şükela:  tümü | bugün
  • çanakçı deresi üzerine yapılmak istenilen 5.hes ile ilgili çed raporuna karşı çevre ve şehircilik bakanlığına sunulan, belediye başkanlığının efsane kurum görüşünü paylaşıyorum. herkesin özellikle okumasını ve yoğun bir kamuoyu oluşturmasını rica ediyorum.

    bir dere neyi anlatır?
    bir dere bir vadi için ne anlam taşır?
    bilim insanları dünyanın yaşının 4 milyar yıl olduğunu var sayar. yani şu an üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegen, şu an ki haline erişmek için tam 4 milyar yıllık bir süreç geçirmiştir. oturup saymaya kalksak ne kadar sürer bir düşünün… ya insan ömrü ne kadardır bu devasa çokluğun karşısında; ortalama 70-80 yıl. peki, insanoğlunun bu mavi gezegende ki toplam varlığı kaç yıla tekâmül etmektedir: 2-3 milyon yıl. yani hani şu an sahiplendiğimiz ve efendisi olduğunu sandığımız ‘bu mavi gezegen’, bizsiz tam 3milyar 998 milyon yıl yaşamış bulunmaktadır. bu tablo karşısında, ne ölçüde gerçekçi ve ahlakidir, bu ‘mavi gezegenin’ sahibiyiz söylemi acaba?
    bize bu metni yazdıran sebebin kaynağı, biliyoruz ki bizden daha güçlü, bizden daha muktedir, bizden daha paralı ve emrinin altında yüzlerce okumuş/okumamış insana sahiptir. sadece 600 küsur sayfalık çed başvuru dosyasını hazırlatmak için bile kim bilir kaç yüz bin lira dökmüştür, kaç mühendis, kaç tekniker, kaç insanın emeğini satın almıştır. bu güç karşısında yazdıklarımızın onlarca teknik bilgi, rakam ve tablodan oluşan muhteviyatla yarışmasını beklemiyoruz zaten. yapmak istediğimiz ‘milyonlarca yılda oluşan bu derenin’ çığlığını duyurmak, sesine soluk olmak sadece. bu çığlığın, bu sesin duyulması için vicdanlı yüreklerin sahip olduğunu umut etmekten başka bir yol da bulunmamakta maalesef…
    tüm kutsal kitaplarda ‘yeni göğü yaratan (tanrı) allah’tır’ hükmü yer almaktadır. yani tüm yaratılmışların sahibi ve hükmeden o’dur. o’nun dışında bir ‘yaratıcı’ yoktur. itikadı olanlar için aslolan budur. olmayanlar için kabul edilen ‘doğanın kendisi’ yani doğal dengedir. ister dinsel açıdan ister materyalist açıdan bakılsın ‘doğa’ insanın da bir parçası olduğu kompleks bir yapıdır ve insan iradesi dışında hükümlerle yaşamakta ve varlığını sürdürmektedir.
    insanlığın uygarlık tarihi, kimine göre tarımın başlangıcı, kimine göre tekerleğin icadı, kimine göre ise yazının bulunmasıyla başlar. hangisi kabul edilirse edilsin, en eski tarihi, günümüzden 10-15 bin yıl önceye kadar gider. bu 10-15 bin yıllık süreçte insanoğlu kendisine göre olağanüstü şeyler başarmış; kentler, fabrikalar, barajlar, köprüler kurmuştur. sahip olduğu devasa makinelerle yollar açmış, tüneller kazmıştır. ancak hep beraber bir düşünelim şimdi; insanoğlunun şu anki tüm teknolojik birikimi ve gücü - hepimizin bildiği için onu örnek gösteriyorum- bir ‘peri bacası’ yapabilir mi? ya da bir ‘gürleyik şelalesi’ imal edebilir mi? ya da bir ‘tazı kanyonu’ yaratabilir mi? bunlar çok spesifik örnek diyorsunuz, bu metnin konusu olan çanakçı deresinden örnek vereyim. ekte resimlerini sunduğum onlarca gölden biri olan bir ‘akmaz gölü’nü, bir üvezli gölü’nü ya da bir ketenlik gölü’nü’ yapabilir mi?(ek 1) yapamayacağını hepiniz biliyorsunuz, bizim gibi… peki, o halde nedendir bu ‘allah’ın iradesine’ şirk koşma gayreti? nedendir doğanın milyonlarca yılda yarattığı bu dengeyi mahvetme isteği?
    yazınımızın ilk cümlesini okuyun şimdi lütfen;
    bir dere neyi anlatır?
    hepimiz ilkokulda öğrenmişizdir, insan vücudunda ki kan dolaşımını ve kanın insan için hayati önemini. allah öyle güzel bir denge ve yapı yaratmıştır ki, bir saniyelik aksaklığa bile izin vermeden, kalbin kanı pompalamasını, karaciğerin temizlemesini, atardamarla temiz kanı dolaştırıp, toplardamarla kirli kanı geri getirmesini sağlamıştır. bu yapının içinde milyarlarca hücre yer almakta ve her biri bu denge içinde görevini kusursuz ifa etmektedir. hangimiz vücudumuzda yer alan atardamarın yarısını devre dışı bırakıp yeni bir atardamar yapılmasına izin verir?
    diyeceksiniz ki şimdi ‘ ama tıp bypass ameliyatıyla tıkanan damarın üzerine köprü damar yapıyor.’ doğru, evet bypass ameliyatıyla köprü damar atılıyor ama tıkanan yere atılıyor sadece. üstelik bu damarın 40-50 cm’lik kısmını pas geçerek değil, sadece 1-2 cm’lik kısmına yapabiliyor bunu. öte yandan bunun amacı da insan ömrünü uzatmak… peki üzerinde regülatör yapılmak istenen çanakçı deresi hasta mı ki, üzerinde ki 7 km’lik bölüm bypass edilmek istenmektedir? yüksek kar ve ekonomik amaç için denilen bu girişimle, tıpkı bir insan da ki atardamar gibi olan çanakçı deresinin 7 km’lik bölümü yok edilerek, suyunun 5-6 km’lik tünele sokulmasının açıklaması ne olacaktır? yaşayan bir organizmanın ölüm fermanı dışında ne anlam ifade edecektir?
    çanakçı deresinin toplam uzunluğu 35-40 km’dir. ortalama yüksekliği 2000 m. olan sis dağı ve kızılali dağı’ndan beslendiğinden, mayıs ayında karların erimesinden sonra havza sadece yağmur ile beslenmektedir. bu nedenle özellikle yaz ve sonbahar mevsimlerinde debisi oldukça düşmektedir. dere üzerinde mevcut 4 tane hes bulunmakta ve bu 4 hes’in toplam tünel/ cebriboru uzunluğu 7520 m. ‘dir. ( ek 2) yani çanakçı deresi zaten 4 kez bypass ameliyatı geçirmiş ve atardamarın 7520 m. ‘lik bölümü yok edilmiştir.
    insanoğlu tecrübeyle bakidir. ancak aptal insanlar tecrübeden ders çıkaramazlar. çanakçı deresi mevcut 4 hes nedeniyle doğal dengesine 4 darbe yemiştir zaten. bu bölümlerde dere artık o eski dere değildir. ne dereye özgü kırmızı benekli alabalık, ne bıyıklı balık, ne yassı hasan balığı kalmış, ne de vadi için olmazsa olmaz olan buharlaşma kalmıştır. habitat tamamen bozulmuş, içinden kan dolaşmayan damar gibi kurumuş, kavruklaşmıştır. mevcut 4 tane hes’ten öncesine ve sonrasına ait olan resimlere baktığımızda, bu durum apaçık ortaya çıkmaktadır. (ek 3)
    yapılmak istenen son hes ile derenin tamamen yok edilmesi gerçekleşecektir. şöyle ki; yapılmaya çalışılan hes, çanakçı merkez ile karabörk köyü arasında ki 7 km’lik kısmı kapsamaktadır. bu kısımda dere yarım ay gibi 7 km’lik bir güzergâh izlemekte ve içinde 40’dan fazla büyük göl ve sayısız küçük göllerden oluşmaktadır. bazı göllerin derinliği 8-10 metreyi bulmakta, derin kanyonlar oluşturmaktadır.(ek 4) hes ‘karabörk köyü’ çıkışında derenin suyunu 5-6 km’lik tünele sokmayı planlamakta ve çanakçı merkez girişinde tünelden gelen bu suyu regülatöre vermeyi amaçlamaktadır. yani derenin 7 km’lik bölümü bypass edilecektir. şirket, başvuru raporunda da yer alan şu savunmayı yapacaktır, doğal olarak: dereye %10 can suyu vereceğiz!
    peki, ‘can suyu’ kavramı ne anlama gelir?
    hepimizin bildiği şey, yeni dikilen fidanın köklerinin toprakta yaşaması için verilen ilk sudur. yani fidanın ölümünü engellemek için yapılan ilk su verme eylemidir. oysa unutulan bir şey vardır burada. dere fidan değildir ki, can suyuyla yaşaması sağlansın… verilmesi, ‘bir lütuf olarak lanse edilen can suyu’ zaten derenin içindedir ve geri kalan su dereden çalınarak yaşaması istenmektedir. bu nasıl bir vicdansızlıktır! bu savunma neye benzer biliyor musunuz: ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibidir. yavuz hırsızın ev sahibini bastırması mantığı gibidir.
    bir insan vücudunun 2/3’ü sudan oluşur ve insan bir günde 2 litre su içmek zorundadır, hayatını sağlıklı idame ettirmek için. şimdi düşünün, ben her gün size 2 litre su değil de bunun % 10’u olan 200 mililitre su verdiğimi ve bununla hayatınızı idame ettirmeye çalıştığınızı… hemen ölmezsiniz ama her gün vücudunuz yavaş yavaş tükenecek gün be gün direnciniz azalacak ve sonunda öleceksiniz. işte bu dereyi 7 km % 10 can suyuna mahkûm etmek, bu anlama gelir; hemen değil ama yavaş yavaş acı çektirerek tüketmek, öldürmek…
    insanoğlunun hiçbir ekonomik gayesi bir dereyi göz göre göre öldürmeyi haklı kılmamalıdır. bilinmelidir ki ölecek olan yalnız dere olmayacaktır bu süreçte, vadi içinde yaşayan tüm insanlar, canlılar, kültür, gelenek, görenek ölecektir, kaçınılmaz olarak.
    varoluş gayesinde uzaklaşan insanlar açgözlüdür. doymak bilmez bir açgözlülükle saldırır her iyi ve güzel şeye. bunun kurumsallaşmış hali vahşi kapitalizmdir. daha çok, daha çok para için tüketir, yok eder, öldürür. tarih bunun yüzlerce acı örneğiyle doludur. bu metni okuyan insanların birçoğu biliyordur; asya’nın en büyük 2. gölü, dünyanın en büyük 4. gölüdür, batı türkistan, özbekistan ve kazakistan arasındadır, adı aral gölü’dür. daha doğrusu önceden göl’dü, şimdi çöl oldu. hikâyesi tüm insanlık için tam bir ibretlik derstir ve çok dramatiktir. sovyetler birliği, ara gölünü besleyen iki büyük ırmağın (amu derya, siri derya) yönünü değiştirir, amaç pamuk tarlalarını sulayıp, daha çok ürün elde etmektir. sonuçta ne daha çok pamuk elde edilmiştir, ne daha çok para kazanılmıştır. aksine aral gölü kuruduğundan, göl kaynaklı tüm ekonomik kazançlar yok olmuş, balıkçılık bitmiş, göl çevresinde ki tüm habitat bozulmuş ve insanlar kitlesel olarak kansere yakalanmıştır. maalesef gölü eksi haline getirmek için yapılan tüm mücadeleler başarısız olmuş, göl % 90 olarak havzasını kaybetmiştir. kaybeden ne sadece gölde yaşayan yüzlerce tür canlı, milyonlarca dolaylı fayda sağlayan bitki, hayvan olmuştur. asıl kaybeden bu çevre katliamına izin veren, sessiz kalan milyonlarca insan olmuştur. ne demiştik, insanoğlu tecrübe ile bakidir. ancak aptal insanlar tecrübeden ders çıkarmazlar ve her defasında aynı şeyi deneyerek farklı sonuç elde edebileceklerini sanırlar. oysa oynanan hiçbir maçın sonucu değişmez, milyon kez tekrar izlense bile.
    doğadaki hiçbir canlı ihtiyacından fazla tüketmez. hiçbir canlının bankada parası, onlarca evi, katı, yatı bulunmaz. bir tek istisnası vardır; varoluş gayesini unutan insanoğlu. aslına bakarsak, hiçbirimiz günde 3 öğünden fazla yemek yiyemeyiz, bir günde 3-5 elbise giyemeyiz, gece 5-10 yatak değiştirmeyiz, ya da bir günümüzü 3-5 evde geçirelim demeyiz. doğamız gereği mütevaziyiz, kanaatkârız. peki bizleri tüketmediğimiz, tüketemediğimiz, onlarca elbiseyi almaya sevk eden, birden fazla ev, araba almaya iten, hesaplarımızda ki paraları, altınları sürekli arttırma isteğine iten sebep nedir? topu topu 70-80 yıllık bir ömür içinde, nedendir kullanamayacağımız bunca şeye sahip olma açgözlülüğü? oysa daha yeni tecrübe etmedik mi, süper lüks evlerin, katların, plazaların, villaların, bizi mutlu etmediğini… pandemi nedeniyle 2 aydır evlerimizde kalmak zorunda olduğumuzda, hapsolunmuş hissine kapıldığımızı… binlerce lira döküp satın aldığımız mobilyaların, eşyaların ruhumuzu daralttığını… neden bir dere kenarına, bir orman içine, bir yeşil alana gitme isteğimizi yok etmedi bunca sahip olduğumuz şeyler?
    insanoğlu yaradılış gereği doğanın bir parçasıdır ve ondan uzaklaştığı oranda mutsuz olacaktır. hiç kimse milyon liraya satın aldığı evde piknik yapmıyor, yürüyüşe çıkmıyor. nefes almak için dahi doğaya çıkma isteği duyuyorsak, şöyle düşünüp bir hayatımızı gözden geçirmemiz gerekmiyor mu artık? 4 milyar yıllık bu mavi gezegende mutlu bir gelecek istiyorsak, ona müdahale ederken binkez düşünmemiz gerekmiyor mu? tüm insanlığı yarattığı ve övündüğü uygarlığıyla kendine mahkûm eden bir kovid 19 virüsü, ders olmamalı mı? hangimiz artık farkında değiliz, doğaya acımasız müdahalemiz, bizim başımıza bu tür hastalık ve salgınlar getirmediğini? o halde hepimizin bu açgözlülüğe, bu vahşi tüketim çılgınlığına, bu vahşi kapitalizme bir dur demesinin zamanı gelmedi mi?
    sayın karar vericiler; sözcüklerimin her biri, bu coğrafyanın suyunu içmiş, deresinde yüzmüş, toprağında beslenmiş, yağmurunda ıslanmış bir evladının çığlığıdır. lütfen duyun ve kendi geçmişinizi, ailenizi, atalarınızı düşünün. annelerinizden ilk emdiğiniz sütün, ağzınıza koyulan ilk lokmanın, sırtınıza örtülen ilk battaniyenin hayatın bir deviniminin gereği olduğunu, her birinin bir ruh, bir kültür, bir felsefe taşıdığını hissedin. şimdi yazının başında ki 2. cümleyi okuyun lütfen. ‘ bir dere bir vadi için ne anlam taşır?’ bu dere sadece bir dere değildir. bu vadi için ‘o ilk emilen süt’ gibidir, üstümüze örtülen ilk örtü, boğazımızdan geçen ilk lokma gibidir. bu dere bu vadinin ruhudur, kültürüdür, maneviyatıdır. sanır mısınız bu hes’ten sonra
    ‘çanakçıdan yukarı çık dereye dereye
    neyleyim istanbul’u aşığım görele’ye’
    türküsünü söylemenin bir anlamı olacağını,
    sanır mısınız ‘akmaz gölünün saylarından çocukların bir daha balıklama dereye atlayabileceğini?
    sanır mısınız göllerin derinlerinde ki taranlarda yuva yapan kırmızı benekli alabalıkların yumurtlayabileceğini?
    sanır mısınız daha geçen ay hepimizi heyecanlandıran su samurlarının göllerin kuruduğunda yuva yapıp yaşayabileceğini? (ek 5)
    hiç sanmayın, çünkü hiçbirinin olma şansı kalmayacak! bu film daha önce onlarca kez oynandı ve sonuç değişmedi. ‘bir kez daha deneyelim bu kez sonuç değişir’ umudunu dikte etmeyin sakın bize. değişmeyecek…
    şimdi ben size mevcut 4 tane hes’in ürettiği toplam elektriğin 2019’da 36.180.000 kw saat ve toplam 6400 nüfusa sahip çanakçı ilçesinin yıllık elektrik tüketiminin 5.000.000 kw saat olduğunu söylesem, sadece çanakçı iletişim hatlarında, hat kayıpları ile kaçak kullanım miktarının yıllık 390.000 kw saat olduğunu desem, mevcut 4 hes’in % 10 can suyu verip verilmediğinin denetlenmediğini, inisiyatifin tamamen heslere bırakıldığını söylesem bir anlam ifade edecek mi? evet diyorsanız yazdıklarımızın hepsi doğru ve proje sahibi şirketin raporunda önlem olarak söylediği her şey de yalandır. ne balık göçüyle ilgili çözümü, ne tünelden çıkacak yüzbinlerce m3 harfiyat için döküm alanı ne % 10 can suyu taahhüdü doğru ve gerçekçidir. sadece çed olumlu raporu alıncaya kadar çizdiği pembe tablo vardır. en basit örmeği; tünele sokulan suyun oksijeni biter, asla alabalık o suda yaşamaz, çağlayanı kaybolan bir derede alabalık göç edemez. ancak bu saydıklarımın hiçbirinin bir değeri yoktur, para daha çok para hırsıyla yanıp tutuşan bir insanın aç gözlülüğünde ne yazık ki…
    kişisel olarak ülkenin enerji politikasını belirleme hak ve yetkisine sahip değilim. ancak bu ülkenin bir yurttaşı olarak, bir aydını olarak söyleyebilirim ki, bu dereye kurulan/ kurulacak olan hiçbir hes’in ürettiği elektriğe bu ülke muhtaç değildir. allah’ın güneşi her gün üzerimizde doğuyorsa, bunu değerlendirmek bin derenin suyunu tüketmekten daha verimli, daha insanı ve daha vicdanidir.
    son söz olarak sizlerden sadece empati istiyoruz.
    şu an binlerce yumurtasını bırakacak olan kırmızı benekli alabalık yerine,
    çılgın çocuklar gibi oynayan su samurları yerine,
    derenin kenarında ağızına sağ avucuyla su verip abdest alan 80’lik dedenin yerine,
    ilk yüzmesini bu göllerde öğrenen benim gibi binlerce çocuğun anıları yerine,
    ağacıyla/dalıyla/ karacasıyla/kelebeğiyle ve tüm börtü böceğiyle yaşayan bu vadi yerine empati duymanızı bekliyoruz ve hatırlamanızı diliyoruz…
    ‘bir insan ömrünü neye vermeli,
    para mı onur mu taş diken bir yol
    ağacın köküne inmek mi yoksa
    savrulup gidiyor yaprak dediğin’
1 entry daha