoru kendisi kurmaya başlamıştır fakat olaya rusya'nın dahil olması türkiye'yi çok zor duruma sokmuştur.

    bph durduruldu, bu bir gerçek. durdurulmasını sağlayan abd değil rusya'ydı. o dönem sözlükte türkiye'nin bir şey kazanamadığını, operasyonunun durdurulduğunu defaatle yazdım. türkiye ile rusya elbette anlaşabilir fakat anlaşma şartları çok ikna edici değildi. menbiç ve tel rıfat'tan suriye pkk'sının çekileceğine garanti verilmişti mesela. bunun olmayacağını herhangi askeri bilgiye sahip birisi bilir. bu bölgeler türkiye'nin zeytin dalı harekâtı ve fırat kalkanı harekâtı ile elinde tuttuğu bölgelerin hedef alınacağı bölgelerdir. ruslar bizim dostumuz mu ki türkiye'nin bu bölgelerde rahatlamasını sağlasın?

    tabii bunların yanında fırat'ın doğusunda da türkiye'nin operasyon yapmak istediği bölgelerden pkk'nın çekilmesi konusunda anlaşıldı. normale göre bir farkla, bölgeye türk ordusu da girmeyecekti. bu anlaşmayı türk kamuoyuna zafer diye yutturdular. oysaki operasyon devam etse bir sonraki hedef kobani'ydi ve büyük ihtimalle kobani'de 24 saat dayanamayacaklardı, çekileceklerdi. kobani'nin düşmesi sonrası diğer bölgelerde operasyon daha basit bir hâl alacaktı. operasyon iyimser olursam 2. haftada, en kötü 1. ayda bitecekti. fırat'ın doğusu gibi bir bölgeye operasyonunu bir ayda bitiren bir orduya sahip olduğumuzu hatırlayacaktık. bunun ötesinde operasyonun güneye genişletilmemesi için taviz isteyecektik. operasyon yapmak için, birilerini ikna etmek için değil; birilerinin opersyon yapmayalım diye bizi ikna etmesi için masaya gidecektik.

    artık putin önümüze ne koydu bilmiyoruz, erdoğan "zafer, kazandık" diyerek türkiye'ye döndü. elbette ruslar çok güçlü, hatta 17 ekim 2019'da (#96659717) söylemişim: proxy savaşında da şu an türkiye’yi suriye’de yenebilecek bir ülke yok. “rusya?” diye sorabilirsiniz, onların hava kuvvetleri var maalesef. öyle proxy falan değil direkt ordumuzu hedef alıp “öso ile iç içeydiler.” diyip geçerler."

    bunların hepsini kabul ediyorum, rusya'nın baskısı yüzünden operasyon durdurulmuş olabilir çünkü rusya'ya karşı güçsüzüz, bunların hepsine katılıyorum fakat sonrası düşünülmeden atıldı bu adım. rusya operasyonu durdurduktan sonra biz rusya'yla ters düşmeyecek miydik bir daha? düşecektik. idlib diye bir sorun vardı. nitekim ekimin sonunda rusya ile ters düşmemeye çalışıldı, aralık ayının sonunda idlib'e operasyon başlattılar, şubat ayının sonunda bir taburumuzu direkt hedef aldılar.

    idlib'de dişe diş demek zorunda kaldık, başka şansımız yoktu. aslında bu operasyonda da başka şansımız yoktu, şansımız varmış gibi gözüküyordu ama bu "şans" dediğimiz şey rusya'ya güvenmekten başka bir şey değildi. sonuç olarak rusya'ya güvenildi ve rusya karşısında kendisine karşı geri adım atan türkiye'yi görünce her yerden saldırmaya başladı. ne zaman idlib'de geri adım atılmadı, bugün ateşkes var. o dönemde de rusya ile anlaşma yapılmış olabilir, anlaşmayı görüşmeyi yanlış bulmuyorum fakat süre bittiği an pkk çekilmemişti. rus istihbaratının elinden çıkan dosyalar size ulaştırıldığı zaman siz de türk istihbaratının dosyalarını rusların önüne koyup operasyona devam etmeliydiniz, "anlaşma şartları uygulanmadı" diyebilmeliydiniz. o zaman şubatta değil de ekimde yaşardık bu sorunları en azından barış pınarı harekâtı amacına ulaşırdı.

    hulusi akar'a karşı fırat'ın doğusu konusunda çok fazla tepki gösterdim, başlığında entrylerim sabit duruyor ama yine bu operasyon konusunda siyasi iradeyi bu yola çeken kişi olduğunu düşünüyorum. katkısı çok büyük operasyonun yapılmasına fakat operasyon durdurulduğu an, türkiye'ye gelindiğinde istifasını vermeliydi. kamuoyu oluşturmak zorundaydı. elbette tamam, kendisi üstüne çok büyük ön yargılar var, birçok insan umursamayacaktı istifayı fakat bu anlaşmanın boş olduğu, sınırlarımızda pkk'nın kaldığı halka anlatılabilirse bu kamuoyu sayesinde siyasi irade operasyonu devam ettirmek zorunda kalacaktı.

    burada istifa etmemesi bir tercihtir. sonucu kestirilemez bir olay ama sonuç olarak, barış pınarı harekâtı getirileri olsa bile hulusi akar döneminde yapılan ilk başarısız operasyondur. 1 haftada örgütün yıllarca savaşa hazırlandığı iki önemli bölge ele geçirilmiş olsa bile bu böyle. amacına ulaşamadı çünkü.

    gelelim kapan ve kıran operasyonlarına. belki birçok insan ilk kez okuyordur bunları. bu operasyonlar türkiye'nin yurtta yaptığı operasyonlardır. şu şekildedir:

    kıran-1 operasyonu: van, şırnak, hakkari
    kıran-2 operasyonu: mardin, şırnak, batman
    kıran-3 operasyonu: şırnak, siirt
    kıran-4 operasyonu: kars, ağrı, ığdır
    kıran-5 operasyonu: diyarbakır, bingöl, muş
    kıran-6 operasyonu: van, hakkari, şırnak
    kıran-7 operasyonu: tunceli
    kıran-8 operasyonu: bitlis-siirt
    kıran-9 operasyonu: cudi
    kıran-10 operasyonu: hakkari/kazan vadisi
    kıran-11 operasyonu: narko-terör operasyonu çerçevesinde örgütün uyuşturucu gelirlerine karşı

    kapan-1 bagok operasyonu: mardin
    kapan-2 operasyonu: hatay
    kapan-3 operasyonu: hakkari
    kapan-4 operasyonu: batman
    kapan-5 operasyonu: gabar
    kapan-6 operasyonu: diyarbakır, batman
    kapan-7 operasyonu: siirt
    kapan-8 operasyonu: ağrı, kars, ığdır
    kapan-9 operasyonu: bingöl

    bu operasyonlar salt olarak tsk tarafından yapılmadı. içişleri bakanlığının büyük katkıları var ama icra eden tsk'dır.

    bu operasyonlar pek bilinmezler, birçoğu gözüktüğü üzere aynı şehirlere ve bölgelere yapılmıştır, amaç nedir?

    amaç pkk'nın barınabilmesini engellemektir. türkiye sınırlarını belirli bir süredir kontrol ediyor. sosyal medyada, haberlerde ne kadar kontrol edemiyor gibi gözükse bile kontrol ediyor. kontrol edemediğin sınırın ötesine operasyon yapamazsın. suriye'den geçişler tamamen durduruldu fakat kuzey ırak sıkıntılı. dağlık alan. kontrol ettiğin alanları bütünüyle göremiyorsun, her türlü teknolojiyi kullansan bile tek tük geçişler oluyor. artık grup olarak gezemiyorlar ama ırak sınırından geçişler tamamen durduruluyor diyemeyiz. bunun yanında iran sınırı var. buralardan geçiş yapıp türkiye'de şehir değiştirip dağlara çıkıyorlar. buradaki amaç askerin karakollara çekilip kalması değil. daha öncesinde bu dağlara operasyon yapılıyordu, öldürülen terörist öldürülüyordu asker karakola dönüyordu. pkk 2-3 ayda yeniden dağda yapılanıyordu. şimdi işin rengi değişti bu operasyonlar ile birlikte asker karakolda durmuyor. operasyonu yapıyor, yaptıktan sonra da dağda varlığını sürdürüyor. arama faaliyetlerine devam ediyor. bulduğunu öldürüyor, kaçanın barınma ihtiyacını sürdürebileceği yerleri yok ediyor. kaçan da dönüp bu bölgede barınamıyor. eninde sonunda öldürüleceğini biliyor. yani karakola çekilip karakolun etrafından izlenmiyor olaylar. o dağlar bizimse biz geziyoruz o dağlarda. bu operasyonların amacı bu. aynı şehirlerde yapılmasının sebebi belirli bir sürede tekrar tekrar yapılması ki bölgenin nasıl olduğu açık. belirli şehirlerde tekrar tekrar yapılması gereklidir.

    akar döneminde yurt içinde de bu şekilde terörle mücadele sürmektedir. yurtta pkk'nın eylemleri önemli ölçüde azaltıldı.

    şimdi gelelim idlib olaylarına. bahsettiğim gibi türkiye idlib'e 2017'de girdi. amaç idlib'e operasyon yapmak veya ele geçirmek değildi tabii. amaç rusların bütün sivilleri buraya toplayacağı bilindiği için göçün ta o zamandan engellenmeye çalışılmasıydı. nitekim ruslar çatışmasızlık anlaşması yapılan tüm bölgeleri toplaya toplaya idlib'e dayandı. dera'dan idlib'e sivil gönderdi. dera suriye'nin en güneyinde, israil sınırında; idlib türkiye sınırında. ta ordan türkiye sınırına yeşil otobüslerle birilerini taşıdılar. siviller mi militanlar mı bilmiyoruz.

    sonuç olarak 2018'in eylülünde tahran'da gerçekleşen zirvede putin idlib'e operasyon olacağını söyledi. o tarihten beri gerek masada gerek sahada bunları oyalamaya çalışıyoruz. ilk başlarda yine diplomaside oyalama devam ediyordu ama son olaylar sonrası direkt sahaya taşındı olay.

    idlib'de türk ordusunun bulunması bir zorunluluktur. suriye ordusu rus hava desteğiyle sivilleri sınırımıza yığarsa çok büyük bir sorun yaşayacağız. dediğim gibi idlib'den gelecekler sivil mi militan mı bilmiyoruz. hayalperest insanlar "sınırı tutarız, bak yunanistan'a" diyor sanki oyun oynuyormuş gibi. türkiye'den yunanistan'a 10 bin mülteci gitti. sınırı tutmak için ordu indirdiler de yine de başaramadılar ve bu olay türkiye-yunanistan sınırında oluyor, savaş yok, karışıklık yok. idlib'den türkiye'ye en az 2 milyon insanın dayanacağı düşünülüyor. nasıl tutacaksın? öyle köşeye geçip "türkiye bizi ne zaman istiyorsa alsın" da demeyecekler, saldıracaklar sınıra. tek çözüm ya bunları öldüreceksin ya da içeri alacaksın. öldürme şansımız var mı? içeri alırsak olabilecekleri düşünebiliyor musunuz? türkiye'de 4 milyon suriyeli olduğu konuşuluyor, yarısı kadar gelecek. o zaman ekonomiyi, demografiyi nasıl kontrol edeceksiniz?

    türk ordusu da bunu engelleyebilmek amacıyla idlib'e girdi. burada konuştular "idlib gitti, idlib'de kaybettiniz" diye. idlib'de şu an için kaybedilen iki önemli yer var. birisi serakib, m4 ve m5 yolları kesişiyor ve bu yolları tutmak için önemli bir konum. diğeri maaret el numan. bana göre maaret el numan'da ölümüne bir direniş gerçekleştirilmeliydi, hatta sivillerin bölgeyi terk etmesi de engellenmeli; dünya ayağa kaldırılmalıydı çünkü önemli bir konum ama olmadı maalesef, direniş göremedik. 2018'den beri 2 yıldır çabalayıp aldıkları bölgeler bunlar. serakib de hava sahasını ruslar kontrol etmesine rağmen el değiştirdi. zor aldılar. idlib'in merkezini bile hâlâ biz kontrol ediyoruz.

    geçenlerde rusların idlib'de gücünün yetmeme şansı olduğunu söylediğimde "ruslar tüm gücünü uygulamıyor bile" diye mesaj atanlar oldu. suriye'de kazanan kim? abd ve müttefikleri mi yoksa rusya mı?

    peki kim daha güçlü?

    işte bunların cevabı her zaman gücün önemli olmadığını vurguluyor. rusya'nın bizden güçlü olduğunu defalarca yazdım ama sözümün arkasındayım, idlib hava sahasını kapatabilirsek ruslara, rusların hiçbir şansı yok. idlib'i tutamazlar. fırat'ın doğusu konusunda abd için bunu söylüyordum, güçleri yetmez diyordum. aynı şey idlib üstünde rusya için geçerli. o hava sahası kapanırsa rusya idlib'de hiçbir şey elde edemeyeceğini, türk ordusunun ilerleyeceğini biliyor ve bunun ihtimali var. türkiye nato müttefiki olduğu sürece böyle bir ihtimal söz konusu. nato'ya güvenmemek gerek ama beklenmedik bir olay sonrası taviz isteyip hss'yi getirir hatay'a koyarsınız. ruslar her ihtimali kesinlikle hesaplıyorlar. bunu çok iyi bildiklerini düşünüyorum.

    evet idlib'de çok büyük kayıplar verdik ama dediğim gibi sonuç olarak idlib'in merkezine bile gelemediler. göç engellendi. bahar kalkanı harekâtı başlatıldı. akar o dönem şöyle dedi: "artan bir azim ve kararlılıkla inşallah kazasız, belasız bu görevin de sonucuna ulaşacak, mücadeleyi kazanacağız"

    suriye ordusu ağır şekilde vuruldu. bizim medyamız +3000 dedi ama gerçek sayı +1900 civarı suriye ordusundan. daha yok edilen askeri araçlar belirsiz. iran'ın kaybı hemen hemen bizimkiyle aynı, hizbullah'ı saydığımız zaman. rusların 4'ü istihbarat subayı olmak üzere 12 kaybı bulunuyor.

    şimdi rusya'nın kaybı rusya'yı endişelendirmez. bunlar sahaya general göndermiş bir ulus. idlib'de suriye askerlerinin başında rus generallerin fotoğrafı çıktı. daha önce suriye'de öldürülen rus generaller var. bunlar bundan çekinmezler fakat suriye ordusunun kayıpları rusya'yı endişelendiriyor çünkü suriye ordusu asker kaybettikçe bu askerlerin yerini iran milisleri dolduruyor. rusya'nın iran'a bağımlılığı artıyor. rusya'nın derdi idlib'i alalım suriye'ye yardım edelim değil. m4 karayolunun bir an önce açılmasını istiyorlar. bundan sonrası rus istihbaratının işi. idlib'deki islamcıların kafkasya'ya geçmemesi için her şeyi yapmak zorunda kalacaklar. rusya'nın başka bir sorunu yok. esad gibi "devrimi bitirmek için burasının ele geçirilmesi şart" görüşü veya iran gibi mezhepçi bir bakışları yok.

    sonuç olarak türkiye ile rusya anlaşma yaptı. m4 açılacak dendi. açılabilirse türkiye idlib defterini başarıyla kapatmış olacak, idlib cephesi sürüyor.

    işte hulusi akar dönemi bu şekildedir. şimdi kendi yorumumu aktaracağım, bundan sonrasında pek bilgi görmeyeceksiniz, okuyup okumamak size kalmış.

    akar döneminde yapılan yanlışlardan birincisi bph durdurulduğunda karşı olmaması, ikincisi de cihat yaycı. bph hakkında görüşlerimi söyledim. cihat yaycı konusunda -eğer her şey bildiğimiz gibiyse- çok büyük yanlış yapmıştır. mehmet metiner olayı gerçek olsa bile cihat yaycı'nın kredisi olduğunu düşünüyorum ben, böyle aceleyle bu karar alınmamalıydı. bugün libya'da kazanırsak baş mimar cihat yaycı olacak, elbette hulusi paşa'nın da çok katkısı var fakat kamuoyu böyle görmüyor, hulusi akar'ın yaptıkları bilinmiyor. bu saatten sonra doğu akdeniz'de kötü gidişat olursa sorumlusu da hulusi akar gösterilecek. kendisi için de çok gereksiz bir risk aldı. doğru ve mantıklı bulmuyorum. cihat yaycı oyunun dışına atılmış gibi gözüküyor fakat sadece askeri yeteneği olan birisi değil bu adam, stratejist ve hariciyede kullanılabilecek birisi. henüz 54 yaşında.

    gelelim darbeye. darbenin tüm suçunu hulusi akar'a yıkmak saçmalıktır, makamında 1. yılında bile değildi. akın öztürk'ü görevden aldı ama yetmedi. o dönem pkk doğudayken tasfiyelerin başlatılması çok zor gözüküyordu. 1998'da mit raporu gidiyor ülkeyi ele geçirmek istiyorlar diye, 2016'da darbe oluyor. bunun tek sorumlusu görevinde birinci yılını doldurmamış ve genelkurmay başkanı olduğu süre boyunca -darbeye kadar- sokak savaşı yönetmiş bir adam mı gerçekten? sadece siz böyle görmek istiyorsunuz.

    bazılarıysa darbeyi direkt olarak hulusi akar'ın tertiplediğini söylüyor. anlaşılmayan şey şu: imzayı atmış olsaydı darbe başarılı olacaktı. türk ordusunu bu yazı sonrası küçük görmediğinizi düşünüyorum. nerelerden nerelere getirdi durumu türk ordusu. darbe emir komuta zincirine girse sokağa çıkarak durduramazdınız bu darbeyi, elbette sokağa çıkılması sonrası çok kötü senaryolarla karşılaşabilirdik ama sonuç olarak darbe başarılı olurdu. erdoğan'ı istanbul'a indirenler emir komuta zinciri içinde kalabilmiş atatürkçü subaylardı. bu darbe emir komuta zinciri dışında yapılmaya çalışıldı, darbeyi de büyük ölçüde emir komuta zincirinde kalanlar engelledi. bir imzasıyla hepsini aynı potada toplayabilirdi ve 16 temmuz 2016'da türkiye'nin bir numaralı adamı olurdu. hadi diyelim darbeyi planladı, türk ordusunun yapacak gücü yoktu, işler ters gitti. erdoğan dediğimiz kişi kendisine darbe deneyen birisini alıp milli savunma bakanı mı yapacak sonra? milli savunma bakanı olduktan sonra tsk, msb'ye bağlandı bir de.

    abdullah gül ile ilişkileri konuşuluyor. özgür özel'in sözlerine bakarsak ben akar ile gül'ün hiçbir şekilde bağlantılı olduğunu düşünmüyorum, öncesinde olabilir ama bugün değil. peki nereden anlıyorum özgür özel'in sözlerinde ne var? 2018'de abdullah gül'ün aday olması gündemdeydi. hulusi akar ve hakan fidan helikopter ile gül'ün bahçesine indi ve bu bir anda unutuldu adaylık falan. o meşhur "silah arkadaşları" cümlelerinin bağrıldığı meclis konuşmasında özgür özel "sen abdullah gül'ün bahçesine helikopter indirdin, seçime militarizm karıştırdın" diyor satır arasında. bu hiç görülmedi tabii. bu cümleden ne anlıyorsunuz? seçime militarizm karıştırıldıysa kime karşı karıştırılmış? özgür özel'in gözü bu kadar döndüyse ben ortada bir arkadaşlık göremiyorum. engin altay, akar'ın bu ziyaretini "açık bir muhtıra" olarak değerlendiriyor. nasıl arkadaşlıkmış bu?

    özgür özel'in bu sözlerinin doğru olmadığını düşünen varsa görüntülerin tam hâlini izleyebilir veya gazete haberlerinin tam metnini okuyabilir. abdullah gül adına intikam almaya çalışıyordu o gün orada özgür özel. bugün kendine atatürkçü diyenler, hulusi akar'a abdullah gül üstünden laf söylemeye çalışanlar ve bunun için özgür özel'in papağanlığını yapanlar aslında abdullah gül'ün kuklasının papağanlığını yapıyorlar, farkında değiller.

    hadi diyelim abdullah gül ile çok sıkı ilişkileri var. ben yanılıyorum, olur. abdullah gül yeni partiyi destekliyor ve erdoğan buna karşı önlem üstüne önlem alıyor. abdullah gül ve ali babacan ingilizlerle yakın. bu durumda gül ile yakınlığı olduğu öne sürülen akar'ın da ingilizlerle yakın olması lazım. erdoğan türkiye'nin en önemli kurumuna abdullah gül ile ilişkileri olan, ingilizlerle samimi olan adamı getirir mi? hadi diyelim ki getirdi, istihbarat raporları çıkmadı -nasıl oluyorsa- gazetelerde yazılanları da mı okumadı erdoğan, çıkan fotoğrafları da mı görmedi? mantıklı geliyor mu size?

    bana mesaj atıyorlar "kemalist olduğunu biliyorum ama hulusi akar'ı desteklemeni anlamıyorum" diye, işte sebebi bunlardır. ben hulusi akar'ı eleştirdim, eleştirdiğim günler de oldu fakat desteklememin sebebi yukarıda yazdıklarımdır. 2015 yılında kuzey ırak'ta yoksun, bitmişsin; kuzey suriye'de hiçbir gücün yok. desteklediğin muhalifler bile tutunamıyor, azez hattına sıkışmışlar; türkiye'nin doğusunda pkk var. şehirleri ele geçirmişler resmen. sokaklarda geziyor teröristler. kurumların tamamen fetö eline geçmiş. bölünecekti ülke 2015'te. o dönem bu adam göreve geldi. şimdi sonuç olarak değil doğudaki sokaklarda, dağlarda bile gezemiyorlar. kuzey ırak'ı resmen kontrol etmeye başladık. kuzey suriye'de amerikan askerleri, fransız askerleri, italyan askerleri varken; tüm dünyanın karşı olmasına rağmen operasyon gerçekleştirdik. kendi sınırları içerisinde operasyon yapamayan orduyu libya'da kazanan duruma getirmek üzere. bunların yanında fetullahçılar akar zamanında ordudan atıldı, temizlik sürüyor. daha ne olması lazım, ne yapabilir?

    şimdi desteklememem için bir sebep gösterir misiniz bana? cihat yaycı olayından sonra da çok tepki gösteren oldu. taraf mı seçelim şimdi? yukarıda anlattıklarımı gerçekleştirmiş akar'la doğu akdeniz konusunda libya konusunda destan yazmış yaycı arasında taraf seçip birbirimize mi düşelim? bana göre yapılan yanlıştı, yanlış olan birbirlerine düşmüş olmalarıydı. bu yanlışı devam mı ettireyim taraf seçerek?

    peki bu kadar şey yapmasına rağmen, medyada neden yerden yere vurulmakta bu adam? şu yazdıklarımı ilk kez okuyan, gören, anlayan insanlar olacaktır. etrafımda konuşup anlattığımda telefonuna sarılıp "bak şimdi gerçek olmadığını göstereceğim" derken anlattıklarımın gerçek olduğunu görünce şok olan "ben bu adama niye saldırmışım?" diye düşünenler oldu çünkü medyada bunu gösterdiler. hulusi akar'a laf söyleyen, düşman olan çoğu insan neden bunları yaptığını bilmiyor. çok açık konuşuyorum. neden bunları göstermeyip direkt hedefe koydular bu adamı? size daha garip bir şey söyleyeyim, necdet özel genelkurmay başkanıyken başlıyor hulusi akar'a karşıt haberler. bakınız necdet özel zamanında türkiye, suriye'de toprak kaybetti kendi toprağından çekildi. kuzey ırak'ta yok, kuzey suriye'de yok, türkiye'nin doğusunda asker karakollara çekilmiş. necdet özel böyle yerden yere vurulmadı da her şeyi düzelten bu adam üstünde neden bu tip algılar mevcut?

    hadi diyelim başarılı olması, doğru yapması deriz bunun cevabına. belki hareket alanı kısıtlanmak isteniyordur, düşman doğru bir strateji olarak medyayı kullanıyor olabilir. peki hulusi paşa neden suskun kalıyor bunlara? bu kadar yaptığı şey var, neden konuşmuyor?

    bunun cevabını bilmiyoruz ama bu sorunun cevabının çok değerli olduğunu düşünüyorum.

    not: yazdığım her bilgi internette bulunabilir. yazının ilk bölümü tamamen doğrular üstünedir, doğru bilgidir. ikinci bölümünde kendi görüşlerimi yazdım. ilk bölümü ikincisinden daha önemli, dilerseniz araştırıp doğruluğunu kendiniz de görebilirsiniz.
    not2:bu yazı belirli bir süre aralığında yazılmıştır, yanlış veya eksik varsa yeşillendirebilirsiniz.
26 entry daha