şükela:  tümü | bugün
42 entry daha
  • cemal süreya'nın kaleminden:

    “bulgucu adam. belki de ülkemizde tek bulgucu. çok daha yetenekli bir mehmet akif’in tinsel görüntüsüyle adamakıllı dürüst bir necip fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir sezai karakoç fotoğrafı elde edebilirsiniz.

    türkiye’de özellikle sağın, özellikle de mukaddesatçı kesimin içinde yalnız. bir başına. hiçbir ortaklığa girmez. dışarıda ve yukardadır. düşüncesini de öfkesini de hemen ortaya koyar. ama yalnız olması yalnız kalması anlamında değil, diyorum. yapısı öyle.

    karakoç ve şevket eygi ankara’dan geldiler. bundan mı acaba? aydınlar ocağı tipiyle aralarında en küçük benzerlik yok ikisinin de. özellikle karakoç, bence, yaşama konumu olarak da tek ve benzersiz bir kişi.



    karakoç bir yerde inancının çılgınıdır. onunla delici bir ideolojiye ulaşmak ister. bunun için her şeyi bilmesi gerektiği kanısındadır. inancı hem silahı, hem çocuğudur. düşüncesini iyice soyut bölgelere götürür. mantığını yitirir, bir başka mantık bulur. sözgelimi, istanbul başkent kalsaydı türkiye’nin durumu daha iyi olurdu diyebilir. ayasofya’nın bir cami olarak açılmasıyla bir kurtuluş olasılığının belireceğini bile sezdirebilir.

    siyasal bilgiler fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisiyken kendisine asistanlık önerilmiş, ama kabul etmemiştir. kendisi için gazetede üst üste başyazı yazan prof. osman turan’ın yüzüne bakmamıştır.

    dışarıya karşı bağnaz değil. her şeyi tartışabilirsiniz.

    kimseyi küçük düşürmez. ama bazı kişileri büyük düşürdüğü de olmuştur.

    en ilkelle en modern arasında durur.

    1950’li yıllarda bir hilesini yakalamıştım: necip fazıl kendisinden borç ister, o da her seferinde cebindeki parayı son kuruşuna kadar verirdi. sonunda kendisi aç kalırdı. buna bir çare düşündü. marmara kıraathane’sine giderken, özellikle de aybaşlarında yanında daha az para taşıyordu. az dedim ya, o kadar da az değil. maaşının yarısı kadar. sanırım, karakoç’un kayatındaki tek oyun budur. başka bir yerde de yazmıştım, üniversite yıllarında burslarını kırdırıp üstada verirdi.

    maliye müfettiş yardımcısı ve gelirler kontrolörü olarak türkiye’yi dolandı. bakarsın arapkir’de, bakarsın karaköse’de.

    zaman zaman kaybeder. ama rövanşı mutlaka alır.

    sultanahmet ahmet camii’nin külliyesinde dergi çıkardı.

    öyle bir müslüman ki marx da bilir. nietzsche de bilir. rimbaud da bilir. salvador dali de sever. nazım da okur.

    sıkışmış, sıkıştırılmış deha. alçakgönülle katı yüksek uçuyor.

    şemsiyesi yok.”**
265 entry daha