şükela:  tümü | bugün
6 entry daha
  • almanların geliştirdiği bir ekonomik liberalizm anlayışıdır. nazari temelleri laissez faire prensibinde köklenmez, sosyal muhtevası da vardır.

    şüphesiz, almanların neden anglo-sakson modellerden farklı bir sistem geliştirmiş olduklarının pek çok açıklaması olabilir. ancak alman liberalizmini, ingiliz reformcuların felsefelerine dayanarak analiz etmeye çalışmak büyük bir hata olacaktır.

    neden hata olacaktır?

    çünkü otoritenin nasıl murakabe altında tutulacağına dair fikirlerin gelişim süreci tarihsel olarak ingiltere'de ve almanya'da farklı biçimlerde cereyan etmiştir. ingiltere'de ferdiyetçi doktrinlerin kuvvetlenmesinde faydacı düşünürlerin etkisi olmuşken, prusya idare sisteminin bürokrasi usulleri klasik liberallerin alkışlayacağı bir sistem değildir.

    ludwig von mises aradaki uçurumu muayyen örneklerle ifade eder ve almanlardaki obrigkeit mefhumuna dikkat çeker. gerçekten de obrigkeit bürokratik hiyerarşiyi, hükümet makamlarını ifade etse de diğer dillerde tam karşılığını bulmakta güçlük çekeceğimiz bir sözcüktür. (wikipedia'da da tercüme eksikliği olduğunu görmeniz mümkündür.)

    1800'lerde prusya'da tebaanın şikayetlerinin "küstahlık" ve "hadsizlik" olarak değerlendirilmesi, o dönemlerdeki alman liberalizminin kısa bir süre sonra yerini güçlü otokrasiye bırakacağının alameti olmuştur. bu gerçekleşmiştir de. resmi makamlarda yükselenler, efendiliklerini açıkça ilan etmekten çekinmemişlerdir.

    georg friedrich knapp'ın staatliche theorie des geldes'inde paranın değerinin serbest piyasadaki mübadele ilişkilerine değil merkeziyetçi yapıya (devlet) bağlanmasında da etkin alman teorisyenlerin sisteme bakışı görülebilir. (bkz: chartalism/@highpriestess) her ne kadar bilinmese de, chartalism keynesyen teorinin gelişimini de etkilemiştir. hatta keynes, treatise on money'de knapp'a atıfta bulunmuştur.

    treatise on money

    bu açıdan bakıldığında, alman liberalizminde devletin serbest piyasanın verimliliğini kontrol edecek olan etkili bir meritokratik bir kimliğe bürünmüş olması şaşırtıcı değildir. "ordoliberalizm" nosyonunun ortaya atılması ise almanya'da ikinci dünya savaşı'ndan sonra vuku bulmuştur. teorinin geliştirilme süreci ise 30'ların nasyonal-sosyalist almanya'sında freiburg okulu'nda başlamıştır.

    ordoliberalizmin keynesyen teori ile çatıştığı temel nokta şudur: keynesyen teori arz/talep odaklıdır. gelgelelim homo sapiens, alfred marshall'ın söylediği gibi homo economicus falan değildir. (aslında sapiens de değildir ama çaktırmayın*) binaenaleyh satın alma eğilimleri de mantıklıymış gibi kabul edilemez.

    bu en güzel balkan coğrafyasının dilencilerinde gözlemlenebilir. insanlar sabah yanından geçerken para verdikleri dilencilerin akşam alkol stokladığına sık sık tanık olabilirler. bir süre sonra "diğerkâmlık" dedikleri eylemin sonucu karnı tok bir insana değil, siroza adım adım yaklaşan bir insana dönüşüverir.

    ordoliberalizmin insanın homo economicus olmadığı postülasına dayandığı için daha rasyonel olduğunu düşündüğümü söylemekte beis görmüyorum. bazı temel ürünlere ve hizmetlere erişim kolaylığının korunmaya çalışılmış olması takdiri hak ederken, bunun tarihsel temellerinde totaliterizmin etkilerinin olduğu da unutulmamalıdır.

    ab'nin baskılarına rağmen almanya’nın keynesciliğe karşı direnişi ise üzerine makale yazılacak bir konudur.
1 entry daha