şükela:  tümü | bugün
21 entry daha
  • the war on islam adlı eserin yazarı, gazeteci enver mesud'a göre; yahudiler ve hiristiyanlar da müslümanlara göre islam'ın şemsiyesi altında müslüman olmaları gerektiğinden ve islamiyet'te sadece adaleti sağlamak için savaşmak (cihat: "islam teaches that "the most excellent jihad is for the conquest of self." it teaches muslims to speak out against oppression, and to fight if necessary for justice. this is jihad.") meşru olduğundan abd'nin medeniyetler çatışması gereğince müslüman ülkelerle saldırması, onları tehdit etmesi, bütünüyle adaletsizliği gösterir, medeniyetler çatışması bu adaletsizliğin sadece boyasıdır. 1

    mesud'a göre hiristiyan avrupa ve abd'deki müslüman olmayan sivil gruplar abd'nin müslümanlara karşı saldırılarına şiddetle karşı çıkmaktadır. hatta guardian'dan şöyle bir alıntı yapıyor: "church leaders including the new archbishop of canterbury, rowan williams, have questioned the legality and morality of an american-led assault on iraq in a strongly worded declaration handed to downing street." ona göre dünyanın kaynaklarının kontrolü ve kullanımı da bu çatışmanın sebeplerindendir. bunun için çok çarpıcı bir örnek veriyor gazeteci; albert einstein barış ödülü (albert einstein peace prize) sahibi george kennan (aynı zamanda policy planning staff at the state department 'ın da bir dönem başkanı 2) "top secret policy planning study no. 23" künyeli yazıda şöyle demiş: "we have about 50% of the world's wealth, but only 6.3% of its population.... our real task in the coming period is to devise a pattern of relationships which will permit us to maintain this position of disparity."3 ona göre abd'nin bu uğurda kullandığı silahlar ise; rejim değişiklikleri, askeri darbeler, terör faaliyetleridir. yangın yerine ve lise kitaplarında öğretildiğince stratejik pozisyonu gereğince ülkemizde her dönem korku unsuru olmuş üç silah, hiç şaşırtıcı değil.

    zbigniew brzezinski de kaynakların kontrolüne dair yaptığı analizde şöyle bir durum tespiti yapıyor bir yerde 4: "a power that dominates eurasia [the territory east of germany and poland, stretching all the way through russia and china to the pacific ocean--including the middle east and most of the indian subcontinent] would control two of the world's three most advanced and economically productive regions. a mere glance at the map also suggests that control over eurasia would almost automatically entail africa's subordination, rendering the western hemisphere and oceania geopolitically peripheral to the world's central continent. about 75 per cent of the world's people live in eurasia, and most of the world's physical wealth is there as well, both in its enterprises and underneath its soil. eurasia accounts for 60 per cent of the world's gnp and about three-fourths of the world's known energy resources." ve bu kaynakların kullanımının yolunu da şöyle ortaya koyuyor: "the three grand imperatives of imperial geostrategy are to prevent collusion and maintain security dependence among the vassals, to keep tributaries pliant and protected, and to keep the barbarians from coming together,.."

    para babası george soros'un da belirttiği gibi 5; abd aslında uluslararası manada ortak yasaların kabul edilmesi ve buna dayalı olarak barışın sağlanabilmesi önündeki en büyük engeldir. ("the united states has become the greatest obstacle to establishing the rule of law in international affairs.") zaten bir araştırmaya göre6 avrupalıların büyük bir kısmı, abd'nin 11 eylül sonrası politikalarının söz konusu terör hareketleriyle ilgisinin olduğuna inanmıyormuş, abd bütün dünyaya karşı sadece "medeniyetler çatışması" çerçevesinde değil her alanda tek başına direnmektedir. amacı nedir peki? "dünyayı daha güvenilir, yaşanılabilir bir yer haline getirmek." 11 eylül öncesi de dahil olmak üzere abd'nin dünyayla ters düştüğü kimi politikalarını şöyle sıralayabiliyoruz 7:

    * un general assembly (birleşmiş milletler meclisi) tarafından kabul edilen "international covenant on economic, social, and cultural rights (uluslararası ekonomik, sosyal ve kültürel haklar antlaşması, 1966)" abd tarafından reddedildi.
    * anti-ballistic missile treaty (anti balistik füze antlaşması, 1972) abd ve sscb tarafından onaylanmasına rağmen, başkan george w. bush tarafından iptal edildi.
    * 150 hükümetin katıldığı convention on the elimination of discrimination against women 'a (kadınlara karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması üzerine toplantı, 1979) abd katılmadı.
    * un convention on the law of the sea (denizler yasasası üzerine toplantı, 1982) 130 hükümet tarafından desteklendi, abd toplantıyı tanımadığını ilan etti.
    * convention on the rights of the child (çocuk hakları üzerine toplantı, 1989) abd dışındaki 187 hükümet tarafından yapıldı.
    * comprehensive test ban treaty (nükleer testlerin yasaklanması, 1996) başkan clinton tarafından imzalandı, bütün nato ülkeleri ve rusya tarafından onaylandı ancak abd meclisi oylayarak yasayı kabul etmedi, şimdiki başkan george w. bush bu tasarıyla karşı durdu.
    * kyoto protokol 'ünde(1997) küresel ısınmayla ilgili önlemler düşünüldü, çözüm önerileri sunuldu ama abd bunu da onaylamadı.
    * chemical weapons convention (kimyasal silahlar kongresi, 1998) abd hükümeti tarafından denetlenecek ülkeler arasında abd'nin olmaması koşulu getirilmesinden ötürü etkisizleştirildi, biraraya geliş amacı yitirildi, eşitlik ortadan kalktı.
    * biological weapons convention (biyolojik silahlar üzerine anlaşma, 2001) 144 ülke tarafından imzalandı ancak abd, tetkik protokolünü (verification protocol) reddetti.
    * nonproliferation and test ban treaties (nükleer silahlanma ve testlerin yasaklanması antlaşmaları, 2002) ise abd tarafından yapılan stratejik amaçlı küçük nükleer silahların kullanılabileceğine dair açıklama yüzünden değerini yitirdi.
    * international criminal court (uluslararası suçlar mahkemesi, 2002) 74 ülke tarafından bloke edildi, başkan clinton tarafından desteklendi, ancak amerikan vatandaşları bu suçlardan muaf tutulacaklardı.

    tabi en nihayetinde medeniyetler çatışmasından amerikan karşıtlığına ulaşmak çok doğaldır. ben sadece bu entiride özellikle de americanism 'in sebep olduğu sıkıntılar üzerine yazan bir doğulunun ifadelerine yer vermeye çalıştım. tabi haliyle cihata hakkın savaşı gözüyle bakan bir doğulu için amerikanvari bir saldırının hakyiyiciliği sadece islamiyet'e değil, evrensel manada insanlık değerlerine de sığmamaktadır. bu yüzden amerikan karşıtlığı sadece müslümanlar için değil, yazarın dediği gibi hiristiyan avrupa'nın ya da amerika'daki müslüman olmayan kuruluşların da gündemindedir. bu da medeniyetler çatışmasını, çift kutupluluktan daha kompleks bir yapıya sevkediyor.

    notlar:

    1- "america is waging a war against islam" , enver masud. islam, william dudley, greenhaven press, 2005.
    2- http://en.wikipedia.org/wiki/george_f._kennan
    3- e. mesud, a.g.y.
    4- zbigniew brzezinski (former national security advisor to president carter), the grand chessboard (1997)
    5- george soros, open society*
    6- chicago council on foreign relations and the german marshall fund of the u.s
    7- e. mesud, a.g.y.
33 entry daha