şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
8578 entry daha
  • tercihlere kadar olan kısmı ne kadar ineklediğiniz; tercihten sonraki kısmı da ne kadar akıllı olduğunuz belirler. yüksek puanla berbat bir tercih yapıp hayatınızı mahvedebilir, fakat çok da parlak olmayan bir puanla da güzel bir tercih yapıp her şeyi değiştirebilirsiniz.

    bu yazı keşke birileri bana deseydi dediğim 10 adet tavsiyeyi içeriyor. ve bu aşamada şu da aklınızda olsun ki mezuna kalmak bazen yapabileceğiniz en iyi tercihtir. ben ilk girdiğim sene sayısalda 98 bin yapmış, bir sene mezuna kaldıktan sonra da odtü kazanmış biri olarak bu sözün güzel bir örneği olabilirim.

    yazıya başlamadan önce son not olarak ekşi sözlük’ün bana tercihlerim konusunda çok büyük faydasının dokunduğunu ve sizin de mutlaka aklınızda soru işareti olan bölümlerin başlığında yardım istemenizi tavsiye ederim. öğrencilerle ve mezunlarla konuşun, aklınızdaki her şeyi sorun. ondan sonra bu dediklerimi yaparsınız.

    1. linkedin, istediğiniz bölümün iş imkanlarını görebilmenizi sağlar.
    bölümlerin iş imkanlarını, mezunların yurtiçinde mi yurtdışında mı çalıştıklarını öğrenmek, hangi şirketlerde olduklarını görmek vb. bilgilere ulaşmak adına linkedin bulunmaz bir nimet. bunun için öncelikle üniversitenin linkedin sayfasına girin; ardından sağdaki mezunlar sekmesine tıklayın. burada devasa bir liste göreceksiniz. mesela bir bölümün öğrencileri daha çok uluslararası şirketlerde ya da itibarlı kurumlarda çalışıyorsa bu güzel bir ipucu olabilir. diğer bölümün mezunları daha adı bilinmedik şirketlerde çalışıyorsa o şirketleri google’layın, tercihinizde size yardımcı olacaktır.

    2. profesör ve doçent sayısı öyle çok da bir anlam ifade etmez.
    biliyorum ki çoğunuz bölüm seçmeden önce departmanların akademik kadrolarına bakıyorsunuz haklı olarak. fakat büyük bir kısmınız da eksik bakıyorsunuz. burda şu kadar profesör var, orda bu kadar var; o zaman çok olan yer daha iyidir. yok öyle bir şey. kimi zaman odtü’deki profesör sayısı görece daha düşük seviyeli bir okuldan daha az olabiliyor. burada google scholar’ı kullanmanız gerekir. bakıyorsunuz hoca doktor öğretim üyesi, fakat 700 atıf almış. bir de profesöre bakıyorsunuz 20 atıf bile alamamış. bu ne demek? doktor hoca daha dikkat çeken yayınlar yapmışken, profesör hocamız kendi halinde takılmış. kimi profesörler ise milletin tezine çökmekten öte yayınlar yapmıyor bile. bir diğer yöntem de hocaların mezun oldukları okullara bakmak. örneğin odtü’de bir hoca genelde en azından yüksek lisansını ya da doktorasını yurtdışında itibarlı okullarda yapıp gelirken, anadolu’dan çıkmadan profesör olabilen insanlar da var. yani sayıların hiçbir önemi yok nihayetinde.

    3. puanınız çok parlak değilse, keskin idealleriniz de yoksa itibarlı bir okul seçin.
    kimi şirketler sizi sadece odtü, boğaziçi ya da itü mezunu olduğunuz için tercih edebilir. bu şirketler sizi sıradan bir okuldan mezun olduğunuz için değerlendirmeye almayabilir bile. mesela odtü maden mühendisliği yanılmıyorsam 70-80 bin gibi bir sıralamayla alıyor. aslında pek de iyi olmayan bir sıralama. fakat nihayetinde türkiye’de maden mühendisliğini okuyabileceğiniz en iyi okul odtü, bir üstü yok. bu size 80 bine gideceğiniz bir bilgisayar mühendisliğinden çok daha iyi kapılar açıp çok daha iyi kariyer olanakları sunabiliyor. üstelik 4 sene boyunca odtü havasını, kültürünü soluyacak olmak; nereye giderseniz gidin ‘odtü mezunu’ etiketini taşıyacak olmak da eşsiz bir şey.

    4. kötü tercih, iyi tercih ayrımını iyi yapın.
    mesela bazıları var, ki bu en çok tıp isteyenlerde oluyor, neresi olsa giderim kafasında. hayatında küçük şehirde yaşamamış, doğu’nun kültürünü görmemiş, sert kar-kış yaşamamış; ama sırf tıp olduğu için 20 binle gidip kars tıp yazıyor. sonra ne oluyor? paşa paşa geri dönüyor ya da mutsuz bir üniversite hayatı geçiriyor. 20 bin yapmıştı, yüksek bir sıralama yaparsa her şeyin güzel olacağı söylenmişti ama olmadı. belki az önce verdiğim maden mühendisliği örneğindeki kişi daha mutlu oldu, çünkü elindekine göre en iyi tercihlerden birini yapmıştı. işte bu noktada iyi puanınızı hiç edebileceğinizi; kötü puanınızı da bir avantaja çevirebileceğinizi unutmayın.

    5. nasıl olsa yatay geçiş yaparım kafasına girmeyin.
    bu vaktiyle benim de bir süre içine düştüğüm kafa yapısıydı. daha birçoklarından da bu soruyu tercih döneminde alıyorum. x bölümüne girsem, ortalama yapsam y’ye geçiş yapabilir miyim. yaparsın paşam neden yapamayasın da, sen o ortalamayı yapabilecek misin? bakın size odtü’deki çift anadal kabulleriyle ilgili bir bilgi vereyim. geçtiğimiz sene sosyoloji programı sanırım üç kişi kabul etti, bunların en düşüğü de 3.90’dan az değildi. yatay geçişte işler çok farklı mı olur, sanmıyorum. boğaziçi siyaset kurumlararası geçişte minimum 3.7 ortalamayı şart koşuyor. ki içlerinde 4.0 ile başvuran bile olacağından emin olabilirsiniz. 3.7 bile ne demek biliyor musunuz? 5 dersten minimum 3’ünü aa (90-100 arası) getirip 2’sini de en az ba (85-90) arası getirmeniz lazım yaklaşık. bu o kadar şans işi ki. isterseniz 200 iq’nuz olsun. kafanız bulanır, depresyona girersiniz, bir dersiniz hocası kılın teki çıkar.. sıçarsınız. yapmayın.

    6. akademisyenlik rüyasına kapılmayın.
    özellikle sosyoloji ve felsefe gibi hem özelde hem de kamuda çalışma alanları oldukça sınırlı olan ve akademisyenlik yolu neredeyse tek çare gibi görünen bölümlerde bu rüyaya kapılmayın. ortalama yapmak öyle kolay değil, az önce de bahsettiğim üzere. üstelik 4 sene boyunca ortalamanızı yüksek tutmak da ayrı bir mesele, tabi iyi okullardan mezun olup iyi okullarda akademisyenlik yapma hayaliniz varsa. bakın olmaz demiyorum, sizi karamsarlığa da sürüklemek istemiyorum; içinizden london school of economics’te master/doktora yapacaklar bile çıkabilir, olmaz değil. fakat özellikle sosyal bilimlerde 3.5 ortalama bile yurtdışına çıkmak için çok da parlak bir ortalama olmayabiliyor. tercihinizi ona göre yapın.

    7. gideceğiniz şehri tanıyın.
    insanın tercih dönemi gözü adeta kör oluyor, kendimden biliyorum. ben dersimi de çok iyi aldım üstelik. hangi şehir olsa giderim, yeter ki kurtulayım şu stresten; aman bölüm çok güzel şehri napıcam; olsun alışırım vs. diyecekseniz. demeyin. en az 4 sene orada yaşayacaksınız. üstelik ananızın babanızın evi gibi de olmayacak orası. insan karakteri üstündeki en büyük etkilerden birinin yaşadığı şehir olduğunu da aklınızın bir köşesinde tutun. bölüm, okul iyi hoş da; şehrin insanı, sosyal imkanları size hiçbir şey sunmuyorsa bunu iyice bir düşünün. üstelik yaşadığınız yerlere yabancı kültürde ve havada bir şehre gidiyorsanız mutlaka gidip iki üç gün görmeyi deneyin. o iki üç gün belki de hayatınızı kurtaracak. ben mesela ankara’da bile istanbul’dan sonra çok sıkılıyorum. kim ne derse desin bir tiyatro birkaç tane de alışveriş merkezi dışında öyle aman aman etkinliklerle dolup taşan bir şehir değil. bir de içinizde anadolu’ya gitmek üzere olan varsa bunu oturup bin kere düşünsün. bu gideceğiniz okuldan bile önemli olabilir. depresyona girip asosyal takılacaksanız, karakterinizi de bu yönde mahvedecekseniz yapmayın.

    8. university ranking sitelerinin ağına düşmeyin.
    belki tercih sırasında çoğumuzun yaptığı bir hata. giriyoruz bir ranking sitesine, sıralıyoruz okulları. sonra diyoruz ki hım, atılım üniversitesi odtü’den daha ilerideymiş oo süper. evet böyle bir olay yaşandı geçtiğimiz yıllarda. atılım ülkedeki tüm okullardan daha iyiydi. hacettepe de bu şekilde epey üst sıralardaydı. siteden siteye değişmekle birlikte, bazı ranking kuruluşlarının esas aldığı ölçütler pratikte hangi okulun diğerinden daha önde olduğu gerçeğiyle uyuşmuyor. bazıları ise doğrudan okullardan bağış(!) aldığı için onları ön plana çıkarabiliyor. son bir örnek daha vereyim, sanırım odtü 2015 gibi (tam emin değilim) bir ranking sitesinde ilk 100’e girdi. ertesi sene 500’e, sonra 600’e düştü. odtü’yü f-16’larla bombalasanız bile böyle bir düşüş yaşamaz yahu. ama o sene ne olmuştu? fizik hocaları cern’de çalışmalara katılmış, yayınlanan makalelerde de isimleri olduğu için okulun aldığı atıf sayısı tavan yapmıştı. kaldı ki bugün odtü 600’den yukarıda bir sıralamada görülürken; teknik anlamda 193’üncü, sosyal bilimlerde ise 258’inci görülüyor. yani illa da elim ayağım titriyor, dayanamıyorum, ben ranking’e bakacağım diyorsanız tamam bakın, ama girip bari fakülte bazında bakın. onun dışında ranking olayının güvenilirliğine kendi içinizde kendiniz karar verin.

    9. bölüm tanıtımlarını izleyin, her gördüğünüze inanmayın; bir de hocalara mail atın.
    bazı üniversiteler bölüm tanıtım etkinlikleri yapıyor. mesela bu konuda kimse boğaziçi’nin eline su dökemez. adamların bir dünya da arşivi var her seneden bölüm tanıtımlarının olduğu. odtü de bir benzerini yapıyor, hatta gidip öğrencilere birebir soru sorabiliyorsunuz. bunları izleyin. mutlaka izleyin. insanların sordukları soruları dinleyin, muhtemelen kafanızdakilerle aynıdır. fakat her duyduğunuza da inanmayın. ‘ağbii özel sektörlerin bilmemne departmanında çalışıyorlarmış laann’ diye gaza hiç gelmeyin. hiçbir bölüm ‘efendim burdan çıktıktan sonra muhtemelen iki yıl boyunca iş bulamayacaksınız’ demez nihayetinde. oraya koyarlar iki-üç tane güzel bir şirkette yağlı pozisyonlarda çalışan üç beş kişi, bakın bölümümüz süper geyiği yaparlar. ek olarak, dediğim gibi, hocalara abartmadan aklınıza takılan kritik noktaları mail atın. attığınız mail’lerin bir çoğuna geri dönüş alamayabilirsiniz; bu nedenle olabildiğince çok hocaya mail atın o bölümden. mesela ben tercih döneminde boğaziçi ybs hocalarına mail atmıştım ve neredeyse hepsi de cevap yazmıştı bana. kendi bölümümdeki hocaları düşünüyorum, muhtemelen onların da 3-4 tanesi çok iyi bir şekilde yardımcı olur. ama mail atarken de rastgele yazmayın, mail adabına uygun yazın yoksa cevap alamayabilirsiniz de. yani demem o ki; hocasına, öğrencisine, mezununa ayrı ayrı danışın.

    10. son olarak, mezuna kalmak bazen en iyi tercihtir, bunu unutmayın.
    bunun için kendi hikayemi anlatacağım. dediğim gibi, ilk sene 98 bin sıralama yaptım. ailemle bu yüzden problemler yaşadım, psikolojik olarak da epey çöktüm. benim için çok zor bir seneydi, bok gibiydi. bir an önce her şey bitsin ve kurtulayım istiyordum. bir an dokuz eylül’de güverte ile istanbul üniversitesi’nde matematik yazmak arasında gidip geldim. puanım bir tek onlara yetiyordu çünkü doğru düzgün. iki alakasız bölüm olduğu yetmezmiş gibi, benimle de alakası olmayan iki bölüm. tek derdim o kafayla bir an önce bitsin isteğiydi. yapmadım. iyi ki de yapmamışım. daha doğru bir karar olamazdı. bugün odtü’deyim. bir sene beklemek işte hayatımı bu kadar değiştirdi. belki kaptan olurdum, belki matematik öğretmeni; ikisinde de mutlu olmazdım. ikisinde de yeterli hissetmezdim kendi hayallerim doğrultusunda. o gün yapabileceğim en iyi tercih mezuna kalmaktı ve yaptım, bu yüzden de çok şükrediyorum. fakat 20 binle mezuna kalan sayko bir arkadaşım vardı, ertesi sene 30 bine girmişti. bazen de en kötü tercihtir. iyi sıralamanız varsa saçmalamayın.

    bonus: bu başlıkta çokça gördüğüm bir şeyi eleştirmek istiyorum bitirirken. ‘burda ölüp bittiğiniz türk üniversitelerinin adını yurtdışında kimse bilmiyor’ geyiğine inanmayın. bu okulları bilmesi gerekenler düz insanlar değil, oradaki akademik kadrolar zaten ve boğaziçi, koç, odtü, bilkent, sabancı gibi itibarlı okullar her yıl yurtdışındaki en iyi okullara, en iyi burslarla yüzlerce öğrenci gönderiyor. şu ülkeye her konuda bok atma sevdasından bir kurtulalım lütfen, midem bulanıyor.

    bonus2: rehber öğretmenlerinize çok güvenmeyin. hocalara, öğrencilere ve mezunlara sorun ne soracaksanız. hiçbir şey içeriden aldığınız bilgi gibi olmaz. rehber öğretmenlerinize çok güvenmeyin! şu meslek popüler laflarına inanmayın! tercihlerinizi etkilemelerine izin vermeyin!
382 entry daha