şükela:  tümü | bugün
49 entry daha
  • taylor swift'in sekizinci stüdyo albümü.

    14 yıl önce nashville'de sapına kadar country şarkılarla piyasaya çıkan bir kıza geleceğini nerede görüyorsun deseler günün birinde country'den pop müziğe geçeceğini, ardından da alternative albüm yapacağını söyleyemezdi muhtemelen ama işte geldiğimiz nokta burası. yirmi birinci yüzyılın en büyük pop yıldızlarından biri taylor swift, 14 yıllık kariyerindeki ilk alternative albümüyle karşımızda. dahası, buna şaşırmıyoruz bile. geçtiğimiz 14 yılda yayınladığı her albümle kendini yenilemesine ve yeni bir şeyler denemesine o kadar alışmışız ki, alternative albümle gelmesi dinleyicilerini şaşırtmıyor.

    yeni bir müzik türüne geçmesiyle dinleyicilerini şaşırtamamış olsa da hiç kimsenin ondan bir şey beklemediği dönemde sürpriz bir albümle gelerek hedefine ulaştı. albüm dönemlerini en ince ayrıntısına kadar planlayan ve haftalar öncesinden tanıtımına başlayan swift, bu sefer sadece instagram'dan duyuru yaptı. birkaç saat sonra da albüm görücüye çıktı.

    ilk kez duyduğunuzda hiçbir anlam ifade etmeyen, hatta kulağa tuhaf gelen "folklore" ismi albümün tamamını dinlediğinizde anlam kazanıyor. bugüne kadar albümlerine hayatını olduğu gibi yansıtan ve albümlerini "günlüklerim" olarak adlandıran swift, yüz seksen derecelik bir dönüş yaparak karşımıza başkalarının hikayeleriyle çıkıyor. folklore, swift'in kendi yaşanmışlıklarından ziyade ona ilham veren kişilerin, eski ev sahibi ve kocasının, kötü bitmiş bir yaz aşkının, çocukluk arkadaşının ve büyükbabasının hikayesi. swift hiç tanışmadığı, uzun süredir görmediği ya da çoktan ölmüş kişilerden esinlenerek bütün bu kulaktan dolma bilgileri, yarım öyküleri ve dedikoduları kafasında hikayeye dönüştürmüş. fırsat buldukça da kendi kişiliği ya da yaşadığı şeylerle özdeşleştirerek bağlantı kurmuş. albümünü "çılgın hayal gücümün bir sonucu" olarak tanımlayan şarkıcı, uydurulmuş olanla gerçek olanın birbirine girdiğini, artık ayırt edilemez hale geldiğini söylüyor. işte "folklore" bir nevi halk efsanelerine dönüşen bütün bu hikayeleri anlatıyor. albümün kapağında bile kendini geri çekmiş ve siyaz beyaz bir ton seçmiş. normalde albüm kapaklarında yakın çekim tercih ederken bu kez doğrudan kendi hikayesini anlatmadığını belli edercesine arka planda kalmış.

    söz ve müzik açısından ise folklore son derece şiirsel ve minimal prodüksiyona sahip. piyano, gitar ve yaylıların temelini oluşturduğu albüm prodüksiyon olarak öne çıkmak yerine swift'in anlattığı hikayeleri destekler nitelikte. the national grubundan aaron dessner albümün ana prodüktörü iken, swift'in uzun dönemdir çalıştığı jack antonoff'un beş şarkıya katkısı var. şarkıların tamamı downtempo ve asıl öne çıkan swift'in anlattığı hikayeler. esasen swift bunu ilk kez yapmıyor. önceki albümlerinde de hikaye anlatıcılığını öne çıkardığı, radyo dostu olmayan şarkılar yapıyordu ama dengeyi sağlıyordu. bu tür şarkılar albümde olsa da her zaman öne çıkan hareketli parçalar vardı. bu kez yok. önceki albümlerinde kurduğu bu denge onun şarkı yazarı olarak yeteneğini gölgeleyen bir şeydi. örneğin arka planda state of grace gibi bir şarkı vardı ancak insanlar onu i knew you were trouble ile tanıyordu. swift kariyerinde ilk kez uptempo şarkıların onun hikayelerini gölgelemesine izin vermemiş. bu bakımdan folklore, singer-songwriter olarak tanımlayabileceğimiz bir çalışma.

    bu durum özellikle son albümü lover ile gündeme gelen bir konuydu. albümün geri kalanı iyi şarkılarla dolu olmasına rağmen me! ve you need to calm down gibi şarkıları single yaptığı için özellikle eleştirmenler tarafından "olgun olmamakla" suçlanmıştı. swift, bu sefer onun hikaye anlatıcılığını gölgede bırakıp eleştirmenlerin aleyhine kullanabilecekleri hareketli pop şarkıları sunmuyor dinleyicisine. yine aynı şekilde lover'ın kapağı ne kadar renkliyse folklore'unki o kadar sade ve gösterişten uzak. bir noktada lover'ın tam zıttı bir albüm folklore.

    şiirsel yanının bu kadar öne çıkmasının yanı sıra oldukça karmaşık bir konusu var. swift önceki albümlerindeki gibi hem sound hem konu olarak konsept bir albümle geliyor ancak eski albümlerinde hikayeyi çözmek bir nebze daha kolaydı. kendi hayatından kesitler olduğunu bildiğiniz için şarkının arkasındaki olay bir şekilde kendini belli ediyordu. bu sefer her şey onun hayal gücünün bir ürünü. gerçek karakterlerden ve yaşam öykülerinden ilham alsa da anlattığı olaylar onun kurgusu. bu bakımdan albüme ilham veren swift'in rhode island'ındaki evinin eski sahibi rebekah "betty" harkness ve onun hayatı. swift'in hikayesine göre betty, james isimli bir gençle gençken bir aşk yaşıyor ancak james onu aldatıyor. sonradan geri dönse de anlıyoruz ki hikaye mutlu bitmemiş. betty bütün bunları geçmişe dönerek anlatıyor, şimdi ise william "bill" harkness diye bir adamla evli. şarkıların çoğu bu dört karakter arasında gidip geliyor: betty, james, diğer kadın ve bill. albüm boyunca ikinci kadının isminin bahsi geçmiyor. swift, bu aşk üçgeninin bakış açılarını değiştirerek hikayeyi anlatıyor. bazı şarkılarda da kendi büyükbabası ve arkadaşından söz ediyor. bütün bu hikayeleri kafasında kurgularken arada kendinden izler ya da benzerlikler de dahil ediyor. örneğin betty'nin bakış açısından anlattığı şarkıda birden kendine dönüyor. bu da doğal olarak bazı şarkıların birden fazla anlamının olmasına, farklı yorumlanabilmesine neden olmuş. hemen hemen her şarkıda betty'den, james'ten ya da taylor'ın kendisinden izler bulabilirsiniz.

    albüm, swift'in senaryosunu yazıp kendi yönettiği bir dönem filmi gibi. hollywood ünlülerinin hayat hikayelerini okuyup albümüne yansıtmayı her zaman sevmişti ama bunu albümün tamamına uyarladığı hiç olmamıştı. red albümünün ilk klipleri 1950'li yıllardan fırlamış gibiydi. yine red albümündeki the lucky one şarkısı doğrudan bir hollywood yıldızını konu alıyor. starlight şarkısı bir başka cemiyet mensubu çiftin gençlik yıllarındaki romantik aşkını konu alıyor. this is why we can't have nice things şarkısının teması 1920'lere damgasını vuran muhteşem gatsby romanından izler taşıyor. bir şarkısına adını veren cardigan dediğimiz hırka bu dönemlerde meşhur. 1920 ve 30'lar amerikan tarihinde roaring 20s olarak da tanımlanan dönem, amerikan gençlerinin çılgınca parti yapıp yarınlar yokmuşçasına yaşadığı zamanlardır. kavram olarak "amerikan rüyası" ile zenginleşip eski zenginlerden daha şaşaalı bir hayatı benimsemelerini işaret eder. şu video çok iyi yansıtır. aristokrat geçmişi olan eski zenginleri "old money," amerikan rüyası ile parayı bulup sonradan zengin olanları "new money" ile ifade ederler bu dönemde ki bu kavramları da albümde göreceksiniz. swift'in ilham kaynağının bu dönem olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    swift'i pop albümleriyle tanıyıp dinlemeye başlayanlar için folklore çok bir şey vadetmese de kariyerindeki en iyi albümlerden biri olarak yerini alacak. son dört albümdür popun tüm sınırlarını dolaşıp her alanını gezdi. country pop, synthpop, elektropop, pop rock, bubblegum pop, industrial pop, surf pop... bir başka pop albümü yapsa folklore kadar etki yaratmayacaktı. üstelik swift'in esas öne çıkan özelliğinin şarkı yazarlığı olduğu düşünülürse mainstream müzikten arınmış bir albüm gerekliydi. hazır herkes karantinadayken, kimsenin dışarı çıkıp dans edemeyeceği bir dönemde böyle yatıştırıcı ve sakin bir albüm isabetli bir karar gibi görünüyor.

    albüm konsept olarak kendini baştan sona rahatlıkla dinlettiriyor ancak yine de öne çıkanları belirtmek gerekirse exile, cardigan, the last great american dynasty, invisible string, mad woman, my tears ricochet, betty ve seven albümün en iyileri. the 1, hoax, mirrorball, august ve illicit affairs gayet güzel şarkılar. buna karşılık epiphany ve özellikle peace albümü bir parça yavaşlatan şarkılar.

    the 1: albümün açılış şarkısı olarak swift hem sound'u hem hikayeyi dinleyicinin kafasında çiziyor. piyano altyapılı ballad'da sonu kötü bitmiş eski bir aşk hikayesini nostaljik bir havayla anlatırken geçmişte kalmış dileklerini dile getiriyor. şarkıdaki adam (james) sonradan birçok şarkıda görebileceğimiz gibi esas kızı aldatıyor. bu bakımdan the 1, albümün üç dakikalık özeti gibi. şarkının içinde hem "roaring 20s" hem "internet" kavramları var. swift geçmişi ve günümüzü harmanlayarak bir hikaye kurguladığını belirtiyor ki bu durum cardigan gibi diğer şarkılarda da mevcut. yine sonradan çok duyacağımız "bilmek" kavramına vurgu var. açılış şarkısı olarak -özellikle bir önceki albümü düşünülürse- oldukça iyi. ayrıca swift kariyerinde ilk kez şarkılarında açıkça küfrediyor, folklore kariyerinin ilk explicit albümü. dinlemek için

    cardigan: ilk şarkıda genel tabloyu çizen swift hikayeyi bu şarkıyla anlatmaya başlıyor ve ilk olarak betty'nin -aldatılan kadının- bakış açısını sunuyor. şarkıda, betty karakteri geçmişte kalmış gençlik aşkını ve yaşattığı özel hisleri birçok metaforla anlatırken defalarca "biliyordum" diyor. tek başına ele alındığında pek anlam ifade etmeyen bu kısım, erkeğin bakış açısını anlatan şarkıyla birleştiğinde bir anlam kazanıyor. adam pişman olup kızın kapısına dayandığında "gençtim ve hiçbir şey bilmiyordum" derken, kız ona "[ben de gençtim ama] her şeyi biliyordum" şeklinde cevap veriyor. konsept albümlerin eğlenceli tarafı bu. hikayeyi toparlamak için tüm parçaları incelemek gerekiyor. swift, betty'nin hikayesini anlatırken kendisiyle de bağ kuruyor. hem yaşadığı ilişkiler hem siyasi görüşleri için gençliği bahane edilerek çoğu kez eleştirilen biri olarak "gençken senin hiçbir şey bilmediğini düşünüyorlar" diyor. cardigan, albümün çıkış parçası olarak ele alındığında swift'in bugüne kadar yayınladığı en iyi çıkış şarkısı olabilir. (bkz: #110807124) dinlemek için

    the last great american dynasty: albümlerinde uzun şarkı isimlerinden vazgeçmeyen swift, bu şarkıda da betty karakterini anlatmaya devam ediyor. doğrudan rebekah harkness'ın adıyla başladığı şarkıda önce onun kısa bir biyografisini veriyor. orta sınıf ve boşanmış bir kadın olarak st. louis'den rhode island'a gelen betty'nin petrol zengini bir ailenin varisiyle (bill harkness) evlenmesi tüm kasabanın dikkatini çekmiştir. gürültülü partileriyle hemen kasabanın dedikodu ve endişe kaynağı olur betty. aynı zamanda ev ile özdeşleştirilen "son büyük amerikan hanedanlığı" bu umarsız kadın yüzünden tehlikeye girmiştir kasaba halkına göre. o güne kadar karşılaştıkları en çılgın kadın, kocasının ölümünden sonra tatil evi olarak kullandığı o eve yerleşmekten vazgeçer ve çekip gider. gidişinin ardından ara sıra tekrar göründüğü söylenir. şarkının son kısmında swift kendisiyle betty arasında bağlantı kurarak onun evini satın aldığını ve artık o çılgın partileri onun verdiğini söyler ki bu gerçek. artık kasabanın deli kadını swift'in ta kendisidir. (swift 2013'te bahsi geçen evi satın aldı ve sonraki yıllarda medyanın günlerce konuştuğu büyük partiler verdi.) dinlemek için

    exile: bon iver grubunun solisti justin vernon'la düet yaptığı şarkıda bakış açısını betty'den uzaklaştırarak daha genel bir hikaye anlatıyor. onu çoktan unutmuş eski sevgilisini bir başkasıyla gören birinin yaşadığı hayal kırıklığı ve acıyı konu alıyor bu şarkı. hem altyapısı hem sözleri hem de vokallerin uyumuyla exile, swift'in kariyerindeki en iyi iki düetten biri. özellikle vernon'la birbirlerini tamamlayan diyaloglar şarkıyı başka bir boyuta taşıyor. albümün açık ara en iyilerinden biri. (bkz: #110807213) dinlemek için

    my tears richochet: karakterini ve anlattığı bakış açısını bir kez daha değiştiren swift bu kez bir ölünün ağzından sesleniyor. evet, bir ölünün. şarkıda mezarın içindeki kişi mezarının başında duranlardan birine hitaben yaşadığı hayal kırıklığını anlatıyor. bir taraftan da "ben öldüm ama sen de öldün" diyor. rebekah harkness'ın kocası bill, kalp krizinden ölüyor ve rebekah kocasından ona kalan mirasla abd'nin en zengin kadınlarından biri oluyor. sonrasında iki evlilik daha yapıyor. şarkı hem o ikisinin ilişkisiyle ilgili olabilir hem de swift'in eski şirketinin ceo'su scott borchetta'nın ona ihanet etmesini ele alabilir. şarkıyı her iki şekilde de yorumlamak mümkün. gerek altyapısı gerek sözleriyle albümün en karanlık, en hüzünlü şarkısı. ayrıca albüm için yazılan ilk parça. dinlemek için

    mirrorball: bir üstteki şarkı gibi rahatlıkla iki farklı şekilde yorumlanabilecek olan mirrorball'un ilk anlamında yeni bir bakış açısına geçiyoruz: ikinci kadın. çıktığı yolun ne kadar hassas olduğunu bilen, buna rağmen duygularının peşinden giden kişi. şarkıya hem coşkusunu hem hüznünü yansıtmayı başarıyor. şarkının diğer yorumu ise swift'in kendini bir disko topu gibi görüp -ki benzerini look what you made me do'da da yapmıştı- kendi "ben"leriyle yüzleştiği bir parça olduğu yönünde. mirrorball albümde antonoff'un imzasını taşıyan ilk şarkı. dinlemek için

    seven: bir kez daha karakter değiştiren swift bu sefer istismara uğrayan çocukluk arkadaşını, daha doğrusu o dönemde yaşadığı duyguları ve anıları anlatıyor. onu o evden alıp koruma isteğini birçok referans ve metaforla dile getiriyor. hem altyapısı hem melodisi hem de swift'in vokalleri şarkıya inanılmaz hüzünlü ve kırılgan bir hava vermiş. belki de şarkının melodisi ve swift'in sesi bu etkiyi yaratıyor, bilmiyorum ama şarkıya ilahi bir boyut katmış. (bkz: #110807240) dinlemek için

    august: antonoff imzalı bu şarkı dessner'ın deyimiyle albümde popa en yakın parça. swift, aşk üçgenine kaldığı yerden devam ederek ikinci kadının bakış açısından james ile yaşadığı ilişkiyi anlatıyor. kadın, bunun bir yaz heyecanı olduğunun ve o kişiye aslında sahip olmadığının farkında ama yine de bu onun için yeterli. bir kabulleniş var. dinlemek için

    this is me trying: back to december ve afterglow'dan sonra swift bir başka şarkıda da hatanın kendisinde olduğunu belirtiyor ve "çabaladığını" söylüyor. bu şarkı da ikili yorumlanabilecek olanlardan biri. hikayeye baktığımızda yaptıklarından pişman olan james'i anlatıyormuş gibi duruyor. ancak bağımsız incelendiğinde zor dönemlerden geçen swift'in kendi özüne dönme çabasından da bahsediyor olabilir. dinleyicinin nasıl yorumladığına bağlı. sözleri güzel olmasına rağmen sanırım önündeki ve sonundaki şarkıya bağlı olarak albümü yavaşlatan bir şarkı. bu bakımdan bağımsız dinlenmesi iyi olabilir. dinlemek için

    illicit affairs: bir aşk-ı memnunun... öhöm yasak aşkın nasıl başladığını ve devam ettiğini anlatan swift, bu şarkıyı da august ve mirrorball gibi diğer kadının bakış açısıyla yazıyor. hüznünü saklayamayan karakter, bütün gizli buluşmalara, yalanlara ve bu ilişkinin ona verdiği zarara rağmen aralarında yaşanan anlara ve paylaştıkları şeye dikkat çekiyor. ne kadar yasak olursa olsun bu ilişkinin ona yaşattığı hisler özeldi. swift de anlattığı konuya paralel olarak şarkıda sesini histerik ve her an patlamaya hazırmış havasında çıkarmaya özen göstermiş. dinlemek için

    invisible string: bu şarkı aşk üçgeni ve diğer bakış açılarından uzaklaşıp swift'in doğrudan kendini yansıttığı ilk şarkı. baştan sona kendisi ve sevgilisiyle ilgili. delicate şarkısında bazı anıları baz alarak anlattığı şarkıda ikisi arasındaki ilişkinin ne kadar kırılgan ve hassas olduğunu anlatan swift, bu şarkıda da yine bazı anıları baz alarak bu sefer o ilişkinin görünmez iplerle birbirine bağlandığını söylüyor. tıpkı delicate gibi bu şarkı da yumuşak vokaller ve altyapıyla desteklenmiş, albümün en iyilerinden biri ki delicate da reputation'ın en iyilerindendi. dinlemek için

    mad woman: albümdeki ikili yorumlanabilecek şarkılardan bir başkası. bu şarkıya betty'nin bakış açısından baktığınızda onun adını "deli kadına" çıkaran kasaba halkı için söylüyor olabilir. diğer taraftan swift, eski şirketinin ceo'su ve sahibinin medyada onu "deliymiş" gibi gösterme girişimlerini anlatıyor da olabilir. dinleyici hangi yorumu seçerse seçsin, albümün iyi parçalarından. altyapısı bir ingiliz dönem filmine rahatlıkla soundtrack olabilir. dinlemek için

    epiphany: bakış açısı bir kez daha değişti. bu kez ikinci dünya savaşı'na, swift'in cepheye giden büyükbabasına ve savaş meydanında görev yapan bir hemşirenin gördüklerine gidiyoruz. şarkı bir askerin yaralanmasıyla başlıyor. çadıra götürülen asker muhtemelen ölecek, başında da bütün o hayatların solup gitmesini izlemek zorunda kalan bir hemşire var. şarkı, bu umutsuzluğu ve ölümü vurgulamak istercesine gospel bir altyapıya sahip, neredeyse kilise ilahisi gibi. swift bunu büyükbabası için yazmış olabilir ama sözler günümüze de uyuyor. salgını, acı çekerek yoğun bakımda ölen insanları ve çaresizlik içinde onları izleyen sağlık çalışanlarını gözümüzün önüne getirmek hiç zor değil. dinlemek için

    betty: aşk hikayesine kaldığımız yerden devam ediyoruz. bu kez aldatan adam james, betty'ye sesleniyor. ilişkisinin bir yaz kaçamağı olduğunu söyleyerek betty'den af diliyor. yaptıklarından pişman ve esas kıza geri dönmek istiyor. james'in bu şarkıda dediği "17 yaşındaydım ve hiçbir şey bilmiyordum" sözü, cardigan şarkısının çıkış noktası. orada betty, james'in tam da bu cümlesine cevap veriyor. konusundan farklı olarak şarkı albümde country'ye en yakın parça. neredeyse swift'in ilk albümünün havası var. özellikle şarkının sonlarına doğru gitar ve vokaller swift'in 14 yıl önceki hali. dinlemek için

    peace: albümde swift'in doğrudan kendisiyle ilgili yazdığı ikinci şarkı ve bir kez daha ilişkisine odaklanıyor. artık durulduğunu, sakinleştiğini belirttiği şarkıda sevdiği kişi için her şeyi yapabileceğini söylüyor. şarkıda bir zıtlık var. altyapısındaki gitar sakin bir hava verirken arka planda saatli bomba varmış gidi kesintisiz gelen tık tık sesleri birbiriyle çelişiyor. swift de bu zıtlığı sözlerle destekleyerek "sana asla huzur veremeyeceksem bile bunlar yeterli olur mu?" diye soruyor. sözleri iyi olsa da zaten downtempo olan bir albümü daha da yavaşlatan bir şarkı. dinlemek için

    hoax: albümü çok hoş piyano altyapılı bir şarkıyla kapatıyor swift. buna karşılık şarkının sözleri bir parça karanlık. şarkı hem swift'in sevdiği kişiye duyduğu hislerin yoğunluğunu konu alıyor olabilir hem de betty'nin hikayesinin son kısmını anlatıyor olabilir. rebekah harkness'ın son yılları new york'ta geçti, manhattan'daki evinde öldü ki taylor'ın da manhattan'da evi var. nasıl ki the 1, albüm için bir özet gibiydi, hoax da albüm boyunca yaşanan o hüznün bir özeti gibi. iki şarkı ön söz ve son söz gibi olmuş. dinlemek için

    swift'in bir önceki stüdyo albümü lover'daki en büyük eleştiriler albümün otuz yaşındaki bir şarkıcı için çocukça kaldığı, şarkı yazmak için illa sevgilisinin olması gerektiği ve 2016'da maruz kaldığı linç ve aşağılamadan hâlâ kurtulamadığı yönündeydi. bu albüm, bu eleştirilerin tamamını alaşağı ediyor. işte yetişkin birinin kaleminden çıkmış, kendi ilişkilerinden ziyade kurguladığı hayatların hikayesini anlatan bir albüm.

    bir şarkı yazarı olarak folklore, swift'in kariyerinde önemli bir yere sahip olacak ancak ister istemez bir soruyu gündeme getiriyor. bundan sonra ondan ne beklemeliyiz? bu şekilde devam edecek mi? popa mı dönecek? yoksa bir kez daha yeni bir şey mi deneyecek? şu noktada ne yapacağını kestirmek zor ama ne yapacaksa iyi yapacağını söylemek yanlış olmaz. geçmiş bize bunu gösteriyor.

    spotify'dan dinlemek için

    rebekah harkness hakkında (bkz: #110807095)
34 entry daha

hesabın var mı? giriş yap