şükela:  tümü | bugün
13 entry daha
  • eski türklerin dini inanışlarının temelinde yer alan (gök tanrı, yer su ve şamanizm ile birlikte) atalar kültünün ortaya çıkışı, muhtemelen hayvan ata/ana (kurt) ve onu temsil eden töz anlayışına dayanıyordu. (neden böyle düşünüyoruz çünkü kurttan türeyiş mitleri ve petroglifler buna işaret ediyor, bugut yazıtı'ndaki kurttan süt emen çocuk betimlemesini de unutmayalım, ki jean paul roux da eski türklerin kurucu atalarının doğuşunun bir kadın ve bir erkek arasındaki normal ilişkiyle değil hiyerofaniyle olduğunu söyler)

    “önceleri atalar kültünün bir yansıması olarak yapılan bu putların zamanla sayısı artmış ve bütün koruyucu ruhlar için yapılagelmiş.
    atalar ruhu olmasına gelince, gerçekten de altaylılar bunlardan bahsederken 'bu babamın tözü, bu anamın tözü' derler. (az önce dediğim gibi zamanla sayısı artmış olmasına rağmen ortaya çıkışı atalar kültü)” *

    türk mitolojisi döngüseldir hatta dünyanın sonu* bile eskatolojik değil döngüseldir dolayısıyla uça barmak/ölmek de bir son değildi. ölüm, yazgısal ve kurulu düzenin gereğiydi ve gök-yer dikotomisiyle*ilgili olarak ölümün de iyisi/hayırlısı ve kötüsü vardı.* ölenler, nasıl öldüklerine bağlı olarak göğe yükselebilir ya da yeraltına hapsedilebilirdi. ölen kişinin dünya değiştirdiği kabul edilir ama bu dünyayla da bağının tamamen kopmadığına inanılırdı. işte bu öbür dünyayla bağlantı olayında atalar da koruyucu ruh işlevi görürdü. (mitlerde ve destanlarda gördüğümüz korkut ata, ırkıl ata karakterleri de bu koruyucu ataların sembolüdür.) bu bağlamda hem kahramanlık mitlerinin hem bengü taşların*atalar kültünün yansıması olduğunu söylemek de yanlış olmaz bence…(ki atalara verilen kurban törenleri de bazen bengü taşların yanında yapılırdı)

    “bunlardan başka ölen insanların ruhlarının körmöse dönüştüğü inancı yaygındı. örneğin yakutlarda ölülerin başıboş dolaşan ruhlarına üğör adı verilirdi. kaza sonucu ölmüş olan insanların ruhlarına obun, intihar edenlerinkine alban denilirdi. ataların ruhlarıysa ozor olarak anılırdı. bunlar da kendi içlerinde iyi, kötü veya iyi ya da kötü olmayan sadece acı çeken ruhlar olarak bölümlere ayrılırdı. (ve evet, hepsinin ayrı ayrı isimleri olduğu gibi farklı türk boylarında da yine yeni isimler çıkıyor karşımıza. zaten o yüzden mitoloji araştırmalarındaki en büyük zorluklardan biri de kavram kargaşası)”*

    türk mitolojisinde ağacın yer, gök ve insanlar arasında bağı sembolize ettiğini biliyoruz. hakaslar, kayın ağacının köklerinde, yeraltı dünyasındaki atalar alemiyle bağlantılı bir gücün ifadesini görürlerdi.
    bu inancın günümüzde kadar gelen yansımasının en güzel örneğini balta tiymez mezarlığı’nda görürüz. bu mezarlıktaki ağaçları kesmek yasak zira karaylar bu ağaçlar aracılığıyla atalarına seslenebildiklerine inanıyorlar.

    “mezarlığın adı balta tiymez/balta değmez…bu adı da içinde bulunan meşe ağaçlarının kesilmesinin yasak olmasından almış. bu tamamen atalarının kutsal ağaçlarda ikamet ettiği inancıyla alakalı.” *

    türkler, hiung nulardan beri kötü ruhlardan korunmak amacıyla kurbanlar verirlerdi. gök tengri’ye, tanrı/ruhlara, atalara verilen bu kurbanların onları bütün kötülüklerden (hastalık, ölüm, kıtlık vs) koruduğuna inanırlardı.

    “asya hunlarında atalar mağarasında kurbanların yılbaşında göğe sunulduğunu yine çin kaynaklarından öğreniyoruz. yine aynı kaynaklardan göktürklerin beşinci ayın ortasındaki on günlük döneminde ya da bu ortadaki dönemin sekizinci gününde gök tanrı'ya kurban sunmak için toplandıkları anlatılmakta.” *

    sencer divitçioğlu, atalar mağarasıyla ilgili olarak ataların ölümü, mağaranın da ana matrisini yani doğumu simgelediğini bu yüzden de atalar mağarasının ölürken doğumu, doğarken de ölümü, yani çevrisel acunsal zamanı temsil ettiğini söyler.
    arada çalkantılar ve hatta çöküşler ortaya çıksa bile, her seferinde, aynı düzenli çevri yeniden kurulmalıdır. yapılan kurban kut töreni bu çevrisel sürecin aynı-karar sürmesi içindir. böyle olunca, bu kurban türünün dilek mi, yoksa tövbe kurban töreni mi olduğu a priori kestirilemez, her ikisi de olabilir, der.

    “mağaraların genellikle dağlarda olması nedeniyle evrenin merkezi olan dağ (bazı anlatılarda dağlar hayat ağacı’nın yerini alır, bu nedenle bir çeşit axis mundi olarak değerlendirmek yanlış olmaz) ile hayatın başlangıcı olan mağara kültlerinin birlikteliği kozmogoni açısından bu motifleri önemli kılar ve belki de atalar kültü ritüellerinin de mağaralarda yapılmasına farklı bir ışık tutar.” *

    bir göktürk efsanesinde, ateşi ilk defa bularak türklere öğreten efsanevî bir atadan söz açılır. göktürklerin bu atası, yarı insan ve yarı da tanrı şeklindeymiş. soğuktan büyük bir ızdırap çeken türkler, onun ateşi bulması sayesinde hem ısınabilmişler ve hem de yemeklerini pişirebilmişler.* göktürkler, (tanrıdan ateş bulma iznini aldığına göre) atalarının da kutsal olması gerektiğine inanırlar ve bu noktada od/ateş/ ocak ruhu ile atalar kültü birleşir zira ata, ocağın da sahibidir ki atalar kültünün günümüze yansıyan pratiklerine baktığımız zaman da evin sahibinin en yaşlı erkek sayılması, yaşlılara saygı gösterilmesi, baba otoritesi vs bu kültün izlerini görürüz…

    “toplum, kişisel emekten yararlanır. kişinin hamlesi yavaşlamamalıdır ki toplumun hamlesi de yavaşlamasın. bundan baska uygarlıkta ilerlemiş toplumlar, sırtlarını sürekli yasalara, sürekli kuruluşlara (müesseselere), zamana bile meydan okuyan anıtlara dayarlar. ilkel toplumlarsa sadece kişilerden kuruludur. onları kuran kişilerin sürekliliğine inanılmazsa etkileri de kalmaz. şu halde ölülerin de dirilerle birlikte bulunması gerekmektedir. bunun sonu, atalara tapma olacaktır. o zaman da ölüler, tanrılara yaklaşacaktır. bunun için de tanrıların hiç olmazsa anılar halinde var olması, bir din bulunması, düşüncenin mitolojiye doğru yönelmesi gerekecektir. zeka, çıkıs noktasında, ölüleri, iyilik ya da kötülük yapabildikleri bir toplumda dirilere karışmış olarak düşünmek zorundadır.”* *

    atalara tapım, atalardan medet umma, atalarla bağlantı kurma sadece bizim mitolojik kültürümüze özgü değil elbette… afrika’dan amerika’ya, uzak doğu’ya kadar pek çok kültürde var. günümüze ulaşan en güzel uygulamalarından biri de japonların bon festivali

    okuma yapılan ve yararlanılan kaynaklar:
    sencer divitçioğlu - kök türkler
    bahaeddin ögel - türk mitolojisi
4 entry daha