şükela:  tümü | bugün
61 entry daha
  • ben en başta futbol aşığı bir adamım, ülkesine göre ayırmayı sevmem. benim için marsilya'yla nantes'ın oynadığı futbol da güzeldir, ispanya 2. ligi'ndeki pendejolar da güzeldir, maçı radyodan dinlenen sunderland da güzeldir. futbolun yerli halkla, kültürle, gelenekle bir araya gelebildiği her türlü oluşum benim için güzel ve özeldir.

    amma bu alman futbolunun yeri çok ayrı bende bayern dominasyonuna rağmen. uzun uzun yazmayacağım, bilenler zaten biliyordur, bilmeyenler de umursamaz ama en başta bu almanlarda ülke sathına yayılmış bir denge söz konusu. başkentlerine 30 milyon kişi yığılmamış; ülkenin her bir tarafında iş de var, okul da var, herhangi bir şeyin merkezi de var... insan ve ekonomi her yerde. haliyle bu sayede futbol kültürü de ülke çapına muazzam bir eşitlikle yayılmış durumda. braunschweig, mannheim, stuttgart, leverkusen, augsburg, berlin, düsseldorf... nereye gidersen git abi, yerel takımı çok seven ve destekleyen, düzenli olarak stada giden binlerce insan buluyorsun.

    üstelik yine bilindiği gibi almanya'da 50 artı 1 kuralı söz konusu. bu kural der ki, kulüplerin yüzde 51'lik payı daima kulübün taraftarlarına aittir. yani kulüpte esas söz sahibi olan kitle her zaman kulüp üyelerinin oluşturduğu kuruldur, "benim param var ve ben takıma yatırım yapmak istiyorum" diyen bir arap şeyhi en fazla takımın yüzde 49'unu satın alabilir. bu kuralın istisnaları yok değil elbette: leverkusen ve wolfsburg gibi çok uzun yıllardır belirli bir firma tarafından desteklenen kulüpler mevcut. bunun dışında teneke kutu leipzig gibi bu kuralın etrafından dolaşarak normalde taraftarların olması gereken kurulu red bull çalışanlarıyla dolduran pislik takımlar da yok değil... ama genel olarak belli bir sistem ve düzen söz konusu. her şey temelden ve "lokal"den başlıyor.

    hafta sonu ayaklarınızı uzatıp dünya yıldızlarını mı izlemek istiyorsunuz? evet, o zaman alman futbolu size pek hitap etmeyebilir. ama derseniz ki benim için mesele sadece oturup 90 dakikayı izlemekten ibaret değil; ben gerçekten bu heyecana ortak olmak, futbol vasıtasıyla bir kültüre dokunmak, kaynakların nispeten dengeli ve homojen dağıldığı zengin bir futbol ortamı görmek istiyorum, hah işte o zaman maç seçme ihtiyacı bile duymaksızın alman futboluna danışabilirsiniz. "ne izleyeceğim?" diye düşünmeye gerek yok... karlsruhe-aue maçı da olur, mannheim-braunschweig maçı da... bundesliga olur, bölgesel lig olur... fark etmez. istisnalar dışında ne göreceğinizi her zaman bilirsiniz: belirli bir sistem, disiplin, takımını seven ve destekleyen insanlar, sporda amatörün güzelliğiyle profesyonelliğin kalitesinin buluştuğu o ideal denge noktası, futbolla kültürün ve halkların buluşması...

    işin duygusal ve insani yönünü de merak eden bir futbolsever olarak tam da bu sebepten dolayı alman futbolu benim için çok özeldir. hatta bir adım ileri gidip iddia ediyorum ki alman futbolu bayern dominasyonunu hariç tutarsak dünya üzerindeki en dengeli, en kaliteli, en "olması gereken" spor sistemidir. başarı mı istiyorsun? dünyanın en iyi liglerinden biri halihazırda. denge mi istiyorsun? bayern'i sayma, 10 senede 7 farklı şampiyon çıkarırsın bu ligden. taraftar mı istiyorsun? üçüncü lig takımları bile en az 10 bin kişiye oynuyor çoğunlukla. stadyum ve altyapı mı istiyorsun? hepsi tertemiz, kutu gibi, şahane statlar; 1930'larda yapılanları bile hâlâ dimdik ayakta duruyor. ülke geneline yayılmış, dengeli, her şehrin ve bölgenin temsil edilebildiği bir sistem mi istiyorsun? birleşme sonrası hâlâ toparlanamayan doğu almanya kısmını saymazsak bu alanda muazzam bir dağılım söz konusu.

    yazarken bile zevkten dört köşe oldum resmen. alman futbolu şahane yahu. tamam şampiyonluk yarışları artık 10 sezonun birinde zevk veriyor belki ama avrupa kupalarına katılım yarışı olsun, kümede kalma mücadelesi olsun, alt ligler olsun her anlamda şahane bir futbol kaynağı almanya. kendisini en içten hislerimle kucaklıyor ve öpüyorum. canım.
7 entry daha