şükela:  tümü | bugün
558 entry daha
  • bizimkiler – koronavirüs günleri (12) hayat devam ediyor

    nazan: şükrücüm yeni normaller nasıl etkileyecek sence salgının seyrini.
    şükrü: uzmanlar her gün uyarıyor nazancım. önlemlere dikkat ettiğimiz sürece sorun yok. ama haberlere baksana, maske takmayanlar, sosyal mesafeye dikkat etmeyenler.
    nazan: rezalet şükrücüm. maske takıp, sosyal mesafeye uymak, elleri yıkamak bu kadar zor mu?
    şükrü: halkın çok büyük kısmı zaten kuralları yerine getiriyor nazancım ama işte o uymayanlar her şeyi etkiliyor.
    bilge: günaydın anneciğim, günaydın babacığım. hayırdır yine ne konuşuyorsunuz sabah sabah?
    şükrü: yok bir şey kızım. yeni normalleri konuşuyoruz.
    aydın: aman efendim biz her akşam konuşuyoruz televizyonda. bizim programı izleyin yeterli.
    nazan: dün akşam konuşmadı konuklarınız aydın. gerçi biz açtığımızda çoktan başlamıştı program.
    aydın: televizyonlarda yeni normallere geçiyor efendim. girişte konuştuk ama sonra başka konulara geçtik.
    nazan: eee şükrücüm işler ne durumda? açılıyor mu yavaş yavaş?
    şükrü: kıpırdanma başladı nazancım. bakalım daha iyi olacak diye bekliyor piyasa.

    ulviye: ayşeciğim, hazır eniştenler işe gitti artık, iyice bir temizlik yapalım bugün. çamaşır suyu ile her yer iyice silinecek. yataklar, çarşaflar, yastıklar hepsi tek tek yıkanacak.
    ayşe: yıkarız abla ne olacak. bir de ütülediğimiz zaman ne virüs ne başka bir şey, hepsi gider.
    abadi: hav hav…
    ulviye: seni de temizleyeceğiz abadi. güzel köpüklerle banyo yapacak, tertemiz olacaksın.
    ayşe: hıhıhıhı.
    ulviye: ne oldu ayşeciğim, neden gülüyorsun?
    ayşe: hiç abla, aklıma halis geldi de. abadi ile konuşmaları…
    ulviye: haydi ayşeciğim başlayalım. davut’lar gelmeden bitirelim şu temizliği…
    ayşe: olur abla. gel abadi sen buraya…

    galip: sana bir haberim var tertip.
    halis: söylesene.
    galip: kimseye söylemek yok ama.
    halis: söylemem söz.
    galip: amcama bile.
    halis: olur…
    galip: benim bir sevgilim var.
    halis: ne olmuş benim de var. sarı saçlı, sekreter, ne tatlı…
    galip: haaa dilek’e asılıyorsun. söylemezsem amcama adi.
    halis: bana ne söyle. ben de seni söylemezsem. anlatsana kim.
    galip: bulgaristan’da tertip. gelemiyormuş korona salgınında sınırlar kapandı ya.
    halis: eeee seni nasıl bulmuş peki?
    galip: telefonumdan. çaldırdı, kapattı. aradım. ben seni çok seviyorum, yanına geleceğim ama hem param yok hem de sınırlar kapalı hala dedi. sen bana para gönder geleceğim ben yakında dedi.
    halis: gönderdin mi yoksa!
    galip: dört bin lira gönderdim tertip. geleceğim yakında ama biraz da borcum var onu da ödemeden çıkamam sınırlar açılsa da dedi. amcamdan isteyeceğim.
    halis: puuu salak, kandırmışlar seni.
    galip: salak sensin adi. sevgilim hakkında böyle konuşamazsın.
    davut: ne oluyor hayırsızlar? kavga mı ediyorsunuz?
    halis: salak baba salak. bu adiyi bulgaristan’dan aramışlar, dolandırmışlar seni seviyorum diye.
    davut: hııı bulgaristan’dan mı? ne karıştırıyorsun sen yine hayırsız.
    galip: bir şey karıştırmıyoruz amca. erika ile evleneceğiz.
    davut: erika da kim?
    galip: sevgilim amca
    dilek: aşk olsun sana tertip, hiç görmediğin bir kişi nasıl aşık olur, aklın yatıyor mu?
    halis: bir de parasını kaptırmış bu adi baba.
    davut: neee gel buraya hayırsız. sen akıllanmayacaksın.
    galip: ahhh çekme kulağımı amca.
    halis: çek baba çek. adiyi sevgilim diye kandırmışlar. herkesin benim gibi sevgilisi olmaz ki. öpeyim dilek.
    dilek: dur halis sen de. korona salgını var yaklaşma diyorlar, sen öpmeye kalkıyorsun.
    davut: heyt. şimdi ben ikinizin de kafasını kırmaz mıyım? altı kere dokuz?
    galip: doksan dokuz amca.
    halis: puuu bilemedi baba işte.

    ergun: gelmedi mi kızım daha şevket beyler?
    demet: hayır ergun bey. bu beşinci soruşunuz sabahtan bu yana.
    ergun: artık soru da soramayacağız anlaşılan hanımefendi. merak ettik ne olmuş yani yanıt versen.
    abbas: hatırını kırdırana kadar zorlar babam afedersin.
    bülent: ne yapalım abbas abi. o da öyle.
    abbas: allah ıslah etsin babam. çay içer misin?
    bülent: içerim ama çay bardağında değil benim kendi bardağımda olsun abbas abi.
    abbas: tabii babam herkesin bardağını belirledim afedersin. kimseye kimsenin bardağında vermiyorum çayı.

    ayla: işte anneciğim bak burada da bir otel var. deniz kenarında. beş yıldızlı, korona önlemleri tam.
    büyük hanım: aferin kızım, bakıyım çok güzel görünüyor gidelim.
    ayla: bunu da fiyatı onbeş bin lira anneciğim, kişi başı.
    büyük hanım: olsun ben vereceğim gidelim.
    sabri: neye bakıyorsunuz efendim, nedir onbeş bin lira olan?
    ayla: tatil efendim. anneciğim 65 yaş üzerine yasaklar kalkınca tatile gitmek istiyor ben de uygulamadan bakıyorum fiyatlara. birkaç yer bulduk.
    sabri: hayır efendim, tatile matile gtmiyoruz. hele kişi başı onbeş bin liraya kapıdan bile adım atmam.
    ayla: gideceğiz efendim siz karışamazsınız. anneciğim verecek parasını.
    tontoş: miyavvv…
    sabri: pisss sen de çekil şuradan pis musibet. kurulmuş başköşeye de. ayla hanım, cesedimi çiğnemeden hiçbir yere gidemezsiniz efendim. korona bahanesiyle zaten fiyatlar fırlamış. onbeş bin lira ne demek siz biliyor musunuz?
    ayla: bana ne efendim ne demekse demek. gel kızım sen de yanıma. hık. baban yine tepiniyor. hık.
    sabri: ayla hanım, lütfen konuşmalarınıza dikkat edin. beygir yok sizin karşınızda. ayyy bayılıyorum. bunlar beni öldürecek. ahhh muhterem, kalkın da görün karınızla kızınızın bana yaptığı zulmü.
    büyük hanım: ne konuşuyor kızım kocan, babanın fotoğrafıyla? delirdi mi yoksa?
    ayla: delirdi anneciğim delirdi. kırk yılın başı hık. bir tatile çıkalım dedik hık. yaptıklarına bak. pahalıymış. hık.

    şevket: bugün konuşun oğlum o ihracat meselesini. bak yeni normaller de başladı. işimize bakmamız lazım artık önümüzü görebilmek için.
    cem: olur baba ararım ben konuşuruz.
    mine: ne oldu şevket. işler açılır mı sence bundan sonra.
    şevket: bilmiyoruz ki mine. beklentimiz o yönde. amma zamana geldi bu salgın da ha.
    özge: ben düzeleceğine inanıyorum. ekonomistler de bu noktada birleşiyor ama salgının dünyadaki seyri etkileyecektir tabi ki.
    mine: ah hacer geldi. hoş geldin hacer.
    hacer: ah be ablacığım geldim ama nasıl geldim. yollar yine eskisi gibi. hıncahınç dolu. otobüsler, metrolar, vallahi zor geldim.
    mine: gel hacer kahvaltı yap. sonra başlarsın.
    hacer: ellerimi iyice bir yıkayım gelirim abla. o otobüslerde tutmak dahi istemiyor insan ama ne yapalım.

    hüseyin: işte enişte, siteyi yapacağımız arazi burası.
    sultan: ay abi ne getirdin bizi bu dağ başına. kim alır hem buradan ev falan.
    hüseyin: karışma kız sen. burada eniştemle konuşuyoruz biz.
    halil: kadın haklı hüseyin. bu dağ başına kim gelir de ev alır.
    hüseyin: alırlar enişte. korona’dan sonra bak nasıl değerleniyor buralar. hem ne diyor uzmanlar. insanlar bu salgından sonra daha sakin yaşayacağı yerlere yerleşecekler. e buradan daha uygun yer mi olur enişte.
    halil: imarı var mı buranın peki hüseyin.
    sultan: bırakın halil bey burada ev falan yapılmaz. vallahi gelip oturmam ben burada.
    hüseyin: sen sus kız. şeyyy enişte imarı yok ama hele biz bir başlayalım imar için de başvururuz.
    halil: sen beni bu dağ başına imarsız yer için mi getirdin iblis. kırmaz mıyım boynuzunu.
    hüseyin: ahhh enişte, sosyal mesafe, maske.
    sultan: aaaa adamın kırdı kafasını.
    halil: gel buraya kaçma dedim sana.

    nazım: eeee doktor haydi bakalım sağlığına. özlemişsiniz boğaz manzarasında yemek yemeyi.
    doktor: özlemedim desem yalan olur. şu gün batımını, martıların batan güneşe doğru koşuşurken çıkardıkları o güzel sesleri, denize yansıyan ateş kırmızısı şu rengi her şeyi ama her şeyi özlemişim istanbul’da.
    nazım: öyle. kaç zamandır istanbul’dayız ama sanki şimdi yeni başladık istanbul’u yaşamaya doktor.
    doktor: haydi o zaman istanbul’a kaldıralım kadehlerimizi…
    nazım: istanbul’a…

    türkan: eee gül, babanlar nasıl oldu? sorun yok değil mi?
    gül: yok türkan abla. sağ olasın. bugün bir arazi bakmaya gideceklerdi ama.
    türkan: aç gül kapıyı. acil çalışı bu.
    gül: ahhh baba, ne oldu sana.
    hüseyin: yok bir şey bacım birkaç yüz metre yuvarlandı sadece.
    gül: neeee!
    cafer: vah babacığım vah. seni bu hallerde de mi görecektik.
    sultan: çekilin başından adamın ayol. kan kaybından gidecek.
    türkan: gül yatırın şuraya. ah be halil efendi. senin de ne işin var dağlarda tepelerde.
    hüseyin: bir şeyi yok doktor hanım, ufak birkaç sıyrık.
    türkan: ona ben karar veririm hüseyin. bir muayene edelim de.
    gül: bana bak yılan kadın, her şey senin ve o abinin başının altından çıkıyor. çekil kenara.
    sultan: aaaa şu saatte söylediğine bak. her şeyi benden biliyorsunuz. ne yaptım ben babanıza kapıcı güzeli.
    türkan: gül sakin ol. hem siz de dışarıda bekleyin lütfen. kimse salgın bitmiş gibi davranmasın.
    cafer: başüstüne türkan hanım. duymadın mı yengeç. çık dışarı.
    hüseyin: dur aslanım itme. duyduk çıkıyoruz. doktor muayene etsin ama göreceksiniz. bir şeyi yok eniştemin. aslanlar gibi o. sadece birkaç sıyrık.
    halil: heyt kaldırma şimdi beni yerimden iblis. kırarım boynuzunu.

    şengül: kız katil ne iyi ettik de yemeğe çıktık. aylardır restorana gidememekten patladım. her gün yemek pişir, bulaşık yıka. ne o öyle…
    serpil: haklısın şekerim. aynı şeyi söyledim ben de sabah sedat’a. paramız da yok ki çıkabilelim bundan sonra dışarı. bir sedat’ın maaşı bir de benim emekli aylığı.
    şengül: haydi kız sizde de para yoksa. yemeyin şimdi bizi. kocan katili soyup soğana çevirdi.
    yavuz: ablacığım sözlerimize dikkat edelim, aile ortamındayız.
    şengül: ayyy. allah canını almasın kız katil. morarttın her yanımı. yalan mı söylüyorum kız. sen de sus lan got got got…
    yavuz: ablacığım horozuma laf yok. o hakiki bir prens. marizlemeyelim şimdi.
    sedat: aman canım abim sakin ol. bak korona psikolojiyi de etkiliyormuş. sende de bir şeyler olmasın.
    yavuz: ne gibi birader.
    sedat: şey canım abim, onu demek istemedim. hani trump’ta da oluyor ya. herkese kızıyor tak.
    yavuz: tak tuk yok birader. sabah hesapları kontrol edeceğiz. eğer hesaplarda yanlışlık çıkarsa trump’un gazetecileri azarlaması kadar hafif atlatamazsın ama.
    sedat: sen merak etme abicim. bizim hesaplarımız her zaman şeffaf. internetten cız…
    yavuz: cızı mızı göreceğiz sabah birader. haydi şerefe.
    serpil: ay sağlığınıza yavuz bey. ne özlemişiz şöyle bir soluk almayı.
    şengül: haydi kız hep birlikte. galata’dan at beni at beni…

    cenap: yazıyor musun canımın içi?
    sıtkı: yazıyorum abi söyle…
    cenap: turkuvaz rengi bir mavilikten dönüyordu akşam istanbul’da.
    boğaz’da fışkıran bir yanardağ gibiydi ufukların ötesine ulaşan güneş.
    ağzımızda maskeler, nefes almakta zorlanırken sana geldim istanbul.
    sıtkı: vallahi abi yine on numara oldu.
    cenap: sağ ol ibrikçi. bir şeyler çıkıyor işte…
    sıtkı: daha ne olacak abi bu korona günlerinde.
    cenap: yooo sıtkı affedemiyorum. bak onca emek ve çaba verildi. bir yeni normalleşmeye bile uyum sağlayamayanlar var etrafta baksana. yahu taksana maskeni, uysana sosyal mesafeye. bak çekeceğim kulağını.
    sıtkı: benim ne suçum var abi, bana ne kızıyorsun. bak hem maskem var hem de aramızda bir buçuk metre mesafeye rağmen seni duyup şiir yazıyorum.
    cenap: şey afedersin canımın içi. bir an kendimi kaybettim de.

    ayla: sabri bey, yemek yemeyecek misiniz?
    sabri: söyle pis musibet, ben onların pişirdiği yemeği yemiyorum.
    ayla: ama efendim yapmayın, altı üstü bir tatil, hık. bunun için küsülür mü? hık.
    sabri: tontoş, söyle kızım annene ve anneannene ya vazgeçerler bu fahiş fiyatlı tatilden ya da ben ebediyen yemek yemiyorum.
    büyük hanım: ayla, sabri bey yemek yemiyor mu kızım? korona mı oldu yoksa, sosyal mesafe mi koyuyor araya?
    ayla: küsmüş anneciğim, hık. tatil pahalı gelmiş, kişi başı on beş bin lira.
    büyük hanım: iyi artık, erkek adam da küser miymiş! ayla bir de şu on binlik yeri söyle kızım, belki gelir o zaman.
    ayla: sabri bey, bir de on bin liraya var kişi başı, bakın şu telefondan.
    sabri: ahhh imdat. korona’dan kurtulduk ama bunlar beni ecelimden önce öldürecekler.
    tontoş: miyavvvv…
    sabri: çekil sen de ayağımın altından be…
    büyük hanım: ellerin kırılsın…
    sabri: ahhh muhterem, kalkın da bakın şu kızınız ile karınızın haline. vallahi çıldırtacaklar bunlar beni. korona’dan kurtulduk sayılır ama bunlar beni yedi bitirdi.
    ayla: şikayet etmeyin efendim bizi babacığıma. hık. yok bir şey babacığım. damadınız abartıyor. hık…

    hüsnü: hanım açıver sana zahmet şu radyoyu fasıl başlamıştır.
    leyla: açayım da hüsnü bu saatte mi içeceksin?
    hüsnü: karışma leyla. bir keyif yapalım bari evimizde değil mi?
    leyla: iç canım, bir şey mi dedim ama dokunmasın.
    hüsnü: dokunmaz hanım. hım hem de nihavend faslı. ne severim.
    leyla: şöyle bir tatile falan bari gidebilseydik hüsnü. iyice sıkıldım vallahi.
    hüsnü: daha evden çıkamıyoruz hanım ne tatili. hem unut sen bu yıl tatili. baksana uzmanlar bile bulaşıp bulaşmayacağından emin değiller.
    leyla: aman hüsnü sen de, bir hayal bile kurdurmuyorsun aşk olsun.
    hüsnü: darılma hemen hanım. şaka yapıyorum. söz eğer bizlere de seyahat serbest olursa hemen gideriz bir yerlere.
    leyla: sağ ol hüsnü. benimki de biraz naz galiba. kusura bakma. ne yapalım. neredeyse üç aydır evdeyiz. ne yürüyüş ne spor ne alışveriş, tiyatro, konser. tüm dengemiz bozuldu. ondan çatacak yer arıyorum bazen.
    hüsnü: farkındayım leyla. keşke elimden bir şey gelse ama bu hem bizlerin sağlığı hem de toplumun geleceği için şart. az daha sabret.
    leyla: haklısın galiba hüsnü. dur buzu unutmuşum, buz getiriyim.

    raşit: hoş geldiniz çocuklar.
    cem: teşekkürler raşit bey. nasılsınız?
    raşit: nasıl olalım evladım, idare edip gidiyoruz.
    nimet: ne demek o idare ediyoruz raşit. ben sana iyi bakamıyor muyum?
    özge: yok anne raşit bey onu demek istemedi. hani korona salgını var ya o nedenle idare ediyoruz dedi. değil mi raşit bey.
    raşit: tabii ki bunun için söyledim nimet. başka bir amacım olabilir mi?
    nimet: haydi haydi bırak bu numaraları tahta kafa. yutmam ben. göz mü kırptın bana.
    raşit: aaaa nimet. yapma çocukların yanında. benim de bir izzet-i nefsim var.
    su: bağırma anneanneme tahta kafa.
    cem: su çabuk özür dile.
    raşit: bak çocuğa da öğrettin.
    nimet: sus diyorum sana tahta kafa. söyle kızım. hatta korona kafa de.
    özge: anne bir sakin olur musun…

    ali: sağlığına canım.
    zeynep: sağlığına ali.
    ali: farkında mısın?
    zeynep: neyin?
    ali: neyin olacak zeynep. neredeyse üç aydır baş başa bir şeyler yapamamıştık. uzun süre sonra ilk kez birlikteyiz.
    zeynep: evet. çok teşekkür ederim ali. ben de ne çok özlemişim birlikte bir şeyler yapabilmeyi.
    ali: keşke buradan çıkınca bir de tiyatro, sinema veya konsere gidebilsek ne güzel olurdu ama olsun. sen yanımdasın ya.
    zeynep: teşekkür ederim. iyi ki sen de benim yanımdasın. hem bu yaz açık hava tiyatroları olacakmış. gideriz ne hoş olur.
    ali: haydi o zaman gelecek güzel günlere.
    zeynep: güzel ve korona’sız günlere.
    jenerik:
    dış ses ali: eveeeet böylece yeni normallerle birlikte biz de zeynep’le bir araya gelebildik bu hafta. darısı tüm sevenlere. gelecek hafta"koronavirüs günleri" serimizle son kez buluşuncaya dek lütfen yeni normal kuralları olan maske, mesafe ve hijyene dikkat edelim. güzel bir hafta, sağlıklı ve mutlu günler diliyorum herkese. hoşçakalın.
7 entry daha