şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
513 entry daha
  • anılarım zihnimi terk etmeden hakkında birkaç şey yazmak istediğim çorak ve dağlık ada.

    deneyimlerimi başından sonuna kronolojik yazmak istiyorum. ama belki de vazgeçerim sonuçta hayat belirsizliklerle dolu. bu yazı da öyle.

    adaya ulaşım:

    adaya ulaşım kabatepe iskelesinden de (bir limandan daha ulaşım sağlanabiliyor) arabalı feribotla sağlanabiliyor. feribotlar genellikle 2 saatte bir geliyor ve haftaiçi de olsa yaz mevsiminde birazcık kalabalıkmış gibi duruyor. internetten rezervasyon yapılsa da online bilet satışı şu an yapılmamakta. açıkçası tatilin prime time'larında seyehat edecekseniz kalabalık olacağını öngörüp daha erken yola çıkmayı unutmayın. araç başı fiyat 65 lira bandında, kişi başı da 1.5 tl gibi bir fiyat var sanırım.

    açıkçası çok keyifli olabilecek bir feribot yolculuğu güvertede en ufak bir gölge olmamasıyla biraz keyifleri kaçırıyor. malum korona var, kapalı ortak alanlar da pek akıl karı değil. güneş altında yanmakla yoğun bakım arasında seçim yapmak istemezseniz eğer bu yolculuğu arabanızda uyuyarak geçirmeniz en mantıklısı ki dönüşte ben ve dostlarım böyle yaptık. tabii adaya ulaşırken yanmayı seçtim ve değmediğini söyleyebilirim.

    ayrıca yolculuk 1.5 saat civarında sürüyor.

    adaya yaklaşırken sizi üstünde pek ağaç bitmeyen, genellikle bodur ve yalnız ağaçların olduğu dağlar karşılayacak. bir kısmının ucunda çanak olduğunu gördüğümden volkanik oluşum bile olabileceğini düşündük. açık olalım "yanardağ mı len o" tepkisini çok samimi şekilde verdik. oranın yarı-yerlileri de benzer kaygılar içindeymiş. her neyse, sizi bahsettiğim türden adalar ve genelikle turuncu bir toprak yapısı karşılıyor. güneydoğu anadoluya hiç gitmedim ama oraya haritadan bakarken gördüğünüz şeyin bir benzeri de limana ilk geldiğinizde karşılaşacağınız türden bir manzara açıkçası. muhtemelen bütün adayı çevreleyen dağların nemin iç kesimleri geçmesini engellemesinden kaynaklı bir kuraklık bu. adanın sahillerinde bu kuraklığın aksine fazlasıyla ağaçlı ve yeşil tepeler görebilirsiniz. ama iç kesimler kurak.

    kısaca bitki örtüsü garig ve bunu sadece kitaptan okumuş bir cahil olarak garig'in belirgin özelliklerini tanımış oldum. az ve yalnız ağaçlar, sivri ve sevimsiz çalımsı bitkiler ve bolca keçi...

    feribottan indikten sonra kuvvetle muhtemelen önünüze çıkan ilk yerleşim yeri fazlasıyla turuncu ve tozlu bir kasaba olacak. içinde 2 tane eczane ve 2 den biraz fazla tüpçüye sahip olacak ve tüpleri de bol olmayan tüpçülerden bhasettiğimi hızla anlayacaksınız. eğer arabanızda yeterince yer varsa tüp ve eczane işlerini erkenden halletmenizi tavsiye ederim.

    burası gökçeada'nın merkezi gibi durmakta ve merkez haricinde bir isim kullanma ihtiyacı hissetmediğimiz için merkez olarak biliyorum sadece. birkaç market ve yemek yiyebileceğiniz yerler var. sadece taylan isimli bir kebapçıyı denedik. eğer çok paranız yoksa iyi bir tercih olabilir. fiyat performans olarak güzel şeyler sunuyor. lahmacununu yemeyin. o sunmuyor. ayrıca kakanızı yapmak için de iyi bir tercih olabilir. tuvalet puanı 4/10. taharet musluğu çalışmıyor yoksa 5 olurdu... bu bilgiler önemli arkadaşlar.

    merkeze gelip, alışverişinizi yapıp hazırlandıktan sonra gideceğimiz koyu belirledik. adanın ve aynı zamanda türkiye'nin en batı ucundan başlamak istedik ve gizli liman'a doğru yola çıktık. vermemiz gereken bir karar vardı tabii ki. ya adanın tam ortasından geçen ve görece düz (navigasyona göre de en hızlı) yollarından geçecektik ya da güneyde virajlarla mücadele edecektik. açıkçası hala yaşamayı sevdiğimizi düşününerek hızlı ve virajsız rotayı seçtik.

    adanın ortasındaki yol bir hata. hata.

    yolun %70i'i iş makineleri tarafından düzülmüş toprak, %20si ise çakıl yoldu. eğer arabanız alçaksa ve ne biliyim benzininiz azsa tercih edeceğiniz yol bu olmamalı. hem kalitesiz yollar yüzünden düşük hızlarda sürekli hızlanıp yavaşlayarak yakıt tüketiminiz artacak hem de bazen yarım arabanın bile geçemediği iş makineleri tarafından düzülmüş gidiş gelişli fakat tamamen uçurumlardan oluşan kenarlarına rağmen 1 tane bile bariyer yapılmamış yollarda canınızı ciddi anlamda tehlikeye atacaksınız. herhangi bir kaza kesin ölüm anlamına geliyor. yavaş ve dikkatli gitmeniz lazım. zor olan kısım aslında karşıdakinin de bu şekilde davrandığından emin olmak.

    üzücü olan şu ki, yolculuğun geri kalanında güney yolunun asfalt ve doğal güzelliklerle dolu olduğunu fark ettik... her neyse.

    ilk durağımız uğurlu plajının hemen yanında bulunan laz koyuydu. uğurlu plaji genellikle minik çakıl taşlarından oluşan ve oluşumunun erken safhalarında olan bir plaj. denizi benim gibi kumburgaz dışında deniz görmemiş bir hıyar için fazlasıyla güzeldi, berraklığı tartışmaya açık olmayacak kadar güzeldi. fakat dağ kenarında bir sahil olduğu için bu denizin ani derinleşmesine sebep olmakta. çocuğunuz falan varsa size yakın yerlerde de boğulabileceği bir ortam yaratmakta. kendinize güvenmiyorsanız sahile yakın yerlerde takılmak en mantıklısı gibi.

    aslında doğrudan uğurlu plajında jandarmanın belirlediği (kırmızı işaretli ağaçlarla biten) alanda kamp yapan bir sürü insan var. özel bir işletmeye ait olmasa da sahil boyunca eşit aralıklarla serpiştirilmiş (ki bölgedeki tek medeniyet kırıntısı bunlar) plaj kafeleri sayesinde tuvalet ve duş ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz daha güvenli bir ortam sunuyor. tabii bu güvenlik aynı zamanda gece kısık sesle konuşmanıza sebebiyet verecek bir yakınlık da sunuyor. her şeyin bir bedeli var tabii. güvenlik de mahremiyetle ödenir genellikle.

    bu bölgede tuvaletler 2/10. sifonlar çalışmıyordu ve yerler çamur olduğunu umduğum (yalvarırım) şeyler kaplıydı. fiyatlar fahiş, ama soğuk biranız bittiğinde birer kadeh içmek için fena yerler değiller. tuvaletler değil, kafeler...

    eğer uğurlu plajının hemen arkasında yerde kamp yapmak size çekici gelmiyorda ki bize ilk gece (bana hiçbir zaman) çekici gelmemişti, plajın ilerisinde bulunan tepeyi aşmanız durumunda gizli limanı keşfe çıkabilirsiniz.

    gizli liman uğurlu plajından birazcık büyükçe bir tepeyle ayrılan ve ulaşımın boktan ve gece siksen çıkmam bunu kategorisinde bir patikayla sağlandığı bir koy. etrafı tepelerle çevrelendiği için ışık kirliliğinden (yok denecek kadar az) ve insanlardan (geceleri yine yok denecek kadar az) minimum etkilenen bir yer. ilk gece için uygun olmayacak kadar tenha ve bir tık korkutucu. ama açıkçası koy içinde bile gizli (koyun en uç tarafında daha alçakça bir mini koy var) bir koy olduğundan dolayı başakaları tarafından fark edilmeniz bile zor. belki bize çok tenha gelmişti ama birbirimizi görmeye zorlandığımız bir mesafede 2 çadırdık sadece. sabahları denize girmek için insanlar geliyor ama akşamları ölürseniz kimsenin haberinin olacağını düşünmüyorum. yine de hiçbir manyağın bu kadar yolu rastgele birini öldürmek için gelmeyeceğine eminim. ayrıca koy cidden gizli.

    kamp yaptığım yerlerden en beğendiğim nokta burasıydı. yine uğurlu plajıyla aynı şekilde size taşlık bir sahil sunuyor bu ufa koy. ama koyun tepelere yakın kısımlarına giderseniz kilin çok yoğun olduğu topraklar bulunuyor ve bu topraklar çadır kurup kazık çakmak için en ideal yerler. ayrıca adayı kıyaslarsak bu koy en sütliman yer olabilir. gizli koy içinde ateşimizi harlamaktan fazla bir etkisi olan rüzgarla karşılaşmadık. oldukça tatlı ve huzurlu bir gündü açıkçası.

    ikinci gün köyleri gezme kararı aldık. hepsini gezmek isterdik açıkçası ama yanılmıyorsam dereköy tam anlamıyla harabeye benzediği için onu atlayıp zeytinlik ve tepe köye geçtik. yine o boktan yolu kullanmak zorunda kaldık. aslında merkeze oldukça yakınlar ama o boktan orta yol üzerinden geçmek zorundasınız.

    tepe köy gittiğimiz ilk köydü. adının hakkını verecek kadar yüksekte bir köy. köy dediğime bakmayın, hepsi turizm ile kalkınmış duran küçük kasabalardı. bağcıların daha az gelişmiş durduğunu söyleyebilirim. açıkçası tepe köy içinde bolca taverna bulunudurulması dışında ilgimi çeken pek bir şey barındırmıyordu. özellikle meşhur ve bölgeye turizm kazandırmış bir taverna var. baba yorgo diye bir yer. denemedik, pahalı bulduk, bütçemiz kısıtlıydı. turistik bir köy olmasına rağmen çok kalabalık değildi baba yorgo. belki güzeldir, belki değildir.

    zeytinlik köy ise gerçekten yaşamak isteyeceğim tarzda bir yerdi. şirin bir kasabayı andırıyordu. oraya baba hristo tatlıcısına gitmek için girmiş olsak da maalesef kapalıydı. rastgele bir tatlıcıya oturup televizyondaki rumlar gibi türkçe konuştuğunu gördüğüm ilk rum hanımefendinin muhallebisinden birer kase yedik. gerçekten lezzizdi. damla sakızı aromasını sevmeme rağmen tadı damağımda kaldı. kesinlikle uğrayın. tepe köyden kat kat güzel bir yer. sokaklarında gezmek bile keyif verici. aman arılara dikkat, bolca var.

    ikinci gecemizde saatin biraz geç olmasıyla beraber mecburen bir kamping aranı aradık. adanın en doğu ucuna doğru yola çıktık ve güney sahilindeki kafalos plajıyla karşılaştık. birsürü ücretli kamp alanı vardı ve rüzgar sörfü yapan insanların olduğu bölgedeki bir kamping alanına girdik. kişi başı 40 lira gibi bir ücreti vardı.

    çok net bir tavsiyem var bu konuda. çadırınıza güvenmiyoranız gitmeyin. o kadar rüzgarlıydı ki çadırlarımızdan birini tutan çubuk kırıldı, gece çadırlardan biri bizimle beraber uçmak istermişçesine agresif tavırlar sergiledi ve rüzgar sesiyle birkaç kez uyandık. çadır başında yemek yemek ve bulaşık yıkamak da sürekli uçuşup yüzünü kamçılayan ve her yere sıçrayan kumlar yüzünden işkence halini aldı. kamping alanı olmasına rağmen kamp yapar gibi hissettirmektense çadırda kalıyormuş gibi hissettirdi. belki de tatilimizin en boktan kısmıydı. göt göte çadırlar ve keyifsiz bir gece.

    üçüncü günün sabahında kafalos plajının dibinde bulunan tuz gölüne uğradık. tuz gölü dibi siyah bir çamurla kaplı olduğu için hayalinizdeki bembeyaz görüntüyü sunmasa da benim gibi ilk defa beyaz bir göl ve her yerde tuz görüyorsanız fazlasıyla ilginç olabilir. oraya kadar gelmişken uğramamak olmaz.

    tuzlar baya tuz. evet, yedim.

    ayrıca yerdeki siyah çamuru tüm bedenine süren ve bunun şifalı olduğunu düşünen bir güruh var. belki de black face yaparak siyahları aşağılıyorlardır, kim bilir... eğer tuz gölünün derinliklerine ilerlerseniz belli noktalarda çamura batacağınız için aralarına katılamak istemiyorsanız pek de ilerlemenizi tavsiye etmem. ayrıca aşşşırı rüzgarlı bir bölge, keyifli olabilir eğer rüzgar seviyorsanız.

    günün ilerleyen kısmında 3. gecemizi geçirmek için hazırlık yapacağımız laz koyuna yola çıktık. laz koyu adanın güney ortasında yer alıyor ve güney yolu ile ulaşım sağlanıyor. ortadaki o boktan yoldan sonra güney yolu arkadan bob dylan çalan harika yol filmlerinden birini kafanızda oluşturmanıza sebebiyet verecek kadar güzel manzaralar sunuyor gibi duruyor. belki de önceki yolda çıtanız fazlasıyla düşüyor, kim bilir.

    laz koyuna ulaşınca buranın gündüzleri gayet işlek, geceler ise ıssız sayılamayacak bir koy olduğunu anlıyorsunuz. yani hem güvenli, hem de açıkçası kamp hissiyatını biraz veren bir yer. adanın gizli koydan sonraki en rüzgarsız yerlerinden biri, kafalosla kıyaslayınca fazlasıyla süt liman bir koy. kamp kurmak için ideal denilebilir. denizine girme fırsatım olmadı, ama koyun tepesindeki hoş manzaralı işletme (yakınlarda alışveriş yapabileceğiniz tek, yaşam belirtisi olan iki yerden biri) gayet işlek bir şekilde şezlong kiralıyor. sanırım güzel bir sahil. akşam ise günübirlikçiler gidiyor ve birkaç kampçıdan başka kimse kalmıyor. işletme ise 12 -1 sonrasında geceyi aydınlatmayı kesip kapanıyor. fiyatlar ortalama bir istanbul kafesi kadar.
37 entry daha