şükela:  tümü | bugün
24 entry daha
  • barış manço, kariyerinin en başında amerika ve avrupa'da yapılan rock müziği türkiye'ye getirmeye çabaladıktan sonra kendi müziğini de yurtdışına duyurmak için çok çabaladı. 1970'lerde türkiye'de ününün zirvesindeyken yıllarını geçirdiği belçika'ya gidip tamamen ingilizce şarkılardan oluşan bir albüm çıkardı. bu albümün adı, sanatçının adının yurtdışında daha kolay söylenebilmesi adına yaratılmış bir varyasyondan geliyordu: baris mancho. niye ç'yi "ch" haline getirirken ş'ye dokunmadığını bilmiyorum. ama bildiğim bir şey, manço'nun bu albüme çok emek verdiği ama beklediği karşılığı bulamayınca türkiye'den genç bir rock yıldızı olarak dünyaya açılma hevesinin o anda kırıldığı.

    barış manço'nun ingilizce şarkı söylemesi sadece 1976 tarihli bu albüme özgü değildi. bir akrabalarının düğününde bir anlık gaz ile sahneye çıkması kariyerinin ilk performansı olmuştu ve bu düğünde elvis presley'den blue suede shoes ve heartbreak hotel'i söylemişti. 1950'li yılların sonunda kurduğu kafadarlar ve harmoniler grupları ile rock'n'roll ve twist tarzında şarkılar yorumladı. hatta manço, ülkenin twist prensi olarak adlandırılmış ve ilk 45'liklerini farklı twist cover'ları olarak çıkarmıştı. ilk üç 45'liğinden birinde sözü ve müziği manço'ya ait ilk şarkı yer almaktaydı ve dream girl adlı şarkı anlaşılacağı üzere ingilizce'ydi.

    manço, 1963 yazında şişli terakki lisesi'nden mezun olduktan sonra zamanında galatasaray lisesi'nde öğrendiği fransızca'nın da cebinde bulunması ile bir yıl önce bursla belçika'nın büyük şehirlerinden liege'e üniversite okumaya giden ağabeyi savaş manço'nun yanına gitmeye karar verdi ve güzel sanatlar akademisinden kabul aldı. ama müzik kariyerine ara verme gibi bir niyeti de yoktu. avrupa'ya çıktığı gibi kıta avrupa'sının müzikal merkezi olan paris'e gidip, müziğini burada yapmak istedi. bir şekilde yolu fransa'nın ünlü şov insanlarından henri salvador ile kesişti. salvador, karayiplere dayanan kökenlerinden olsa gerek, sıcak kişiliği ve eğlenceli karakteri ile dikkat çekmiş, rock'tan caza, latin'den sambaya bir çok müzik tarzında ürün vermiş biriydi. salvador, ilk görüşte manço'dan çok etkilenmedi. daha avrupa'ya yeni çıkmış çocuğun fransızcasının aksanlı olduğunu söyleyip, bir de kilo vermesini öğütledi. bu sözler manço'yu kamçıladı. bir sene boyunca okulda ve harçlık kazanmak için bulduğu işlerde dilini düzeltti. kilo verdi. bir de andre soulac adında bir şair/müzisyen ile tanıştı. soulac, kendisinin menajerliğini üstlendi. 1964'te manço, salvador'un kapısını tekrardan çaldı ve bu sefer her şey yolunda gitti. salvador, o sene kendi plak şirketi rigolo'yu kurmuştu ve manço'yu da ekibine dahil etti. sene sonunda manço, dört şarkılık bir ep yayınladı. kapakta salvador, manço'yu şöyle tanımlıyordu: "gençlik, ritim, ateş, mizah, özgün bir yetenek". plakta, jacques denjean'ın orkestrası çalmıştı ki bu isim kariyerinin başında olmasına rağmen o ana dek johnny hallyday ve nana mouskouri gibi ünlü isimlerle çalışma fırsatı bulmuştu. ep'nin ilk şarkısı baby sitter, tamamen manço'ya ait bir eserdi. ufak gırtlak oyunları dışında türkiye'den geldiğini belli edecek bir şeyin olmadığı, eğlenceli bir pop rock şarkısıydı. diğer şarkılar ise dönemin rock şarkılarının fransızca yorumlarıydı.

    15 ocak 1965'te barış manço, fransa'nın en önemli konser salonlarından olympia'da sahne aldı. bu konser ülkenin geleneksel müzik olaylarından biri olan musicorama à l'olympia'nın bir ayağıydı. konserin assolisti o dönem türkiye'de her yer kar var ile büyük popülerlik kazanmış belçikalı sanatçı salvatore adamo idi. hatta rahmetli savaş manço'nun dediğine göre adamo, kısa süre önce türkiye'de konserler verdiğinden olsa gerek, o şarkının orijinali olan tombe la neige'e başlarken yanlışlıkla şarkıya türkçe girmişti. konserin ilk bölümünde ise genç yetenekler sahne alma şansı buluyordu. bu yetenekler ria bartok, claude ciari, les missiles, romuald ve bu konserden sadece üç ay sonra lüksemburg adına eurovision 'u kazanacak france gall'di. manço da bu yeteneklerden biriydi. manço, sonraki gün sahne alacak johnny hallyday'in orkestrası eşliğinde yeni ep'sindeki şarkılardan söyledi. ancak yine savaş manço'nun anlatımına göre barış manço'nun aksanı dinleyiciler tarafından beğenilmemişti. bu da manço'nun kariyerinde bir dönüm noktası olacaktı çünkü fransızca şarkı söylememe kararı aldı. halbuki aynı ay dönemin önemli müzik mecmualarından salut des copains'de ep'sinin tanıtımı çıkmış ve birkaç ay sonra ep'sinde bulunan iki şarkı iki ayrı 45'lik olarak olarak tekrar piyasaya sürülmüştü. yani manço, yurtdışı kariyerinin tam da hareketlendiği zamanda bir küskünlük yaşamıştı.

    ama bu demek değildi ki müziği tamamen bırakmıştı. aksine belki de hayatının en verimli dönemlerinden birine adım attı. kısa ama dolu dolu geçen fransa macerası ardından manço, belçika'ya geri döndü ve andre soulac ile deli gibi beste yapıp, bunları soulac'ın ses kayıt cihazına kaydederek demolar ortaya çıkardı. amaçları bu şarkıları genç sanatçılara verip, onları yıldız yapmaktı. manço, bu sayede müziğin arka planını öğrenme fırsatı buldu ve birkaç genç belçikalı sanatçı için beste yapıp, plaklarının da prodüktörlüğünü üstlendi (bu konuda daha detaylı bilgi için şöyle alalım: #31257992). soulac, bu kayıtlardan bazılarını yıllar sonra youtube'a yüklendikten sonra müzisyen hakan tuna bunların haklarını alıp yakın zamanda iki toplama albüm çıkardı. 2018'de çıkan golden rollers albümünde, manço'nun albüme ismini veren ve hakkında pek bir bilgi olmayan bir grup ile kaydettiği iki the kinks cover'ı, iki james brown cover'ı, iki yeni fransızca eser ve de manço'nun ilk türkçe bestesi olan seher vakti'nin ilk versiyonu yer alıyordu. 2019'da çıkan manlac blues 9 ise 1965 ve 1966 yılları arasında kaydedilmiş, tamamen orijinal fransızca şarkılardan oluşuyordu. golden rollers'taki iki fransızca şarkının demo versiyonlarının yanında, daha önce hiç duyulmamış, belçika'da başka şarkıcılara verdiği ve daha sonra yayınlayacağı birkaç şarkıyı da içeriyordu. bu şarkıların arasında anlıyorsun değil mi ve bal böceği şarkılarının ilk versiyonları da vardı.

    haziran 1966'da manço, bir müzik festivalinde yine adamo ve france gall ile sahne alıyordu. ancak bu sefer şarkıcı olarak değil, o festivalde sahne alan belçikalı şarkıcılar l'alba ve magali michel'in orkestrasının lideri görevindeydi. festivalin ikinci gününde ise les mistigris adlı bir rock grubu çalmıştı. manço, onlarla tanıştı ve kafaları çok uyuştu ve beraber çalmaya karar verdiler. lakin manço, yurtdışında fransızca okumaktan çekiniyordu. o yüzden les mistigris ile türkiye'de bir kariyer yapmayı planladı. keza kendisinin olympia konseri ve çıkardığı ep, türkiye'de haber ve gurur kaynağı olmuştu. hatta 1965'te istanbul radyolarında dönemin yeni fransızca plaklarının çaldığı bir programda manço'nun bir şarkısı da çalınmış, programı sunan kişi manço'yu yabancı bir şarkıcı olarak ve adının telaffuzunu yanlış yaparak sunduğunda annesi rikkat uyanık, ayağında terliklerle bir hışım ile radyo binasına gidip yöneticilere bir azar çekmişti. les mistigris'in desteği ile manço, soulac ile yazdığı iki orijinal şarkı, daha önce konserlerinde twist formatında okuduğu kızılcıklar oldu mu'nun fransızca versiyonu ve aman avcı vurma beni'yi yayınladı.

    leş mistigris ile çıkardığı 45'likler, manço'nun fransızca dönemine bir veda oldu çünkü artık kıta avrupa'sı müziğinin lingua francası fransızca değil, the beatles'ın patlaması ile üst üste çok etkileyici gruplar çıkan birleşik krallık sayesinde ingilizce olmuştu. bu. da manço için yeni bir başlangıç anlamına geliyordu. fransızcası aksanlı bulunmuştu ama ingilizcesi için bir geri bildirim almamıştı. e zaten ilk plaklarını hep ingilizce yayınlamıştı. bir aşinalığı vardı. bu önemli bir değişiklikti. bir önemli değişiklik daha vardı. manço, artık yurtdışı kadar türkiye marketine de önem vermeye karar verdiği için artık yavaş yavaş türkçe şarkılar ortaya çıkarmaya başlamıştı. bir önemli değişiklik daha vardı tabii. manço, 1967 yılı başında abisi ile hollanda'da ciddi bir trafik kazası geçirdi. bu kaza nedeniyle yüzünden yaralanan manço, estetik ameliyat olmak zorunda kaldı. dudak bölgesinde kalan yarayı saklamak için de bıyık bırakmaya başladı. böylece müziği ile beraber, tipi de daha türkiye standartlarına yaklaşmaya başlamıştı. gerçi aynı dönemde the beatles üyeleri de saykodelik dönemine adım atmış, hint kıyafetleri giyerek bıyık bırakmaya başlamışlardı. dünyada da doğu ve batı arasındaki sınırlar nispeten yıkılıyordu. manço, les mistigris ile son plağında iki blues/rock'n'roll parçası cover'ladı ama bu plak da belçika'da kaydedilse de sadece türkiye'de yayınlanmıştı. les mistigris'in belçikalı olması, manço'nun da türkiye'de kalma konusunda ısrarcı olması nedeniyle grup ile vokalistin yolları ayrıldı. les mistigris zaman içinde evrilerek recreation adını aldı. grup, gitaristinin yerine bir klavyeci alarak manço ile yaptıkları ile alakası olmayan, çok çılgın bir deneysel rock müziği kaydetmeye başladı. işin ilginci bu klavyeci jean-jacques falaise, 1980'lerin ortalarında barış manço'nun klavyecisi oldu, 24 ayar albümünde hem enstrümantalist hem de besteci olarak yer aldı.

    manço'nun les mistigris sonrası yeni grubu mazhar alanson ve fuat güner'li kaygısızlar oldu. manço, bu dönemde de ingilizce söylemekten vazgeçmedi ve grupla çıkardığı ilk beş 45'liğin hepsinde bir türkçe ve bir ingilizce şarkı kaydetti. bunların ilk ikisi cover olsa da, daha sonra üst üste runaway, trip (to a fair) ve flower of love adlı orijinal şarkılar kaydetti. bu şarkılar 60'ların psychedelic havasını taşıyan şarkılardı. iyi bir kayıt yapılsa ile ve manço'nun aksanı ve yazdığı sözler üzerinde birkaç oynanma yapılsa akranlarından aşağı kalan pek bir yanı olmayacaktı. ama bu şarkılar da aslında türkiye marketi için kaydedilmişti ve yurtdışında piyasaya sürülmedi.

    ancak bu kaygısızlar döneminde manço, ikinci kez avrupa'da şansını denemeye karar verdi. 1968 yılının sonunda paris'e giden manço, plak şirketlerine kaygısızlar ile kaydettiği şarkıları dinletti. barclay plak şirketi bu kayıtlara olumlu bir tepki verdi ve manço ile bir anlaşma imzaladı. barclay, bu imzadan dört sene önce timur selçuk'a fransa'da bir 45'lik yapmıştı. yani türk sanatçılar ile bir geçmişi vardı. ancak son anda devreye philips girdi ve manço'nun aklını çeldi. ocak 1969'da kaygısızlar, fransa'ya uçtu ve kayıtlar başladı. grup, repertuarlarındaki ingilizce şarkılar arasından daha önce piyasaya sürülmemiş susanna ile trip (to a fair)'in yeni düzenlemesi olan fairground şarkılarını kaydetme kararı aldı. bu şarkıları seçmelerinin nedeni doğu motiflerine sahip olmalarıydı. ancak philips, kayıtları dinledikten sonra şarkıları yeterli bulmadığı için bu 45'lik hiçbir zaman yayınlanmadı. belki philips yerine barclay ile anlaşsalardı her şey daha farklı olurdu, kim bilir.

    türkiye'ye geri dönüp kaygısızlar ile yollar ayrılınca, manço'nun müziğinde rock'ın sesi biraz kısıldı ve 1970'de bir yüzü daha yerel diğer yüzü daha rock kaydedilen dağlar dağlar'ın yerel versiyonu büyük bir hit şarkı haline gelince manço nasıl bir müzikal tarzda devam etmesi gerektiğini anladı. 1970'lerin ilk yarısında üst üste çıkardığı ve çok tutan 45'liklerle "anadolu rock" diye tanımlayabileceğimiz klasik tarzını oturttu. bu tarzı yaratırken de zaman içinde birçok usta müzisyenin çaldığı grubu kurtalan ekspres'i kurdu. ekim 1974'te ilk uzun çaları 2023'i kaydetmeye başladığında yazdığı eserler progresif ve elektronik dokunuşlar içeriyordu. çıkan ürün, manço'ya has müzikal bir tavır oldu. 1975 yazında albümün kayıtları bittikten hemen sonra da yeşilçam'da da manço'yu görme şansımız oldu. ama ülkede popüleritesinin zirvesinde olsa da belli ki şu yurtdışı işi manço'nun içinde bir ukte kalmıştı. bu nedenle 1976'da manço, kollarını bir kez daha dünya starlığı için sıvadı.

    tekrar belçika'ya giden manço, ünlü müzik şirketlerinden cbs ile görüşmeye başladı. cbs, 1970'de moğollar'a bir 45'lik yapmıştı. yani türk müziğine aşinaydı. ayrıca o 45lik bir liste başarısı getirmese de moğollar, bir sonraki uzunçaları ile fransa'da en iyi albüm ödülü almıştı. manço, zaten bu olaylardan sonra moğollar ile birkaç yıl beraber çalışmıştı. bir de şarkıcının belçika vatandaşı olması, belçikalı gruplarla çalışmalar yapmış olması ve kısa ama güçlü bir fransa macerası olması derken oldukça dolu bir cv'si olduğu ortadaydı. o sene cbs ile dört senelik bir anlaşma imzalandı ve manço, her sene üç adet 45'lik çıkarma sözü verdi. manço'nun prodüktörlüğünü cbs çalışanı jean huysman yapıyordu. o da barış manço'nun avrupa'da ses getirmeye çalıştığı zamanlarda belçika'nın ilk rock'n'roll gruplarından the cousins'te bas çalmış, başarılı bir müzisyendi. anlaşamalar imzalandıktan sonra manço ve huysman, orkestrayı oluşturmaya başlamıştı.

    elbette manço grubu kurtalan ekspres'i yanında belçika'ya getirdi. gitar, bağlama ve tamburda ohannes kemer, perküsyonda celal güven, flütte oktay aldoğan ve davulda caner bora, 2023 albümünde de yer alan ekipti. iki tane de yeni isim gruba dahil olmuştu. bunlardan ilki klavyeci kılıç danışman'dı. diğeri ise gruba bas gitarist olarak dahil olan ahmet güvençti. güvenç, bu albüm ile gruba öyle bir dahil oldu ki halen kurtalan ekspres'i devam ettiriyor. bu sadakate gerçekten şapka çıkarılır. kurtalan ekspres'in yanına ise huysmans'ın o dönem prodüksiyonlarında çalışan george hayes'in orkestrası eklendi. huysmans ve hayes, o dönem do you love me single'ı ile avrupa'da bir hit yaratmış pop şarkıcısı sharif dean ile çalışmaktaydı. hayes'in orkestrası üflemelilerden yaylılara, piyanolu, gitarlı ve davullu, yani tam teşekküllü bir büyük orkestrasıydı. zaten albümde de düzenlemelerin ne kadar büyük büyük olduğu da dikkat çekiyordu. albümün en ilginç isimleri ise geri vokallerde yer alan dream express grubuydu. bu grubun üyelerinden stella ve patricia maessen kardeşler endonezya kökenli hollanda vatandaşlarıydı. üçüncü bir kardeşleri ile hearts of soul adlı bir grup kurmuşlardı. 60'larda ünlü ingiliz şarkıcı dusty springfield'e geri vokal yaptılar. 1970'de ise hollanda'yı eurovision'da temsil edip altıncı oldular. sonra stella ve patricia belçika'ya geldi ve yanlarına iki vokalist alarak "dream express' adını aldı. tesadüfen kurtalan ekspres ile uyumlu bir ad seçen grubun ilk çalışmalarından biri baris mancho albümü oldu. albüm uğurlu gelmiş ki bir sene sonra dream express, bu sefer belçika'yı eurovision'da temsil etti. yine yedinci olmuşlardı. ama hikaye burada da bitmedi. stella, 80'lerde solo çalışmaya karar verdi. 1982'de düzenlenen eurovision'da belçika'yı bu sefer tek başına temsil etti ve dördüncü oldu. stella bu kadar cabalarken eurovision birinciliği kardeşi patricia'ya nasip oldu. 1986'da 13 yaşındaki sandra kim, j'aime la vie ile belçika'nın ilk ve tek eurovision birinciliğini getirirken patricia maessen, kim'in geri vokallerinden biriydi. ancak grubun en bahtsızı da o oldu çünkü sadece 44 yaşındayken kalp krizi geçirip hayatını kaybetti. dream express'in diğer iki vokalistinden biri olan anita meyer de 1981'de why tell me why şarkısı ile hollanda'da altı hafta liste başı olmuştu. yani çok sağlam bir vokal desteği manço'ya sunulmuştu.

    e artık albüme bir dalalım. albümün açılışını little darlin' (we'll be kissing) yapıyor. sadece albümün ilk şarkısı değil, ilk single'ı ve klip parçası da. yani albümün ağır topu. albümün boyunca göreceğimiz doğu-batı sentezini başarı ile yapan bir şarkı. çat diye başlayan şarkının kemanlarından çıkan sesler ve manço'nun vokalindeki nameler anında oryantal bir hava katıyor. ayrıca nakaratlarda alttan alttan gelen, nakarat sonrası yer alan enstrümantal pasajda ise oldukça önde olan bağlama da dikkat çekiyor. öte tarafta üflemeliler ve dream express'in vokalleri acayip avrupai. ayrıca şarkının hızlı temposu ve elektro gitarın küçük dokunuşları da şarkıya bir rock havası katıyor. şarkı, kısa, tempolu ve vurucu. barış manço'nu kaleminden çıkan sözler basit, konu klasik. barış manço da son kısımda şarkının arasında fransızca ve ispanyolca atarak biraz şov yapmış da denebilir. çat diye başlayan şarkı, çat diye de bitiyor. bence bir beklentileri arttıran bir başlangıç. bu şarkının dağda bayırda izzet öz tarafından çekilmiş siyah beyaz bir klibi var. kurtalan ekspres'in yanında dream express'e playback yapan "posta kutusu" adlı geri vokal grubu var. bu kişilerden biri ahmet güvenç'in baldızı lale çağlar. kısa süre sonra kendisi barış manço ile evlenip lale manço olacak. bir diğeri de bizimkiler dizisinde sarhoş cemil'in karısı sevim'i oynayan sabriye kara'ymış. ama asıl değinmemiz gereken bir başka klip daha var. bu klipte barış manço, o dönem normal olsa da bugün baktığımızda problematik görülen blackface yapmakta. aslında bu klip, trt için çekilen bir programın bir kısmı. bu playback öncesinde barış manço, siyahi versiyonu ile sohbet ediyor ki o dönemin imkanlarına rağmen başarılı bir iş çıkarmışlar. bu sohbette siyahi karakterin barry mcmonroe adlı amerikan sanatçı olduğunu ve manço'nun programına konuk olup little darlin''i söylediğini öğreniyoruz. manço'nun kendine has mizahı ile süslü bu mizansen sanatçının ne kadar farklı bir kafada olduğunu gösteren önemli bir örnek. bu klipte ohannes kemer'in olmaması da ayrı bir not. belli ki yeni bir gitarist aradıkları dönemde bu kayıtlar yapılmış.

    albüme lonely man ile devam ediyoruz. eser aslında onlarca versiyonu olan geleneksel bir ağıtın manço yorumu. ilk olarak 1968'de kaygısızlar eşliğinde bebek adıyla sade bir düzenleme ile kaydedilmişti ama taa o zamandan bu şarkı yurtdışında sunulmak isteniyordu. kim olduğu hakkında hiçbir bilgi olmasa da o dönem manço'nun ingilizce şarkılarının çoğunun sözlerini yazan felicity rhodes-sen'un sözleri ile şarkı lory olarak kaydedildi. ama bu eser istendiği gibi yurtdışında değil, sadece manço'nundünden bugüne adlı toplama uzunçalarında yayınlandı. o şarkıda alakasız duran "lory", bu versiyonda daha mantıklı bir şekilde bu kelime olan "lonely"'ye, nakarat da "i'm a lonely, lonely man"'e çevrildi. görkemli bir düzenleme yapılmış. ilk şarkıdaki sentez bu şarkıda bir adım daha ileri götürülmüş. bir ağıt olduğu için zaten bestesi anadolu kokarken, nakaratta ohannes kemer yine bağlamayı konuşturmuş. kıtaların ikinci bölümünde yaylı tamburu da usulca çalmakta. öte yandan bas gitar ve elektro gitar aslında çok funky. davulun da dur-kalk ilerleyen çok tatlı bir ritmi var. bunlara ara ara duyduğumuz trombon ve dream express'in vokalini ekleyince çok sağlam bir altyapı ile karşı karşıya kalıyoruz. vokalleri ve yerel enstrümanları çıkardığında ağır tempoda ilerleyen güçlü bir dans müzik altyapısı beliriyor. hatta kemanlarla şarkıya görkem üstüne görkem atılmış. sözler bu sefer manço tarafından yazılmasa bile oldukça basit. çocukken kuruduğu hayallere ulaşınca bunların boş olduğunu anlayan yalnız bir adamın ağzından yazılan sözler herkese hitap ediyor. farklı bir tat. ilk şarkının enerjisinden sonra daha oturaklı sözler ve müzik dinlemek, tempoyu çok düşürmeden daha yerel motifler sunmak kötü fikir değil. sadece biraz fazla tekrar ediyor. artık kaç kez "lonely" deniyor bilmiyorum. bu şarkının da bir trt kaydı var bu klipte neredeyse bütün şarkı boyunca manço ve vokal grubu "posta kutusu"'nu izliyoruz ki kurtalan ekspres'e biraz ayıp olmuş.

    albümün üçüncü şarkısı old paulin' albümün geri kalanına göre çok farklı çünkü hiçbir türk motifi içermeyen, düz bir pop rock şarkısı. bunun da nedeni söz ya da müziğe manço'nun elinin değmemesi diyebiliriz. şarkının yazarı jonathan glemser, manço'nun 1970'de ingiltere'de tanıştığı bir gitarist. zamanında hey dergisi,manço'ya referans vererek glemser'in the yardbirds ilk gitaristi olduğunu söylemiş ama böyle bir şey yok. manço, glemser ve iki arkadaşı ile kaygısızlar sonrası iki 45'lik çıkarmıştı. bunlardan birisi meşhur dağlar dağlar'dı. sonra glemser, ingiltere'ye döndü ve orada iki farklı grupta çaldı. sonra da piyasadan kayboldu ama bu albüm önce bir şekilde manço ile iletişime geçmiş ki bu şarkı albüme girmiş. şarkı, orta tempoda giden, sürprizsiz bir eser. elektro gitarı çok hoş çalınmış. dream express yine şarkıya enerji katıyor. manço'nun aksan sıkıntısı biraz öne çıkıyor. anadolu melodileri içeren şarkılarda aksan olayı çok göze çarpmasa da daha batılı durum. farklı. "old paulin'" tam olarak ne demek biraz muamma bu arada. orijinal tracklist'te "little darlin'"in altında olduğu için yanlışlıkla paulin' olarak yazıldığını düşünüyorum. keza "old pauling" diye bir şey yok. google'a "old paulin" yazınca da sadece bu şarkı çıkıyor. ancak ingiltere'deki st. john's okulu mezunlarına "old pauline" deniyormuş. alaka var mı bilinmez. ama bu şarkının konseptine bakınca "old paulin" bir pub ya da kulüp gibi durmakta. "old paulin" tabiri, pub ve kulüpler, orada dans etmeler, eğlenmeye gitmeden yemek paylaşıp şarap içmeler, "the bridge was burning" ile londra köprüsüne yapılan gönderme, şarkının yazarının ingiliz olması, şarkının içinde "kraliçe" kelimesi geçmesi derken çok britanyalı bir şarkı. ama sanki bu albümde, bu vokalle tam da olması gerektiği gibi olmamış.

    lucky road ise manço'nun en batılı eserlerinden biri yine yol göründü gurbete'nin ingilizcesi. konusu ve müzikal özü ile country bir hava taşıyan şarkı, ilk olarak 2023 albümünde yayınlanmıştı. benim orijinalini çok sevdiğim bir şarkı. türk rock müziğinin belki de en iyi gitar introsuna sahip. devamı da benzer kalitede. çok da usulca yorumlanmış aslında. sanki manço, belli bir ses seviyesinin üstüne çıkmak istememiş. davul sakin. slide gitar ve flüt rahatlatıyor. ama daha rock bir düzenlemeye de müsait bir eser. manço da bu batılı havası ve rock'a yatkınlığını göz önüne alarak şarkıyı bu albüme almış. gerçi güzelim şarkının düzenlemesini bu sefer de çok dolu dolu, nefes aldırmayan bir hale sokmuşlar. davul zaten daha hızlı çalınmış. bas gitar bol bol nota basıyor, hızlı hızlı akor çalan akustik gitar çok belirgin, geri vokaller zaman zaman manço'ya destek oluyor, zaman zaman onunla karşılıklı atışıyor. aslında lucky road tek başına ya da albümün içinde dinlendiğinde, bu dediklerim çok sıkıntı değil. yine eğleniyorum. ama türkçe ve ingilizce versiyonlarını alt alta dinleyince 2023'teki düzenlemenin sadeliği bir ayrı güzel. söz olarak felicity rhodes-sen, yol temasını korusa da gurbete gitmek yerine, hayat yolculuğuna çevirmiş. neden olmasın diyelim.

    bir sonraki şarkı da yine bir manço şarkısının ingilizce yorumu. nazar eyle, emerald garden olmuş. "lucky road", tüm kalabalık düzenlemesine rağmen, global bir albüme konulmak için iyi bir tercihti. adaptasyonu da iyiydi. emerald garden için aynı şeyi maalesef diyemeyeceğim. şarkıya nakarat bulamayıp "doo doo doo du doo du doo, emerald garden da du dı dı de doo di da" gibi şey uydurmaları kulağa hiç hoş gelmiyor. kıtalar da bir garip. hiçbir kafiye uyumuna kafayı takmamışlar. mesela ilk kıtada "mountains", "honey jar", "kindle", "with me", "crystal wind" diye biten mısraların birbirleri ile bir uyumu yok. bu hayranı olmadığım sözleri de yukarıda bahsettiğim jonathan glemser yazmış bu arada. gerçi ben bu şarkının orijinal versiyonunun da büyük hayranı değilim ama en azından yöresel, eğlenceli bir müziği var. emerald garden'da da bu etniklik bir yere kadar korunmuş, yine bağlama ve kaşık duyuyoruz. ama sonuçta emerald garden'ın olayı klasik tarzda bir orkestranın bir türk melodisi çalıyor olması. bu düzenleme şarkının özünden bir şeyler götürüyor. e sözler de ingilizce olunca ve nazar eyle'deki gibi bir öykü anlatılmayınca şarkının espirisi gidiyor. belki hiç türk müziği bilmeyen biri için çok otantik gelebilir ama benim için orijinalini ileri götürmüyor.

    sırada bir barış manço klasiği olan nick the chopper var. tamamen ingilizce olan bir şarkının en kült manço şarkılarından biri olması hep ilginç gelmiştir. belki herkes değil ama manço müziğine bir miktar aşinalğı olanlar bile nick the chopper'ı bilir. bunun en büyük nedeni herhalde bu albümün türkiye'de nedense "nick the chopper" adı ile çıkmış olması. böylece o dönem manço dinleyenler ve dinlemeyenler bu ismi öğrenmişlerdi. bir de tabii manço'nun en bilinen özelliklerinden biri hikaye anlatıcılığı. ingilizce bilmeyenler bile o dönem manço'nun ormanları doğrayan bir adamın başına gelenler temalı bir hikaye anlattığını öğrenmişlerdi. keza manço da bu şarkıyı çok öne çıkarmıştı. mesela 1980 tarihli disco manço albümünde albümün adına yakışan bir düzenleme ile şarkı yorumlamıştı. hatta içine bir miktar türkçe söz de eklenmişti ama konu ile alakası yoktu. bu son olmadı. 1990'larda da dönemin tırnak içinde rock gruplarından af'a bu besteyi verip yine tamamen alakasız türkçe sözler yazmış ve şarkıyı evelallah yapmıştı. manço, son çalışması olan mançoloji albümüne, içine az biraz evelallah katılsa da, bu şarkıyı eklemişti. tabii bir de melodisi var ki çok eğlenceli, akılda kalıcı. bu albümdeki versiyon hem funky hem etnik. bu dinleyişte şunu farkettim: şarkı ingilizce olmasına rağmen manço'nun tüm vurguları, aksanı, nameleri herhangi bir türkçe manço şarkısı gibi. yani dikkatsiz dinlesen yabancı dilde söylendiğini anlamazsın. bu tabii şarkının memleket içinde tutmasına katkıda bulunsa da yurtdışında kabul görmesine engel oldu. buna engel olan başka bir şey de sözleri. bu şarkının da sözleri tamamen manço'ya ait. çok çocuksu sözleri olan şarkıda kirli, pasaklı, hiç yıkanmayan, hiç evlenmemiş bir adam ormandaki ağaçları kesiyor. bir gün tüm ormanı kesip zengin olmak istersen ağaçlar birden canlanarak onu öldürüyor. sözler çok iyi değil ama artık kült hale gelmiş.

    2023'te yer alan aşık veysel 'in uzun ince bir yoldayım yorumu, bu albümde tell me old man olarak yorumlanmış. sözler direkt çeviri değil ama şarjının orijinalindeki bilgelik bu şarkıda da var. bunu da çok beğeniyorum. felicity rhodes çok iyi iş çıkarmış. dream express'in geri vokalleri bana esen bir rüzgarı hatırlatıyor. bu da veysel'in anadolu kokan melodileri ve rhodes'in bilge sözleri ile birleşince çok iyi bir atmosfer yaratıyor. zaten şarkı da rüzgarın nereden gelip nereye gittiğini sorgulayarak başlamakta. ayrıca george hayes'in yaylı düzenlemesi de şarkıya çok yakışmış. bir yandan uzun ince bir yoldayım'ı farklı sanatçılardan artık binlerce kez dinlediğim için şarkıya biraz tepkisiz kalmaktayım ama bu yorum bu şarkının başarılı versiyonlarından biri. yurtdışındaki dinleyiciye sunulduğunu da unutmamak lazım. bence bu sunumu da başarı ile yapmakta. tabii orijinal versiyonun düzenlemesinin sadeliği burada kaybolmuş ama en azından çok da aşırıya kaçmamışlar.

    blue morning angel, albümün orijinal bestelerinden biri ve bunlar içinde herhalde en çok sevdiğim bu. çok hoş bir ritmi var. üflemeliler çok iyi kullanılmış. arada bağlamanın çaldığı ufak melodiler şarkıya çok yakışmış. müzikal olarak çok pozitif ve mutluluk verici bir atmosferi var. diğer sarkilardaki müzikal kalabalığı burada hissetmiyorum. her şey tadında geliyor. sözler çok hoş. hayata güzellik katan bir meleğin karşısında bir türlü yolunu bulamayan, dünyası tepe taklak bir adamı anlatıyor. "blue morning angel" tabiri de hem yaratıcı, hem tatlı, hem de akılda kalıcı. manço'nun performansında hiçbir falso yok. hatta son tekrarda hafiften gülerek söylediği "yes, i say" kısmına hastayım çünkü böyle eklemeler sanki manço'nun ana dili ingilizceymiş ya da yıllarca sadece ingilizce söylemiş hissiyatı verdiriyor. keşke bu şarkının üstüne bir daha yüklenselermiş. hatta tam üç dakikalık süresiyle eurovision şarkısı bile olurmuş.

    geldik lady of the seventh sky'a. bazı sanatçıların epik eserleri vardır ya diskografisindeki diğer şarkılardan çok farklı, bir miktar deneysel ve iddialı olur. barış manço için bu kategoride akla gelen ilk eser dönence ama benim için "lady of the seventh sky" da o kategoride. bunun bir nedeni elbette bestenin alındığı 2023 adlı enstrümantal manço şarkısı. adını manço'nun ilk uzunçalarına veren bu şarkı, kardeş şarkısı kayaların oğlu ve devam şarkıları olan 2024 ve 2025 ile manço'nun en deneysel projesi oldu. isim olarak türkiye cumhuriyeti'nin 100. yılından esinlenmesi ve "kayaların oğlu"ndaki sözlerle bu konuya üstü kapalı değinmesi de ayrı bir görkem unsuru. "lady of the seventh sky" konu olarak daha farklı ancak "yedinci gök" konusu başlı başına mistik bir olay. "yedi", evrensel olarak tanrı ile özdeşleştirilen bir sayı. birçok dinde göğün yedi kat oluşundan bahsedilir. kuran'da da farklı değil: "böylece onları iki evrede yedi gök olarak yarattı, her göğe işlevini ilham etti" (fussilet suresi, 12. ayet), "yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratan allah’tır" (talak suresi, 12. ayet) ve "görmediniz mi, allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?" (nuh suresi, 15. ayet). yedinci göğün kadını da herhalde olabilecek en mükemmel kadın. ancak herhangi bir kadın değil. şarkının sözlerinde zamandan öte bir karakter görüyoruz. "milyon yılların anılarını zihnime dökersin" ve "yüzyılların içinde yankılanan berrak sesin zihnimi doldurur" gibi sözler ile düz bir aşktan öte bir ilişkiden bahsediliyor. bir de bu kadının gizemi ve bir anda ortaya çıkıp ortadan kaybolması var. tüm bunlar şarkıyı daha da epik hale getiriyor. aslında bu sözler de felicity rhodes-sen'e ait ama eminim ki manço ile bir istişare olmuştur. müzikal olarak şarkının başlığında da sıkça belirtildiği gibi bir king crimson - epitaph havası var ama çalıntı demek ağır kaçar. şarkı bir kadın hakkında olunca kadın vokallerin en öne çıktığı düzenleme de bu şarkıya uygun görülmüş. dream express, neredeyse manço'dan rol çalmış. zaten "see me, oh can't you see who i am" kısımlarını solo söylemekteler. bas gitar ayrıca mükemmel. güvenç, şarkıyı dümdüz çalmak yerine ana melodiden ayrı takılan ama onunla uyum içinde olmayı sürdüren çok iyi bas gitar rifleri yazmış. mikste de enstrümanın hakkını vermişler. barış manço'nun vokaline de laf yok. şarkının sonunda dream express "lady of the seventh sky" derken, manço'nun araları "oh my lady" diye doldurduğu anlarda şarkıcının sesi çok duygulu. her yönü ile çok iyi eser. 1979'da almanya'da çıkan sarı çizmeli mehmet ağa albümünde bu şarkının kısaltılmış bir enstrümantal versiyonu 2024'e eklenerek sunulmuş. aynı melodinin 2025 şarkısında da kullanıldığını belirtmek lazım.

    albümün kapanışını bir başka orijinal şarkı olan ride on miranda yapmakta. bu şarkının söz ve müziği manço'ya ait. şarkı, albümün en rock düzenlemesine sahip. koyu bir ritim gitarın üstüne farklı gitarları bend'lerle ağlattıkları bir düzenleme yapmışlar. şarkının ortasında sağlam bir gitar solosu da var. manço'nun vokali gereksiz yankılı olsa da diğer parçalara göre daha sert. eğer manço'nun rock yüzünü seviyorsanız, bu şarkıya bayılacaksınız. bu şarkıyı dinlerken şunu düşündüm: türkiye'de "anadolu rock"çı olarak tanınan ve fransa/belçika dönemlerinde de amerikan tarzı rock'n'roll yapan manço'nun bu rock yüzünü bu albümde bu şarkı dışında görmek zor. hatta kendisine bir tarz yakıştırmak zor. bu kimliksizlik konusuna döneceğim. sonuç olarak atmtosferi çok "heavy" duran şarkının sözleri de sert. intihar edecek ya da bir düelloya giden bir adamın arkasından olan yetişmeye çalışıp, geç kalan miranda adlı bir hanımı anlatıyor. sözleri manço yazdığı için yine bir sadelik söz konusu. zaten şarkının çoğu tekrardan oluşmakta. bir de yine aksan, vurgu ve kelimeleri yutma gibi vokal sıkıntıları yaşanmakta. bunlar özellikle ana dili ingilizce olan ya da iyi ingilizce bilen hedef dinleyici için sıkıntı olsa da memleketten baktığın zaman "ya adam o zamanlar neler yapmış" dedirten bir eser. bu güzelim şarkıyı hayır adıyla 1989'da dümdüz bir pop şarkısına çevirip yayınlamak da ayrı başarı gerçekten.

    albüm aslında burada bitiyor ama dragon fly'a da değinmeden olmaz. dragon fly, bu albüm için kaydedilse de albüme girmedi ancak 2000'de albüm yeniden cd formatında yayınlandığında albümün sonuna yerleştirildi. manço'nun el yazımı tracklistinde yanına au revoir diye not düşülmüş. ama bu notun tarihi aralık 1976. yani barış mancho albümü yayınlandıktan sonra. belli ki şarkıyı bir ara albümün türkiye'de 1977'de çıkacak versiyonuna koymayı bir ara düşünüp vazgeçmişler. bu el yazımı notta şarkı sıralamasının da albümlerden farklı olması başka bir ilginç not. şarkı, vals ritminde ilerleyen, klasik müzik etkisinin belirgin olduğu, oldukça sakin bir eser. sözleri de doğada yatan birinin güneşe uçan kız böceğini izlemesini anlatıyor. yani müziğe uygun bir şekilde yumuşak sözleri var. ortasında bir anda tamamen kemanların çaldığı çok hoş bir melodi giriyor. o da herhalde uçan böceğin hareketlerini simgeliyor. şarkı, albümün genel görkemine pek uymadığı ve çok daha uysal kaldığı için dışarı kaldı herhalde. ama dragon fly, bu albümün belçika ve türkiye versiyonlarına dahil edilmese de 2000'den önce aslında gün yüzü gördü. 1979'de çıkan manço'nun ikinci albümüyeni bir gün, bir kelebeğin yaşam öyküsü adlı 40 saniyelik bir enstrümantal şarkı ile bitiyordu. bu beste aslında dragon fly'ın yukarıda bahsettiğim enstrümantal bölümünün flüt ve bas gitar ile biraz daha tempolu çalışmasından ibaretti. aynı yıl çıkan ve yukarıda bahsi geçen "sarı çizmeli mehmet ağa" toplantısında ise dragon fly tamamen yer aldı. hatta daha da fazlası vardı. "bir kelebeğin yaşam öyküsü" dragon fly'ın introsu yapılmıştı. sonra dragon fly tamamen çalıyordu. bitince "bir kelebeğin yaşam öyküsü" bir kez daha çalıyordu. sonra ise başka hiçbir yerde olmayan kılıç danışman'ın vangelisvari solo keyboard solosu sonrası manço'nun "la la la"larından oluşan dragon fly'ın son tekrarı bir kez daha çalıyordu. bu versiyon "dragon fly 'n high" olarak adlandırılmıştı. aynı versiyon daha sonra 1980'deki disco manço'da da yer aldı.

    baris mancho ismi nasıl barış manço anlamına gelmesine rağmen daha farklı gözüküyor ve tınlıyorsa, baris mancho albümü de barış manço müziğini yansıtmaya çalışmasına rağmen çok ciddi farklılıklar içeriyor. kökleri anadolu rock'a dayanan şarkılar, bambaşka bir hedef kitleye, çok daha farklı bir biçimde sunulmakta. şimdi daha önce değindiğim konuya geri döneyim: albümü hangi janraya dahil etmeli? pop desen, fazla orkestral kaçıyor. schlager desen, o kadar eski ve geleneksel değil. biraz funk ya da disko öğeler var ama tüm albümü taşımıyor. etnik öğeler var ama bir moğollar kadar türk müziğini yabancı kulaklara taşıma amacı yok. bu müziği kim dinleyecek peki? o dönem ingiliz gençliği progresif rock dinlemekte. öte yanda boney m avrupa'da diskoyu popüler hale getirmekte. yılların bee gees'i ve dönemin en enerjik pop grubu abba diskodan etkilenen eserler vermekte. progresif rock'ın soğukluğu ve diskonun parıltısından iğrenenler çalmayı bilmeseler bile ellerine enstrümanları alıp punk yapmaya başlamışlar. yani manço'nun bu albümünün alıcısı yoktu. gurbetçiler de türkçe sözlü müzik dinlemek isteyince pek fazla satış rakamlarına ulaşılamadı.

    manço, albümün tanıtımı için 1976-1977 yılları arasında çalışmalar yaptı. belçika'da televizyon programlarına katıldı, dergilere çıktı. o dönemin mecmualarına göre afrika'dan bir ilgi gördü ve oraya bir açılım yapmak istedi. ama bu gerçekleşmedi. bu mecmuaların iddia ettiği gibi albüm listelerde birinciliği de zorlamadı. hatta listelere girdiğine dair bir kanıt bile göremedim. 1977'de albüm nick the chopper olarak memlekette de yayınlandı. aralık 1977'de manço, ingiltere'nin meşhur rainbow sahnesinde konser verdi. aslında tamamen ingilizce bir repertuar ile bu albüm üstünden geçmek isteseler de ciddi bir türk göçmen seyirci kitlesi ile karşılaşınca türkiye'deki şarkılarını da bu konserde yorumladı. hasta hasta çıktığı konser sonrası ingiltere'de birkaç plak şirketi manço ile iletişime geçse de bir sonuç sağlanamadı.

    manço, zaman zaman yurtdışına göz kırpmaya devam etti. 1981 tarihli sözüm meclisten dışarı albümünde eski şarkısı susanna'yı şehrazat olarak yorumladı. 1985'te kayıtlarını belçika'da yaptığı 24 ayar albümünde ise you and i adlı ingilizce bir eserin yanısıra la casa della mamma tulipano adlı italyanca bir şarkı söyledi. bunun yanında eski şarkısı il arrivera'yı iki kez yeniden kaydetti ve farklı toplamalarda piyasaya sürdü. ancak bunlar manço'ya yurtdışında bir başarı getirmedi. ancak manço'nun ısrarcı olduğu yurtdışı arzusuna olumlu yanıt ilginç bir şekilde 1990'larda japonya'dan geldi ama bu da tamamen başka bir yazı konusu.

    3,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: emerald garden, blue morning angel, nick the chopper

    bu entry'de geçen şarkıları ve manço'nun yurtdışı macerasını anlatan ya da ona ilham veren şarkıları buradan dinleyebilirsiniz:
    https://open.spotify.com/…si=csksyxrktz2yhgiphrh1cg