şükela:  tümü | bugün
561 entry daha
  • bizimkiler – koronavirüs günleri (13) veda zamanı

    cenap: haydi ibrikçi, bir bavulu hazırlayamadın henüz canımın içi.
    sıtkı: hazırlıyorum cenap abi. hem bir değil iki valiz hazırlıyorum. senin valizini de ben topluyorum bak.
    cenap: şeyy tamam ibrikçi. eline sağlık, unutmuşum. ama otobüsü kaçıracağız şimdi.
    sıtkı: merak etme abi, daha üç saat var otobüse. yetişiriz.
    cenap: ah ne özledim bodrum’u. o mavi denizi, akşam rüzgârındaki sohbetler. bir an önce gitmenin heyecanı içindeyim anla beni canımın içi.
    sıtkı: anlıyorum abi, telaş etme. gideceğiz zaten.
    cenap: ibrikçi, esmere haber verse miydik acaba? terk ettiğimi düşünmesin sonra.
    sıtkı: düşünmez abi sen merak etme…

    ayla: cafer bey, bakar mısınız?
    cafer: buyurun efendim.
    ayla: gitti mi cenap beyler yoksa.
    cafer: yok efendim henüz hazırlanıyorlar. birazdan giderler herhalde.
    ayla: bana mutlaka haber verin. yolluk bir şeyler hazırladım da.
    sabri: ne yolluğu efendim? iyi elin kıllılarının bir de karınlarını mı doyuracağız artık.
    ayla: karışmayın efendim siz. hık. hem onlar kıllı falan değil. koskoca devlet şairi cenap bey.
    sabri: haydi efendim haydi. kim kaybetmiş de o bulacak devlet şairliğini.
    ayla: biz neden gitmiyoruz bodrum tatiline sabri bey?
    sabri: ayla hanım, sizin tatil fiyatlarından haberiniz yok galiba. nasıl gideceğiz tatile? ayın sonunu zor getiriyoruz.
    ayla: anlamam efendim ben. gitmek istiyoruz biz anneciğimle tatile.
    büyük hanım: gidelim ya, pek özledim denize girmeyi ayla. ruknettin’im her yıl bodrum, marmaris, çeşme, datça dolaştırırdı üç ay. izmir fuarı’na da gider öyle dönerdik istanbul’a.
    sabri: tabii efendim tabii, kese meselesi elbette. denize gitse nasıl girecek acaba bu halde.
    tontoş: miyavvvv.
    sabri: pisst sen de musibet. dolaşma ayak altında.
    büyük hanım: elleri kırılasıca.
    ayla: gel kızım sen gel yanıma, baban azdı yine…

    şükrü: şu haberlere bak. yine vaka sayıları binin üzerine çıkmış. yazık bu memlekete.
    nazan: ne oldu şükrücüm, neye söyleniyorsun yine.
    şükrü: gazetelere bakıyorum da nazan, vaka sayısı yine binin üzerinde korona’da.
    nazan: rezalet şükrücüm. sokağa bir çıkıyorum maskeler ya hiç yok ya çenelerde ya da ellerinde. kurallara uyan insanlar tamam daha fazla ama bu rahat davranış içinde olanlar tüm tedbirleri mahvediyor.
    şükrü: sorumsuzluk nazancım. biz dikkat edelim de aman. ali kalkmadı mı?
    nazan: çıktı bile şükrücüm. zeynep’le buluşacaklar. bunaldılar onlar da iyice. arabayı da aldı.
    şükrü: eee biz nasıl gideceğiz?
    nazan: aydın bırakır şükrücüm.
    bilge: günaydın anne, günaydın baba.
    aydın: efendim günaydın.
    şükrü: günaydın çocuklar. bugün sizlerleyiz. ali bey arabayı da almış gitmiş.
    aydın: tabii efendim gideriz hep birlikte. genç onlar gezsinler.
    bilge: aydın doğru söylüyor baba. sinirlenme sen de hemen.
    şükrü: yok kızım bir şey dediğim. konuşuyoruz öyle.
    nazan: haydi bakalım çaylar geldi, buyurun kahvaltıya.

    halis: sosis yok mu bu sabah anne?
    ulviye: olmaz mı yavrum. ayşe yengen getiriyor şimdi.
    ayşe: al halis, getirdim yavrum.
    davut: hıhh şuna bak. sosisler, sucuklar. bana gelince galeta, peynir.
    ulviye: söylenme davut. son üç ayda çok kilo aldın. bak yaz geldi, o kiloların gitmesi lazım. hem oğlumuz daha çocuk. yemesi lazım.
    halis: evet baba kıskanma ben çocukum yemem lazım. hem yemezsem nasıl gelişecek kemiklerim, hormonlarım.
    davut: çüş daha nasıl gelişeceksin, eşek kadar oldun.
    halis: anne baksana şu kocana. ne diyor.
    ulviye: nayn davut ne oluyor öyle eşek eşek.
    davut: baksana ulviye ne diyor dummkopf.
    ulviye: haydi davut yap kahvaltını, sen de oğlum babalara öyle şeyler söylenmez.
    davut: of offf. mezalim, alman mezalimi.

    şevket: ben kalkayım artık, öğle olmuş. şimdi ergun senaryo yazıyordur yine, kimse gelmedi diye.
    cem: ah be baba, nasıl dayanıyorsunuz şu adama. bazen tahammül sınırlarını zorluyor.
    şevket: ne yapalım oğlum. onun da huyu böyle. artık ailemizden biri. ergun’u da öyle kabul ettik, ne yapalım.
    mine: şevket, tatil programlarına baktın mı?
    şevket: bakıyoruz mine. ama bu yıl dikkat etmek lazım. bulacağız elbet bir yerler.
    özge: biz de salgın kurallarına dikkat edildiğine emin olduğumuz yerlere bakıyoruz.
    hacer: ahh ahhh sormayın biz de baktık ama her yer ateş pahası özge hanım. abbas’ın zaten niyeti yok. fiyatları görünce iyice sinirlendi.
    şevket: siz bir yer bakın, biz göndeririz hacer hanım.
    hacer: ayyy sağ olun şevket bey ama, abbas kabul etmez.
    şevket: eder eder, bu yıl tüm personelin tatil masrafı bizden. ergun ve ailesi, bülent, demet, hepsine sürpriz tatil hediye edeceğiz. hak etti herkes. hem biraz moral olur. sakın söyleme ha. sürpriz bozulur.
    cem: tam adamına söyledin baba.
    mine: oğlum sus duyacak kadın.

    demet: şu bizim tatil işini konuşabildiniz mi ergun bey?
    ergun: dur kızım konuşacağız sabret biraz. para yok diyorsunuz ama maşallah korona falan dinlemeden gidiyorsunuz tatile de.
    bülent: çok bunaldık ama ergun bey. biraz dinlenmek hakkımız değil mi?
    ergun: hakkınız da kanarya, insan biraz ayağını yorganına göre uzatır değil mi ama!
    demet: bırakın da ona da biz karar verelim ergun bey. gayet dikkatli bir bütçe oluşturuyoruz hem tatil için.
    abbas: cıvık cıvık konuşmasa olmaz bacım afedersin.
    ergun: sen karışma abbas. işine bak hadi. gözü dönmüş haydutlar gibi şuna bak.
    abbas: karışırım babam afedersin. sana ne insanların tatillerinden, bütçelerinden.
    demet: aaaa tut şunları bülent.

    nimet: raşit ne dersin giderken şu beyaz keten elbiseyi mi giysem, mavi şile bezi mi daha iyi?
    raşit: ikisi de güzel nimetciğim. sen ne giysen yakışır.
    nimet: haydi haydi tahta kafa. ben bilmez miyim seni. çeşme’ye gidince kadınlara bir yan gözle baktığını görürsem korona’dan önce ben yakalar oyarım o gözlerini.
    raşit: aaa nimet ne demek bu allah aşkına! ben emekli bir noter başkatibiyim, neler yakıştırıyorsun bana.
    nimet: hah bilmem artık. ben uyarayım da. göz mü kırptım ben yine?
    raşit: kırptın nimet. bak ben de kırptım. salgın yorgunu olduk ikimizde.
    nimet: kalk haydi kalk, hazırla bavulunu. şurada akşama bir şey kalmadı. uçağı kaçırmayalım. salgın yorgunuymuş, bavul hazırlamak zor geldi deme de.

    şengül: kız katil, ne zaman gidiyoruz tatile?
    yavuz: gideceğiz ablacığım, sakin ol.
    şengül: ne sakini kız, patladım iyice. ya gideriz tatile ya da vallahi yangın var diye bağıracağım artık.
    yavuz: sakin ol ablacığım. aile ortamındayız, sucuklu yumurtamızı boğazımıza dizme.
    prens: got got got got.
    şengül: sus sen de be got got got.
    yavuz: yavruya laf yok ablacığım. prens, konuşuyoruz yavrum bir şey yok. tamam ablacığım sen de fazla konuşma. haydi hazırlan yarın sabah çıkıyoruz yola, her şey hazır. istikamet marmaris.
    şengül: kız allah canını almasın, insan şimdi mi söyler! ne giyeceğim ben şimdi giderken?
    şengül: ne giyersen giy ablacım. dizme şu lokmaları boğazıma.

    dilek: dur tertip nereye gidiyorsun amcan gelmeden?
    galip: bana ne dilek. ben köye gidiyorum. amcam gelirse göndermez. askerlik arkadaşım bir kız bulmuş bana, gidip evleneceğim.
    dilek: dursana tertip, amcan duyarsa çok kızar.
    galip: kızarsa kızsın gidiyorum bana ne.
    davut: nereye gidiyorsun hayırsız?
    dilek: ahh iyi ki geldiniz davut usta. gideceğim diye tutturdu.
    galip: köye gidiyorum amca, gidip evleneceğim artık.
    halis: baba tertibim ağlıyor.
    davut: dur hayırsız ağlama, çocuğu da ağlattın bak.
    halis: tertibim gitmesin baba.
    galip: gideceğim amca, artık dayanamıyorum burada. yalnız yaşamak böyle, eşsiz, çocuksuz bıktım artık.
    davut: dur oğlum tamam. yengenle de konuşalım gider bakarız bir çaresine hep birlikte. vah yavrum vah, ağlama sen.
    halis: tertibim evlenirse ben de evlenirim bana ne.

    türkan: vakalar artıyor gül yeniden aman dikkat.
    gül: biz de babama gidecektik türkan abla ama iyice tedirginiz.
    türkan: gidin isterseniz ama sosyal mesafeye dikkat edin gül. sakın elini falan öpmeye kalkma.
    gül: yok türkan abla. uzaktan.
    türkan: normalleşiyoruz tamam ama toplumun da dikkat etmesi gereken kurallar var; maske, sosyal mesafe ve hijyen. aman gül. sakın ha sakın ihmal etmeyelim. bak vakalar günden güne yükseliyor sonra.

    cemil: herkes tatile gidiyor sevim. biz eve tıkıldık böyle habire tıkır tıkır dikiş.
    sevim: gitsinler cemil, insanlar gezip eğlenecek tabii.
    cemil: biz niye gitmiyoruz sevim?
    sevim: biz evi zor geçindiriyoruz cemil, nasıl gideceğiz tatile.
    cemil: ahh ah şu romanımı bir bitirsem, milyonlar satacak. o zaman dile benden ne dilersen. emret sen! ister miami, ister yeni zelanda. nereye istersen oraya tatile götüreceğim seni.
    sevim: atma atma hadi. otur şu bilgisayarın başına da yaz hadi bir şeyler, oyalanırsın belki.
    cemil: bu havada yanında bir şey olmadan da yazılmaz ki bu sevim.
    sevim: hımmm bira istedi değil mi canın yine!
    cemil: istedi ya sevim. eee ben sosyal alkoliğim.
    sevim: haydi yine iyi günüme denk geldin. dolapta hazırladım, git al buz gibi. orada, dolapta fıstık da var.
    cemil: yaşa sevim. gör bak şimdi hem dikişleri hem romanı nasıl hızla bitiriyorum.
    cemil: ah cemil, ben seninle ne yapacağım böyle.

    muvaffak: şuna bak. rezalet. maskesiz, mesafesiz insanlar sokaklarda öylece dolaşıyor.
    nazif: ne oldu baba, kime söyleniyorsun yine?
    muvaffak: kime olacak oğlum şu kurallara uymayanlara. baksana televizyona. sonra vaka sayısı neden artıyor.
    nazif: ahh babacığım bırak artık bunları izlemeyi. canına yazık. sinirleniyorsun. kalbin var senin.
    aysel: haydi yemeğe. bakın dolapta kıyma varmış, tatil öncesi nefis bir köfte pilav hazırladım size.
    nazif: vallahi ayselcim, şu kamp ne güzel oldu. çıktı da bir hafta tatil yapabileceğiz.
    muvaffak: ben gelmeseydim oğlum keşke. şimdi korona salgını falan, tedirgin olmayın benim yüzümden.
    aysel: aaa baba aşk olsun. sensiz biz bir yere gidebilir miyiz? kurallara dikkat ederiz, olur biter.
    nazif: pazar günü orada olacağız baba. biletler cumartesi geceye. ona göre eksik bir şeyin kalmasın.
    aysel: haydi yemek soğuyor…

    leyla: ne iyi ettik de geldik hüsnü. boğazı, iyot kokusunu, martıları her şeyi özlemişim.
    hüsnü: keyfini çıkar leyla. nasıl balık?
    leyla: teşekkür ederim. gerçekten iyi pişirmişler.
    hüsnü: afiyet olsun hanım. bak ne güzel görünüyor dediğin gibi boğaz.
    leyla: meğer ne büyük kıymete sahipmiş her şey hüsnü. şu yemekten bile mahrum kaldık aylarca.
    hüsnü: ya yakalansaydık leyla bu hastalığa. o zaman belki bir daha hiç…
    leyla: sus hüsnü. sakın devamını getirme. kurallara uyacağız genç, yaşlı tüm insanlık olarak ve daha çok güzel günler göreceğiz.
    hüsnü: peki hanım. haydi sağlığına kaldırıyorum.
    leyla: afiyet olsun hüsnü…

    cenap: işte gidiyoruz yine ibrikçi, bu güzel apartmanı, insanları, histerikli ev sahibemizi, alamancı dostlarımızı, sarhoş dostumuz celil’i burada bırakıp...
    cemil: benim adım cemil.
    cenap: sen burada mıydım cemilcim?
    cemil: buradayım ya sizi bekliyorum.
    cenap: bizi mi hayırdır?
    sıtkı: yürü geç kalıyoruz abi.
    cemil: sizi ya, gitmeden evdeki biraları falan insan bize verir.
    cenap: bira mı dedin canımın içi? düşünemedik. afedersin.
    ayla: gidiyor musunuz cenap bey? hık.
    sıtkı: eyvah abi yandık.
    cenap: gidiyoruz hanımefendi.
    ayla: aşk olsun ama cenap bey. insan bir veda eder. hık.
    cenap: ahhh haklısınız ayla hanım. hep kabahat sıtkı da. çekeceğim kulağını.
    sabri: ayla hanım girin içeri, vallahi karışmam sonra.
    ayla: bırakın efendim beni, şurada veda ediyoruz kiracılarımıza.
    cenap: sabricim haklı ayla hanım. otobüsümüz kaçmadan biz gidelim. taksi de geldi zaten. haydi kalın sağlıcakla.
    sabri: sefa ile efendim sefa ile. kirayı eft ile göndermeyi unutmayın. siz de girin içeri ayla hanım.
    cemil: bana bak bodrum’dan gelirken likör falan getirmeyi unutma sakın.
    cenap: olur celil’ciğim.
    cemil: benim adım cemil.
    cenap: hoşçakal istanbul,
    sana geliyorum bekle beni bodrum.

    halil: hoş geldiniz kızım, banu, yeşim nasılsınız yavrularım?
    gül: hoş bulduk babacığım. nasılsın hüseyin abi?
    hüseyin: sağ olasın bacım.
    cafer: mis gibi kavurma koktu. et mi var yemekte sultan hanım?
    sultan: evet, kavurma, pilav, mantı.
    gül: vay be hangi dağda kurt öldü acaba?
    sultan: bana bak kapıcı güzeli, gelir gelmez yılan gibi sokma.
    gül: ne diyorsun sen be? sensin yılan. yolarım senin saçını başını.
    sultan: yol da görelim köylü güzeli seni.
    halil: heytt durun.
    cafer: aman babacığım sakin ol. kavurma yanmasın sultan hanım.
    halil: sen de sus iblis, kırarım boynuzunu.
    sultan: baksana halil bey ama gelir gelmez zehrini akıttı yılan.
    halil: sus sen de sultanım. bakın üç aydır yaşanan salgın yetmedi mi sizleri yakınlaştırmaya. üç günlük dünya. bugün varız yarın yokuz belki de. ne diye kavga ediyorsunuz.
    hüseyin: yaşa be enişte ne güzel konuştun. duydun mu sultan? sen de bacım bir sakin ol.
    halil: kırmayın birbirinizi barışın haydi.
    cafer: ahhh babacığım duygulandım vallahi. ağlayacağım. ver elini öpeyim.
    halil: el öpmek yok iblis, hastalık mı bulaştıracaksın.
    hüseyin: öpme aslanım sen de. eniştem haklı.
    cafer: ben ne dediğimi biliyor muyum babacığım, duygulandım. et ne oldu et sultan hanım, yanmasın…
    halil: zıkkım ye iblis. işin gücün yemek. sen de otur şuraya kızım. bir sakin olun. bak sizi köye götüreceğim haftaya ben. giderken de böyle kavga mı edeceksiniz? ben kimin için çalışıyorum? üç günlük dünyada değer mi kavga etmeye.
    cafer: ah babacığım ah, ne duygulandırdın yine. bis sensiz ne yaparız.
    hüseyin: yavaş aslanım yavaş, sosyal mesafeye dikkat et, git başka yerde ağla.

    sedat: hazırlanın karıcığım, gidiyoruz.
    serpil: nereye sedat?
    sedat: kocan seni öyle üç yıldızlık otellere götürür mü hayatım. yarın sabaha tak fethiye’deyiz.
    serpil: ayy deme sedat. duydun mu kızım?
    aslı: duydum anne. hayırdır baba nereden çıktı aniden.
    sedat: anideni var mı kızım senin baban dijital dünyanın da kralı. katilin paralarını yatırdığım fon uçuşa geçti. bir bozdurdum tak yüzde 20 kârdayız. e ne olacak bu para! tatilde yiyeceğiz elbette cız internetten.
    serpil: ayyy sedat. alem adamsın vallahi.
    sedat: senin kocan paranın profesörü serpil. haydi bavulları hazırlayın. sabah çıkıyoruz yola.

    ali: afiyet olsun zeynepcim.
    zeynep: afiyet olsun ali. neden öyle bakıyorsun?
    ali: nasıl bakıyorum ki?
    zeynep: sanki ilk kez görmüş gibi bir hayran bakışın var da.
    ali: ben seni her görüşümde ilk kez görüyor gibiyim canım. iyi ki hayatımdasın.
    zeynep: ne güzel sözler bunlar ali. utandırıyorsun.
    ali: sen çok daha güzellerine layıksın canım. umarım babaannem ve dedemin yaşına geldiğimizde bile aşkımız hep ilk günkü kadar taze kalır.
    zeynep: delisin sen. seni seviyorum.
    ali: ben de. haydi o zaman aşkımızın büyüklüğüne.
    zeynep: aşkımıza.

    nazan: ne oldu şükrücüm daldın yine.
    şükrü: çocukları düşünüyorum nazan. kimse yok bak şu saat oldu. evimizin tadı kuzu kalmadı vallahi.
    nazan: azıcık biz de nefes alalım şükrücüm. bak bilge ve aydın aniden çıkıverdiler tatile. oturalım şöyle evimizde baş başa
    şükrü: sahi ya ne sorumsuz insanlar bu aydın ve bilge. önceden plan program yapmadan çıktılar hemen.
    nazan: gençlik şükrücüm, gençlik. bak ali de gelemedi daha.
    şükrü: nişanlısını gördü ya unutur evini sıpa. ne diyorum nazan biliyor musun, şöyle bakalım bir yer, annemleri de alıp biz de gidelim. otel falan değil, yazlık bir ev alalım, var kenarda biraz birikmişimiz.
    nazan: başka zaman olsa hiç istemezdim yazlık falan ama tamam şükrücüm. şu korona tüm normallerimizi değiştirdi. hemen bakmaya başlayalım o zaman.
    şükrü: bakalım ya nazancım. bir daha mı geleceğiz şu dünyaya? hem anamız babamız kim bilir daha kaç yaz görebilecekler. biraz da onlar tadını çıkarsın.
    nazan: haydi düşünme böyle şeyler…

    nazım: eee doktor, işte geldik istanbul’dayız aylardır. ne düşünüyorsun?
    doktor: şu an her şey öyle karmaşık geliyor ki, değerlendiremiyorum bile. salgın bitip, normal yaşama tam olarak döndüğümüzde daha sağlıklı değerlendirebileceğim belki de tüm konuları.
    nazım: nazan’lar, cenap’lar, o apartmanda yaşayan herkes aynı kalmış sanki. yeni teknolojiler eklenmiş sadece hayatlarına, kullandıkları replikler bile değişmemiş geldi bana.
    doktor: her insan böyle değil midir? alışkanlıklarımız, kullandığımız kelimeler, kalıplaşmış ifadelerimiz yıllar boyu hep aynı değil midir nazım. biz değiştik mi sanki?
    nazım: haklısın doktor, bizimkiler’in apartmanı da aslında yaşamın bir yansıması. hayatta neler oluyorsa pek çoğunu burada görmek mümkün. sanki hep aynı gibi görünür ama aslında zaman akar, insanlar da bu döngü içinde yaşamlarına devam ederler, yeni olaylar, yeni zamanlar…
    doktor. ‘bizimkiler’… ne güzel bir dizi ismi olur bundan. hemen yazmaya başlıyorum senaryoyu, kuşaklar boyu unutulmayacak.
    nazım: yine uçtun doktor, sen kendini umur bugay mı zannettin? böyle bir dizi senaryosunu ancak o yazabilirdi ve işte o zaman hem yıllar boyu yayınlanır hem de kuşaklar boyu hatırlanmaya, izlenmeye devam ederdi…
    doktor: haklısın nazım. ben de işte bir an öyle heyecanlandım. o bir denizdi biz ise o denizde ancak sadece tek bir damla olabiliriz. ama yine de deneyebiliriz ha ne dersin? manşetleri düşün; bizimkiler bu televizyonda, bizimkiler yine reyting rekorları kırdı.
    nazım: doktor dedim, haydi balığını ye. kimse o büyük ustaların yanına bile yaklaşamaz. haddimizi bilelim. biz yazsak bile bırak yıllarca devam etmeyi 13 bölüm sürmez.
    doktor: haklısın nazım. haydi o zaman bizimkiler’e kaldıralım kadehleri…
    nazım: bizimkilere ve en çok da umur bugay ustaya…

    jenerik:

    dış ses ali: şu dayım durur durur bazen öyle güzel konuşur ki söyleyecek söz bulamazsın. evet bizim apartmanda herkes yaşamına devam ediyor. elbette herkesin hayatında değişimler, yeni heyecanlar oluyor ama davranış kalıplarımız da devam ediyor herkeste olduğu gibi. tutarım zaptı diyen sabri bey, benim adım cemil diyen cemil amca, eşi terzi sevim hanım, vatandaşa cart curt yok diyen yavuz amca, dedem, babaannem, annem, babam, eniştem, ablam hepsi ama hepsi yaşamımızın bir yerinde karşımıza çıkabilir. veee yine herkes aşık olabilir ama kimse benim zeynep’e olan aşkım kadar büyük aşkla sevemezler ve maalesef biz yine evlenemedik tabi… öhööö şey neyse, lütfen kontrollü sosyal hayat kurallarına uyalım, şu salgını bir an önce hayatımızdan çıkaralım. türk ulusu olarak biz bunu başarırız. yeniden görüşmek dileğiyle. sürçü lisan ettiysek affola. bir gün bir yerlerde görüşünceye dek şimdilik hoşçakalın.
1 entry daha