şükela:  tümü | bugün
54 entry daha
  • "siz savunma mekanizmalarınızın farkına varana dek, onlar sizin yaşamınızı yönetecek ve siz egonuzun bir kurbanına dönüşeceksiniz." kuizatz haderah (bkz: sözlük yazarlarından aforizmalar)

    savunma mekanizmalarının önemi tam manasıyla bilinseydi, bu başlığın altı dolar taşardı diye düşünüyorum; zira bunların neler olduğunu bilmek ve anlamak, hem kendi davranışlarımız hem de başkalarınkini anlayabilmek adına hayati bir önem taşımakta, az çok kendini bilen ve psikoloji alanına gönül vermiş biri olarak hiç abarttığımı da düşünmüyorum. hatta arttırıyorum bunların tam olarak neler olduğunun idrakına varabildiğinizde önünüzdeki bir perde de kalkar; yaşamı ve tüm varoluşu çok daha farklı bir pencereden değerlendirmeye başlarsınız. şurada (bkz: #107309241) nedeni biraz izah etmeye çalıştık. bu konuda son olarak şunu vurgulamak isterim: mesleği ruh sağlığı alanlarından biri olan psikolog, psikolojik danışman, psikiyatrist vs. falan varsa savunma mekanizmalarını hatmetmeden bence bu işe falan soyunmasınlar; zira bilgi ve donanımları çok eksik kalır ve kul hakkına girmiş olurlar.

    dolayısıyla oldukça uzun bir enrty olacak ama eğer konuya uzak biriyseniz; anlayarak ve burada yer verdiğim savunma mekanizmalarını, kendi ve yakınlarınızın davranışları ile bağlantılarak okursanız ufkunuzun çook genişleyeceğinin garantisini veriyorum.

    o halde -yolu kısaltmak adına- bu savunma mekanizmalarının neler olduğu konusuna başlayalım:

    insanı ve kendimizi yakından tanımak, bugün için “sıkıntılı” ya da “sorunlu” olarak kabul edilen bazı davranışlarımızın kaynağını görebilmek, ilişkilerimizde hep tekrarlayan sorunlarımızın nedenselliği hakkında bir bilgi sahibi olabilmek için savunma mekanizmalarının işlevini ve mantığını kavrayabilmek oldukça önem arz etmektedir.

    oldukça önemli bilinçdışı işlevlerinden biri de maruz kaldığımız çeşitli engellenmeler ve çatışmalar karşısında sergilediğimiz savunma mekanizmalarıdır. davranış sorunları olarak ele alınan; tembellik etme, özgüven sorunları, öfke davranışları, sorunlar karşısında başkalarını suçlama gibi birçok tutum aslında birer savunma mekanizmaları olarak ele alınabilmektedir. peki, savunulan şey nedir ve bilinçdışı gelişen bu savunma mekanizmalarını kim ve nasıl üretmektedir?

    bu sorunun cevabı aslında oldukça ilginç ve hayret vericidir. şöyle ki, benliğimizin bizim farkında olmadığımız bir parçası, bizim neye maruz kalırsak psikolojik anlamda olumsuz etkileneceğimizi bizden daha iyi kestirebilmekte ve ruhsal dengemizi korumak amacıyla bizim adımıza çeşitli zihinsel önlemler almaktadır. bu duruma en bariz örnek olarak, geçmişte başımızdan geçmiş olumsuz ya da bize nahoş duygular hissettiren bir olayı unutmamızı gösterilebilir. ancak işin ilginç yanı şu ki bu durum, bizim irademiz dışı gelişen bir süreç olmaktadır. bu yüzden de çoğu zaman unutma sürecimizi ve unuttuğumuzun farkına bile varamayız. işte, biz farkına varmadan bu şekilde bizim adımıza çeşitli düzenlemeler yapan benlik parçamızın adına “ego” denilmektedir. şunu da hatırlatmakta fayda var diye düşünüyorum buradaki “ego”, popüler anlamda kullanılan “egosu yüksek” gibi tanımlamalardaki “ego”dan farklı bir anlama sahiptir. “egosu yüksek”teki ego, bir benlik parçası olmaktan ziyade daha çok kişinin kendini beğenmesi ya da “özsevi” anlamında kullanılan bir cümledir. oysaki burada kastedilen “ego”, bilinçdışından gelecek ve kişinin ruhsal dengesini bozacak bir takım duygu, düşünce, istek ve arzuların önüne geçmeye çalışan bir işleve sahiptir. bunu da çok çeşitli savunma mekanizmaları üreterek sağlamaya çalışmaktadır.

    her ne kadar “ego”muz bizim ruhsal dengemizi korumak amacıyla çeşitli savunma mekanizmaları geliştirse de, bu durum bazen bizi farklı alanlarda kısıtlamaya yol açabilmektedir. bu durumu yine bilince çıkarttığımızda bizi olumsuz bir takım duygulara sevk edecek herhangi bir olayı unutmamız örneğinden yola çıkarak açıklamaya çalışalım. bu olgu, “bastırma” savunma mekanizmamızın bir sonucudur ve “ego”muz bizim adımıza bunu yaparak bir yere kadar ruhsal olarak dengede olmamızı sağlamaktadır. ancak bu durumun bizim açımızdan bir bedeli de olabilmektedir. şöyle ki, aynı olayı hatırlatıcı ya da tetikleyici benzer durumlarla karşılaştığımızda duygusal olarak gereğinden fazla etkilenebilir, sarsılabilir ya da bu gibi durumlarla karşılaşmamak için hayatımızı fazlasıyla kısıtlayabiliriz. aynı zamanda bu tutum, bu olay kaynaklı bilinçdışında varlığını devam ettiren problemin ya da çatışmanın çözümsüz kalmasına ya da çözümünün ertelenmesine neden olabilmektedir. işte bu tür kısıtlanmaların etkisi, başvurulan savunma mekanizmasının ilkellik ve olgunluk düzeyine göre farklılık göstermektedir. bu bağlamda, her birimizin ruhsal gelişmişlik düzeyimize bağlı olarak kullandığı savunma mekanizmaları birbirinden farklı olabilmektedir.

    tüm bu bilgiler ışığında, “sorunlu” olarak nitelendirilen birçok duygu, düşünce ve davranış aslında bir savunma mekanizmasının ürünüdür denilebilir ve bu şekilde olmasının aslında ruhsal dengenin kurulmasında ve yaşama adapte olmada son derece önemli bir işlevi bulunmaktadır. öyle ki eğer kişi hazır olmadan o savunma mekanizmasını elinden alınırsa; bu durum, onun açısından son derece ağır sonuçlar doğurabilmektedir. bu durumu bir örnekle açıklamak istiyorum. birçok kişi, günlük hayatta yaşadıkları özgüven sorunları ile psikoterapiye başvurur ve bir an önce bu sorunundan kurtulmak istemektedir. oysa bu hemen mümkün olamaz; çünkü “özgüven sorunu” olarak adlandırılan bu durum, aslında o kişi için oldukça önemli bir “kaçınma” savunma mekanizması işlevi görmektedir. kişi, bu savunmasının devre dışı bırakmaya zorlanırsa -örneğin ısrarla topluluk önünde konuşmaya itilirse- bunun sonuçları onun açısından hiç hoş olmayabilir, büyük bir travma yaşayabilir hatta psikoza (akıl sağlığının yitirilmesi) kadar varabilecek ağır durumlarla karşılaşılabilir. buradan anlaşılacağı üzere, bir sorun olarak görünen “özgüven problemi” -her ne kadar hayatını birçok alanında kişiyi kısıtlasa da- o kişinin benliğini ayakta tutan önemli bir savunma mekanizması işlevi görmektedir. kişi bu savunmaya başvurarak insan ilişkilerinde risk almamakta, geçmiş travmalarını hatırlatacak, onu değersiz ve yetersiz hissettirecek olaylardan ve kişilerden benliğini bir nevi korumaktadır. işin ilginç tarafı birçok insan, savunma mekanizmalarının bu işlevlerinin genelde farkında değillerdir. onlar sadece buz dağının görünen kısmı olan bilinç seviyesindeki özgüven sorunlarından şikâyet etmektedir. oysa bilinçdışı “ego”, onların ihtiyaç duyduğu savunmayı -son derece hassas olan benliklerini bir travma yaşamaktan koruyabilmek amacıyla- en ideal şekilde sisteme yerleştirmiştir. bu bağlamda, birer semptom olarak nitelendirilen; takıntı zorlantı bozukluğu (okb), fobiler, panik atak, öfke kontrol sorunları, kaygı bozuklukları gibi birçok psikolojik bozukluk, aslında kişinin benliğinin daha kötüsünü hissetmesinden ya da dağılmasından korumak amacıyla geliştirdiği savunma mekanizmaları kapsamında ele alınabilir. bu bilinçdışı savunma içeren tutum, bir nevi egonun, veremi görüp kişiye sıtmayı yaşatması olarak da değerlendirilebilir.

    ilkelden olguna başlıca savunma mekanizmaları

    savunma mekanizmalarına isimleri ve ayrıntılarıyla değinmeden önce konuyu anlaşılır kılmak adına bu bölümde adı geçen “ilkellik” ve “olgunluk” kavramlarına açıklık getirmek gerekir diye düşünmekteyim. burada ilkellikten ve olgunluktan kast edilen durum, “ego”nun (benliğin) gelişmişlik seviyesidir. şöyle ki her insanın ego kapasitesi birbirinden farklıdır. örneğin, yakın birisinin kaybı, olgun bir egoya sahip bir kişi için belli bir yas sürecinden sonra baş etmesi kolay bir durum iken; daha az olgun ya da ilkel bir egoya sahip birisi için katlanılması çok zor bir durum ya da travma niteliğinde bir olay arz edebilmektedir, öyle ki yıllar boyunca bu kaybın etkisinde bir ömür sürebilir. ya da aynı durum, daha da ilkel (gelişmemiş) bir egoya sahip bir kişi için kabul etmesi bile hiçbir zaman için mümkün görünmeyen ve sürekli inkâr edilen bir olay niteliği taşıyabilmektedir. bu kısımda adı geçen ve ileriki bölümlerde detaylarıyla yer verilecek olan nevrotik düzey de, ilkellik ve olgunluk arasındaki bir ruhsal gelişmişlik seviyesi olarak değerlendirilebilir.

    1. ilkel savunma mekanizmaları

    inkâr: benlik için tehlike oluşturabilecek ve kabul edildiği takdirde yoğun bir duygusal acı hissetmeye yol açacak bir gerçeğin yok sayılması ya da görmezden gelinmesidir. ego kapasitesi gelişmemiş kişilerde, önemli bir değer atfedilen bir kişinin, nesnenin ya da konumun kaybedilmesi ya da zarar görmesi durumlarında verilen ilk tepki genel de inkâr olmaktadır. bu, bir yakının beklenmedik kaybı ya da sağlığın yitirilmesi olduğu gibi bir nesnenin kaybı, bir ayrılma ya da ekonomik bir kayıp da olabilmektedir. oğlunu trafik kazasında kaybeden bir annenin, oğlunun ölümünü kabullenemeyip “biliyorum o yaşıyor, bir gün gelecek” diyerek her akşam yemek masasına bir tabak da onun için koyması inkâr savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. aslında bu durum, bilinçdışının bir nevi önlem alması olarak değerlendirilebilir zira bu gerçeği ham haliyle kabul etmek kişiye kaldıramayacağı kadar ağır bir yük getirecektir. bir başka örnekte de eşcinsel bir kimliğe sahip olan bir erkek tanıdığımın babası, oğlunun bu durumunu başkalarından duyduğunda verdiği ilk tepki “benim oğlum öyle bir şey yapmaz” olmuştu ve bu inkârı uzun bir süre devam ettirmişti.

    yansıtma: bilinçdışındaki kabul edilemeyen dürtü ve isteklerin kendinde değil de başkalarında var olduğu şeklinde yorumlanmasıdır. yansıtma oldukça sık rastlanılan bir savunma mekanizmasıdır. diğer kadınlara karşı cinsel bir takım bilinçdışı dürtüler hisseden bir erkeğin, etrafındaki erkeklerin de kendi eşine her zaman aynı gözle bakacağını düşünerek eşini aşırı kıskanması, onu birçok alanda kısıtlamaya gitmesi ya da diğer erkeklere karşı bir öfke hissetmesi yansıtma savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. kişinin bilinçdışındaki bu tarz dürtülerle yüzleşmesiyle beraber yansıtma savunma mekanizması genellikle ortadan kalkmaktadır.
    carl gustav jung “başkalarında bizi rahatsız eden her şey, aslında kendimizi tanımaya götürür” şeklinde bir söz söylemiştir. bu bağlamda, başkalarında görüp de aşırı duygusal tepki geliştirdiğimiz durumlar büyük bir ihtimalle bizim yansıtma savunma mekanizmamızın birer ürünleridir. bu konuyla ilgili bir yakınımın durumunu örnek vermek istiyorum. “ezik” insanlardan nefret ettiğini söyleyen bir tanıdığım, bu tarz insanlarla hiçbir zaman bir arada bulunmak istemiyor, onları hep küçümsüyordu. kendisinin “ezik” bir tarafı yoktu hatta tam tersi özgüveni oldukça iyi durumdaydı fakat bu kadar duygusal tepki geliştirdiğine göre “ezik” insanların hayatında bir anlamı olmalıydı. bir süre sonra onunla bu anlamı çözümledik. “ezik” insanlar ona annesini çağrıştırıyordu, çocukluğu boyunca annesinin özgüvensiz ve “ezik” davranışlarından rahatsız olmuştu, gerek duyulan hiçbir ortamda annesi, kendisinin hakkını arayamamıştı. bu yüzden bu annesinin ezik yanına karşı bilinçdışında biriktirdiği bu öfkesini, etrafında gördüğü “ezik” insanlara yansıtıyordu. bu durumu fark etmesiyle beraber zamanla “ezik” insanlara bakış açısı değişti.

    yansıtmalı özdeşim: yönetilemeyen bilinçdışı bir takım duyguları bir çatışma ve tartışma yaratarak karşıdaki kişiye aktarılması ve karşıdaki kişinin de kendisine aktarılan bu olumsuz duyguların etkisi altına girmesi durumudur. bu durum özellikle kişilik bozukluklarının sıkça başvurmak zorunda kaldığı bir savunma mekanizmasıdır. zira bu kişiler, hissettikleri değersizlik ve yetersizlik gibi duygularla baş edebilecek bir ego kapasitesine sahip değillerdir, bu yüzden de “iyi” olan duyguları hep içlerinde tutma, “kötü” olanları ise başkalarına aktarma çabası içine girerler. işte bu sebepten dolayı, yaşanmış ya da hatıra gelmiş olumsuz duyguları kendi benliklerinde fark eder etmez, tüm bunları yansıtacak birilerine (kurbanlara) ihtiyaç duymaktadırlar. genelde de bunu bir çatışma çıkartarak yapma eğiliminde olurlar. hararetli bir tartışmanın sonucunda kurban, kendisine yüklenen olumsuz duyguların ağır yüküyle baş başa kalmaktadır. zira karşı tarafın tüm olumsuzlukları kendisine yansıtması sonucunda ruhsal dengesi ve iyilik hali bozulmuştur. diğer bir deyişle, yansıtmalı özdeşim yoluyla benliğine yüklenen olumsuz duyguları deyim yerindeyse satın almak zorunda kalmıştır. aslında tartışma sonunda kurban konumundaki kişinin hissettiği olumsuz duygular, yansıtma yapan kişinin yüzleşmemek için başkasına yüklemek zorunda kaldığı duygularının ta kendisidir. işin ilginç yanı, bu savunma mekanizması kişilerarasında çoğunlukla bilinçdışı bir frekansta olup bitmektedir. sudan sebeplerle kavga çıkaran ya da stres durumlarıyla baş edemeyip başkalarına bir bahaneyle duygusal olarak saldırma eğilimi olan kişilerin çoğunlukla yansıtmalı özdeşim savunma mekanizmasına başvurdukları söylenebilir. hatta bu tarz davranışlar sergileyen kişiler için halk arasında “geldi, zehrini boşalttı ve gitti” şeklinde ifadeler de kullanıldığı olmaktadır. insanı tanımak adına oldukça önemli olan bu savunma mekanizmasını daha da anlaşılır kılmak için tanıdıklarımdan bir örnek vermek istiyorum. duygularını fark etmek ve yönetmek konusunda zorlanan bir kadın arkadaşım, bir seferinde oldukça olumsuz bir duygu durumu içinde beni aramıştı. hayatında çoğu zaman yaptığı gibi bulduğu ilk fırsatta hissettiği olumsuz duyguları başkasına yükleyerek onlardan kurtulma çabası içindeydi ve hedef olarak da o gün beni seçmişti. telefonda iş yerinde patronuyla yaşadığı bir sorunu anlatırken oldukça sinirli ve gergin konuşuyordu, ben de ilk etapta ne olduğunu tam anlayamadığım için birkaç defa netleştirmek adın gayri ihtiyari "ne oldu anlamadım tam olarak" şeklinde sorularla olayı netleştirmeye çalıştım ama arkadaşım o kadar yaşadıkların üzerine bir de benim tarafımdan anlaşılmaması karşısında büsbütün çıldırıp bana telefonda "anayın a.ı oldu niye anlamıyorsun" cümlesini kurdu. o son derece nazik ve güzel bir kadından, böyle bir cümleyi duymak ilk etapta bende bir şok etkisi yaratsa da yüklemeye çalıştığı olan o bombok duyguları satın almadım ve sakince konuşmaya devam ettim, çünkü biliyordum bana yansıtmalı özdeşim yapmaya çalıştığını. tabii bunu satın almamak ta öyle hiç kolay birşey değil, uzun süre kendinizi tanıyıp, terapilerden geçtikten sonra kendi duygunuzla onun duygusunu ayırt etmekten geçiyor... ayrıca bknz: (bkz: #107550540)

    bölme (bkz: splitting): ego kapasitesi gelişmemiş kişiler için olumsuz bir takım duyguları deneyimlemek son derece acı verici ve denge bozucudur, bu yüzden de duygu ve düşüncelerini “iyi” ve “kötü” diye iki temel parçaya ayırarak, “iyi”yi yaşatmaya “kötü”yü ise yok etmeye (bastırmaya) ya da başkalarına yansıtmaya çalışırlar. insanları, ya “çok iyi” ya da “çok kötü” olarak kategorize etmek, “ya hep, ya hiç” anlayış şekli bölme savunma mekanizmasının sonuçlarıdır. yansıtmalı özdeşimle beraber kişilik bozuklarının başvurduğu temel savunma mekanizmalarından biri olan bölme, birçok insanın çok geçişli ruh hallerini açıklar nitelikte bir savunma mekanizmasıdır. örneğin kişi, gayet mutlu ve keyifli bir halde insanlara davranırken duyduğu herhangi bir kötü haber ya da eleştiri karşısında birden başka bir frekansa geçmiş gibi çok olumsuz bir ruh hali içine girebilir. bu olumsuz ruh haline uzun süre dayanamayacağı için yansıtmalı özdeşimle bunu etrafına hemen yükleme ihtiyacı hissedebilir bu yüzden de aşırı öfkeli ya da saldırgan olabilirler. onların duygusal anlamda bu keskin ve ani değişimleri etrafındaki diğer insanları oldukça şaşırtabilir hatta hangi hallerinin bu kişilerin gerçek kişiliklerini tanımladığı konusunda bir ikileme düşmelerine neden olabilir. zira karşısında bir “melek” gibi davranan ama bazen de bir “şeytan”a dönüşebilen, sağı solu belli olmayan bir kişi bulunmaktadır. tüm bu açıklanamayan duygu geçişleri aslında bölme savunma mekanizmasının ürünleridir.

    sevgilisi tarafından terk edilen bir kadın arkadaşım o güne kadar sevgilisini hep “iyi” olan tarafta konumlandırıp onunla ilgili övgü dolu sözler söylerken; terk edildiğinin ertesi günü yanıma geldiğinde ondan nefret ettiğini hatta iğrendiğini öfke dolu bir tarzla ifade ettiğini hatırlıyorum. böyle davranmasına terk edilmekle beraber duygusal anlamda bölmenin “kötü” olan tarafına geçmiş olması neden olmuştu. arkadaşımın bu şekilde davranarak vermek istediği bilinçdışı alt mesaj ise aslında şuydu: “benliğim bu terk edilmişlik ve değersizlik duygularına katlanabilecek güçte değil, bu yüzden de bu ilişkide ‘kötü’ olan ne varsa onu bir tarafa ayırdım ve yaşanılanların tüm suçlusu olarak bu ‘kötü’lükleri erkek arkadaşımın karakterine yükledim.”

    eyleme vurma (bkz: acting out): bilinçdışında var olan bir takım olumsuz duygu ve dürtülerle yüzleşmemek adına çeşitli uyaranlara ve eylemlere başvurmak ya da çeşitli zihinsel meşguliyetler bulmaktır. yine kişilik bozukluklarının sıklıkla başvurduğu bu savunma mekanizmasının temel fonksiyonu, bilinçdışındaki yetersizlik ya da değersizlik gibi olumsuz duygularla kişiyi yüzleştirmemektir. ancak bu durumun dozu arttığında bu savunma, kişinin hayatında ve ilişkilerinde büyük tahribatlara yol açabilmektedir. yoğun alkol ve uyuşturucu kullanımı, adrenalin ve heyecan hissettiren aktivitelere sıklıkla başvurma, sapkın cinsellik davranışları, kumar ya da oyun bağımlılıkları, işkolik olma, yalnız kalmaktan kaçınmak, şuursuzca alışveriş yapmak gibi davranışlar eyleme vurmaya örnek gösterilebilir. aslında kişilerin bu şekilde davranarak vermek istedikleri alt mesaj şu olmaktadır: “bilinçdışımdan açığa çıkacak olumsuz duygularla yüzleşecek gücü ve cesareti kendimde bulamıyorum, eğer bunu yaparsam ruhsal olarak dağılmaktan korkuyorum. bu yüzden de zihnimi başka şeylerle oyalamak gibi geçici çözüm yollarına başvurmak zorunda kalıyorum.”

    gerileme (bkz: regression): benliğin kaldırabilecek düzeyde olamadığı bir durum ya da bilinçdışı çatışma karşısında, kişinin kendisini daha rahat ve güvende hissedebileceği önceki gelişim dönemlerine gerilemesi halidir. yoğun bir kaygı ya da korku yaşayan bir yetişkinin, bu durumla baş edemeyip annesine sarılıp uyuması gerileme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. aynı şekilde aşırı bir tehlike ya da tehdit altındayken yetişkin birinin bir çocuk gibi hareket etmesi ya da korkulu bir halde ağlaması gerileme olarak adlandırılabilir. normalde tuvalet eğitimini halletmiş bir çocuğun, yaşadığı bir travma ya da hayatında onu etkileyen önemli bir değişlik sonucunda tekrar altına kaçırması durumu da gerileme olarak ele alınmaktadır. aslında kişinin gerileme savunmasına başvurarak vermek istediği bilinçdışı alt mesaj şu şekilde olmaktadır: “benliğim bu stres ve korkuya daha fazla dayanamıyor bu yüzden kendimi biraz olsun güvende hissedebilmek adına çocukluk dönemime döndüm ve senden yardım diliyorum, lütfen beni içine düştüğüm bu durumdan kurtar.”

    somatizasyon: kabul edilemez ya da baş etmekte zorlanılacak nitelikteki bilinçdışı dürtü ve duyguların bedende bir hastalık ya da yakınmalar şeklinde kendini göstermesidir. yoğun baş ağrısı, mide bulantıları, kronik bir hal almış kas ve eklem ağrıları ya da çeşitli cilt rahatsızlıkları yaşamak somatizasyon savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. bu savunma mekanizması, özellikle kendini ifade etmekte zorlanan ve duygularını bastıran kişilerde sıklıkla gözlenmektedir. somatizasyon aslında bilinçdışına bastırılan çatışmaların bedenin çeşitli bölgelerinde kendini ifade etmesi, bir nevi “ben buradayım” demesidir. ilginçtir psikolojik danışma sürecinin başlarında kronik bir takım ağrılarından ya da şikâyet edenler, süreç içerisinde bastırdıkları duygularını fark etmeye ve bunları ifade etmeye başladıklarında, ağrıları da bu paylaşımlarına bağlı olarak enteresan bir şekilde yok olmaktadır.

    hipokondriazis (hastalık hastalığı): bilinçdışında var olan olumsuz bir takım duygulardan uzaklaşmak amacıyla tüm dikkatin vücut fonksiyonlarında ortaya çıkabilecek herhangi bir “hastalığa” verilmesi durumudur. kişinin, ciddi bir hastalığa yakalandığı korkusu ile yapılan yeterli tıbbi değerlendirmelerin sonuçlarına güvenmeyip hastalık düşüncelerini devam ettirmesi, bu konuda doktoru yetersiz bulup başka bir doktor arayışına girmesi hipokondriazis savunma mekanizması kaynaklı bir davranışa örnek gösterilebilir. aslında kişinin bu şekilde davranmasının temel sebebi, bilinçdışında var olan ve bilince çıktığı vakit baş edemeyeceği türden çatışmasını bedenine yansıtarak çatışmayı bilinçdışı kontrol etme çabası olmaktadır. kişi, bilinçdışına bastırdığı duygularla yüzleştiği vakit bu savunma da genelde devre dışı kalmaktadır.

    pasif agresif tutum: bilinçdışında birilerine karşı hissedilen öfke ve saldırganlığın, başka durumlar üzerinden pasif bir halde onlara ifade edilmesi durumudur. bana getirilen bir ergen kuzenim, anne ve babasının üzerinde kurdukları baskı ve kısıtlamalardan oldukça bunalmıştı, bundan dolayı onlara yönelik bilinçdışı bir öfke beslemekteydi. bu öfkesini doğrudan ifade etmenin onun açısından ağır bedelleri olabileceği için pasif-agresif savunma mekanizması ile tepkisini göstermekteydi. anne ve babasının istemediği davranışları inadına yapıyor, okulda sorunlar çıkartarak okul idaresinin anne ve babasını okula çağrılıp uyarılmalarını bekliyordu. bu bağlamda pasif-agresif savunma mekanizması ego kapasitesi düşük kişiler tarafından çoğunlukla bilinçdışı bir düzlemde sergilenebildiği gibi bazen de bilinçli bir şekilde yapılabilmektedir. ayrıca (bkz: pasif agresif kişilik bozukluğu)

    2. nevrotik düzeydeki savunma mekanizmaları

    bastırma (bkz: represyon): benliğin kabul edemeyeceği türden bilinçdışı duygu ve düşüncelerin bilince çıkmasının önüne geçilmesi ve bilinçdışında muhafaza edilmesi durumudur. bastırma savunma mekanizması en sık başvurulan savunma mekanizması olmaktadır ve genelde başka savunma mekanizmaları ile bir arada kullanılmaktadır. geçmişte ya da çocuklukta yaşanılan travma niteliğindeki birçok olayın hatırlanmıyor oluşu bastırma savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. aynı şekilde yetişkinlikte başa gelen bir tacizin, kazanın, utanılacak bir durumun ya da bir şiddet olayının hatırlanmaması yine bastırma savunma mekanizması sonucunda olmaktadır. bastırma savunma mekanizması kişinin hayata bir derece uyum sağlamasını sağlayabilir ancak bastırmanın oranı ya da bastırılan malzemenin şiddeti ne kadar fazla ise kişi, kendi benliğine o denli yabancılaşacak ve bilinçdışında olan biteni dışarı yansıtmak zorunda kalacaktır. (bkz: şizoid kişilik bozukluğu)
    (bkz: #108275325)

    yalıtma (izolasyon): geçmişte yaşanmış ama benlik bütünlüğünü tehdit eder nitelikteki bir olayın, duygudan yalıtılmış bir şekilde hatırlanması ya da bir başkasına aktarılması durumudur. yalıtmada normal davranıştan farklı bir durum söz konusudur. örneğin kişinin, babasının ölüm anına şahit olması ve bunu salt bilgi içerikli ve sanki hiçbir duygu hissetmiyormuş gibi aktarması yalıtma savunma mekanizması sonucunda gerçekleşmektedir. aynı şekilde bilinçdışına bastırdığı olumsuz duyguların bilince çıkartmamak için kişinin günlük hayatında duygusuz bir insan gibi davranması da bir kişilik savunması halini almış yalıtmaya örnek gösterilebilir.

    bir kadın danışan, psikolojik danışma sürecinin ortalarında çocukluğu boyunca kendi babasından gördüğü taciz olayını son derece duygudan yalıtmış bir şekilde -sanki hiç bir şey hissetmiyormuş gibi- itiraf edebilir. aslında bunu yaparken vermek istediği bilinçdışı alt mesaj şu şekildeydi: “bu konuyu irdelemeye henüz hazır değilim çünkü benim için kabullenmesi çok zor bir gerçek. bu yüzden de bu gerçek hakkında konuşurken duygularımı yalıtmak zorunda kalıyorum, aksi takdirde ruhsal olarak tüm dengemi kaybedip dağılma riskim bulunmakta...”

    aklileştirme (usa vurma) (bkz: rasyonalizasyon): benlik bütünlüğüne yönelik bir tehdit içeren ya da kabul edildiği takdirde kişiye acı verebilecek ya da kişiyi olumsuz birtakım duygulara sevk edecek herhangi bir gerçeğin, saptırılarak kabul edilebilir ve akla uygun bir hale getirilmesidir. hoşlandığı kız tarafından reddedilen bir erkeğin “zaten o kadarda güzel değildi” diye düşünmesi aklileştirme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. bu bağlamda kültürümüzde geçen “kedi, uzanamadığı ciğere mundar der” atasözü ya da eşekten düşen nasrettin hoca’nın “düşmesem de inecektim” demesi aklileştirmeye savunma mekanizmasını tam karşılayan örneklerdir. aklileştirme bir yere kadar kişiyi rahatlatır ancak bu savunma mekanizmasına ne kadar sık başvurulursa gerçeklikten o denli de uzaklaşılır.

    yapboz (bkz: undoing): bilinçdışındaki bir takım çatışmaların, dış nesnelere aktarılmasıdır. bilinçdışındaki olumsuz ya da “kirli” olduğunu düşündüğü duygu ve düşüncelerle baş edemeyen bir kişinin bu “kirliliği” herhangi bir dış nesne üzerinden sembolleştirmesi neticesinde sürekli olarak o nesnenin kirlendiğini düşünüp onu temizlemeye çalışması yap-boz savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. bu bağlamda, aşırı titiz takıntı ve zorlantı (okb) içeren davranışların yap-boz savunma mekanizmasının bir ürünü olarak ortaya çıktıkları söylenebilir. ayrıca bknz: (bkz: #107288650)

    yön değiştirme (başkasına yöneltme): ifade edildiği takdirde benlik için tehlike arz edilebilecek bir duygu ya da dürtünün, muhatabı dışında bir kişi ya da nesneye yöneltilmesidir. eşine aşırı öfkelenen bir kişinin, elindeki telefonu duvara fırlatması ya da çocuğuna bağırması yön değiştirme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir.

    yer değiştirme (bkz: displacement): bazen bilinçdışındaki bir takım kaygılar dış dünyadaki bazı nesnelere aktarılır ve kişi ondan tiksinir ya da korkar bir hale gelebilir. bu bağlamda birçok insanın yaşamında etkin rol oynayan fobiler (böcek, örümcek, fare vb.) yer değiştirme savunma mekanizmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

    karşıt tepki geliştirme (reaksiyon formasyon): benlik bütünlüğü için tehdit arz edebilecek herhangi bir dürtü ya da duygunun tam tersine çevrilmesi durumudur. bilinçdışındaki eşcinsel nitelikteki bir takım dürtülerle yüzleşemeyen bir erkeğin, aşırı erkeksi görüntü ve tutum sergilemesi, karşıt tepki geliştirme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. aynı şekilde bilinçdışında kendini aslında çok yetersiz ve değersiz hisseden birinin, bunun tam tersiymiş gibi çevreye izlenim vermesi ya da her fırsatta kendi değerliliğini ve yeterliliğin başkalarına gösterme çabasında olması da karşıt tepki geliştirme savunma mekanizması sonucunda olmaktadır. bu açıdan ele alındığında karşıt tepki geliştirmenin -kitabın ilerleyen kısımlarında detaylarıyla bahsedilecek olan- aşırı benmerkezci ve narsisistik kişilik yapılanmasındaki insanların temel kişilik savunması olduğu söylenebilir. ayrıca bir bakmanızı öneririm: (bkz: #107756412) ayrıca (bkz: hoşlanılan kişiyi görmezden gelmek)

    aziz nesin’in hiciv içeren üslubuyla kendi soyadını alma hikâyesi şu şekildedir:

    “1934 yılında soyadı kanunu çıktı. her türk kendine bir soyadı alacaktı. herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. dünyanın en cimrileri ‘eli açık’, dünyanın en korkakları ‘yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘çalışkan’ gibi soyadları aldılar. bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘çevikel’ soyadını almıştı… …her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘nesin’ soyadını aldım. herkes ‘nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim. “

    bu paylaşımında aziz nesin, bir takım insanların kabul etmekte zorlandıkları eksikliklerini ya da kusurlarını nasıl yok saydıklarını ve üstüne üstlük topluma yönelik tam tersine sahiplermiş gibi bir izlenim verme çabası içinde olduklarından bahsetmektedir. bu tür bir davranış, insanların karşıt tepki geliştirme savunma mekanizmasının bir ürünüdür.

    entellektüelleştirme: bilinçdışındaki olumsuz duygularla yüzleşmemek adına, bu duyguyu hatırlatacak durumların “bilimsel” ve “entellektüel” bir tutum takınarak yorumlanması durumudur. aklileştirme ile bir arada yapıldığı söylenebilir. annesi ölen birisinin anneler günü gibi bir günün kutlanılmasını gereksiz ve kapitalist sistemin bir ürünü olarak görmesi entellektüelleştirme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir.

    psikolojik danışman görüşmesi sürecinde olan birinin yüzleşmekten kaçındığı bir takım duygulara girmemek için her seansta psikolojik bir takım terim ve kavramlarla seans boyunca laf kalabalığı yapması. öncesinden öğrenip getirdiği bilgilerden ya da okuduğu psikoloji kitaplarından yola çıkarak kendi durumunu tanımlamaya çalışması örnek gösterilebilir. kişinin sergilemiş olduğu bu davranış da entellektüelleştirmeye örnek olarak gösterilebilir.

    düş kurma: bilinçdışındaki çözülememiş çatışmaların ve doyurulmamış içgüdülerin düş kurma yoluyla çözümlenmesi ve doyurulmasıdır. sevdiği ya da arzuladığı kızla bir araya gelemeyen bir kişinin onunla evlendiğini ya da birlikte olduğunu düşleyerek kendini rahatlatması düş kurma savunma mekanizmasına örnek olarak gösterilebilir. ya da kendisini oldukça yetersiz ve değersiz bir konumda hisseden birisinin, çok değerli ve özel konumda olduğunun hayallerini kurması düş kurma savunma mekanizmasının bir üründür.

    ödünleme: herhangi bir alanda hissedilen yetersizlik ve değersizlik gibi duyguların bir başka alan üzerinden telafi edilme çabasıdır. fiziksel olarak başkalarının dikkatini çekemeyen bir ergenin, derslerinde dikkat çekici bir başarı sergilemesi ödünleme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir.

    kırklı yaşlarda bir erkek danışan depresyon nedeniyle terapiye başvurma nedeni ödünleme savunma mekanizması ile yakından alakalıydı. asosyal bir kişiliğe sahip olan bu kişi, evliliğinde de eşiyle ciddi sorunlar yaşamaktaydı. baskın bir karaktere sahip olan eşi, ona hiç söz hakkı tanımıyor ve onun naif kişiliğinden istifade ederek onun üzerinde sürekli bir hâkimiyet kurmaktaydı. böyle bir durum karşısında adam kendisini işine adamıştı, azim ve çabası sayesinde kısa sürede terfiler alarak işinde başkalarına hükmeden üst düzey bir konuma gelmişti. bu konumda olmak ona, normalde kontrol edemediği evliliği ve diğer insan ilişkilerini bir şekilde telafi etme işlevi görmekteydi. ödünleme savunma mekanizması, onun işine ve mevkisine yönelik son derece yoğun bir duygusal yatırım yapmasına da sebep olmuştu. torpille bir başka kişinin bu adamın makamına getirilmesi ve onun bir alt makama düşürülmesi neticesinde depresyona girdi ve psikolojik bir destek almak amacıyla terapiye başvurmuştu.

    3. olgun savunma mekanizmaları

    yüceltme (bkz: sublimasyon): bilinçdışında var olan bir takım olumsuz duygu ve dürtülerin toplumsal bir fayda sağlayan ve toplumca kabul gören bir niteliğe dönüştürülmesidir. birçok sanatçının bilinçdışı dürtü ve duyguları herhangi bir sanatsal imgeye (roman, şiir, resim, müzik vs. gibi) aktararak topluma faydalı bir hale dönüştürmesi yüceltme savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. aynı şekilde, çocuğu olmayan birinin kreş açması ya da bilinçdışında yoğun bir öfke ve şiddet sergileme duyguları barındıran bir kişinin -centilmenliği elden bırakmadan- milli bir boksör olması ve ülkesine madalyalar kazandırması yüceltme savunma mekanizmasının bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

    olgun bastırma (supression): düşünüldüğünde kişiyi bir takım olumsuz duygu ya da düşüncelere sevk ettirecek herhangi bir dürtü, duygu ya da düşüncenin bilinçli bir şekilde unutulması ya da ertelenmesidir. bir işe konsantre olmuşken zihnine gelen herhangi olumsuz bir durumu sonrasında düşünmek ya da çözmek amacıyla unutup kişinin işine tekrar yoğunlaşması olgun bastırma savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. olgun bastırmanın, bir önceki kısımda yer alan nevrotik olandan farkı ise bastırmanın; kişinin kendi iradesi ve kontrolüyle işlevsel bir şekilde yapılmış olması itibariyle aslında bir savunma mekanizmasından daha çok bir baş etme becerisi niteliği taşımasıdır.

    hazır olma: gelecekte karşılaşabilecek olumsuz olay ve durumları mantıklı ve sağduyulu bir zeminde hesaba katarak bu konuda benlik bütünlüğünü koruyucu önlemler alınmasıdır. kaybolan çocuğundan uzun süre haber alamayan bir kişinin, oğlunun başına gelebilecek tüm olumsuzlukları dikkate alarak bunların doğrultusunda kendisini hazırlaması, hazır olma savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. hazır olmada, hesaba katılan olasılıklar, bir abartma ya da zihinsel bir çarpıtmadan ziyade gerçekleşmesi ihtimal dâhilinde olan içerikler barındırmaktadır.

    diğerkâmlık (özgecilik): bilinçdışı istek ve arzuları fark edip onları yöneterek bu konuda herhangi bir bencilce ya da açgözlüce bir davranış sergilemek yerine, başkalarını düşünür şekilde davranılması ve bu şekilde davranmaktan dolayı da mutlu hissedilmesidir. bir esnafın, kendisine gelen müşterisini aynı ürünü satan ancak o gün hiç siftah yapmamış olan esnaf arkadaşına yönlendirmesi diğerkâmlığa örnek gösterilebilir.

    diğerkâmlığın olmazsa olmazı kişinin sergilediği fedakârlıktan dolayı karşılık beklememesidir. aksi takdirde yapılan davranış diğerkâmlık değil daha ilkel nitelikte başka bir savunma mekanizmasının ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. başkalarından takdir, ilgi ve sevgi gibi karşılıklar görmek amacıyla “fedakârlık” yapma ya da “verici olma” davranışları diğerkâmlıktan ziyade daha ilkel nitelikte olan bir savunma davranışı olacaktır.

    mizah (humor): katlanılması zor bir durumun mizah yoluyla katlanılabilir bir hale getirilmesi ve yaşanılanla ilgili duygu ve düşüncelerin esprili bir şekilde ifade edilmesidir. yazdığı kitap beklenenin çok altında satış yapan bir yazarın soranlara, “en çok satanlar listesine girme yolunda ilerliyor” diyerek esprili bir şekilde yanıt vermesi ve kendisinin de bu espriye içten bir şekilde gülmesi, mizah savunma mekanizmasına örnek gösterilebilir. yeri geldiğinde kişinin kendi zaaflarını fark edip bunları esprili bir şekilde başkalarına söylemesi, hatta kendisiyle -kendisini küçük düşürmeden- dalga geçmesi de mizah savunma mekanizmasının ürünleridir. bu savunma mekanizmasının sergilenmesi kişinin birçok kompleksini çözümlediğinin ve kendisiyle büyük oranda barışık bir konumda olduğunun göstergesidir.

    ego’nun gelişmişlik düzeyine göre ilkelden olguna savunma mekanizmalarına yer verdikten sonra, son olarak savunma mekanizmaları hakkında birkaç önemli noktayı da vurgulamaya gereksinim duyuyorum.

    - ilkel, nevrotik ve olgun savunma mekanizmalarına başvuran insanlar arasında keskin bir ayrım yoktur. yani zaman zaman ilkel bir kişi nevrotik savunmalar kullanabilir ya da nevrotik kişi ilkel ya da olgun savunmalar sergileyebilir. ancak ilkel bir kişinin olgun savunmalar, olgun bir kişinin de ilkel savunmalar sergilemesine pek rastlanmaz.

    - savunma mekanizmalarının temel işlevi, kişiyi aşırı kaygı deneyimlemekten korumaktır.

    - savunma mekanizmaları çoğunlukla bilinçdışı işleyen süreçlerdir, kişiler bunları kullandıklarının farkına varmazlar.

    - savunma mekanizmaları sabit değildir, şartlara göre değişebilir. uzun süreli stres altında kaldığı zaman hemen hemen her insanın savunmaları ilkel bir hal alabilir. bu bağlamda stres azaldıkça savunmalar daha olgun bir düzeye dönüşmektedir.

    - bütün insanlar günlük yaşamlarında etkin işlev gösterebilmek için çeşitli savunma mekanizmaları kullanmaktadır. ancak ego kapasitesi düşük kişiler, genellikle ilkel ve nevrotik savunmalara başvurmak zorunda kaldıkları için bu tür savunmalar dışarıdan bakıldığında bir “psikolojik bozukluk” ya da davranış bozukluğu olarak görülebilmektedir.

    - savunma mekanizmaları nadiren tek başlarına kullanılırlar, genellikle iki ya da daha fazla mekanizma kişi tarafından aynı anda kullanılmaktadır.

    - her insan kendisine has ve özgül savunma kombinasyonları kullanmaktadır. bu bağlamda birbirinin tıpatıp aynı savunma mekanizması kombinasyonu kullanan insanlar bulunmamaktadır.

    - savunma mekanizmalarının aşırı kullanılması uyumsuzluğa ya da çevreyle iletişim sorunlarına yol açmaktadır ve böyle bir durum genelde bilinçdışında çözümlenmeyi bekleyen bir takım çatışmalar olduğunun göstergesidir.

    faydalanılan kaynaklar

    akçakaya, ümit (2019). uyanış - kişiliğin gizil kodları. istanbul: kanon kitap.

    akhtar, salman, (2009). ağır kişilik bozukluklarının tanı ve sağaltımı için başvuru kitabı çev: müge alkan, cemiler gürdal) odağ psikanaliz ve psikoterapi eğitim hizmetleri. izmir: meta basım.

    blackman jerome s., zihnin kendini koruma yolları-101 savunma, çev: öznür karakaş, psikoterapi enstitüsü yay., istanbul 2012.

    masterson james f. (2008). kişilik bozuklukları, çev: betül taylan bozkurt-tuğrul veli soylu, litera yay.