şükela:  tümü | bugün
106 entry daha
  • lady gaga'nın yeni albümü.

    öncelikle şu "express yourself" - "born this way" ve "vogue" - "babylon" karşılaştırmalarını bir tarafa bırakma vakti gelmedi mi sizce de? yıl olmuş 2020, 70'li yılların sonunda sampling'in başlaması ile birlikte artık çoğu insanın hayal ettiği şekilde bir "orijinallik" kalmamış durumda. dinlediğiniz pop hitlerinin %90'ı 60'lar ile 90'lar arası çıkan birçok soul, jazz ve r&b kökenli şarkılardan drum, vocal ya da instrumental sample'lar içeriyor. hatta öyle ki, 60'lardan günümüze müzikal gelişime hakim olmak çok da mümkün olmadığı için, yeni gelen nesillerin şarkılarında kullandığı sample'lar, daha önceki şarkılardan sample alınarak yapılmış şarkılar olabiliyor. mesela la di da di isimli eser the notorious b.i.g - hypnotize şarkısından beyonce - party şarkısına, ve hatta miley cyrus - we can't stop şarkısına kadar toplam 774 farklı şarkıda sample olarak kullanılmış. şimdi bu şarkıların bestecilerinin ve söz yazarlarının büyük kısmı, la di da di çıktığında daha doğmamışlardı bile. niye bu kadar anlattım? çünkü post-sampling age ile birlikte eski müzik besteleme süreçleri ve yaratıcılık şekli bambaşka bir boyut aldı, ve hatta yapı-bozum tekniği olarak bile kullanıldı. burada bahsettiğim kısmı mark ronson'ın ted konuşmasından da izleyebilir ve sampling'in son 40 yılı nasıl değiştirdiğine dair daha ayrıntılı bir bilgi alabilirsiniz.

    ayrıca aşağıda vereceğim linklerden madonna'nın, lady gaga'nın şarkılarında ve genel olarak pop müzikte kullanılan sample'ların ne kadar yaygın olduğunu görmeniz mümkün.

    madonna
    lady gaga
    diğer sample kullanan hit pop şarkıları

    dolayısıyla şu "reductive" meselesine gelirsek, öncelikle söylemek isterim ki dünyaya başka bir madonna gelmeyecek, ben de çok seviyorum madonna'yı**, ama rica ediyorum artık bu tartışma üzerinden insanlara kaka atmayın. evet biliyorum, yaptıkları şeyler ve genel olarak hayata karşı duruşları benzer ama ikisi de çok farklı dönemlerde, çok farklı noktalardan beslenerek bugün oldukları yere gelmiş iki pop star. bu karşılaştırmalardan en büyük olanı, tabii ki madonna'nın da ticari zekası ile birlikte gündeme getirdiği "reductive" tartışması. yıllar önce, gaga'nın şöhretinin yeni yeni parladığı zamanlarda, snl'de birlikte skeç çeken bu ikili (ki gaga birçok klibinde saygı duruşunda bulunmuştur kendisine **), madonna'nın mdna döneminde kullandığı "reductive" kelimesi ile madileştiler birbirlerine. ben burada madonna'nın davranışının etik olup olmadığını ya da lady gaga'nın nasıl da yufka yürekli olduğunu söylemeye gelmedim, yanlış anlaşılmasın; zira bu iki isim de bu tarz fiskos ve rekabetleri bile isteye yaratıp bundan ticari çıkar elde etmeye çalıştılar geçmişte (lady gaga'nın katy perry'e alttan alta laf soktuğu ve "gaga is over" lafını kendi lehine kullanıp comeback yapmaya çalıştığı dönemler mesela). bunları tabii ki söyleyip üzerinde tartışma döndürecekler de, koca koca insanların bu olay üzerinden, ilgili başlıklara gidip birbirlerinin idollerine bok atmaya çalışması çok komik, hele de bu ikisi madonna'nın the oscars after party'sinde takılmışken falan link.

    bakın şimdi, born this way express yourself' e benziyor değil mi? evet benziyor, ama oldukça başka prodüksiyonlar ile empowerment dertlerini anlatan iki şarkı aslında. şarkısının sample gibi kullanılıp, madonna'nın şarkının credit'inde bulunmaması canını sıkmış olabilir ama bazen böyle şeyler olabiliyor. zira yine gaga'nın yeni albümünde bulunan ve "vogue çakması" olduğu iddia edilen (ki bence gaga'nın şarkının konseptine uygun bir şekilde tamamen bilinçli yaptığı) babylon isimli şarkısı çok benzer dinamiklere sahip madonna'nın vogue'u ile. fakat madonna da love break isimli şarkıyı sample olarak kullanmış şarkıda, ve credit'inde sample'ın alındığı şarkı yok. vogue'un çıkışından yıllar sonra 2012'de şarkının sahibi olan şirket madonna'ya dava açıyor ve 2016'da madonna lehine dava sonuçlanıyor (2-1 oy çoğunluğu ile). ama bu şarkıda sample'ın kullanıldığını ilgili linklere gidip şarkıları karşılaştırarak anlamanız zor değil. demem o ki, madonna da olsan, lady gaga da olsan, sample artık vazgeçilmez bir araç ve oldukça gri bir alan, bir şeyin sample mı yoksa basit bir etkilenme mi olduğu oldukça derin bir tartışma konusu.

    eğer bu sampling ve orijinallik ile ilgili iddiaları bitirdiysek albüme geçebiliriz.

    ben ilk defa bir lady gaga albümünü dinlediğim an bağlanamayıp "what the fuck!?" yaşadım diyebilirim. bu albümün pop olarak lanse edilmesi, gaga'nın kariyerine de baktığımızda, biraz yanıltıcı gibi geliyor. zira önceki albümlerde her ne kadar prodüksiyon ağırlığı ve müzik tarzları sık sık değişse de, kullanılan akor dizilimleri için çok deneysel demek mümkün değildi. fakat bu albümde sanırım bloodpop'un da etkisi ile, tamamen awkward akor dizilimleri kullanılmış, üstelik bu chord progression'lar 90'ların house ve dance-pop sound'ları ile birleştirilmiş. aslında bir ilk dinleyişte bir tık "dated" gelmesi de sanırım bu yüzden zira nostalji hissettirecek kadar eski olmadığı gibi, pop müziğin şu anki sound'una da yakın değil. o nedenle ilk dinleyişte hiç beğenmeyenlerin arkasındaki sebebi anlıyorum.

    fakat gaga, artpop zamanından beri gittikçe artırdığı lyrical kalitesini bu albümde bir tık daha artırmış (joanne ve a star is born albümlerini ayrı tutuyorum). generic denilebilecek şarkılar var söz yazımı açısından (stupid love ve sour candy gibi) ama albümdeki şarkıların büyük çoğunluğu çok daha iyi bir söz yazımına sahip ve albümü bir konsept etrafında çevrelemiş. bu konsept de "hüznün bir kutlamaya dönüştürülüp insanın depresif tarafıyla dans etmesi". çok saçma sapan bir tanımlama olduğunun farkındayım ama hakikaten de şarkıların sözleri ve hissettirdikleri oldukça depresif olmasına rağmen, sizi dans ettirecek şekilde tasarlanmış. daha sonradan gaga'nın röportajlarına baktığımda, albümdeki şarkıları hakikaten inanılmaz depresif bir dönem geçirirken yazdığını söylemiş. bunu dinlediğinizde direkt hissedebiliyorsunuz.

    fakat bu albümle ilgili yaşadığım daha da büyük bir şaşkınlık var, o da ilk defa sanırım bir gaga albümünde kendi adıma bir filler şarkı bulamadım. bakın şimdi üşenmeyip şuraya kendi adıma gaga'nın her albümünden (cheek to cheek ve a star is born hariç) benim filler olarak gördüğüm şarkıları ekleyeceğim:

    the fame:
    - boys boys boys (tamamen nakaratı sebebiyle)
    -summerboy (baştan sona)
    -money honey (verse'ler sebebiyle)

    the fame monster:
    -so happy i could die (kendisi açılırsa değiştirmediğim ama özellikle de hiç aklıma gelip açmadığım bir şarkı) (edit 1: ya düşünüyorum da bunu buraya sırf the fame monster albümünde filler bulabilmek için yazıp haksızlık etmişim, dışarıdan bakılınca absürt duruyor bu çiçek gibi şarkıya filler demek. evet açıp da dinleyeyim demiyorum sonuçta ama albümün içinde gayet kendini dinleten bir şarkı ve güzel bir prodüksiyon. silmiyorum burayı da ibreti-alem için, gördüğümde yüzüm kızarsın azıcık. bu gerçeği yüzüme tokat gibi çarpan obsesifkompulsifbozuklu’ya teşekkürler. ama yukarıdaki iddiamın valid olması için bunun bir ep olduğunu belirtme çakallığı yapmama izin verin bari*)

    born this way:
    -hair (şarkının ilk kısmı maalesef prodüksiyon kurbanı olmuş)
    -fashion of his love
    -the queen (gaga'nın en sevdiği şey olan kendi şarkısından arak durumunun kurbanı, zira the edge of glory'nin nakaratı ile "i can be the queen that's inside of me" kısımları aynı denilebilir)

    artpop:
    -jewels n' drugs (yani bu şarkıyı sonuna kadar dinleyemedim, çıktığı an ortamı terk etme isteği geliyor, gaga'nın elinin değdiği en kötü şey olabilir sanırım bu sevimsiz şarkı, filler değil bu zehir gibin bir şey)
    -swine (bu şarkı güzel aslında da o nasıl bir beat break'dir be annecim, asla dinleyemiyorum)
    -fashion (bu tam anlamıyla filler)
    -donatella (olmasa da olur bir meh şarkı)

    joanne:
    -come to mama (tam bir filler)
    -hey girl (yitip giden bir potansiyel resmen florence welch bu şarkıda, tam bir filler)
    -grigio girls (tam bir filler)
    -just another day (tam bir filler)

    ve ilginç bir şekilde chromatica'da çıktığında geçtiğim bir şarkı yok şu an. aksine bütün şarkılar grower, ilk dinlediğinizde anlamsız bulduğunuz şarkıları iki ya da üç kez dinlediğinizde, kendinizi şarkıların yapılarını takdir ederken buluyorsunuz. başta fun tonight ve plastic doll'un filler olma ihtimali varmış gibi geldi (ki plastic doll en az sevdiğim şarkı hala albümdeki) ama ikisini de geçmiyorum ve fun tonight üçüncü dinleyişte sevdirdi kendini.

    yani şöyle diyeyim, eğer çok başarılı ve pure pop bir albüm istiyorsanız bu albüme gelmeyin; gidin ve dua lipa'nın future nostalgia albümünü dinleyin, zira aradığınız her şey (80'ler disco etkili ve leziz bas riff'leri üzerine kurulmuş, uzun zamandır yapılan en başarılı mainstream pop albümü) orada. eğer daha deneysel bir şey arıyorsanız ve pop'tan da çok uzaklaşmak istemiyorsanız bu albüm size göre, zira bu albüm mainstream olamayacak kadar deneysel (çok deneysel anlamında demiyorum, mainstream'liğin ucundan kaymış anlamında). ayrıca müzik trendlerine etkisi olacak mı bu albümün onu da çok merak ediyorum çünkü müzikler 2010'ların edm (daha modası 5-6 yıl önce geçti) modasından da nasibini almış (bir çok insana dated gelme sebeplerinden biri de bence bu). dolayısıyla yeni geride bırakılan bu etkiyi tekrar canlandırabilecek mi göreceğiz. ama ben farklı aranjmanlar ve iyi sample kullanımları ile bu modanın birleşimini görünce, eski popa duyduğum özlem canlandı zira trap etkili müziklerden tiksinti geldi.

    şimdi şarkı bazlı değerlendirmesine geçecek olursam:

    chromatica ı: prelude diyebileceğimiz bu yaylılar aranjmanı, tıpkı diğer kardeşleri gibi hoş bir esinti bırakıyor ağızda. bu enstrümental düzenlemeler tamamen sinematik bir deneyim katmak için eklenmiş diyebilirim, ki bu konuda da başarılı ve duygulanımı havada bırakan bir opening. ve alice'e geçişi leziz. enstrümentalleri notlandırmak pek bir anlamsız geldi kısalıkları sebebiyle, o nedenle geçiyorum.

    alice: albümün açılış şarkısı. gaga, gençliğinde uğradığı cinsel istismar sonucu sahip olduğu ptsd'e gönderme yapıyor "my name isn't alice, but i'll keep looking for wonderland" diyerek sözlerinde. 90'lar edm melodileri, güçlü kick'leri ve şarkının ortasında giren electronica etkili vokaller ile çok güzel bir açılış bence. gaga'nın vokal tekniği ve şarkının karanlığı bana yer yer electric chapel'ı hatırlattı ki çok severim. 8/10

    stupid love: albümdeki üç generic pop şarkıdan ilki. çıkalı üç ayı geçti çoktan sanıyorum, hatta sızması ile dört ay falan oldu. 80'lerin synthpop melodileri üzerine gaga'nın raw vokallerinin eklendiği, inanılmaz bubblegum pop sözler içeren ve albümün ilk single'ı olan bu şarkı aslında albümü en az yansıtan şarkı olabilir. bu şarkıdan dolayı da insanlarda yanlış beklentiler oluşturulduğunu düşünüyorum ama liste başarıları ve radyoda çalınabilirliği açısından single seçilmesi sürpriz olmamış diyebilirim. ben hala seviyorum ama kalıcılığı çok uzun olacak bir şarkı değil. 7/10

    rain on me: albümü liste başarısı açısından alıp götüren bir ariana grande ve lady gaga işbirliği. albümün ikinci generic pop şarkısı ve bekleneceği üzere ikinci single'ı. ben bu şarkıyı çok sevdiğim arkadaşlar. sonuna kadar bubblegum pop biliyorum fakat zaten tam olarak bunu taahhüt eden bir parça. ses uyumları, gaga'nın beat drop öncesi garip bir aksanla söylediği "rain on me" hook'u, yine gaga'nın konuştuğu ve ariana'nın vokalini gösterdiği bridge olsun, bu şarkıyı ilk dinleyişimde direkt sevdim. sevmeyenleri anlamıyorum, çünkü benim pop'a dair beklentilerim tatmin edildi. şarkının altyapısı oldukça net ve basit bir bas yürüyüşü üzerine kurulu fakat prodüksiyonundaki house etkisi çok fazla. muhtemelen gaga'nın born this way'dan sonraki (shallow'u saymıyorum) ilk billboard hot 100 1 numarası olacak (ben bu entry'i yazana kadar oldu). ariana'ya yamanmış diyenlere "bu iş iş, taş mı yesinler" diyorum ve şarkının 1 numaradan debut'a sahip olan ilk kadın düeti olduğunu belirtmek istiyorum. son olarak klibinde lady gaga'nın turne sırasında geçirdiği sakatlığa ve ariana'nın stadyum konseri sırasındaki patlamasına dair göndermeler bulunuyor, ki sözlerinin çevirisi için "ağlamamayı tercih ederim ama yaşıyorum ya, yağdır mevlam" diyebiliriz. ben klibi de şarkıyı da çok beğendim valla o nedenle 9/10.

    free woman: gaga'nın "this is my dancefloor i fought for" diyerek "tacımı kendim taktım, tahtımı kendim kurdum" dediği bir woman empowerment marşı. ben bu şarkının tarzını bir whitney houston klasiği olan i'm every woman'a benzetiyorum. ilk dinlediğimde de tam olarak bu şarkı ile kıyasladığım için ağzımda buruk bir tat bırakmıştı ama dinledikçe açıldı. ayrıca artpop'ta gypsy ne ise, bu albümde de free woman o. aynı yükseliş, aynı hareketlilik ve dopamin. ayrıca şarkının pre-chorus kısmında bulunan low-pitched vokaller de çok tatlı bir hava katmış şarkıya. 8/10

    fun tonight: albümü ilk dinlediğimde beğenmeyeceğime emin olduğum bir şarkıydı fakat bu da dinledikçe açıldı. chorus'un son kısmı biraz zayıf kalsa da gayet dinlenebilir bir şarkı. sanırım born this way'deki the edge of glory'nin albüme kattığı etkiye benzer bir etki katıyor bu şarkı da chromatica'ya, özellikle de son chorus'tan önceki "oo-oou-ou-oo"lar ile the edge of glory'nin son kısmındaki "with you, with you" kısımları birbirini andırıyor ama the edge of glory kesinlikle daha başarılı. şarkının ikinci verse'ü çok taylor swift sound'u içeriyor gibi geliyor bana her dinleyişimde. arkadaki string melodisi, gaga'nın güçlü ve echo'lu vokali çok güzel. ama hala albümün zayıf halkalarından biri bence. 6.5/10

    chromatica ıı: prelude'daki bilinmezlik burada yerini bir korkuya ve karanlığa teslim etmiş. fun tonight'taki tebessüm ve burukluk sonrası daha karanlık bir şeyler geleceğinin ateşi burada yakılıyor ve albümün en depresif ve karanlık kısmına giriş yapıyoruz. bu arada 30. saniyeden itibaren gelen kısım bana inanılmaz bir şekilde, bir madonna başyapıtı confessions on the dance floor albümündeki cevherlerden olan isaac'in 27. - 38. saniyeleri arasındaki yaylılar aranjmanı gibi geliyor, bu nedenle de daha bir yükseliyorum sanırım buradan 911 geçişine. ve geçiş de tıpkı confessions on the dance floor albümün genelindeki gibi çok başarılı.

    911: sanırım bu kadar saçma sapan bir aranjman ancak bu kadar güzel olabilirdi. albümün bu noktasından sonrası bence işler tamamen deneysel bir hal alıyor. şarkıda gaga'nın kendi manic halinden ve antipsychotics kullanımından bahsediyor "i have heard enough of these voices... my mood's shifting to manic places" ve "my biggest enemy is me, pop a 911" diyerek. ilginç bir şekilde, bridge öncesi robotik bir sesle başlayan şarkı, techno ritimler ile dinleyiciyi yükseltip yükseltip, nakaratta o kadar keskin bir şekilde düşürüyor ki, şarkının neyi anlatmak istediğini sözlerine bakmadan da anlayabiliyorsunuz. hatta nakaratı için psychedelic demek abartı olmaz bence. benim gaga'nın nesine tutulduğumun en güzel örneklerinden biri bu şarkı. 9.5/10

    plastic doll: albümün benim için en zayıf halkası. filler olmaya çok yakın fakat sanırım filler kategorisine koymayacağım kadar da dinlenebilir bir şarkı. gaga bu şarkıda kariyerinin başından beri sorguladığı celebrity imajını ve halkın ünlüleri objeleştirme tutkusunu tekrar ele almış, bir bakıma konusu itibari ile atanamamış bir paparazzi diyebiliriz*. şarkı ile, toz pembe bir hissiyat verilmeye çalışılmasını anlıyorum, ama bence çok başarılı bir deneme değil. ayrıca melodik yürüyüşü itibariyle a star is born albümündeki heal me'nin kız kardeşi gibi. ama şarkıya dair en güzel yer gaga'nın bridge sonu söylediği "who's that girl, malibu gaga? looks so sad, what is this saga? (oh!)" kısmı sanırım. sadece burayı tekrar tekrar dinleyebilirim. onun dışında diğer şarkılar ile kıyaslandığında meh denilebilecek bir şarkı. 5/10

    sour candy: albümün üçüncü generic pop şarkısı. eğer gaga önceki albümlerdeki single stratejisini izlerse, üçüncü single olarak duyurulması içten bile değil. blink'lerin de çılgın atması ile birlikte şarkı çıktığı gibi youtube üzerinden inanılmaz bir dinlenme sayısına ulaştı ilk gününde (20 milyon sanırım, neredeyse rain on me klibi ile aynı). şarkı bazı riskler almış bir k-pop şarkısı, ne eksik ne fazla. swish swish benzetmelerine katılıyorum, kesinlikle benziyor ki ben swish swish'i de çıktığı zaman deli gibi dinlemiştim, bu nedenle bu şarkı da beni hemen yakaladı. sözler falan oldukça yüzeysel, "dışı seni içi beni yakar" cinsinden kadınların "tatlı görünürüm ama fenayımdır" dediği bir pop şarkısı. her ne kadar gaga'nın vokali çok güzel ve güçlü olsa da, lirikal anlamda blackpink kısımları ve gaga'nın söylediği nakarat kısımları birbirini tutmuyor bence. bunun dışında nakaratı gaga diye bağırıyor. şarkı büyük ölçüde deep-house soslu, fakat ikinci yarısındaki piyano akorları ile latin ve dance ritim ve melodileri şarkıyı çok güzel bir şekilde çeşitlendirmiş. "i might be messed up" kısmına zaten hastayım. temiz bir 8/10.

    enigma: albümün 911 sonrasındaki ikinci cevheri. bu şarkıya asla klip çekilmeyecek ve muhtemelen kitlelerin bu şarkıdan haberi bile olmayacak ama tıpkı the fame monster’daki teeth gibi insanın kanını kaynatan bir parça enigma. verse de gayet güzel yazılmış fakat bu nasıl bir chorus çıkışıdır gaga’cım? “we could be lovers even just tonight, we could be anything you want” dediği yer beni her dinleyişimde vuruyor. şarkıdaki funky piyano ve horn melodileri, 80’ler esintisi veren synth’ler, hastalıklı yaylılar ve kicklerin getirdiği 90’lar house dokunuşu tek kelime ile harika. 8.5/10

    replay: bu da 911’in kendisinden daha sorunlu kardeşi bence. öncelikle bu parçada piyanonun chord progression’ı insanı inanılmaz tribal bir havaya sokuyor. gaga’nın en büyük başarılarından biri de sanırım bu, şarkılarında kullanılan ustaca mekaniklerin etkisiyle vermek istediği duygu durumunu aklınıza kazımayı başarıyor. tıpkı perfect illusion’da “high like amphetamine” sözü ile şarkının madde etkisi hissettiren yüksek enerjisinin örtüşmesi gibi, kafasında konuşan ve kendisini kötü hissettiren seslerin sinir bozuculuğunu, birbiri ile çarpışan akor dizilimi üzerinden anlatmış burada da muhtemelen bloodpop’un da büyük yardımlarıyla. çarpışmadan kastım şu, major ve minör akorlar arasındaki geçiş o kadar tuhaf ki, duyduğunuz melodi sizde şok edici ve şaşırtıcı bir duygulanım yaratıyor, insanın kendi içinde duyduğu o hastalıklı iç sesin verdiği hisse benzer bir şekilde. şarkının başlangıcındaki europop esintili organ sesi, gaga’nın şimdiye kadar yazdığı en iyi sözlerden biri olan “every single day, yeah, i dig a grave, then i sit inside it wondering if i’ll behave” kısmı (şarkının tamamı çok güzel yazılmış bu arada), nu disco soslu altyapısıyla albümdeki favori 4’lümden üçüncüsü (diğerleri 911 ve rain on me puanlarımdan anlaşılacağı üzere). 9.5/10

    chromatica ııı: bu güzel postlude ile, bulutlar arasından güneş kendini gösterir gibi oluyor. dolayısıyla chromatica ı bilinmezlik, chromatica ıı travma ve korku ile ilişkilendirilebilecekken, chromatica ııı tüm acılara ve travmalara rağmen umudun var olduğuna yönelik bir çağrı aslında. ayrıca bu düzenleme ile birlikte albümün en umut dolu, levitating anlarına geçiş yapıyoruz. ayrıca albümün yıldız parçasına bebek gibi bir geçiş yapıyor, adeta yumuşacık bırakıveriyor bizi gaga.

    sine from above: yukarıda albümün yıldız parçası derken tam olarak bu şarkıyı kastediyordum. ve şarkı notlarında 9 üstü puan verdiğim parçalara 10 vermememin tek sebebi bu arkadaşlar. çünkü bu şarkı diğer şarkılardan daha yüksek puan almalıydı, dolayısıyla tüm puanları bu şarkıya oranlayarak vermek kaldım. bu şarkı gerçekten her dinleyişte tüylerimi diken diken ediyor, özellikle sir elton john'un "i lived my days just for the nights, i lost myself under the lights, when i was young, i felt immortal" kısmında gaga ile olan vokali gözüme yaş getiriyor, içime bir taş oturtuyor. çok olgun sözler, "sine-sign" kelime oyunu, "i heard one sine from above" kısmında vokalin ses frekansının düzlüğü ile sinüs dalgası göndermesi, müziğin tanrılaştırılması... gaga'nın tüm bu sıkıntılı albüm yazım sürecinden dans ederek çıkmasını sağlayan müzik ve ses'e bakış açısını ve kendi üzerindeki iyileştirici gücünü anlatması... gelecekte de gaga'nın en iyi şarkılarından biri olarak kalmaya devam edecek, oldukça epic bir düet olmuş sine from above. şarkının sonu ilk dinleyişte oldukça saçma sapan ve beklenmedik geliyor fakat tüm bu okuma sonunda, evrenin oluşması, her şeyin birbirine temelde ses dalgaları ile bağlı olması konseptini düşününce sanki geçmişe giden bir wormhole'un içine girip geçmişten günümüze gelen bir ses dalgası üzerinde yolculuk ediyor gibi hissediyorsunuz şarkı biterken. hook sonrası sonrası gelen edm melodileri, şarkının tamamındaki synth eşlikleri, yoğun trance etkisi ile birlikte inanılmaz bir şarkı. hatta biraz daha abartıyorum, gaga'nın venus'ten beri yaptığı en iyi şey. 10/10

    1000 doves: eğer trt'den lady gaga'ya teklif gitseydi ve gaga eurovision'a katılsaydı nasıl bir şarkı yapardı sorusuna verilecek cevap. yani gaga kariyerinin başından beri europop ile bağlantısını asla kesmedi, çoğu şarkısında da bu kaynaktan oldukça beslendi ama bu tam anlamıyla avrupa'ya ait bir şarkı gibi. albümün çoğunluğunda olduğu gibi, gaga'nın üzerinde çok oynanmamış güçlü sesini bu şarkıdaki nakaratta da duyabilirsiniz. gerçekten the sound of music'e tribute yaptığı dönemden başlayarak şan tekniğini çok çok geliştirdi kadın. sözleri ve müziği ile oldukça tatlı bir şarkı sonuç olarak, çok da beklenti yüklenmeden keyifli keyifli dinlenir. 7.5

    babylon: madonna kıyaslamalarının müsebbibi olan albümün kapanış parçası. gayet güzel bir yapı-söküm olduğunu düşünüyorum, zira tam olarak uygun bir konsept içinde, çok akıllıca sözlerle yazılmış. entry'nin başında yazdıklarımı tekrar yazmayacağım ama sample kullanılarak oluşturulmuş bir şarkıdan sample alınarak oluşturulmuş bir şarkı, bir nevi sampleception. gaga burada diyor ki, "arkamdan konuşmaya devam edin, üç kişi bir olduğunda babble on olur, ta babil zamanından beri yaptığımız bir şey zaten, he bu arada o şarkıyı da apardım" diyor vogue benzetmelerinin geleceğini bilerekten. vogue şarkısının ortaya çıkışına sebep olan ball culture ve voguing, bu şarkının da odak noktasında ve şu pandemi dönemi bittikten sonra cenkler sırasında defalarca çalınacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok. bir vogue kadar ikonik olması muhtemel gelmiyor bana da ama bence gaga bunu queer komünite için bir jest olarak yapmış. benim albümde en merakla beklediğim şarkıydı, evde de catwalk yapıp poz vererek söylüyorum zaten *. şarkının verse melodisinin de mezopotamya'da kullanılan ve bizim de oldukça aşina olduğumuz gam üzerinde gezmesi de eminim ki bilinçli bir karar, çok da güzel olmuş. ayrıca demo halinin daha iyi olduğunu ve albümde onun olması gerektiğini söyleyen kimseye katılmıyorum zira albümün tamamını dinlediğinizde, haus laboratories reklamında kullanılan halinin albümün geri kalanının atmosferiyle çok da uyumlu olmadığını görüyorsunuz. ki zaten bloodpop'un söylediklerine göre, şarkının haus lab versiyonu da yakın zamanda çıkış yapacakmış. bence bu şekilde bir yol seçmeleri çok akıllıca olmuş. bana en son bu hissiyatı veren şey sissy that walk idi onun için çok iyi geldi. 9.5/10

    yani bu albüm artpop'tan beri gaga'nın yaptığı en başarılı şey bana kalırsa. ben hala 7 sene öncesinin artpop'unu dinlemeye devam ediyordum çünkü açıkçası joanne bende hızlı eskidi, a star is born albümü de popa uzak, bambaşka bir işti. öyle hissediyorum ki bu albüm de artpop gibi çok çok uzun süre yeni ve taze kalacak benim için. notlandırmada çok da objektif bakamamış olabilirim bu kadına kredimin çok yüksek olması sebebiyle, ama puanlarımın arkasındaki sebeplerimi gayet güzel bir şekilde açıklayabildiğimi düşünüyorum.

    bir başka entry'de görüşmek üzere.
22 entry daha