aynı isimde "dark" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
3488 entry daha
  • bugün bitirdim, aklımda kalanları unutmadan yazmak istiyorum. çok iddialı değilim, fakat son sezonda belirgin dinî referanslar var. bunları yazmamak, mitolojik yorumu görmemek, bilimi temel alma çabasına şapka çıkarmamak olmaz.
    dark güzeller güzeli bir dizi bence, referanslarını sevdiğim.

    ilk sezonda kurgu evreni bize ne düşündürüyordu?
    masalsı ve karanlık atmosfer sayesinde taşraya sıkışan hayatları izlediğimizi düşünüyorduk.

    aslında ilk başta almanya olduğundan bile emin olmadığımız bir ülkede, ormanlık bir alana kurulu küçücük bir şehirde yaşayan ailelerin birbiri içine geçmiş hayatları, tuhaf ve yakışıksız ilişkileri ve bu kısırlığı delen bir esrarengizlikler silsilesi seyretmiştik. masalsı atmosfer, doğanın güzelliğinden faydalanan sahneler ile pekişiyordu (zaten jantje friese ve baran bo odar almanya’nın masal kentlerinden marburg’da büyümüş, grimm masallarından etkilenmişler. şurada yazmıştım: #107840228)

    mekân konusu derinleştikçe bu konuyu yeniden düşündüm ve şu ayrıntılar dikkatimi çekti
    --- ufak spoiler’lar geliyor ---

    winden schwarzwald (kara orman) yakınlarında almanya, avusturya ya da isviçre’de bulunabilecek bir şehir. bu şehrin almanya’da olduğunu düşündüren şeyler nena’nın şarkısı, kreator albümü, alexander’in sahte pasaportu, 1921’e giden jonas’ın ostfront’tan, yani doğu cephesinden geldiğini söylemesi, akw (nükleer santral), 2. sezonda 1986’da otobüs durağındaki modern talking ve cdu afişleri.
    clausen kardeşinin ölümünü araştırırken alexander’in peşine düşüyor. konuyla ilgili bir gazete haberi gösteriyor: "mord in marburg" (marburg’da cinayet).
    yine clausen, alexander'in kendi soyadının köhler olduğunu öğrenince bu soyadının çok yaygın olduğunu ve almanya'da alexander köhler isminde 700’den fazla kişi bulunduğunu söylüyor.
    3. sezonda noah gazeteye çıktığında “hanno tauber aus vechta” olarak okuyoruz kendisini. bir anda kuzeye çıktık. vechta; bremen, oldenburg, osnabrück tarafında hollanda sınırına yakın bir aşağı saksonya şehri.

    dizi berlin civarında çekilmiş, ama öykü nedense bana brandenburg civarını anımsatmıyor. belki 1888-1920 sahnelerinde biraz, ama bence genel olarak brandenburg eyaletinde geçmiyor. dizide standart almanca konuşuluyor, konuşulan dil bir ağız değil. çocuk helge 1953/1954’te kaybolduğunda polisler helge’ye “doppler-junge” diyorlar (dopplerler’in oğlu). yani erkek çocuk anlamında junge sözcüğü kullanılıyor. helge’nin annesi (greta) “bu çocuk geri döndüğünden beri konuşmuyor” derken “bub” diyor. bub sözcüğü güneye özgü bir sözcük, biraz da eski. belki mekân bildirmek için değil de eski döneme ait olduğu için tercih edilmiştir. bu arada dizinin çekildiği brandenburg’u kurgu winden açısından eleme sebebim 1953’e giden karakterlerin batı almanya’ya gitmesi. farkındaysanız brandenburg o tarihte doğu almanya'da olmalıydı. (bkz: doğu almanya/@metonymics)

    araba plakaları, yanlış görmediysem, baden-württemberg eyaletinin armasını taşıyor. çok yakından göremedim, ama winden’in plakası win’in yanında sarı bir logo var görsel
    (bu arada winden diye bir yer de var almanya’da, fakat gerçek winden ve kurgu winden’in aynı yer olduğu konusunda bir bilgi yok elimizde. birkaç istisna dışında – örneğin hanse şehirlerindeki hh, hb gibi – almanya’da büyükşehir plakaları tek harfli olur. dizideki plaka “win” bile tek başına winden’in taşra olduğunu anlatmaya yeter. iki harfli bile değil)

    mekâna sıkışmışlık konusunda - 2. sezonda clausen’in de vurguladığı üzre - herkes winden’e geri dönmüş. yani öğretmen olan var, hekim olan var, polis olan var. bu mesleklerin eğitimi var. demek ki herkes bir süre bir yerlere gitmiş, ama o hiç sevmedikleri fare deliğine geri dönmüşler. ilk sezondan beri içimi sıkan şey bu sanırım. windenliler’in dünyaları küçük.
    --- belki de burada küçük bir parantez vardır --- ilk sezondan beri peter’in winden’e sonradan geldiği konuşuluyor, oysa doppler ailesi winden’in yerlisi. santralin kurucuları ve ilk sahipleri. peter annesi ölünce winden’deki babasına geliyor. dışarıdan gelen kişi alex, o da evlenip çoluk çocuğa karışıyor, santralin yönetimini devralıyor, adeta kök salıyor. agnes’i de ilk sezonda 1953’te tronte’yle birlikte gelirken görmüştük. oysa 1921’de erna’yla bartosz’un yanında yine winden’de gördük kendisini, 1910’da da silja'dan doğduğunu gördük. yani windenliler dönüp dolaşıp geri geliyorlar. winden adeta bir kürkçü dükkanı ya da daha uygun bir ifadeyle bir tür kara delik. bu yüzden her sezonda fırtına patladığında arkadaşlar arasında “ist es hier die apokalypse?” (kıyamet mi kopuyor?) diye dolaşan bir şaka var, “velev ki kopuyor, son dileğin ne olur?” denince herkes aynı şeyi diliyor: “eine welt ohne winden” (winden’in olmadığı bir dünya). windenliler’in winden’le ilişkisi tam bir hassliebe örneği.

    --- şimdi büyük spoiler’lar geliyor ---

    son sezonu tamamen dini bir anlatı olarak seyrettim (son bölümde claudia da anlattı zaten). adam ve eva kendi evrenlerinde hep birer tablonun önünde duruyorlar. adam’ın tablosu bir kaos anlatısı, eva’nınki ise düalite (adem & havva tablosu). adam, eva’nın kadın-erkek tablosunu yakıyor, bunların çocukları/çocuğu da adam’ın kaos tablosunu. birbirlerini yok ediyorlar.

    # evas welt vs. adams welt (havva’nın dünyası ve adem’in dünyası) gibi bir karşıtlık oluşuyor (aslında karşıtlığın söz konusu olmadığını sonunda anlıyoruz):

    claudia bunu adam’a anlatırken düalizm dedi. keza 2. sezondan beri ışıkla gölgenin savaşı şeklindeydi güç mücadelesi. güç savaşı söz konusu olunca denge kayboluyor. adam’ın dünyasındaki tarikat sic mundus creatus est. kısaca sic mundus diyoruz ki bu kısaltma aşağı yukarı “böyle bir dünya/bu dünya” demek. eva’nın tarikatı ise erit lux. yani "ışık". sadece güneşli olan evren çöle dönüşmüş, demek ki hiç gölge olmadan da olmuyor. ışığın olmadığı evren ise kapkaranlık bir çarpık ilişkiler evreni. bu da demek ki tek bir uzam bir başına yeterli değil. birlikte olmak zorundalar (bu kadar basit değil işte, anlatacağım).

    peki, aslında birbirinin simetrik yarısı (belki de ötekisi) olan adam’ın dünyasıyla eva’nın dünyasında benzerlikler ya da farklılıklar neler?
    paralel dünyada (bu sözcüğü bartosz’un ağzından parallelwelt diye duyduk) alternatifler şu şekilde:

    ulrich gene aldatacak.
    hatta diyor ki, “ich betrüge die frau, mit der ich meine frau betrogen habe”. karımı aldattığım kadını da aldatıyorum. vicdan azabını yesinler!

    hannah istediğini almış, hayalini gerçekleştirmiş olsa bile mutlu olamayacak.
    ilk sezon ilk sahnede ulrich’le quickie’den hemen sonra hannah “ich liebe dich” diyor. ulrich “schön bist du” diye karşılık veriyor. 1954’te egon’la yattığında egon da hannah’a “schön bist du” diyor. herkes hannah’ı güzel buluyor, ama kimse aşık olmuyor bu kadına. hannah’ın ulrich’i sevdiği kadar hastalıklı bir şey olmasına gerek yok, ufak bir sevgi olsun, ama yok. hannah’ı sadece arzu nesnesi olarak görüyorlar.

    regina gene hastalanacak.
    alex gene hannah tarafından tehdit edilecek.
    mads gene kaybolacak.
    peter gene aile birliğini tehdit eden ilişkiler yaşayacak.

    charlotte’nin evliliği gene kötü olacak.
    bu kez kocasını aldatsa bile aldattığı için kötü hissetmiyor aslında, ilişkilerinden memnun olmadığı için kötü hissediyor.

    • charlotte ve peter’in gene bir çocukları dilsiz
    franziska ve elisabeth’in hayatlarında aslında çok şey değişmiş. biri dilsiz, diğeri konuşuyor. buna karşın yol değişse de hedef/sonuç değişmediği için kişilerin iradeleri ve benlikleri değil, dünyalarının bekâsı esas. tamamen dini bir referans bu. aynı ailede (doppler) peter’in mesleği de değişmiş, ama ailedeki ya da winden’deki rolü esasen değişmemiş. şöyle bir cümle vardı dizide: “auf keiner welt sind wir frei, zu handeln”, hiçbir dünyada özgür hareket etmiyoruz. "alles, was wir getan haben, wird am ende vergessen.” yani yaptıklarımız sonunda unutulup gidecek, çünkü dogmatik dini referanslar bireye hareket alanı sunmuyor. varsa yoksa dinin müsaade ettiği kadarlık bir hareket alanı mevcut.

    katharina'yı anmamak olmaz.
    eva'nın ufkunda katharina terk edilmiş. öyküde katharina femme fatale değil, evine bağlı bir anne (mitolojik açıdan aphrodite değil, demeter gibi biri). ulrich olmayınca üzülse de yıkılmıyor, terk edilmiş olmaya aldırmıyor, çünkü önceliği çocukları. ilk sezonda da mikkel kaybolduğunda dünyası yıkılmıştı. adam'ın ufkunda yaşlı ulrich'i kurtarmaya çalışırken annesi tarafından öldürülmesi önceliğinin aile bağları olduğunu kanıtlıyor. katharina cinsel bir obje değil, cinselliğini de kullanmıyor zaten. dolayısıyla yaptıkları değişse de her iki dünyada sonuç onun için de aynı. katharina ideal anne, bu anlamda tek-tanrılı dinlerin talep ettiği kadın tipi aslında.

    işte bu alternatif evreni eva, jonas’a şöyle anlatıyor: “senin olmadığın bir dünya ("eine welt ohne dich") - bu dünyanın kaderi senin dünyanla aynı”
    adam’ın evreninde başrol jonas, eva’nın evreninde ise martha (bu yüzden martha sarı mont giyiyor). jonas yoksa martha'nın sevgilisi olarak killian var. bu arada martha yine tiyatroyla uğraşıyor. 2. sezonda bartosz mağarada zaman makinesini çalıştırırken sinyal sağlamak için telefon istiyor, martha telefonunu uzatıyor, telefonun ekranında ariadne’yi görüyoruz. ariadne martha'nın provalarını yaptığı oyundu muhtemelen. ariadne yunan mitolojisinde adı geçen bir figür, bu yüzden klâsik tiyatroda kendinden söz edilmesi çok normal. 3. sezonda 1888’de büyük büyük tannhaus oğlunu bu oyuna götürüyor. aynı sezonda içinde ariadne ismi geçen bir şarkı dinledik. bu şarkıda, yanlış duymadıysam, "the labyrinth of my past" ifadesi var ki ben bunu kolektif bilinçle aktarılan ortak arketiplere gönderme olarak düşündüm, yani tek-tanrılı dünya öncesindeki düzene atıf gibi.

    fakat ben çoktanrılı dinlere referansı pek kuvvetli bulmuyorum dizide. aksine ataerkil dünyanın kurulumunu tam da tek-tanrılı dinlerin tahayyülüyle anlatıyor. yani eva’nın dünyasını adam’ın dünyası karşısında bir kadın dünyası olarak görmemek gerek. havva bir ana tanrıça değil, toprak kültü değil, çoktanrılı dinlere ait bir arketip değil. bilakis ataerkil tek-tanrılı dinin çizdiği ve talep ettiği bir kadın figürü (hatta erkeğin kaburga kemiği vırt zırt). claudia’nın düalite dediği şey bir yanı adem öte yanı havva olan karşıtlıkların birliği (ikisi birbirine zıt değil, birbirinin paydaşı). bu birliğin köken (ursprung) ile perçinlendiğini sanıyoruz. ancak dikkat ederseniz martha’yla jonas’ın doğmayan bebeklerinin cinsiyeti erkek, bu aslında bir yenilgi. mitlerde bu tür ayrıntılar anaerkil dünyanın ataerkil düzene geçişini anlatan küçük simgesel işaretlerdir genelde.
    3. sezon 4. bölümün adı der ursprung. havva’nın adem’in kökenini/oğlunu doğuracağı dünya bizim şimdiki dünyamız. eril, büyük oranda tek-tanrılı ve birbiri içine geçen ilişkiler yüzünden enseste batmış sakat ilişkiler yumağı. bu yüzden jonas martha’ya “wir sind falsch”, kendi kendine de “ich bin falsch hier” diyor (yanlışız, yanlışım. jonas zaten iki cihanda da uyumsuz hissediyor). eva ve adam’ın bir “knoten”, bir düğüm olduğunu söylüyorlar. düğümü çözmek gerekiyor, ortadan kesemiyoruz. oysa ipleri yanlış bağlamışlar, kördüğüm olmuş. martha'yla jonas'ın bebeğini ("den ursprung erschaffen" dediler buna, "kökeni yaratmak") bir düğüm gibi görmek eksik bir görüş olur. daha ziyade imalat hatası gibi gösteriliyor dizide. bu yüzden eva ve adam aynı dünyada bir araya gelemiyorlar. dünyanın kurulumunda aksayan bir yön, bir kördüğüm var.

    nedir bu aksaklık?

    #ursprung & fehler in der matrix
    3. sezonda pek çok kez “der fehler in der matrix” deniyor (“wir sind schuld an diesem niemals endenden déjà-vu, wir sind der fehler in der matrix”). herkes bunu matrix’e referans olarak düşünmüş, ama diziyi almanca izleyenler için matrix sözcüğü ille de marvel evrenine gönderme değil. “ein fehler in der matrix” “yüzeyde/şemada/şablonda/panoda bir hata” demek. yani adem ve havva’nın yaradılış anlatısını temel alan ve düaliteye dayanan ataerkil ve tek-tanrılı dünya düzenimiz (panomuz, şemamız) mantıksız, sakat, insanların huzursuz olduğu bir dünya. ben bu kısmı düpedüz bilimi önceleyen bir öneri olarak anladım. adam ile eva’nın yarattığı “ursprung” (yani aslında tek-tanrılı dinlerdeki yaradılış anlatısı, dolayısıyla insanlık) sakattır (aynı anne babanın çocukları kendi aralarında çoğalmaya kalkarlarsa sakat doğarlar). bu düzen tekdüzedir, sıkıcıdır, huzur vermez, mutlu etmez, üstelik mantıksızdır, zaten bilime aykırıdır gibi düşündürüyor (bence winden’deki çocuklar engelli doğabilirdi ki dilsiz bir elisabeth örneği var elimizde. yüzyıllardır süregelen çarpık ilişkiler yumağının hem tohumları hem de meyveleri çünkü bu insanlar). bu yüzden bu dünyanın hatalı/defolu olduğunu fark ediyorlar (halayla yeğen birlikte olamayacağı için). hatta katharina hannah'a bas bas bağırmıştı, hatırlarsınız: "hem kocamla hem de oğlumla yattın. zaten benim olan her şeye göz diktin."
    adam’ın gözünden de eva’nın gözünden de bir huzursuzluk hakim bu dünyaya. dikkat ederseniz ilk sezonda helge’yi öldürürse sorunu ortadan kaldıracağını sanan ulrich ile 3. sezonda santral inşa edilmezse tüm olanların hiç yaşanmayacağını sanan insanlar her zaman kökeni yok etmeye çalışıyorlar (“den ursprung vernichten” diye geçti dizide). oysa yanılıyorlar. olay ursprung değil, olay dünyanın en baştan yanlış kurulmuş olması. yaşam-ölüm/erit lux-sic mundus/kadın-erkek vs. bu ikilikler baştan yanlış (bence bu yüzden son sahnede travestiyi de masada gördük. çarpık karşıtlıklara bir nanik çekiyor gibiydi).

    dünyanın oluşumundaki bu hata (ki bizim kurguda tannhaus’un yanlış hesabından kaynaklanıyor) “ein unendlicher kreis” (sonsuz bir döngü) ve şu meşhur “der anfang ist das ende und das ende ist der anfang” mottosunun ana fikrini oluşturuyor. iki dünya birlikte var oluyor. kadın erkekle bağ kuruyor. sic mundus'la erit lux aynı bütünün parçalarını oluşturuyor. çatışma hâlinde olsalar da aynı şeye hizmet ediyorlar. her şey sonsuz kere yinelenecek, çünkü yanlış hesaplanmış (âlem yanlışlıkla ikiye bölünmüş, bir kaza olmuş. bu hesap hatasını kader sanıyorlar). martha ya da jonas farklı dünyalarda olsalar da misyonları aynı. martha jonas’ı kendine aşık edecek (örneğin elma verecek), jonas da martha’yı hamile bırakacak. adam’ın (aslında peygamberin) 3. sezon boyunca vaad ettiği cennet, içinde hiçbir varlık bulunmayan sonsuz bir karanlıkmış: “eine unendliche dunkelheit, in der gar nichts existiert”
    claudia adam’a işin aslını anlatırken diyor ki, “ohne eine dritte dimension ist nichts vollkommen”, yani üçüncü bir boyut olmadan hiçbir şey kusursuz olamaz. sanki adam ve eva’nın dünyalarının bir izdüşümü gibi anlatılıyor martha ve jonas’ın olmadığı dünya. ama ben bunu adam ve eva'nın dünyalarına bir alternatif gibi anlamadım. ikisi zaten tek bir şeye hizmet ediyordu (bildiğimiz dünyaya, bizim dünyamıza, tek-tanrılı dinlerimize, erkek egemen pratiklerimize hizmet ediyorlar). sondaki dünya ise bu ikisinden bağımsız bir dünya (belki aşırı-yorumla "dinsiz dünya" diyebiliriz). adam ve eva'nın dünyası birbirinin simetrik parçaları, bir elmanın iki yarısı ise (yani ancak ikisi birlikte tek bir âlem yaratabiliyor, tek başlarına yarım/eksik kalıyorlarsa) üçüncü dünya/son sahne bizim dünyamızın asimetrik ve bağımsız alternatifi gibi (gene de tutturmuşlar bir "eine welt ohne winden" gidiyor). aslında iki alternatif yok bu durumda. "evas welt + adams welt = unsere welt" gibi basit bir hesap var. bu welt'lerden birini hesaptan düşersek yarı-dünya kalıyor. son sahnede kendi kendine yeten, gücünü kendinden alan, kendinden beslenen ve tek başına var olabilen bir dünya arayışı çıkıyor ortaya.

    # son olarak kişiler bazında ayrıntıları yazayım:

    • eşiyle birlikte olamamaktan şikayet eden egon prostat kanseri oldu.
    • mekân değiştirmeye yarayan cihaz dünya/küre biçimindeydi.
    • claudia babası egon’u istemeden öldürdüğünde eve geldi ve histerik bir şekilde mutfak lavabosunda ellerini yıkadı. helene de göl kenarında katharina’yı öldürünce eve gelip mutfakta ellerini yıkadı. erkeklerde böyle bir şey görmedik. bu kadınlar ellerini yıkıyorlar, üstelik mutfakta yıkıyorlar. son derece alışılmış bir kadın imgesi var karşımızda.
    • "heiliger christophorus" almanya’da arabalara falan asılır yolcuları koruduğuna inanıldığı için. bu kolyeyi 1954’te egon hannah’a hediye etmiş, hannah helene’ye vermiş, helene de katharina’ya. katharina ölünce kolye göl kenarında kalmış. jonas da kolyeyi katharina’nın kızına vermiş. bu sahnede gördük ki, katharina kızına aziz christophorus’u anlatmış zaten. aynı konu içinde anladık ki, katharina'nın isim anası hannah'ymış.
    • çoktanrılı yunan dünyasında tanrı hermes bu azizin görevine denk bir iş yapıyor. ama yukarıda söylediğim gibi, biz tek-tanrılı dünyayı izledik bu dizide. bu yüzden hermes’ten açıkça söz edilmedi, onun yerine christophorus kullanıldı. (hermes trismegistus'un levhalarından birinin adı sic mundus creatus est, ama bu hermes kesin olmamakla birlikte muhtemelen bizim tanrı hermes değil) ariadne ve hermes gibi arketipler “başka bir dünya”ya atıflar olarak kaldı.
    • benzer bir atıf şuydu: martha jonas’a "birbirimizi rüyamızda görecek miyiz?" diye soruyor. sonra hannah’ın bir rüya gördüğünü, bu rüya nedeniyle oğluna jonas adını vermek istediğini öğreniyoruz. son sahnedeki sorunun yanıtı ise hannah’yla wöller’in oğlu bizim jonas olmayacak. bizim jonas’ın babası michael.
    • son sahnede insanlar yine winden’de, ama mutlular. eşleri farklı, yine de taşradalar. demek ki sorun mekânda değilmiş. öte yandan herkes sahiden mutlu mu, başka ilişkileri var mı bilmiyoruz, ama ben mutlu ve tek katmanlı olduklarını düşündüm izlerken, çünkü "ideal dünya" olarak anlatıldı.
    • noah adam’ın oğlu olarak doğmamış, sonradan nuh olmuş. zaten kimseyi de kurtaramıyor, sadece kendi kızının peşinden sürükleniyor yüzyıllarca. jonas adı da yunus'a karşılık geliyor. yani sanki peygamberler bizler gibi mutsuz, huzursuz, hırslı vb. sıradan insanlar olarak betimlenmiş.
    • ilk sezonda 2019 yılında kaybolan yasin friese 1953'te ölü olarak bulunuyor. adli tıp hekimi cesedi tanımlarken saç ve göz rengini söylüyor, "akdenizli bir tip" diyor. o dönemin almanyası şimdiki multikulti almanya değil. göçmen işçi, mülteci, politik ya da akademik göçmen, melez çocuklar, expatlar falan yok tabii henüz.
1060 entry daha