şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • çok fazla sinirlenmeden, sakin sakin konuşarak anlaşmamız lazım; zira "bunlar nasıl insanlar böyle!" demeye lüzum yok, nasıl insanlar olduklarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebiliyoruz, ancak aklımızı kullanarak değersiz polemiklerde kaybolmadan bazı tespitler de bulunarak, ruh sağlığımızı koruyabilir, içimizi temiz tutabiliriz.

    fahişelik bir yaşam biçimi (burada proegmenon'dan bahsediyorum, yani tercih edilmişlik yok manasında. fahişelik zorunlu aproegmenon'dur, tercih edilmemiş, rejection'dır. ) veya inanca dayalı bir akış demek değildir. yani fahişe olan kişi için bu bir zorunluluk halidir, yaşamın onu ittirmiş olduğu yerdir. hani muazzez ilmiye çığ hoca'nın tartışma yaratan şu meşhur yazısındaki "tapınak fahişeleri" de dahil olmak üzere, tarih boyunca -insanlık tarihi kadar eski meslek diye adlandırılır ya, onu da unutmamak lazım.- fahişelik durumu, yani herhangi bir şeyin karşılığı olarak erkekler tarafından kadınların kullanılması, mezopotamya kökenli bütün inanç sistemlerinin, bütün aynı düşünce etrafında biraraya gelişlerin erkek egemen bir nitelikte olmasından güç almıştır. atina medeniyetinin çok büyük bir düşman olarak bellediği amazonlar, vahşi kadınlar oluşmakta olup, erkek egemen anlayışa in extenso yani bütünüyle ters olduğundan, erkek izleyicilere yönelik yunan tragedyası medea karakterini barbar ve amazoniak (böyle bir terim var mı bilmiyorum, az önce uydurdum. ingilizcede amazonian diye bir kelime var tam söylemek istediğimi karşılayan, türkçeye amazonyan şeklinde geçmiş olabilir. alın size araştırma konusu, buyrun http://www.google.com/ 'a alalım sizi.) olarak göstermiştir. aldatılmış kadının (medea) kendisini savunma hakkı, hikayede çocuklarını öldürmesiyle adeta lanetlenmiştir, ortadan kalkmıştır; haklıyken haksız duruma düşen kadının gerektiğinde, erkeğin malı haline gelebilir bir nitelikte olabileceği, insanlık tarihinin her döneminde kadın-erkek ilişkilerini sarıp sarmalamıştır, zaten batı düşüncesini yunan 'a dayandırıyorsak, orada hesiodos'un eserinde (pandora/@jimi the kewl - theogonia/@jimi the kewl) kadını ceza olarak gördüğümüzü unutmamalıyız. kadın bir beladır. erkeğin cezalandırılması için zeus tarafından gönderilmiş olan tanrı ve tanrıçalardan nitelik almış (tam anlamıyla böyle) pandora, erkek milletinin tatlı belasıdır. bu sadece pagan yunan dünyasında değil, ibrahimi dinlerde de böyle değil midir? başlangıçta tanrı önünde eğilen ruhlar vardır (ve biz o ruhları asla dişil olarak düşünmeyiz)sonra bir erkek vardır ve o erkeğin kaburgalarından yaratılmış bir kadın. ona "havva" adını veren de bir erkektir. (tevrat, yaratiliş kitabi : yar.2: 21 rab tanrı adem'e derin bir uyku verdi. adem uyurken, rab tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. - yar.2: 22 adem'den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu adem'e getirdi. - yaratiliş kitabi : yar.3: 20 adem karısına havva adını verdi. çünkü o bütün insanların annesiydi. ) tevrat'ta artık havva bütün insanlığın anasıdır doğru, ancak aynı zamanda adem'le yatandır! önemli olan adem'le yatmış olmasıdır, burada inanılmaz bir erkek teması işlenir, üzerinde durulan budur. (yaratiliş kitabi : yar.4: 1 adem karısı havva ile yattı. havva hamile kaldı ve kayin'i doğurdu. "rab'bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim" dedi. - yaratiliş kitabi : yar.4: 25 adem karısıyla yine yattı. havva bir erkek çocuk doğurdu. "tanrı kayin'in öldürdüğü habil'in yerine bana başka bir oğul bağışladı" diyerek çocuğa şit adını verdi.) burada adem ile havva'nın birlikte olmasından değil, adem'in havva ile yatıp bir kuşak ortaya çıkarmasından bahsediliyor, tıpkı pagan yunan'ındaki gibi; burada bir hikaye varsa, bu hikaye erkeğin hikayesidir, erkekle kadının değil, kadın bu hikayenin edilgen yönüdür, bu çok net.

    şu mankenin, bilmemkimin söylediği "sadece kocamin fahisesi olurum" sözünü söyleten, işte bin yıllardır kafalara kazınmış olan edilgenliğin kabullenmişliğinden başka bir şey değildir, ezikliğin ta kendisidir! o kadının kafasında fahişelik düşüncesi, başta da belirttiğim gibi; "yaşama biçimi" olarak değer görüyorsa, bunun sadece kocası için olduğunda caiz olabileceğini de düşünmüş olması, kimi çevrelerce (ve tabi ki o pek gelişmiş (!) akıllarınca) ahlaki bir davranış (stoacıların katorthoma dedikleri) olarak bile değerlendirilebilir, neden olmasın ki? nasılsa medya bize neyi göstermek istiyorsa, onu görmek durumundayız. kendi ceplerini doldurma gayretindeki medya devleri, paralarına para katarken, siz gerizekalılar oturup günün her saatinde tv'de izlenecek programlar bulup, bir de üzerine tartışmalar yaparken aranızda, zamanında ahlaksiz medyanin ahlaki gozetir gibi gorunmesi başlığında dediğim gibi; ' başkalarının cebine reklamlar aracılığıyla para girerken, uyuşmuş olmanın verdiği etkiyle, sadece tv karşısına mıhlanmış durumda bitkisel hayatlarınızın tadını çıkarırsınız. artık ne dert kalmıştır çekilecek ne de ahlak, adı konacak, sınırları çizilecek.'

    şimdi bakın; bu ortamda biri diyor ki; "sadece kocamin fahisesi olurum" başka bir sivri akıllı çıkacak elinde tespihiyle; "bu necip türk milletine hakarettir!! sizler türk kadınını aşağılayamazsınız!! din var bu ülkede, millet var, ahlak var!!" diyecek, seyredin gümbürtüyü ondan sonra. o ona, öbürü berikine ahlak satarken, sizler patlamış mısırlarınız, çekirdekleriniz eşliğinde tv karşısında kimin daha ahlaklı veya haklı olduğunu kafanızda tartmaya çabalayacaksınız. zemin kaygan oysa, tartışacakları konu bugüne kadar tartıştıkları gibi; saçma ve çoğunlukla kavram bilgisi eksikliğine dayalı cehalet ürünü olacak. ama yine de bol ahlaklı günler geçireceksiniz, bol fahişeli günler ya da bol ahlaklı günler.. ahlaki fahişelik; kocaya yapılan fahişelik.. öyle mi oysa? ya kafanızdaki mecbur kalışlarınız? sokaktaki fahişeler? jiletle dolaşan travestiler? bütün bunlar ne olacak? boşverin düşünmeyin, açın televizyon izleyin biraz.
20 entry daha