şükela:  tümü | bugün
794 entry daha
  • mehmet bulgen tarafından kelam konusunda yaptığı bazı yorumlar eleştirilmiş ve aralarında twitter üzerinden bir tartışma başlamış olan düşünür. tartışmanın konusu akıl ve inanç.

    tartışmada atılan tweetleri kaynakları ile beraber ekledim.eksik veya yanlış varsa mesajla iletebilirsiniz.

    eleştiri cündioğlu'nun attığı şu tweet üzerine başladı.
    --- spoiler ---
    • tanrı vardır veya yoktur demek için düşünmeye gerek yoktur.

    • tanrı vardır veya yoktur dedikten sonra da düşünmeye gerek yoktur.

    • tanrı varsa düşünmeye gerek yoktur, yoksa yine düşünmeye gerek yoktur.

    çünkü inanıp inanmamanın düşünüp düşünmemekle bir ilgisi yoktur.
    --- spoiler ---

    mehmet bulgen bu tweete şöyle bir cevap tweeti attı.
    --- spoiler ---
    kelami açıdan çok vahim bir açıklama olmuş! halbuki imam eş'arî tam tersini söyler:

    “usûl meselelerinden her birine aklî bir delille inanmadıkça bir kişi mümin olamaz.” (tebsıra ı, 43)
    --- spoiler ---
    mehmet bulgen'in tweeti

    cündioğlu bu eleştiriye bir cevap tweeti attı;
    --- spoiler ---
    mehmet bey, kaili olduğunuz vehametin derecesini anlayabilmemiz bakımından, mümkünse, eş’arî’ye ve hatta zat-ı âlinize göre şu ‘akıl’ ve ‘aklî’ terimlerini tanımlayabilir misiniz?
    --- spoiler ---
    cündioğlu'nun cevap tweeti

    mehmet bulgen cevap veriyor
    --- spoiler ---
    "kelami acidan" vahim, cunku gelenekte cogu kelamci marifetullah konusunda dusunmenin (nazar) vacip oldugunu soyler. allah'in varligina dair bilginin dolaysiz bilgi türünden olamadigina dikkat ceker. ınsan bunu akli bilgi edinme vasitasiyla delilgelistirerek (orn. hudus) kazanir.
    --
    verdigim cevapta kelamcilarin akli delilden ne kastedildigi acik. duyular ve dogru haber gibi bilgi edinme vasitalarinin yaninda bir bilgi edinme vasitasi olarak akildir. cogu klasik kelamciya gore allah'in varliginin bilgisine aklin tefekkuruyle ulasilir(nazaru'l-akil).
    --- spoiler ---

    bulgen'in cevabı bulgen'in 2.cevabı

    cundioğlu'nun cevabı
    --- spoiler ---
    bu işler kelamcıların sözlerin aktarmakla olmaz, muradlarını da çözümlemek gerekir; örn. farabi'ye göre kelamcıların akıl dedikleri şey toplumdaki yaygın kanılar olup onlar toplumun veya çoğunluğun ortak kanılarına (???? ????? ??????? ??? ?????? ?? ??????) akıl adını verirler.

    --- spoiler ---
    cundioğlunun cevabı

    bulgen'in cevabı
    --- spoiler ---
    sayın hocam, burada amacım bir durum tespiti yapmak. inanıp inanmamanın düşünce ile ilgisi yok demek islam kelami geleneğine meydan okumaktır. çünkü kelamcıların çoğu malumunuz marifetullah konusunda nazar zorunludur, akli deliller şarttır diyorlar. bu tespit şimdilik yeterlidir.
    ---
    konunun esastan tartışılması için buranın çok uygun bir ortam olduğunu düşünmüyorum. müslümanların dogmatizm ve taklitçilikle suçlandığı bir dönemde islam itikadının en büyük mezhep kurucusu olan imam eş'ari'nin akli delillere bu derece vurgu yapması gerçekten önemlidir.
    --- spoiler ---

    bulgenin cevabı
    bulgenin cevabı 2

    cundioğlu'nun cevabı
    --- spoiler ---
    1. ıstılahta münakaşa olmaz; ancak 'akli delil' demekle de işin içinden çıkılamayacağı anlaşılmış olmalı.
    2. eşari ve maturidi'nin akıl hakkındaki kavrayışlarının kendi çağlarının bilimsel düzeyinin bile altında olduğuna farabi'nin (yanısıra amiri, sicistani) metinleri tanıktır.
    --
    3. bu çağda bir düşünsel tartışmada kendi devrinin bilimini bile kavrama yetersizliği çeken bir din bilgininin (örn. eşari'nin) düşünce biçiminden medet beklemek, görünüşte düşünceden sözedip gerçekte inancı kastetmek zaafının bir belirtisidir. (biz tahkike hasret bir toplumuz.)
    --
    4. kelamcıların cedel tarzının o döneme özgü bilimsel ölçütler açısından nazar ve istidlal'le bir alakası yoktur; her iki imamın da yapıtları (eşari: makalat, maturidi: k. tevhid) mantık bir yana, özellikle dakik'ul-kelam (doğabilimleri) açısından gayet zayıf ve yetersizdir.
    ---
    5. kısaca kendi çağının bile gerisinde kalmış bir savunma biçiminin bu çağın bilimsel kavrayışının karşısına çıkarılması bir yöntem yanlışıdır; ilahiyat camiası tembelliği bırakıp yeni savunmalar geliştirmelidir, çünkü çağdaş eleştiriler tümüyle farklı bir bilincin ürünüdür.
    --- spoiler ---
    cundioğlu cevap 1
    cundioğlu cevap 2
    cundioğlu cevap 3
    cundioğlu cevap 4

    bulgen'in cevapları
    --- spoiler ---
    sayın hocam, bir kelamcı olarak sizin kelamı yorumlayışınızda katılmadığım, hatalı bir çok nokta olduğunu belirtmeliyim. sizi bu söylediklerinizin altında yatan dogmatik kabulleri açığa çıkaracak ve tahkik edecek bir öz eleştiriye davet ediyorum.
    --
    sürekli düşünce/akıl ile inancın bir arada bulunmayacağını iddia ediyorsunuz.
    bunun sebebi ikincisi yani inanç "saçma" olduğu için mi? yoksa akıl ona ulaşamayacağı için mi?
    ilkini ben müslümanım diyen birisinin demesi mümkün değil.ikincisini savunuyorsanız bu kant'a gidecektir,
    --
    ... ancak kant'ın saf aklın inanca götürmeyeceği iddiası swinburne, plantinga, craig vb. gibi analitik felsefecilerin ağır eleştirilere maruz kaldı ve bunlar batı'da güçlü bir circle oluşturdular. dolayısıyla kant'ın o kaziyesini müsellem kabul etmek artık kolay değil.
    --
    günümüz analitik din felsefesini biraz bilen bir insan aslında bunun kelamın yeniden dirilmiş şekli olduğunu anlar. craig'in kelam kozmolojik argümanını güncellemesi bunun örneğidir. yine swinburne'nün kümülatif argümanının benzerini kelamcılar daha önce uygulamışlardır.
    --
    klasik kelamın belki de en güçlü tarafı akla/doğaya dayalı konulara karşılık gelen dakiku'l-kelam alanıdır. günümüz analitik felsefesi ve metafiziğine tartışılan konulardan çoğunu -daha islam felsefesi ortada yokken- 3./9. yüzyılda kelamcılar detaylı bir şekilde tartışmışlardır.
    --
    imam eş'ari makalat'ta kelamcıların cisimlerin yapısı konusunda 12 farklı kola ayrıldığını söyler. kitabında 15'e yakın bölüm sırf kelamcıların hareket konusundaki görüşlerine münhasırdır. dırar, allaf, nazzam, cahız, muammer, cubbai vb bir çok kelamcı farklı görüşlere sahiptir.
    --
    dolayısıyla kelamcıları farabi gibi rakipleri üzerinden değil, kendi metinleri üzerinden tanımlamak gerekir. daha bir de kelamın f. razilerin yaşadığı müteahhir dönemi vardır ki kelam bu denemde felsefe ile çok daha iç içe geçmiştir. kelamı eleştirirken bunları da görmek gerekir.
    --
    allah'ın varlığının aklî delillerle bilinebileceğini savunan, kitaplarında akli delillerin özelliklerine dair uzun bahisler ayıran ve bu doğrultuda tutarlı yüzlerce delil geliştirmeye çalışan kelam, dinin akıl dışı, dogmatik ve taklide dayalı olduğu iddialarına en güzel cevaptır.
    --- spoiler ---
    bulgenin cevabı 1
    bulgen'in cevabı 2
    bulgenin cevabı 3
    bulgenin cevabı 4
    bulgenin cevabı 5
    bulgenin cevabı 6
    bulgenin cevabı 7
    bulgenin cevabı 8

    tartışma dışı ama olaya gönderme tweet 3

    mehmet bulgan'ın eleştiriler üzerine kapsamlı açıklamalar yaptığı tweet zinciri
    --- spoiler ---
    sayın dücane cündioğlu (@ducane) ile inanç-düşünce ilişkisi ve kelama dair yaptığımız tartışma sonrasında fikirlerime açıklık getirmem gerektiğine yönelik tepkiler aldım. bir kısmını daha önce paylaştığım dağınık haldeki tweetleri burada biraz açarak toplamak istiyorum. (1/26)
    --
    önce tartışmayı hatırlasak sayın cündioğlu düşünce ile inancın bir arada olamayacağını iddia ediyor. bu görüş batı'da köklü bir tarihi olan fideist düşünce olarak bilinir. tertullian'dan luther'e kant'tan kierkegaard'a pek çok isim bu geleneğin içinde değerlendirebilir. (2/26)
    --
    ancak islam dünyasında ise bu görüş hiçbir zaman ana akım olmamış, tam tersine kelamcıların çoğu dini inancın akla aykırı olmadığını hatta akılla temellendirilmesi gerektiğini savunmuşlardır. (3/26)
    --
    öncelikle şunu ifade etmeliyim ki bu tartışma bağlamında akıldan kastım eylemlerimizi yönlendiren pratik akıl değil realite hakkında bilgi elde etmeye çalışan teorik akıldır. bundan sonra da akıl derken teorik akıl anlamında kullanılacaktır. (4/26)
    --
    sayın dücane cündioğlu ile yaptığımız tartışmanın iki yönü bulunmaktadır. birincisi onun 'kelamcıların akli delille neyi kastettiği' sorusu, ikincisi ise tartışmanın esasını oluşturan 'dini inançla düşünce yani akıl ve felsefenin' bir araya gelemeyeceği iddiasıdır. (5/26)
    --
    birincisinden yani kelamcıların akli delille ne kastettiğinden başlarsak kelamcıların çoğunluğu alemin yaratılışı, allah'ın varlığı ve birliği gibi ulûhiyyet konularının akli delillerle gerekçelendirilmesi gerektiğini iddia ederler. (6/26)
    --
    çünkü onlara göre vahiy nübüvvetin ispatına, nübüvvetin ispatı da allah'ın varlığının ispatına dayalıdır. eğer allah'ın varlığına vahiyle delil getirilirse kısır döngüye düşülür (devir). bu durum kelamcıları allah'ın varlığını akli delillerle gerekçelendirmeye yöneltmiştir.(7/26)
    --
    kelamcıların akli delilden ne kastettiğini bilmek için onların bilgi teorilerine bakmak gerekir. onlara göre bilgi çaba gerektirmeden doğrudan bilinenler (ızdırari) ve bir akıl yürütmeye dayalı olarak insanın çabasıyla kazanılanlar (mükteseb) olmak üzere ikiye ayrılır. (8/26)
    --
    kelamcılar sınav dünyası gereği allah'ın bilgisinin apaçık olan doğrudan bilgiler cinsinden olamayacağını savunurlar. aksi halde zaten herkes iman eder ve bu dünya bir test yeri olmaktan çıkardı. (9/26)
    --
    yine allah'ın varlığına yönelik bilginin insanda apaçık bilgi türüyle oluşması insanın dini bir inancı özgür iradesiyle tercih etmesini bloke eder, inancın mükafat ve cezaya konu olacak bir kazanım (kesb) olmasını da ortadan kaldırırdı. (10/26)
    --
    dolaysıyla kelamcıların allah inancı konusunda akıl yürütmeye dayalı olarak elde edilmiş, insanın çabasını gerektiren bilgi türü şarttır demelerinin sebebi budur. burada onların akli bilgiden ve akıl yürütmeden ne kastettiklerini doğru bir şekilde anlamak önem arz eder. (11/26)
    --
    kelamcıların çoğunluğunun benimsediğine göre aklın fonksiyonu açısından iki yönelimi söz konusudur. bunlardan birincisi evveliyat ya da bedihiyyat adını verdikleri, her insanda çaba harcamaksızın doğrudan kavrayışa dayalı oluşan bilgilerdir. (12/26)
    --
    bir şeyin aynı anda hem var hem yok olamayacağına yönelik çelişmezlik ilkesi, başlangıcı olan (hâdis) ve hakkında alternatif durumlar olan (mümkün) bir varlığın bir sebebe ihtiyacı olduğunu belirten nedensellik ilkeleri aklın doğrudan kavrayışını örnekleyen ilkelerdir.(13/26)
    --
    aklın ikinci yönelimi ise eldeki verilerden çeşitli türlerde çıkarımlar ve akıl yürütmelerle bir sonuca ulaşmaya dayanır. kelamcılara göre aklın allah'nın varlığına yönelik gerekçelendirilmiş inanç ortaya koyması aklın hem doğrudan hem de dolaylı kullanımına dayanır. (14/26)
    --
    aklın nedensellik ilkesinin bilgisi aklın doğrudan kullanımına dayanırken kainatta yapılan gözlemlerden hareketle belli bir takım çıkarımlarla allah'a ulaşmak aklın dolaylı kullanımına dayanır. (15/26)
    --
    şimdi, tartışmanın esasını oluşturan dini inançla akıl ve felsefenin bir araya gelemeyeceği iddiasına gelirsek bu iddianın iki farklı türü vardır:
    birincisi dini inancın saçmalık yani mantıksal problemler taşıdığıdır.
    ikincisi ise aklın dini inanca götüremeyeceğidir. (16/26)
    --
    batı düşüncesinde teslis inancıyla ilgili 'inanıyorum çünkü saçmadır' gibi sözler söyleyen hristiyanlar olduysa da tevhidi eksene alan islam düşüncesi tarihinde dini inancın mantıksal problemler taşıdığı (muhal) iddiasıyla ortaya çıkan bir 'müslüman' ben bilmiyorum. (17/26)
    --
    aklın dini inanca götüremeyeceği meselesi ise modern dönemde en sistematik şekilde kant tarafından dile getirilmiştir. ancak kant'ı bu iddiaya götüren antinomiler günümüzde büyük yara almıştır. yine onun numen ilan ettiği kozmoloji günümüzde bilim dalı kabul edilmektedir.(18/26)
    --
    bilim insanları evrenin başlangıcı ve sonu konusunda gerekçelendirilmiş bilimsel teoriler/bilgiler ortaya koyabilmektedirler. yine kant'ın mekanın doğasını anlamak için varsaydığı öklid geometrisinin dışında riemann ve gauss gibi alternatif geometriler ortaya çıkmıştır. (19/27)
    --
    kant'ın felsefi sisteminin dayandığı numen - fenomen ayrımı da kendi içinde bir takım problemler taşımaktadır. örneğin bazı yerlerde numen hakkında hiç konuşamayacağımızı söylerken bazı yerlerde numenin fenomenel alanı nedensel bir şekilde etkilediğini söyleyebilmektedir. (20/26)
    --
    diğer taraftan kant'ın aklın inanca ulaştıramayacağı iddiası son elli yılda analitik din felsefesi içinde çok ciddi eleştirilere maruz kalmıştır. plantinga, swinburne, craig gibi filozofların eleştirileri ve türevleriyle hatırı sayılır bir literatür ve gelenek oluşmuştur. (21/26)
    --
    dolayısıyla kant'a atıfla teorik aklın allah'ın varlığına yönelik bir inanca ulaşamayacağı veya akılla dini inancın yan yana gelmeyeceği iddiası artık genel geçer bir hüküm olarak (müsellem bir kaziye) kabul edilemez. (22/26)
    --
    halen akılla inancın bir araya gelmeyeceğinde diretenlere biraz analitik din felsefesiyle meşgul olmalarını tavsiye ederiz. kelamı hakkıyla kavramış ve analitik din felsefesini çalışmış kişiler bu iki gelenek arasında bir doku uyuşması ve benzerlik olduğunu görebilirler. (23/26)
    --
    hatta bugünkü analitik din felsefesinin kelamın akla dayalı alanının (dakik) güncellenmiş bir şekli olduğu bile savunulabilir. craig'in kelam kozmolojik argümanına yönelik yaptığı çalışmalar, swinburne'un kümülatif argüman vurgusunun kökleri kelama kadar götürülebilir. (24/26)
    --
    kelamın yöntemi her ne kadar birileri tarafından cedel/safsata olarak değerlendirilip küçümsense de bugünkü analitik felsefe ölçütlerine göre ileri düzeyde argümantasyon örnekleriyle doludur. (25/26)
    --
    bu tartışmanın sonucu olarak vardığım nokta şudur ki sloganik söylemlerle entellektüel anlamda hiçbir bir yere ulaşamayız. yapmamız gereken vurucu sözlerle sloganik bir söylem inşa etmek değil daha analitik ve bütüncül bir söyleme geçiştir. saygılarımla (26/26)
    --- spoiler ---
    bulgen'in cevap zinciri

    cündioğlu'nun cevap zinciri
    --- spoiler ---
    1. malumu i'lam sadedindeki uzun açıklamalarınıza bakılırsa, mutabık kaldığımız tek nokta, "sloganik söylem"in kofluğuyla hakikate ulaşılamayacağı gerçeğinden ibaret kalmış, çünkü kelam ilmi işbu kofluğun (cedel ve safsatanın) en kaçınılası örneklerinin başında gelir.
    --
    2. kelam ilmi, kendi elindeki hakikati korumaya odaklanmış bir savunma sanatı olup sadece hasımlarını sözle (olmazsa kılıçla) susturmayı amaçlar. asla hakikate ulaşmak gibi bir amacı yoktur, çünkü kelamcı hakikatin ölçüsüne (kanun-ı islam'a) zaten sahiptir, akıl/nazar ikincildir.
    --
    3. kelam, başlangıçta, dindar bilince sahip bir avuç entelektüelin (mutezile) ussal ve kavramsal uslamlamalar aracılığıyla yapılmış doğa açıklamalarının izini sürmeleri sonucunda ortaya çıkmış, ödülleri de kısa sürede tarihten silinmek olmuştur. sloganik söylemin imamı eşari'dir.
    --
    4. kelam ilmi (ibn rüşd'ün deyişiyle "ilm-i eşari") bir tarihsel kadavra malzemesi olarak özenle teşrih edilmeli, böylelikle eksik ve yanlış doğa bilgisine dayanılarak yaygın inanç ve kanıları doğrulama çabalarının ne büyük bir vakit kaybı olduğu genç zekalara gösterilmelidir.
    --
    5. şeriatın (kılıcın) desteği olmadıkça kelam ilmi'nin bir "sloganik söylem"den öte düşünsel değer taşımayacağının en büyük kanıtı çağımızdaki düzeyidir. din ve bilim, düşünce ve inanç arasında uzlaştırma çabaları ne yazık ki ortadoğuya özgü bir batılı şefkatin (!) ürünüdür.
    --
    6. aktarımlarınızda islam dünyasından bir tek düşünsel iz veya yankı yok, çünkü bugün din'le bilim arasında ciddiye alınabilecek bir uzlaşma zemini yok. keşf-i kadim (eskiyi kavramak) belki soylu bir çabadır, ama bu miras vaz-ı cedid'e (yeni bir şey söylemeye) yetenekli değildir.
    --
    7. hiçbir din, hiçbir inanç düşünsel (ussal) savunma gösterilerine asla gereksinim duymaz, kendini kendi olanaklarıyla korur. uzlaşma yanlılarının tüm yaptığı kendi kişisel kuruntularını aklamaya çalışmaktan ibaret olup dinsel ve bilimsel değerden tümüyle yoksundur. vesselam.
    --- spoiler ---
    cündioğlu cevap zinciri

    bulgen'in cevap zinciri
    --- spoiler ---
    barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar. bu tweet zinciri sayın dücane cündioğlu’nun (@ducane) 28/07/2020 tarihinde düşünce-inanç ilişkisi ve kelama dair tarafıma vermiş olduğu cevabın bir analizidir, hiç bir şekilde şahsını hedef almamaktadır.1
    --
    sayın cündioğlu ile düşünce-dini inanç ilişkisi ve kelama dair yaptığımız tartışma bu konuda bir farkındalık oluşturma adına önem arz etmektedir. bu bağlamda önceki tweetlerime cevap verme nezaketinde bulunduğu için kendisine teşekkür ediyorum.2
    --
    öbür yandan bana vermiş olduğu cevaplar kelam ilminin bu konudaki duruşuyla ilgili yanlış algılara yol açacak durumdadır. bu cevaplarda tespit edebildiğim mantık hatalarını ve problemli noktaları paylaşmak istiyorum.3
    --
    sayın cündioğlu, yaklaşık 13 asırlık bir sürece yayılan ve içerisinde mu'tezile, maturidiyye ve bunların alt dalları da dahil farklı ekolleri barındıran kelam geleneğini eş'arilere indirgeyerek açıklamaktadır. burada bir indirgeme hatasıdır (fallacy of division).4
    --
    durum ortadayken sadece dil ucuyla erken dönem mu'tezile’ye atıf yapılarak diğer bütün farklı eğilimlerin göz ardı edilmesi ise eleştiri açısından kolaylık olsun diye kelamın bu şekilde sunulduğu izlenimini vermektedir.bu ise bir kuklaya çevirme hatasıdır (fallacy of straw man).5
    --
    mu’tezile’den bahsedilirken de yine bir indirgeme hatası yapılmakta ve mutezile-kelam ilişkisi çok kısa gösterilerek başlangıç döneminden ibaretmiş gibi sunulmaktadır.6
    --
    mu’tezile’nin 13. asra gelinceye kadar farklı mecralarda önemli isimlerle varlığını sürdürmesi gerçeği bir tarafa, kelamı tesis ederken belirledikleri ilkeler ve teorik altyapının çoğu kelam ekollerini uzun bir zaman sürecinde etkisi söz konusudur (örn. atomculuk).7
    --
    kelamın bilimleri ve felsefe ile ilişkisini erken dönem mu'tezilesiyle sınırlamak, bu ilişkinin çok daha iç içe bir şekilde yapıldığı gazzalî sonrası müteahhirun dönemini göz ardı etmektir.8
    --
    müteahhirun dönemi kelâmının ne derece felsefe ile iç içe geçtiğini görmek için razi, cürcani gibi eşa'rilerin kitaplarına bakılabilir. örneğin cürcani’nin şerhu’l-mevakıf’ı büyük bir hacim itibariyle epistemoloji, mantık, ontoloji ve kozmolojiye dair felsefi bahislerle doludur.9
    --
    sayın cündioğlu kelamcıları cağın dışında kalmış doğa teorileri savunmakla suçlamaktadır. ancak aristotelesçiliğe karşı kelamcıların atomcu teorilerinin günümüz bilimiyle uyuşması dikkate alındığında onların çağlarını aşmış bir doğa anlayışını savundukları söylenebilir.10
    --
    mu'tezili ve eş'ari metinler ortadayken kelama dair anlatımları kelamcıların entelektüel hasmı ibn rüşd'de dayandırarak yapmak ve onun üzerinden eş'ariliği kadavra kabul etmek otoriteye istinat hatasıdır (ad verecundiam, appeal to unqualified authority).11
    --
    "sloganik söylemin imamı eş'aridir” ifadesi de bir slogan olarak görülmektedir. çünkü bu kadar iddialı bir tezi destekleyecek hiçbir ciddi argüman verilmemektedir. bu görüş ibn rüşd'ün ilm-i eş'ari eleştirisi üzerinden de temellendirilemez.12
    --
    zira ibn rüşd'ün eş'arileri argüman bazında eleştirmesi, bu ekolün söylemini sadece slogan olarak görmediği ve ciddiye aldığını gösterir. dolayısıyla, burada söylem ve eylem uyuşmazlığına dayanan performatif bir çelişki vardır.13
    --
    bütün bu tartışmayı başlatan imam eş'ari’nin dini inancın akılla temellendirilmesi yönündeki kanaati aynen erken dönem mu'tezile’nin de temel ilkelerindendir. imam eş'ari’yi bu yüzden eleştirip mu'tezile’ye ses çıkarmamak insafa aykırıdır.14
    --
    imam eş’ari’nin inanç için akli delili şart koşan tavrı sloganik değildir. eş’ariler farklı şartlar altında bunu savunup teorik olarak da gerekçelendirmeye çalışmışlar, pratikte de uygulamışlardır. onlara göre akıl 'asıl', nakil ferdir. ikisi çatıştığında nakil tevil edilir.15
    --
    akli delilin iman için şart koşulması çok ciddi bir meseledir. bu prensibe göre imanı akli delile dayanmayan (mukallid) ya mümin sayılmaz ya da günahkar ilan edilir. bu durum, onların nazarında dini inanç ve akıl ilişkisinin ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterir.16
    --
    kelam disiplininin tanımlanırken “islam kanununa göre” (ala kanuni’l-islam) ibaresinin kullanılması söz konusu disiplinin sonuçları üzerinden, yani neyi savunduğu üzerinden tanımlanması ve başka diğer disiplinlerden bu açıdan ayrıştırılması için yapılmıştır.17
    --
    bu durum platonculuğun bu dünyayı idealar alemi üzerinden açıkladığını söylemek gibidir. bu felsefi gelenek başkalarından böyle bir sonuç üzerinden ayrışır. ancak bu durum, sonuçlara götüren sürecin eleştirel aklın kontrolünde gerçekleşmediği anlamına gelmez.18
    --
    “islam kanununa göre” ibaresinden kelamcıların zaten kabul etmiş oldukları islam'ı bir şekilde rasyonalize ettikleri yönünde bir hüküm çıkarmak bir niyet okuması hatasıdır. genel olarak kelam kitaplarında uygulanan akla dayalı dakik metodolojik yaklaşımlarla uyuşmamaktadır.19
    --
    “şeriatın (kılıcın) desteği olmasa kelamın sloganik bir söylemden öte düşünsel bir değer taşımadığı” fikrinde bir yorum hatası vardır. zira kılıcın kelamın aleyhinde olduğu durumlar da olmuş, bu durum kelamcıların inanç akıl ilişkisi konusundaki yaklaşımlarını değiştirmemiştir.20
    --
    ayrıca sayın cündioğlu'nun fikirlerinden kelam, kılıcın desteği altında da kösteği altında bir sloganik söylem olduğu görüşü anlaşılmaktadır. dolayısıyla kılıcın tartışmaya dahil edilmesi konuyla alakasız olup bir gündem saptırma hatasıdır (fallacy of red herring).21
    --
    sayın cündioğlu tarafından dile getirilen kelamın “çağımızdaki düzeyi”nden ne kast edildiği belirsizdir. burada kastedilen kelamın teorik gücü mü, taraftar sayısı mı, sahip olduğu politik veya sosyal himaye mi?22
    --
    ve bir görüşün teorik gücü nasıl anlaşılır? -siyasi himayeye mazhar olmasıyla mı? -çok taraftar bulmasıyla mı? -eleştirel düşüncenin yaptığı incelemeden başarıyla çıkabilmesi ile mi?bu belirsizlik içinde çok-anlamlılıktan istifade hatası (fallacy of equivocation) yapılmaktadır.23
    --
    yine “din ve bilim, düşünce ve inanç arasında uzlaştırma çabaları ne yazık ki ortadoğu’ya özgü batılı bir şefkatin ürünüdür?” ifadesi ile ne kast edilmektedir? komplo teorisini andıran bu ifadenin bende ilk çağrıştırdığı şudur:24
    --
    aslında batı'da böyle bir girişim yoktur, ancak batılılar ortadoğuluları buna sevk edecek hayali bir söylem geliştirmiştir. bu hayali projenin peşine takılan da ortadoğululardır. eğer durum böyle ise, benim ortadoğu'dan kimseye atıf yapmamakla eleştirilmemin manası nedir?25
    --
    sayın cündioğlu, eğer din ve bilimi uzlaştırmanın teorik olarak mümkün olmadığını savunuyorsa batı'daki girişimleri yok sayıyor demektir. halbuki batı'da artık bu konuda önemli bir literatür ve güçlü bir gelenek oluşmuştur. analitik din felsefesi örneği burada hatırlanmalıdır.26
    --
    islam dünyasında pratik anlamda kelamın yeterince güncellenmemiş, günümüz felsefesi ve bilimiyle etkileşime yeterince geçmemiş olmasının faturasını kelamın teorik yapısına yüklemek yine konuyu saptırmaktır (fallacy of red herring). 27
    --
    islam dünyasının durumu kelamda iyi değil de bilimde ve sanatta iyi mi ki? demek ki genel bir sıkıntı mevcuttur, bu sıkıntı kelama mahsus değildir. faturayı sadece kelama kesmek, asıl nedeni teşhis edememektir. bu da ayrıca yanlış neden hatasıdır (fallacy of false cause).28
    --
    son olarak dini inancın, akılla bir araya gelemeyeceğini savunmak şu an islam dünyasındaki sıkıntının çözümüne katkı sunacak mıdır? o zaman hurafelerle dolu bir dini inancı benimsemek de mümkün olacağından böyle bir ortamda bilim yapmak daha da zorlaşmayacak mıdır?29 saygılarımla
    --- spoiler ---
    bulgen'in cevap zinciri

    cündioğlu bu noktadan sonra cevap vermeyi kesiyor ve tartışma bitiyor.
188 entry daha