şükela:  tümü | bugün
50 entry daha
  • zafer hikayeleri okumak insana keyif verir, motive eder, bazen bir şeyler öğrettiği de olur. ancak bazen o galibiyetin şartları ile sizin şartlarınız tamamen farklı olduğu için pratikte uygulanabilir bir ders sunmaz size. öte yandan mağlubiyetlerin her zaman insanlara öğretebileceği bir şeyler vardır. inebahtı mağlubiyeti ise ders içinde ders barındıran bi hazinedir.

    1570 yılında, dönemin padişahı ikinci selim, venediklilerin elinde olan kıbrıs'ın fethine karar verir. bu fikre sokullu mehmet paşa, "batılı devletleri osmanlı aleyhinde birleştirir" diyerek karşı çıkar. padişah'ın fikri değişmez ve neticede 1571'de adanın merkezi lefkoşa ele geçirilir. ancak sokullu'nun öngörüsü de doğru çıkar.

    venedik, avrupa'nın bütün denizci devletlerine haçlı donanması oluşturulması için başvurur. çağrıyı kabul eden papa; avusturya, fransa ve portekiz'i de dahil etmek istese de başarılı olamaz. ancak o dönemin avrupa'daki en büyük deniz gücü olan ispanya haçlı birliğine katılmayı kabul eder. (dönemin ispanya kralı ikinci felipe'dir. o dönemde ispanya ve avusturya'ya habsburg hanedanı hükmetmektedir. ikinci felipe'nin babası şarlken, ikinci selim'in babası kanuni sultan süleyman ile sürekli mücadele etmiş, çok kez hüsrana uğramıştır. haçlı birliği'nin donanmasının başında da yine şarlken'in gayrimeşru çocuğu olduğu iddia edilen don juan vardır.)

    osmanlı ise preveze'de açıkça görüldüğü üzere, 16. yüzyıl akdenizinde en büyük deniz gücüdür. ancak barbaros hayrettin paşa'nın vefatının ardından yönetimde art arda hatalar yapılır. kaptan-ı deryalık makamına turgut reis gibi bir denizci varken sokullu, sinan paşa gibi donanmadan anlamayan paşalar getirilir. inebahtı savaşı sırasında da donanmanın başında, cezayir beylerbeyi uluç ali reis gibi bir denizci yerine, denizcilikten hiç anlamayan müezzinzade ali paşa vardır.

    bu savaş ismini, savaşın meydana geldiği inebahtı körfezinden alır. gözünüzde canlanması için şu görsele bakabilirsiniz.

    savaş öncesinde uluç ali reis, müezzinzade'ye 3 önemli tavsiyede bulunur:

    1- gemileri karadan iyice uzaklaştırmak. çünkü, olası bir panik halinde askerler gemideki komutanlarını esir alarak, bazen de gemiden atlayıp yüzerek karaya kaçmaya çalışabilmektedir. yani "gemileri yakmak" iradesinin bir deniz savaşındaki karşılığı "gemileri karadan uzaklaştırmak"tır. paşa bunu kabul etmez.

    2- haçlı donanmasının silah menzilinin daha üstün olduğunu bilen uluç ali reis, düşmana göbekten değil de yanlardan saldırılmasını teklif eder fakat müezzinzade ali paşa kara askeridir, konuya bu perspektiften yaklaşarak "padişahın donanması korkarak göğüs göğüse savaşmaktan çekindi" dedirtmek istemez ve bu teklifi de reddeder.

    3- son olarak uluç ali reis, kaptan gemilerinde yer alan flamaların da indirilmesini teklif eder. aksi taktirde flamadan hareketle haçlı gemilerinin kaptan paşanın gemisini tespit ederek saldırabilirceğini dile getirir. böyle bir saldırı, başarıya ulaşabilirse, bizim donanmamızın mahvolması demektir. ancak müezzinzade, "bu nişanı padişah takdir etti" diyerek bu talebi de reddeder. maalesef uluç ali reis bütün öngörülerinde haklı çıkacak, müezzinzade ali paşa'nın gemisi düşman tarafından tespit edilecek ve kaptanı derya da gemisinde şehit edilecektir. (bu arada müezzinzade aslında çok iyi bir askerdir. kanuni'nin son seferi olan zigetvar seferinde büyük başarılar göstermiştir. kendisine kaptan-ı derya olarak hizmet etmesi emredildiğinde de elinden geleni yapmıştır. ne var ki denizcilik ayrı bir dünyadır.)

    osmanlı donanmasının tamamına yakını yok edilmiştir. sadece uluç ali reis, komutasındaki gemilerle düşmana zarar verip geri dönebilmiştir. zaten burada gösterdiği başarı nedeniyle yeni kaptan-ı derya olacak ve kendisine artık kılıç ali paşa denilecektir. paşa, tophane'deki kılıç ali paşa camii ve hamamını kendi esirleri ile yaptırmıştır. hatta inebahtı savaşı'na katılıp esir düşen cervantes* de bu camiinin inşaatında çalıştırılmıştır. her neyse, sunay akın modundan çıkalım..

    osmanlı sahada yenilse de masada kazanır. 1573 yılında venedik osmanlılarla barış yapmak zorunda kalır. bu anlaşmaya göre venedik, kıbrıs’ın osmanlılara ait olduğunu kabul eder ve ayrıca savaş tazminatı ödemeye de razı olur. çünkü o dönemde sokullu‘nun venedik elçisine verdiği meşhur ayardan* sonra, osmanlı donanması yenilginin üzerinden daha bir yıl geçmeden çok daha muhteşem bir donanmayla akdeniz’de boy gösterir. yani venedik için başka bir seçenek mümkün değildir. zaten uzun süre boyunca akdeniz'de kimse osmanlı'nın karşısına çıkmaz.

    ancak bu süreçte avrupalılar osmanlı donanması karşısında bir köşeye sinip sessiz sakin oturmazlar.

    ingiltere, ispanya, portekiz, fransa gibi ülkeler keşfettikleri yeni ticaret yollarıyla artık osmanlı, venedik, güney almanya sahillerine uğramadan ülkelerine mal getirmekle meşguldür. hatta ispanya o dönemde mal taşımakla filan uğraşmayıp, güney ve kuzey amerika'dan* akıl almaz miktarda altın getirmektedir. (şurdaki basit çizimde görüleceği üzere akdeniz ülkeleri bu ticaret güzergahının dışında kalmıştır.) bu gelişmeler karşısında avrupa kendi içinde denge ve huzuru uzun süre bulamayacak ve sık sık irili ufaklı savaşlar yaşanacaktır.

    ayrıca yine bu ticari gelişmelerin bir neticesi olarak avrupa'da mezhep çatışması da gittikçe yükselmekte, mesela ispanya'nın kontrolünde olan hollanda bölgesindeki protestanlar, kral felipe'nin sert katolik tutumu karşısında ingiltere'yle yakınlaşmaktadır. o dönem okyanus aşırı ticaretin en önemli merkezi konumunda olan antwerp'i de içine alan bu bölge üzerindeki nüfuz savaşı yüzünden ispanyollarla ingilizler arasında çıkacak savaşı ispanyollar kaybedecek ve denizlerdeki üstünlükleri günden güne yok olacaktır. (zaten ispanyollar bu altın bolluğunu nasıl değerlendireceklerini de bilememişlerdir. sanki bu yönüyle günümüzdeki suudi arabistan'ı andırıyorlar.)

    avrupa'da yaşanan bu ticari büyüme ile beraber avrupa'daki krallıkların güçleneceği akla gelse de vaziyet tam olarak öyle değildir. büyüyen piyasa, dolaşımdaki altın miktarının katlanarak artması ve art arda girilen savaşlar karşısında krallıkların zenginliği günden güne azalmakta ve hükümdarlar iyiden iyiye burjuvanın avucuna düşmektedir. o dönemde "güçlü devlet" söylemiyle sürekli kralları, hükümetleri kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendiren burjuva, siyasetin en önemli unsuru haline gelecektir. oysa thomas jefferson'ın dediği gibi "tüccarın ülkesi olmaz"

    maalesef bu hususlara bizim tarih derslerimizde pek girilmez. mesela kanuni, fransuva ve şarlken arasında yaşananları herkes bir şekilde duymuştur ancak o dönem fransuva ile şarlken arasındaki çekişmede, kutsal roma imparatorluğu tacını kimin giyeceğini asıl belirleyen kişi olan jacob fugger ismini okulların tarih kitaplarında bulamazsınız. halbuki iktisat göz ardı edilerek yazılan tarih eksiktir. tarihi arka planına yer verilmeyen iktisat da soyut ve anlamsızdır.
4 entry daha