şükela:  tümü | bugün
277 entry daha
  • beş ay kadar kısıtlı bir süre kalabildiğim bu güzelim ada ülkesinden dönüşümün üstünden daha fazla zaman geçmeden aklımda kalanlardan ilk defa gidecek olanlara fikir verebileceğini düşündüğüm ufak tefek öneri ve tavsiyelerde bulunmak, biraz da gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

    ulaşım: her şeyden önce, malta'ya turist olarak veya iş gereği yerleşmek üzere gidiyorsanız, uçağa binmeden önce telefonunuza bolt uygulamasını yükleyin. taksi plakalı beyaz taksilerin yerine, uber tarzı, ama taksimetre ile işleyen özel taksiler daha uygun fiyatlı olacaktır. ki zaten taksiye biniyorsanız minimum 6 euro'yu vereceksiniz. yalnız yolculuk yapacaksanız, veya gideceğiniz yere çok geç kalmadıysanız zaten taksiye binmeyin bence. ülkenin her yerine belediye otobüsü ile ulaşılabiliyor. buna şehirler arası yolculuklar da dahil. gerçi şehirler arası dediğime bakmayın. istanbul'da semt (ilçe bile değil) olarak geçen alanlar şehir olarak tanımlanmış ve bunlar da merkezi otobüs sistemi ile birbirine bağlanıyor. 1,5 euro'luk otobüs bileti ile 2 saat içinde defalarca aktarma yapabiliyorsunuz. gerçi uçaktan ilk indiğinizde otobüsle uğraşmak istemezsiniz. bolt üzerinden, gideceğiniz yerin adresini yazarak taksinizi sipariş edin. yolculuğun ne kadar tutacağını göreceğiniz için hoşgeldiniz kazığı yeme stresine de girmezsiniz. havaalanındaki bolt buluşma noktası da plakalı taksi durağının hemen ucunda. gerçi havaalanı gayet minik olduğu için şoförünüz sizi her türlü bulur.

    iletişim: taksiye bindikten sonra doğal olarak taksiciyle sohbet başlayacaktır. "ya benim ingilizcem bana kadar var, ne sohbeti?" demeyin. öncelikle malta'da konuşulan ingilizce çok basit. düz lisede ingilizce derslerini haytalık yapmayıp dinlediyseniz, öğrendiğiniz kadarı sizi maltada rahat ettirir. her ne kadar uzun süre birleşik krallık yönetiminde kalmış olsalar da maltalılar o kadar da ingilizleşmemiş. şiveleri de ana dili ingilizce olmayanları çok rahat anlayabileceği sadelikte. kendi aralarında maltaca, veya onların tanımıyla malti konuşurlar. kulağa italyan vurgulu arapça, veya arap vurgulu italyanca gibi gelen bu dilde mutlaka tanıdık gelen kelimelere rastlarsınız. sonuçta malta adası dönem dönem arapların, italyanların, fransızların ve ingilizlerin kontrolü altında kaldığı için hepsinden bir şeyler geçmiş dillerine. maltalıları genel karakter olarak ise cezayirlilere çok benzettim. eşimin dediği şekilde hristiyan berberi olarak tanımlamak yanlış olmaz.

    maltalılar çok rahat ve sakin insanlar. defalarca kulak misafiri olduğum ve maltalıların genel hayat mottosu olduğunu düşündüğüm şu cümle adadaki genel kafa yapısını özetliyor aslında: "don't rush. if you rush you make mistakes./ acele etme. acele edersen hata yaparsın." hiçbir konuda aceleci değiller. her şeye çok sakin yaklaşıyorlar. sonradan öğrendim ki adadaki yeşil nadirliğinden dolayı oksijen seviyesi çok düşük. dolayısı ile hareketli olmak çabuk yorulmaya sebep oluyor. adamlar da çözümü genel olarak yavaşlamakta bulmuşlar. kendi ülkesinde alıştığı tempoda çalışmaya/hareket etmeye devam edenler arasında bayılanların bile olabildiği anlatıldı.

    konaklama: otelinizi veya yerleşeceğiniz evi sliema'dan seçmenizi öneririm. hem valetta'ya göre daha ekonomik, hem gayet merkezi, hem limana yakın. çarşı, cafe, restorant elinizin altında olur. valetta veya st julians'e gitmek çok kolay. ayrıca rıhtımda bir banka yerleşip st. paul katedraline karşı sahildeki büfelerden veya cafelerden alacağınız dondurmanın, kahvenin veya mevsimine göre sıcak şarabın keyfini çıkartmak paha biçilemez. ayrıca, sliema'da bana göre malta'nın en huzurlu ve en keyifli köşesine de rastlayabilirsiniz. edit: youtube'da kısa bir sliema'da sabah yürüyüşü videosu buldum.

    st julians: adanın turistlere pazarlamaya çalıştığı "party island/parti adası" imajının kaynağı. barlar, lüks oteller, restorantlar ve hepsinden önemlisi casinoların bulunduğu bölge olduğu için özellikle haftasonları çok hareketli. bana göre ise tek ilginç yanı malta balkonları konsepti ile tasarlanmış olan holiday inn otelinin ön cephesi. bir bölgenin doğal dokusunu çok da rezil etmeden, yine ondan beslenerek modern bir yapı tasarlamanın örnek alınması gereken bir tasarım bence.

    mdina ve rabat: mdina malta'nın eski başkenti. beklenen osmanlı istilasına karşı valetta planlı programlı bir şekilde kurulduktan sonra başkent olma görevini devraldığından dolayı mdina geri planda kaldı. şehrin tamamı dünya mirası olarak kabul ediliyor ve koruma altında. game of thrones'dan hatırlayabileceğiniz şehrin giriş kapısından geçtikten sonra kendinizi orta çağa ışınlanmış gibi hissedebilirsiniz. rabat ise mdina'nın komşu şehri. mdina'ya girmeden önce rabat tarafını gezmek, romalılardan kalma villayı görmek, little finger'ın genelevinin olduğu sokağı, adice pazarlıkların yapıldığı meydan köşelerini keşfedebilirsiniz, veya kurgusal şeylerin yerine gerçek tarihi kalıntıların peşinden yeraltı mezarlığına girebilirsiniz ve orayı ararken mdina'nın daracık sokaklarında gezebilirsiniz. bineceğiniz otobüs/taksi sizi iki şehrin ortasına indireceğinden gezinizi ona göre planlamak isteyebilirsiniz. unutmadan, indiğiniz yerde malta'nın ilk pastizzi fırını bulunuyor. her yerde karşınıza çıkacak olan bu efsanevi malta çöreğini kaynağından yemek isteyebilirsiniz.

    valetta: üç tane ana cadde ve bunları kesip birbirine bağlayan birbirinden güzel sokaklar. planlı programlı şekilde şehir kurunca ne kadar müthiş bir düzen kurulabileceğinin kanıtı. cafeler, restoranlar, barlar, alış veriş olanakları, müzeleri ile ülkenin hem turistik hem kültürel merkezi. şehrin hemen girişine yapılan yeni parlamento binası bile sanki yüzyıllardır orada duruyormuş intibası yaratıyor. ayrıca, malta tanıtım broşürlerinde ve turizm sitelerinde mutlaka kullanılan şu ünlü köşeyi de bulup fotoğraf çekmelere doyabilirsiniz.

    mimari: malta mimarisinin benim için özeti kiliseler ve balkonlar. özellikle balkonlar. adanın temel yapı malzemesi olan yerel sarı taştan yapılan binaların olmazsa olmazı olan farklı farklı renklere boyanmış olan balkonlar sokaklarda dolaşmayı, hatta kaybolmayı ayrı bir keyfe dönüştürüyor. daha görkemli mimari özellikler görmek isteyenler adadaki "yılın her gününe bir tane" mantığı ile yapıldığını tahmin ettiğim 365 kiliseden birini ziyaret edebilir.

    malta ve sinema: malta hem iyi korunmuş mimarisi, hem muhteşem güzellikteki sahilleri sayesinde birçok film ve dizi için çekim alanı olarak hizmet etmiş. en ünlüleri arasında game of thrones, gladiator, troy, midnight express gibi yapımlar var. tam liste ise çok daha kalabalık. en büyük izi ise (bence) başrolünü robin williams'ın oynadığı popeye bırakmış. filmin çekimi için
    adada ahşap sıkıntısı çekildiğinden ispanya ve hollanda'dan taşınan ahşaplarla sıfırdan kurulan köy, çekimler bittikten sonra hediye olarak adada bırakılmış ve günümüzde popeye village adıyla su parkı ve sevilen bir tatil hedefi olarak hizmet ediyor. link

    ne yenir ne içilir: öncelikle pastizzi. doğal olarak peynirlisi ile ilk denemeyi yapacaksınızdır, ama önyargılı olmayın ve bezelyeli ve tavuklusunu da deneyin. şaşırtıcı derecede güzeller. arancini denen dolgulu pirinç köfteleri de değişik bir tat. en klasik malta yemeği ise tavşan yahnisi. tavşan kardeşe kıyabilirseniz onu da deneyin derim. burada daha ayrıntılı ve görselli bir liste var aslında, bu konuyu o siteye devredeyim en iyisi. ha, benim düştüğüm hataya düşmeyin ve kaktüs likörü/gazozu/reçeli denemeyi unutmayın.

    bu kadarla kalmıyor tabii ki maltanın güzellikleri ve ilginçlikleri. aklıma geldikçe eklemeler yapabilirim, veya üşenip yapmayabilirim. edit yapma hakkımı saklı tutuyorum.
12 entry daha