şükela:  tümü | bugün
569 entry daha
  • lsd, çavdar mahmuzunun bir türevinden üretilir. kristalimsi, beyaz bir forma sahip olup kokusuzdur. suda seyreltilebilir. bunun yanında, emilerek tüketilebilmesi için lsd tabletleri yapılabilir. lsd, beynin 5-ht olarak bilinen serotonin reseptörlerine etki ederek sinir sisteminin belirli bölgelerinde serotonin alımını bozar.

    psychedelic maddeler, tarih boyunca birçok insanın ilgisini çekmiştir. böyle bir maddenin sağladığı halüsinasyonlar, açıklanması zor deneyimlere sebep olur. özellikle sanatçıların, bu maddelerin sebep olduğu deneyimlerden, ilham almak ve düşünce biçimleri yaratmak suretiyle yararlandıkları söylenir. ancak her şey söylendiği kadar iyi midir? tartışılır.

    öncelikle lsd, içeriğinde psikoaktif madde bulunması nedeniyle, kullanıcının gerçeklik kırılması yaşamasına neden olur. özellikle duygu ve hisleri yöneten beynin merkezine nüfuz ederek hisleri ve duyuları manipüle eder; halüsinasyonlar ve duyusal rahatsızlıklar oluşturur. nöronlarla etkileştikten sonra, bu maddeler, öncelikle duyusal algı, zevk, açlık, sıcaklık hissi, kas kontrolü ve benzeri işlevlerden sorumlu kimyasallar olan serotonin nörotransmitterinin salınımını ve işlevini değiştirir. bu değişiklikler her kullanıcıda farklı bir etki yaratır.

    lsd’nin öngörülemeyen doğası göz önüne alındığında, etkisi oldukça şiddetlidir. normal bir dozun etkisi 10 saat kadar sürebilmektedir. ilk etapta genellikle güçlü halüsinasyonlar, bozulma veya gerçekliğin ani kırılması ile gelişen ruh hâli göze çarpar. devamında kaygı ve gerginliği azaltarak cesaret patlaması yaşatır veya tam tersine, korkunç halüsinasyonlara neden olarak kişide tarifi imkânsız, rahatsız edici ve üzücü deneyimlere neden olabilir.

    lokal beyin hasarına yol açabilen bu tür halüsinojenik ilaçlar, geçmiş yıllarda şizofrenik eğilimi olan insanları tespit etmek için bir turnusol görevi de görmüştür. ilacın etkisi altındaki kişinin dilindeki bozulmalar, her ne kadar dar anlamda olsa da, konuşma yapıları ve türlü anlamların canlandırılması esnasında, dilin psikolojik süreçlerle olan ilişkisi hakkında fikir vermiştir.

    lsd ve yaratıcılık arasındaki ilişkiye baktığımızda, çeşitli sanatçıların ve özellikle ünlü girişimcilerin, bu deneyimle ilgilendiklerini biliyoruz. beynin alışılagelmiş günlük hayat desenlerine karşı hazırlamış olduğu tepkileri gereksiz kılan bir tür sınırsızlık ikliminin, farklı yaklaşımlara ihtiyaç duyan kişilerce kullanılması şaşırtıcı olmaz.

    vincent van gogh

    van gogh’un lsd kullandığına yönelik magazinel iddialar olsa da, xix. yüzyıl avrupa’sında henüz kullanımı popülerleşen bir ilacın van gogh çağdaşı toplumda kullanıldığını söylemek biraz zorlama olur. ancak yaptığı tabloların, “psychedelic kullanmadan yapılamayacak türden” abartılı yorumları da van gogh’un kendi başarısıdır. yine de van gogh, sıkı bir absinthe tüketicisi olarak bilinir ki bu da onun epileptik eğilimini destekleyen bir faktör olmuştur.

    delilik diye adlandırılan durum, insan davranış ve deneyiminin düzenlenmesinde akılcı faktörlerin rolünün azaldığı ya da kaybolduğu şartlarda ortaya çıkar. van gogh’un yaşamını düşündüğümüzde, bilincinin ötesinde bir bilinç büyümesine tutulması, onu diğer insanlardan ayırır; evrene olan bakış açısıyla, kendine has bir evren anlayışına sahip olup belki de psychedelic etkilerin direkt sonuçlarını doğuştan taşımıştır.

    aldous huxley

    bravo new world”ün ingiliz yazarı aldous huxley, özellikle elde ettiği başarıların ardından hollywood’a taşındığında, savaşın ardından yükselişe geçen karşı kültürün, özellikle lsd kullanımı hususundaki önde gelen şahsiyetlerdendi. zaten 1954 tarihli “the doors of perception”ın da, onun bu deneyiminin hiç de dolaylı olmayan bir sonucu olduğu söylenebilir. kendi ifadeleriyle, “mistik deneyim iki kat değerlidir. değerlidir, çünkü deneyim sahibine, kendisini ve dünyayı daha iyi anlama imkânı verir; daha az ben merkezli ve daha yaratıcı bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir.” hatırı sayılır bir meskalin deneyimi de bulunan huxley’in bu ifadeleri, bütün deneyimlerini bir araya getirdiğinde, egonun haddinden fazla korunaklı sosyal pozisyonunu terk ederek, kendince bir tür kopernikçi aydınlanma yaşadığına ve sosyalin ötesinde, ritüel bir aidiyet kavramıyla bütünleştiğine yorulabilir.

    michel foucault

    fransız filozofun, tıpkı huxley gibi yeni dünya’ya yolculuğu sırasında bu maddeyle tanışmış olması sürpriz olmasa gerek (ne de olsa ayahuasca ve peyote başta olmak üzere, diğer pek çok madde de buralı, yeni dünyalı). foucault’nun amerika’da tanıştığı tarihçi simeon wade, “foucault in california” adlı hatıratında, foucault, onun erkek arkadaşı michael stoneman ve wade’in kendisinden oluşan üç kişilik bir grupla yaşadığı meşhur ölüm vadisi anısını anlatır. “sırt üstü yatıp göğe baktım ve halüsinasyon gördüğümü hissettim. patlayan ve yanıp sönen bütün gökyüzü birbirine karıştı. warhol'u düşündüm, warhol. yıldızlar, aysız gökyüzünde yavaşça ve zarif bir şekilde hareket eden devasa noel ağacı süslerinin şeklini aldı. huzur tamamen beni kuşattı. göksel iksirin, her yıldızın bütün spektrumlarını görmeme izin verdiğini biliyordum. parlak renkler, ışıltılı kürelerin yanılsamasını oluşturmak için dışa doğru saçıldı.”

    foucault’nun aktarılan sözleriyle, “gökyüzü patladı. yıldızlar üzerime yağmur gibi yağıyor. bunun doğru olmadığını biliyorum, ama gerçek bu. (...) bu deneyimi hayatımda karşılaştırabileceğim tek şey, bir yabancıyla seks yapmak. yabancı bir bedenle temas, yaşadığım deneyimi, hakikatin deneyimine ulaştırır.” dahası için.

    birinci elden çizimlerle bir lsd deneyimi

    whatafinethrowaway rumuzlu bir internet kullanıcısı, amerikan hükümetinin 1950’lerde yürüttüğü bir deneyin sonucu olan “nine drawings” adlı çizim serisinden etkilenerek, arkadaşından, lsd etkisi altında kendi yüz ifadelerini ve kendisinde gözlemlediği değişimleri tasvir etmesini istiyor. sonuçları burada.
23 entry daha