şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
2840 entry daha
  • küresel parasal genişleme, mal ve hizmetlerin değerlerinin artışı, ithalat ve ihracatların kısıtlanması ile devletlerin, çoğunlukla hazırlıksız bir şekilde salgına yakalanmış olmasıyla toplumların ekonomik, sosyolojik evrilme sürecinin başlangıcı olan kriz.

    yerel olarak ise, toplum evrilmesi ve anlayışının değişmesinin başlangıcı olmuş, salgından sonra ülkedeki siyasi dengelerin ve ekonomin değişimi aylar öncesinden başlamıştır.

    ekonomik olarak değerlendirme yapmadan önce, karantina süresinin ne kadar vakit alacağını rasyonel bir şekilde tahmin etmek gerekiyor. çünkü, içinde olduğumuz ekonomik krizin daha da derinleşeceğini ve etkilerini ancak böyle tahmin edilebiliriz.

    ( not bu yazıya yaklaşık 2 ay önce başlamıştım. sürekli güncellemem gerekti. bazı yerler de yahu bunlar zaten oldu diyebilirsiniz. ancak bunu yazıya dökerken olmamıştı. anlam bütünlüğü açısından olduğu gibi bırakmak istedim )

    biliminsanları aşı için erken 2021 yılının ilk çeyreğini işaret ediyorlar. hacimli üretim ve gelişmiş ülkelerin aşı çalışmalarında ki kendi vatandaşlarına olan önceliği, dağıtım süreci, aşılanma süreci ile 2021 yılının ikinci çeyreğini bulabilir. bu zaman aralığı en iyi ihtimaller gerçekleşirse, olacak olan durumdur. yani en iyi ihtimalin üzerine, ekonomik ön görüyü yapacağız.

    peki bu ön görümüzde neden yüksek doğruluk bekleyeceğiz ? 2000 yılı ve öncesi daha doğrusu insanoğlunun yüzer yıllık tarihinde, ekonomi sektöründe ciddi sıçramalar görülmüştür. ekonomik akımlar, bir önceki yüzyılda insanlık tarafından kabul edilen olumlu metaları, bir sonraki yüzyıla aktarılmıştır. bu metaların oluşmasında ki üretim kolları da aynı şekilde gelişmiştir. gelişmektedir.

    ilk madeni paranın kullanılması, kağıt **, ilk yazı kullanımı, ateşin kullanımı, ateşli silahlar, sanayi gelişimi, hacimli üretim, bilgisayarın temeli, algoritma kullanımı derken, 2000 yılı sonrası yani 21.yy için 19. ve 20.yy'nin ekonomik dinamikleriyle değerlendirmek yetersiz bir yaklaşım olur. yanlış değildir. çünkü, insanlığın gelişim sürecinde, faydalı olan hep ilerleyen yıllarda gelişmiş, zararlı olan ise terk edilmiştir.

    ekonomide ise bu gelişimi en yoğun şekilde görmek mümkün olur. çünkü, para kullanımı olmadan öncede takas ticareti insanlar arasında vardı. bu sebeple, ekonomi yavaş yavaş gelişmiş, günümüz şeklini almış ve hala gelişmektedir. ekonomi, dolayısıyla ticaret insanlığın var olduğu sürece hep var olmuştur. onunla birlikte gelişmiştir.

    ekonominin temel sistemi olan ticarette, ekonomi metası olan takastan, para metasına geçiş, bilinen ekonominin yeni temeli olmuştur. 21.yy'nin başına kadar bu meta ile beraber ekonomi bilinen meta olan para ve kıymetli madenler üzerinden devam etmiş, tutarlı tahminler bu metaları besleyen, ticaret, üretim kolları ile desteklenmiştir. yani, ekonominin anlamı, paranın değerini ölçmek, değer biçmek ve bu değerle, insanların kullandığı araçları insanlar, kurumlar, şirketler arasında takas etmek diyebiliriz. ancak bu tanım, geleneksel "ekonomi" tanımına pek uymaz. yunanca kökenli olan ekonomi kelimesinin sözlük karşılığının ev idaresi, ev yönetimi olduğunu bilmek ve ardından, insanlığın gelişimiyle beraber değişen tanımların etkisiyle, her zaman değişen bir tanıma sahip olduğunu bilmek gerekir. acank özünde
    hep aynı tanımı taşır. 21.yy'da ise para metası, sanal verilere karşılık gelecek şekilde bir evrime ilk girişini yapmıştır. yani blockchain sistemi ve bunun ürünü olan bitcoin, insanlığın demir, kağıt paradan sonraki yeni metası olacaktır. 19.yy ve 20. yy'dan kalma ekonomistlerin çuvalladığı meta birimi olan bitcoin, yeni ekonomi sisteminin faydalı ya da faydasız temeliydi. ekonomide ki etkisine bakarsak, blockchain faydalı bir sistemken, bitcoin ise insanlığa faydasının ve zararının hala tartışıldığı bir meta. ancak, ülkelerin ayrıcalıklı kesimleri için yontulmuş para metasını, daha ilk bulunuşunda bertaraf etmiş bitcoin, ülkelerin ekonomik anlayışını değiştirmeye başladığından ülkeler, bitcoin'e karşı önlem almaya başlamış ve özel şirketler vasıtasıyla, blockchain hesaplamasında kullanılan işlem birimlerini yani bilgisayarları ( cpu, gpu ve özelleştirilmiş devre elemanlarını ) bu sisteme dahil etmiş veya etmeye çalışmıştır. ancak blockchain özünde, dünya üzerinde yaşayan bilinçli her varlık için banka gibi para saklanılan ve kurum, şirket ve kişiler için imtiyaz olan sistemin dışında bir tanıma ve özgürlüğe sahiptir. bu kavram, henüz insanoğlunun çoğunluğu tarafından kavranamamış olsa da ekonomi içinde olan azımsanmayacak kadar kişi ve kurumlar blockchain'in geleceğini, ekonomide oluşturacağı değişimi görmüştür. bu metaların pandemi etkisiyle ekonomide ki değişimi hızlandırdığını görmemek aptallık, yeniliklere kapalılık olarak düşünmek gerekir. pandemi süresince, bitcoin değerinde ki artış, sadece evinden para kazanmak isteyen ama işlem gücü vb olayları bilmeden blockhain sisteminde istenilen işlem gücünü az ya da çok sağlayan kişilerin katılmasını sağlamıştır. insanın en temel doğasında kazanma, başarma iç güdüsü vardır. bir şey kazanılacaksa bu neden bitcoin olmasın ki diye düşünen kişiler de olacaktır. elbette, bu basit bir düşüncedir ve çok daha farklı şekillerde irdeleyebilir, daha tutarlı argümanlarla daha iyi çıkarımlar yapabiliriz. ancak, bu pandemide görüldüki, herhangi bir ciddi salgında, dünya ekonomisinde kağıt veya madeni ülke para birimleri yerini, daha kıymetli madenlere bırakıyor. bu kıymetli madenler arasına da sanal kıymet maden diyebileceğimiz bitcoin'de dahil olmuş durumda.

    önümüzdeki yüz yıl içinde, dünya genelinde ekonominin temel taşı para yerini sanal kıymetlere bırakacaktır. bunun kaçınılmaz olduğu gerçeğini örtmenin ya da çarpıtmanın bir anlamı yok. blockchain ardından yatan matematiksel benzersiz iz, sanal metanın bağımsızlığı, anonimliği belki teorik olarak insanoğlunun birkaç yüzyıl içinde tamamen çevreleyemez ama insanoğlunun geleceğinde kaçınılmaz bir yer edecektir.

    peki bu metadan bize ne ? türkiye piyasasında döviz alım sınırı, işlemler için sınır, para aktarım ve vergi sınırını eğer ekonomiyi az biraz takip ediyorsanız, duymuş, okumuş ve görmüşsünüzdür. işte, yerel ekonomimizde ki vergiden kaçınma yolu da burada başlıyor. bitcoin ve diğer türev altcoinler ile yine döviz alım satımı yapabiliyorsunuz. çok daha fazla riski olduğu gibi ülke dışına para çıkarma daha kolay. ancak, şöyle bir durum meydana gelmiş durumda. ülke içinde faaliyet gösteren bitcoin pazarlarında işlem yapabilmek için müşterilerinden garip garip istekte bulunmaktadırlar. bu istekler, nüfus cüzdanı ile beraber kişinin kendisinin, nüfus cüzdanını elinde tutup çektiği fotoğrafla hesap açılması gibi istekler bulunmaktadır. böyle durumlardan sıyrılmak ilk bakışta zor gelse de dar gelirli bir vatandaşa bu iş yaptırılarak, onun hesabı üzerinden ciddi parasal işlemler yapılabilir. daha farklı yöntemler de izlenebilir.

    bitcoin ve türevleri ile bu şekilde piyasadan kaçınma, vatandaşları arasında gelir adaleti olan bir ülkede pek sorun olmazdı. ancak türkiye sınırları içerisinde bu pek mümkün değil. sadece bizim ülkemize özgün bir şey de değil. gelirin adaletli olmadığı bütün ülkelerde temeli aynı olacak şekilde, piyasa dengelerini değiştirebilecek, manipule edebilecek adımlar atılabilir. türkiye sınırları içerisinde ise çok fazla inanmadığımız haber kaynaklarına göre 200.000'den fazla kişinin 1 milyon tl ve üzeri parasının olduğunu biliyoruz. bu kişilerin, sahip olduğu taşınmaz değerleri buna dahil değil. yani ülkede ki gelir adaleti tamamen çökmüş durumda. gelir adaleti bir ülke üretimi, istihdamı, gelişmişlik değeri ile orantılıdır. bu kavramı, herkesin aynı gelire sahip olması kavramı ile karıştırmamak gerekir. zengin yani üst sınıfın gelişmiş bir ülkede her zaman olması beklenir. ancak, ülkedeki gelir dağılımı ile orantısız olacak üst gelir ile orta gelir arasında ülkenin dinamiklerine göre 1'e 20, 1'e 50 gibi oranlarda olursa, ülkede ekonomik teşvik, gelişim, yeni iş sahalarında üretim var olamaz.

    yatırım, gelişim gibi ekonomik değerlerin kontrolü tamamen üst sınıfa bırakıldığında, üst sınıf parasal konuda garanti yolu tercih edece ve ülkede ki üretim kısır kalacaktır. yeni alanlara yönelmeyecektir. devlet bu konuda adım atmaz ve özel şirketlerin, kişilerin girmediği alana girip, üretimi desteklemez ya da bu alanlara teşvik etmezse istihdam sağlayamaz duruma gelir. nitekim bunun örnekleri mevcuttur. tekel, kağıt fabrikaları, satışı yapılan şeker fabrikaları ve, pancar üretiminin azaltılması, cumhuriyet tarihi dahil olmak üzere, dünya üzerindeki en başarısız özelleştirmelerden biri olan türk telekomun fiyasko özelleştirilmesi gibi örnekler verilebilir. geldiğimiz noktada, tütün ürünleri, alkol vb ürünler ucuza mal edilebilecekken, bu ürünlerin temel üretiminde istenildiği zaman içinde bulunduğumuz pandemi süresinde, dönüşümü yapılıp sağlık araçları üretebilecekken, artık böyle bir şansımız kalmamıştır. kısa bir dönem olmasına rağmen, ülke içinde kağıt üretimi ve ihtiyacı tavan fiyatlanma yaşamıştır. kağıt fabrikalarının kapatılmış ve ardından tekrar açılması için çalışma başlatılmıştır. peki ihtiyaç varken, neden kapatılmıştır ? gelecekte ki olası acil ihtiyaçlar neden gözetilmeden plansız bir şekilde kapatılmıştır ? bunun cevaplarını öğreneceğiz. gerçi birçoğumuz bunun cevabını tahmin ediyor ama hep tahmin ediyoruz *

    mesela türk telekom özelleştirilmesi, ülkede ki en büyük iletişim kurumu olan ve sürekli gelişime ihtiyaç duyan şirket nasıl böyle fiyaskoyla zarar ettirilebildi ki ?
    türk telekom'un birçok önemi var. bu önem, ulusal iletişim güvenliğinden tutun da deprem, salgın vb gibi doğal afet durumunda ülke içinde anlık iletişimi sağlayabilecek, ülkenin birçok yerine yapılanmış şirkettir. özel şirketler, ülkenin tamamı için istikrarlı bir iletişim sunamıyorken, devlet bu işi eline almış ve iletişim alt yapısı sunmak için türk telekomu geliştirmeye başlamıştır. ancak şirketin, hisselerin önemli bir bölümünü, şirketin değerini düşüren, içini boşaltan ve geriye, ülkenin bankalarına borç bırakan, iç yapısını modern ülkelere göre geliştirememiş bir yapıya dönüşmesine izin vermiştir.

    türk telekomun sekteye uğraması bu ve gelişememesi bu ülkeye milyon değil belki de 500 milyar dolar üzerinde potansiyel zarara uğratmıştır. vizyonsuzluk örneğinin bir anıtı olarak, ilerleyen tarihlerde yerini alacaktır.

    peki nasıl oluyor da 500 milyar doların üzerinde potansiyel zarar uğratmış olabilir ki denilebilir ?

    geçtiğimiz günlerde peak games'in yani yerel oyun şirketlerinden birinin 1.8 milyar dolara satıldığı haberini okumuş, duymuşsunuzdur.

    böyle oyun şirketleri, dünya genelindeki trendlerde olduğu gibi fikirlerle ortaya çıkar. bir oyun geliştirme sürecinde ve şirketleşme sürecinde kişilerin sıkıntı çektiği önemli noktalardan birisi, ülkemiz içinde internet erişimidir.

    fiber optik ağla örülmüş iletişim ağı, kişi ve kurumlara hızlı, stabil iletişim şansı verir. ancak bu hızlı ve stabil gibi iki kelimeden daha öteye geçmektedir. hızlı iletişim, zamandan çok ama çok fazla tasarruf demektir. oyun geliştirme sürecinde, işlem hacmi en yüksek donanımlar tercih edilirken, bu işlem için gerekli ürünler eğer hızlı şekilde temin edilemezse, sahip olduğunuz donanımın bir anlamı kalmaz. hızlı iletişimde, isp'ler ( yani türk telekom vb servis sağlayıcılar ) sahip oldukları donanımı da sürekli güncellemek durumunda kalır. bu durum, yeni iş kolları açılması için fırsat verir. bulut depolama sistemi, sosyal medya, fotoğraf, resim, dosya yükleme siteleri, netflix, hulu gibi stream platformları sadece ve sadece türk telekom'un yeterli altyapısı olmasıyla yerelleştirilebilecek imkanlar tanıyacaktı. elbette, bunu yabancı sermaye ve isp'lerle yapabilirdiniz. ancak, vergilendirme, lojistik fiyatlandırma bu işe ilk girişecekler için hayal olacaktır. o yüzden yerel ve güçlü olan türk telekomun özelleştirilip, içinin boşaltılmış olması ve bu özelleştirmenin tam da youtube, netflix vb platformların parlamaya başladığı dönemlerde olması aslında, ülke istihdamı için potansiyel milyarlarca doları nasıl kaybettiğimizi çok basit şekilde açıklamaktadır.

    bir sanatçı, freelancer olarak çalışıyor olsun. işlerinin tanıtımı için hızlı iletişim araçlarına ihtiyacı vardır. en temelinde hızlı iletişim araçları, internette dosya indirme hızı ( download = ve dosya yükleme hızının ( upload) yüksek olmasıdır. bu günümüzün bir zorunluluğu, hatta özlük hakkıdır. olmalıdır. eğer, türk telekom ve diğer şirketler bunu sağlayamıyorsa, dünya standartlarını karşılamayı bırakın, onun altında seyrediyorsa, günümüz ve geleceğin ticaretine, ekonomisine ortak olamıyor demektir. bir fotoğrafçı, heykeltraş, sanal heykeltraş ( 3d sculpturer ), normal ikinci el alım satımda, hatta sıfır ürünlerinin satışında fotoğraf, video gereksinimi önemli bir satış ihtiyacıdır. bu ihtiyacın gideriminde gerekli olan şey hızlı iletişim araçları, doğrudan hızlı bağlantıdır. hızlı bağlantı, zamandan tasarruftur. direkt olarak para ( kazanç ) ile ilişkilidir. bu gerçek, 2020 yılında dahi ülkemizde görmezden gelinmektedir.

    yani türk telekom gelişimi, ülke ekonomi piyasasına doğrudan etkisini %1'lerle değil %10-%15 gibi oranlarla ölçmek gerekir. bu durum ise, inşaat sektörünün doğrudan ülke piyasasına %9-10'luk etkisinden daha fazla veya eşit olacaktır.

    isp'lerin sürekli uydurduğu yetersiz altyapı sorunu, 15 temmuz darbe girişimi ve pandemi süresince sağlanan internet hızlarının arttırlmasıyla aslında altyapının olması gerektiğinden daha kötü şekilde değerlendirildiğini normal kullanıcılar görmüş oldular. yıllarca, özelleştirme adı altında sömürülen, ülkenin yayılmış en iyi internet servis sağlayıcı şirketi, 3-5 milyar dolar kazanç için, ülkenin belki de 50 -100 yıllık geleceğini çalmış, çaldırmıştır.

    gerekli yatırımlar yapılsa, altyapı yetmiyor yalanına sıkı sıkı sarılıp, hizmet vermekte erinmeseler, şu anda ( google ürünü )gmail, netflix, hulu, pinterest, twitter, facebook, twitch, instagram gibi milyar dolarlık şirketlerin muadillerine sahip olmuştuk. olabilirdik. belki de en çok kullanılan, sosyal medyalardan birine ülkemizde ki bir şirket sahip olacaktı.

    sadece reklam gelirleri ve yatırım potansiyeli ile ülkedeki değişik yatırım araçlarını hareketlendirmeyecek aynı zamanda, toplumsal mühendisliğin dijitalleştirildiği veri toplanma çağında, trilyon dolar olabilecek çıkarımları, istatiksel toplum analizleri ülkemiz ve ülkemiz içinde ki şirketler yapıyor olacaktı. diğer ülkelerin, milletlerin toplumsal analiz verilerine sahip olacak, onların alışverişte, ticarette ne gibi eğilimler gösterdiğini bilecek, ona göre üretim şemasını şekillendirecek ithalat ve ihracatımızı çözüm odaklı geliştirebilecektik.

    yani, internetin hızlı olması gibi absürt derecede basit bir kavramın, ülkeye olan zararı yadsınamaz ölçüde önemli olduğunu kavramak gerekir.

    internet, boş ya da dolu geçirdiğiniz her zaman için bilgi işleme aracıdır. bilgiye sahip olan güce de sahip olur. gücü olan da ekonomik bolluğa sahip olacaktır. basit ama etkili mantıktır.

    internetin etkilediği dalları şöyle özetlersek,

    her türlü ticaret, alım satım işleri.
    ulusal ve uluslararası işçi bulma, iş paylaşımı, fikir paylaşımı.
    bilimsel çalışmalarda ki verimlilik artışı, bilgi paylaşımı.
    doğal afet vb gibi durumlarda anlık durum paylaşımı ve karşı aksiyom alımı.
    eğlence sektörü.
    eğlece sektörünü açarsak, planlanacak, konser, etkinlik, sanatsal vb etkinliklerin anlık paylaşımı. iç ve dış turizm geliri.
    bilgisayar, konsol, cep telefonu gibi araçlarda ki oyunların içinde olduğu milyar dolarlık sektör.
    sosyal medya ve sahip oldukları veri işleme araçları ile toplumsal veri analizi.

    dini sebepler gözetmeksizin, ticaret hacminden konuşulmayan, konuşulması pek hoşlanılmayan, milyar dolarlık porno sektörü gibi milenyum çağı ve sonrasında insanoğlunu etkileyen birçok alanda internet insanoğlunun vazgeçilmez bir parçası olmuş, bundan sonrada olacaktır.

    ülkemiz ise bu sektörde, türk telekomun fiyasko özelleştirmesi ile tamamen can çekişmektedir. bu sektörün, bilim, eğitim, ticaret, eğlence gibi sektörlerde ki olumsuz ekonomik etkisinin bilançosu milyar dolarla ölçülebilir.

    sadece birkaç fiyasko özelleştirme ile ülkenin ekonomik durumunu dahi özetleyebiliyoruz.

    pandemi ile ekonomi piyasalarında, toplumsal olayların, siyaset üzerindeki büyük olasılıkla olacak etkilerine göz atalım.

    bunu açık ve basit şekilde dile getireyim. dünya üzerindeki ülkeler ikinci dalgayı bekliyor. bunun kaçınabilecek herhangi bir şeyi yok. efendim ben evde durmaktan bıktım, gidip mangal yakarım. dışarıda içerim, sıçarım. evlenirim. helva yerim. kutlama yaparım. sınavım var. okumak istiyorum. 3-5 kişi ölecek, doğal seçilim olacak diye yakınıyorsunuz. her yıl gripten ölen daha fazla insan var gibi akıl, mantık dışı olan birçok savunma yapılıyor. üzgünüm ama dünya sizin etrafınızda dönmüyor. ekonomi ise gerçekçi yaklaşım benimserken, subjektif yaklaşımlarınız size ve etrafınıza zarar verir. belki aşırı tepkilerle bir şehir etkilenir ancak olumsuz sonuçlarını siz birinci elden görürsünüz.

    şunu rahatlıkla yazabilirim. pademinin ikinci dalgası yer yer dünyanın diğer ülkelerinde başladı. ülkemizde ise ikinci dalganın başındayız. sayılardan da gözüküyor. önümüzdeki günlerde olacak 1.5 milyon öğrenci + 500.000 civarına yakın görevlinin etkileşimde olacağı sınav yapılacak. her öğrenciye düşen etkileşimli birey sayısı x2'de ( anne ve baba ) + görevlilerin etkileşimi de çocuk, eş ile x2 hesaplarsak, 4 milyon kişiden oluşacak potansiyel yayılım haritası olacak. elbette, 4 milyon kişiden hepsinin yakalanmış olduğunu varsaymıyoruz. ancak 4 milyon kişiden 1% ile - 10% 'luk kesimin enfekte olacağını öngörebiliriz. yani 40.000 ile 400.000 kişi arasında potansiyel hasta olacak. ikinci dalga kapımızda. bunun kaçınma yolu var. sınavın olmaması. ancak bu durum, ülkenin kötü eğitim sisteminin daha da kötü olmasını sağlayacak ve gelecek 10 - 15 yıllık vasattan kötü ticaret ekonomisinin daha da berbat hale gelmesine sebep olacak. not düşeyim, eğitimin kendisi de bir ticarettir. burada bir seçim yapılması gerekiyordu. bu seçim yapıldı. doğru bir seçim miydi ? bunun tarih - zaman gösterecek. bence doğru ama eksik uygulamayla yanlış bir seçim olma potansiyeli daha fazla olacak. eksik uygulama nedir ? zamanında toplumsal bilinçlenmenin, topluma yedirilememesi. siyasal kutuplaşmanın toplumun geneline nüfuz ettirilip, pandeminin siyasi partilerin birbirlerini suçlayarak, destekleyenlere mal ettirilimesi. devamında ise pandemi ile alakalı yıllar önce çalışılmış ve sunulmuş önlemlerin pratikte hayata geçirilmede zorlanması. ağır aksak ilerlemesi. ( maske dağıtımın tamamen fiyasko ile sonuçlanması, ekonomik paketlerin günü kurtarmaya yönelik olması ve geneli itibariyle vatandaşları krediye yöneltip borçlandırılması )

    ikinci dalga, tepe noktasına vardığında ki sanırım bu en geç kasım - aralık ayını bulabilir, işsizlik sebebiyle ciddi bir şekilde toplumsal buhran yaşanacaktır. kış aylarının nasıl geçeceğine bağlı olarak, eylemler görülebilir ya da eylem olmayabilir. hava şartları bu konuda nasıl davranacak kestirmek zor. ancak, küresel ısınma sebebiyle, iklimlerin değiştiğine birinci elden şahit olan insanoğlunun ender nesillerden biriyiz. işsizlik, pandemi etkisiyle tavan noktasına vardığında, şu anda emlak, konut piyasasının ve araç piyasasının kredi ile canlandırılması amerika birleşik devletlerinin 2008 yılında ki mortgage krizi gibi bir krizin başlangıcına bizi sokacaktır. hatta bunun etkisi 2023 seçimlerinden önce görülecektir. halk ağır vergi ve kredi faizleri ile ne yazık ki ezilecektir. kredi almasınlar o zaman, bilerek alınan kredilerin faizlerini ödeyecekler gibi temelinde doğru bir mantığının yadsınamaz toplum gerçeklerini göz ardı etmek olmaz. üzgünüm ama millet olarak, eski kökenlerimizden gelen yurt ( çadır ) olsun yeter mantığı dnamıza işlenmiş, evim olsun yeter mantığı yatırım seçeneklerimizi kör etmiş durumdadır. bu mantığın kulağa gelen en güzel önermelerinden biri ise, ev kirası ödeyeceğime kredi öderim, ev benim olur. neden kira ödeyeyim ki gibi bence oldukça doğru olan önermedir. ancak bu önermede ki doğru olduğu düşünülen temelin ne olduğuna bakılmaz. eğer, ev oturma amacıyla alınıp, yatırım olarak düşünülmüyorsa, ömürlük ise ve ilerleyen dönemlerde ek bir kazanç düşünülmüyorsa, konut kredisi almak pekala yerinde, mantıklı bir karar olacaktır.
    ancak, ev alayım ödeyeyim. kiraya veririm. bankada faizle 500 tl geleceğine, ev kirasından 1000-2000tl gelecek diyerek alınırsa, bu bakış açısı kredi süresine göre 5 - 15 yıllık ciddi bir risktir. bence, güvenli liman olduğunu düşünülen ev sahibi olma vasfı, ciddi riskleri olan ekonomik bataklıktan başka bir şey değildir. kumar oynamakla eş değer olmakla birlikte, kumarda 1 ayda her şeyinizi kaybedip, ona göre bir düzen oluşturabilecekken, 5-15 yıllık kredi faizi ödeme stresi, ekonomik belirsizlik akıllı insanın yapacağı bir seçim değildir. olmamalıdır.

    hükumetin, şu anda piyasaları emlak, konut sektörü, turizm sektörü için krediye boğmasının temelinde, çok iyi rafine edilmiş toplumsal analizle beraber, ekonominin lokomotifi olduğunu düşündükleri ve gerçekten öyle olan inşaat sektörünü canlandırmak istemesi yüzündendir. şu anki konuma bakıldığında, yapılabilecek en iyi çözümdür. ancak bu çözümün sorununu oluşturan kendileri ile olduğu için bakın nasıl sorunu çözdük sevinci, oldukça yanlıştır. bu ekonomik krizin sorununu oluşturan temel zaten siyaset kaynaklıydı. siyasilerin ekonomik çözümün oluşturduğu, inşaat sektörü kaynaklı ekonomik kriz, aynı sorunu üreten siyasal irade ile çözülmesi mümkün değil. burada, akp hükumeti hedef gibi gösteriliyor diye düşünebilirsiniz. ancak, ülkenin siyasal gerçekliğine baktığınızda ki eğer fanatiklikten çıkarsanız, içinde bulunduğumuz ekonominin kötü temellerinin 60-70 yıl öncesinin siyasetiyle başladığını görebilirsiniz. bu durum ise tarihten görebileceğiniz gibi adnan menderes zamanına denk gelir. ancak bugüne kadar uluslararası sahada, 2000 sonrası büyük çapta bir salgın olmadı. ( ebola yaygınlaşmadı) türkiye cumhuriyeti tarihinde sahip olunan eskimiş, garip, çarpık ilişkileri olan siyaset böyle bir uluslararası pandemi kaynaklı ekonomik gariplikle ilk defa karşılaştı. diğer birçok ülkede aynı şeyden etkilendi. küresel olarak pandemi sonrası etkilenecek uluslararası siyaset, bizim ülkemizde de olacak. bu kaçınılmaz. o yüzden, eğer hala siyasi parti fanatiği iseniz size tavsiyem bir an önce siyasi faaliyetlerden çıkın, uzak durun. mesafe koyun. gelecek siyasi akımın, bu çarpık siyaset düzenin üzerinden dozer gibi üstünden geçebilir. sizi asacaklar, kesecekler anlamında düşünmeyin ya da muhalif siyasi partiler iktidara gelecek diye de düşünmeyin. siyasetin tamamen değişebileceği, siyasi akım düşüncesinin eksen kayacağı bir döneme tanıklık ediyoruz. edeceğiz. bu konuyu şimdilik burada bırakıp, inşaat piyasasına dönelim.

    abd mortgage krizine benzer bir kriz olacağını / olabileceğini yazdım. ancak, içinde bulunduğumuz durum kendine has ekonomik özellikler taşımaktadır. sınır dışı operasyonlar, suriyeli mülteciler, adaletsiz gelir dağılımı, ağır vergiler ve pandemi nedeniyle küresel parasal genişleme gibi unsurlar mevcut.

    mortgage krizi gibi bir krizin olma olasılığı, küresel piyasalarda ki parasal genişlemenin etki miktarına bağlı olacaktır. nitekim, ülkemizde ardı ardına dağıtılan, ucuz kredilerin başlıca dayandığı şey, küresel piyasalarda ki parasal genişlemedir. daha sonra ise, doğrudan inşaat ve emlak sektörünün etkilediği 30-40% arasında ki ekonomik alandır. ucuz kredinin piyasaları canlandıracağı gerçeği yadsınamaz. çünkü yeni alınan her ev, yaklaşık bir evin sahip olduğu ortalama 20.000 - 25.000 aracın satılmasıdır. mutfak gereçlerinden, yemeklere, oturma odası ihtiyaçlarından, tuvalet, banyo giderlerine, temizlik araçlarına, eğlence araçlarına, çocuk giderlerine, ev içi tadilat ürünlerine kadar vb birçok ürün için piyasayı canlandıracaktır. yerli turizm için ise emlak sektörünün etkilediğine oranla ortalama 10%'luk bir piyasa etkisi düşünülebilir. yani kredi faizlerinin ucuza verilmesi, ekonomi için günü kurtarma amaçlı çok yerinde bir karardır. günü kurtarma amacıyla geçen süreyi 1 günlük değil de 6 ay - 1 yıla yayılan süre olarak değerlendirmek doğru olacaktır. asıl sorunda bu sürenin daha fazla uzatılıp uzatılamayacağı probleminden ileri gelmektedir. çünkü salgının ikinci dalgası bizi karşılamaya başladı. diğer birçok ülkede önlemlerin alınması gündemde. konut ihtiyacı artan nüfusa oranla pek tükenecek bir meta değildir. ancak adaletsiz gelir dağılımın çok uçuk seviyelere geldiği ülkemizde, ucuz krediyi karşılayabilecek alt- orta, orta, orta - üst sınıf çekirdek birey toplulukları milyonlara varan oranla alt gelirli olarak nitelendirilmeye başlandı. bu durum, pandemi süreciyle ortaya çıkmadı. 2008'den sonra baş gösteren, 2011-2012 yılları ile geri döndürülmesi zor bir sürece giren olgu olarak baş gösterdi. 2020'ye vardığımızda, pandemi ile artık geri döndürülebilmesinin 30-40 yıl alabileceğini düşündüğüm bir olgu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. hani, şu parti gelirse, ekonomik olarak refaha ereriz gibi düşünceniz varsa, üzgünüm ama 30-40 yıllık azimle çalışmanın gerektirdiği bir süreç bizleri, muhtemelen çocuklarımızı, hatta torunlarımızı bekliyor.

    konut kredilerinin olumlu olduğunu ancak içinden çıkılmaz bir ekonomik kriz fırtınasının nedeni olacağını belirttim. bankaların, piyasayı fonlaması ile oluşan kredi bolluğunun finansal sektörü derinden sarsabilir seviyeye getirebilir mi şu anda emin değilim. emin olmamamın konusu ise, krediyi kullanan topluluğun sayısı ve gelirlerinin ne oranda olduğunu bilmiyorum. yani elinde 100.000 civarı parası olan, emekli bir birey, emekli parası ve birikimi ile 15 yıllık kredi alıp, ev almaya kalkarsa bunun altından kalkamayacağı çok barizdir. bu durumda olan milyonlarca kişi olduğunu emekli sayılarından görebiliriz. eğer ki toplumsal analizle yaptığımız, ev alayım da gerisine bakarım mantığı, ucuz krediyle alt-orta gelirlilerin aklını çelip milyonlara varan ev alımına iterse finansal bir krizde bekleyebiliriz demek oluyor. çünkü bu kredilerin geri ödenmesinde 2. ya da 3. sene ciddi sorunlar olacaktır. hatta, pandeminin ilerleyişi sebebiyle geri ödenmesinde ki sorunlar 2 sene bile sürmeyebilir.

    peki, iyi hoş söylüyorsun da kredi ile ev aldığımda beni ne bekliyor ki diyebilirsiniz. türk lirası ciddi değer kaybedebilir. finansal sektör bir krize girerse bankalarla ilgili olumsuz haberler duyabiliriz. bu sebeple, kredilerin durumu, geri çağrımı söz konusu olabilir. kredilerin geri çağırılması oluştuğunda yerel piyasalarda çok ciddi etkilere sebep olacaktır. bu durumun olması siyasal irade ile zor olacağını düşünmekle birlikte, olursa kenarda ek bir birikiminiz yoksa, kafanızı taşa değil nereye vurabilirsiniz tahmin edemiyorum. ev almayıp da ne yapayım ? herhangi bir yatırım aracı düşünüyorsanız ve döviz, kıymetli madenler vb ekonomik araçlar ilgilenmiyorsanız, yatırım yapabileceğiniz pek çok iş kolu, araç vs var.

    basitçe araştırmalısınız. örneğin, yerel ve uluslararası ihtiyaçlara bakıp, ucuza mal edip, üzerine kar koyduğunuzda rahatça satabileceğiniz ürünlere ve iş kollarına bakmalısınız. tarım ürünleri, hayvan, hayvansal ürünler çok basit ama efektif yatırım araçları olabilir. teknolojik ürünlere yatırım yapılabilir. yerel, uluslararası yazılım şirketlerine yatırım yapılabilir. örneğin peak games'e zamanında yatırım yapmış olsaydınız belki şu anda 1 değil 2 ev alabilecek imkanınız olacaktı. * örneğin çin kaynaklı bir şirket olan dünyanın en değerli 10 şirketi arasına giren tencent'in büyüme modeli, oyun şirketlerinde mikrotransaction olayına yönelenlere yatırım yapmak oldu. böylece her yıl neredeyse trilyon dolara yakın değer kazandı. bizim ülkemizde kafası çalışan, milenyum ekonomisiyle alakalı olan şirketler olsaydı şu anda tecent değilde "mahmut aile şirketi" dünyanın en değerli şirketleri arasına girebilirdi. *

    daha önceden belirttiğim gibi ülkede ki zengin kesim de fakir kesimd e yatırım konusunda dar görüşe sahip. garantici gibi bir düşünceye sahip olarak krediyle , ev alayım, kiraya vereyim, faizden daha çok para gelsin mentalitesinden pek öteye geçememiş durumda. geçenler ise zaten yaptıkları yatırımların meyvesini almakla meşguller. elbette, bu yatırım araçlarından, ben de yatırım yaparsam milyar dolar kazanırım çıkarımı yapmak büyük hata olur. her yatırım risktir. aldığınız riske değecek değerlendirmeyi iyi yapmak gerekir. 15 yıllık kredi riskini ve pandemi gibi sebepler psikolojik baskıyla beraber, ekonomik baskıyla baş edebileceğinizi düşünüyorsanız, hayattan ekonomik beklentiniz, bir ev sahibi olmak ise, neden ev almayasınız ki ? bu ucuz kredilerle beklemeniz hata olur. ancak, ben 15 yıllık riske giremem, ileriyi de rahat bir şekilde göremiyorum derseniz, neden böyle bir riski almak istersiniz ki ?

    ben ev alayım, bir tane olmasın, birkaç tane olsun. yazlık da alayım. canım sıkıldığında gider oturur, içerim. güneşlenirim. yatarım. yüzerim. canımın sıkıntısı geçene kadar para harcarım. yurtdışına çıkar, orada ki evime giderim. 1 sene kafa dinlerim. dünya üzerinde gidilmesi gereken yerleri gezer, paramla da iyi yerlerde kalıp, rahatça huzurla tecrübe edinirim. hobiler edinir, onlara para dökerim, dinsel otantik ayinlere katılırım, öğrenci okuturum, okul yaptırırım, hastalara yardım ederim, şöyle yaparım, böyle olur diyenlerdenseniz, üzgünüm ama 15 yıllık zar zor edindiğiniz bir ev kredisiyle bunu yapamazsınız. ne aldığınız ev ne de 15 yıllık zar zor ödeyeceğiniz kredi size bu imkanı sağlar. bunları düşünüyorsanız, silkelenin ve kendinize gelin. farklı yatırım araçlarına yönelin.

    pandeminin ikinci dalgasının öyle ya da böyle geleceği üzerinden yorum yapıyoruz. bence kaçınılmaz olan bu durumun, ülke içinde yerel piyasaya etkilerine kaba hatlarla değindik. daha fazla vergi, daha fazla işsiz, çözümsüz siyaset ve bir seçim olacak. ancak, bugüne kadar ne muhalif ya da yandaş basının görmediği, göstermediği bir durum var. 4 milyona yakın suriyeli mülteci ve pandemi olmadan getirdiği ekonomik yükün, pandemi sonrasında ki durumu, konuşulmadı. konuşulmak istenmedi ya da el altından yayın yasağı geldi.

    4 milyona yakın mültecinin, büyük bir kısmı, tek evde 10 - 12 kişi kalıyor ya da sokaklarda kalıyordu! dileniyordu. pandemi ile beraber, sigortasız, çocuk yaşta çalıştırılan mülteciler için, maske, dezenfektan gibi sağlık giderleri üstüne, kapatılan iş yerleri yüzünden, erzak yardımı, kira yardımı, elektrik, su faturası, cep telefonu faturaları gibi birçok ekonomik aracın karşılanması gerekir. bu araçların avrupa birliği tarafından karşılandığı haberlerine rastlamadım. suriyeli mültecilerin her biri birer külçe altınla ülke içine girmediğine göre, devlet kasasından yardım karşılanmış olmalı. hali hazırda, mülteciler için 40 milyar dolara yakın para harcanmıştı. pandemi öncesi bu durum, pandemi sonrasında, genel bakışla +5 - 7 milyar dolara çıkmış olabilir.

    ülkenin vatandaşı olan, bu toprakların evlatları, devlet destekli geri ödemeli ama düşük faizli yardım alırken, mülteciler için muhtemel harcamalar neden konuşulmaz ? neden, çünkü, bu ülke iç savaşa hiç bu kadar yaklaşmamıştı. nasıl mı ? eğer, mültecilere verilen ama vatandaşa 2 - 3 ayda gönderilmeyen maskeleri gösteren reklamlar, mültecilere verilen erzaklar televizyonlarda gösterilseydi, işinden olmuş, parasını alamayan, hastaneye pandemi nedeniyle veya ödeyemediği sigorta primi nedeniyle ( gss ) alınmayan ( aciller hariç ) bu ülkenin evlatları, oturup yutkunur muydu ?

    bu ülkede, 1950 sonrası gelen her siyasi hareket, vatandaşlara ekonomik yük bindirdi. vergilerle ezdi. ensesine bir şaplak atıp, elindeki dondurmayı aldı. yerine, dondurma külahı fotoğrafını verip, sen şimdi buna bak, yarın alırsın dedi. ancak hiç biri böyle yerel ekonomide ve uluslararası ekonomide ciddi bir salgın, işsizlik, mülteci durumu ile karşılaşmadı.

    evet, çalışma koşulları, eğitim, sağlık sistemi değişecek. siyaset anlayışı değişecek.

    pandemi sebebiyle, lise ve üniversitelere giriş sınavı için verilen karalar sonucunda oluşacak sağlık durumu, ekonomi, siyaset ve eğitimi doğrudan etkileyecektir.

    eğer ki, 2 milyon + kişi salgın riskini yüzdelik olarak yukarı çekip eğitim - öğretimin aksamasına, ekonominin durağanlaşmasına neden olursa, ekonomik kaybın değerini, sosyolojik tepkilerle beraber ölçmek pekala çok güç olacaktır.

    ülkede ki adaletsiz gelir dağılımı ile baş gösteren ekonomik krizin çözümlerinden bir tanesi gelir adaletini sağlamaktır. gomunizm* istiyor bu demeden önce, şunu belirteyim ki, serbest piyasanın gelişimi adına kapitalist serbest piyasa modeli çok daha iyi bir seçenektir. adaletli gelirden kasıt ise, mühendislerin vb meslek gruplarının iş sahalarını arttırıp, asgari ücrete tamah ettirilmeyen basit modellerin geliştirilmesi ile olacaktır. vasıfsız kişilerin, kalifiye eleman gereken, makamlarda sanal olarak durup, 300-400bin tl cebe attığı bu dönemlerde adaletsiz gelirin oluşturduğu ekonomik kriz, işsizliğin çıkış yolu ya hükumet değişikliği ya da hükumeti oluşturan etmenlerin siyasi görüş değişikliği olur. selam ve dua ile alınan makamlardan, birilerinin köşkünün bahçivanı olarak başlayıp, bilmem ne müdürlüğüne atanmalara, bir şirket değil belki de onlarcasının kağıt üzerinde müdürü olan çoklu işlem ( multitasking ) yapan süper insanlara kadar birçok çarpık dağılım varken, sadece hükumetin değişerek de bu düzenin değişeceğini düşünmek saflık olur. çünkü, hali hazırda türk siyaseti, benden olmayan gider mottosunu iliklerine kadar yakın çağda kendi siyasi anlayışına nüfuz ettirdiği için, siyasi bir kalkınma, düşünce uyanışının gerçekleşmesi gereklidir. işte bu uyanışı, katalizör görevi görerek yapabilecek tek şey pandemi gibi bir olaydı. çok basit, kötü ama zararlı olan siyasetimiz için ne şanslıyız ki yakın zamanda kurtulacağız.

    hani olacağından değil de, olur da farklı bir yönetim anlayışı olursa, milletvekilliği şartı için, ilk milletvekilliği döneminde, milletvekilleri, dokunulmazlık hariç bütün olumlu ayrıcalıklardan arınmış halde vekillik yaptırsalar. şöyle iki yıl boyunca sadece asgari ücret alarak, ev kiralarını, elektrik, su, telefon vb ihtiyaçlarını asgari ücretle gidermek zorunda kalıp, asgari ücretin köle çalıştırmaktan pek farkı olmadığını yeni anlayış, siyasi akım gösterse ne kadar güzel olur. 2 yıldan sonra, bugünkü imtiyazlar tekrar verilsin. ancak o 2 yıl boyunca, halkı anlasınlar. * iddiaya girerim ki, bugün 600 milletvekilin tamamı, hatta akrabaları dahil hiçbiri 2 yıl boyunca hiçbir imtiyaz olmadan, birikmiş paralarına el sürmeden, 0'dan asgari ücretle yaşayamaz. milletinvekilleri, halkın yaşam şartlarından o kadar uzakta olduğunu tek gören ben değilimdir.

    bu kriz, birçok olaya gebe. birçok alanda değişim başladı. eski tip yatırım araçlarında garantici olsun diye yatırım yaparsanız, belki arzuladığınız şeyi alabilirsiniz ama daha fazlasını değil. daha fazlasını daha kolay almak varken, tecrübe edinilen, bilinen yolu tercih etmek, insanın doğasında vardır. bir örnek vermek gerekirse, risk almak, eve giderken her zaman aynı yolu değil, farklı yolu kullanmaktır. farklı yolda bıçaklanabilir, öldürülebilir ya da sevdiğiniz bir yemeğin, ürünün satıldığını görebilirsiniz. belki yatırım için baktığınız ev, yanı başınızda bir arka sokakta ucuza sizi bekliyordur. ikinci el bir araçta olabilir. basit bir seçenek, size çok farklı şeyler sunabilir. o yüzden seçeneklerinizi tartarken, kendinizi kısıtlamayın.

    sevgiyle kalın. esen kalın. dinç olun. pandemi süresince kendinize, çevrenize dikkat edin.
220 entry daha