şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
31364 entry daha
  • aşağıda sizlerle paylaşacağım yazı bir kore gazisinin yaşamından küçük bir kesit sunmaktadır. gazimizin savaş sırasında yaşadıklarıyla birlikte, savaş sonrasında ki yaşamı, duyguları ve düşüncelerini kaleme aldığı defterden özet halinde sunacağım bu yazı hepimizin ders çıkarması gereken açıklamalar içermektedir.

    kore savaşı unutulmamalı

    o günleri hatırlamak gerekir. 2. dünya savaşından sonra genişleme siyaseti güden sovyet rusya türkiye'den boğazlarda üs ve doğu illerinden toprak istemeye başlamış ve bu talepler türkiye'yi kaygılandırmaya başlamıştı. bu dönemde türkiye nato'ya başvurmuş ve üyeliği kabul edilmemişti. türkiye, sovyet rusya karşısında yalnız bırakılmıştı. güney kore'ye taarruz eden mütecavize karşı ilk defa silahla müdahale kararı alan ve üye devletler ile dünya barışı için var olan birleşmiş milletlerin bir üyesi olan türkiye, birleşmiş milletlerin çağrısına uyarak barışçı devletlerle birlikte savaşa katılma kararı aldı. türkiye bu savaşta ne kazandı? dostluğun, güvenin, barışın ve dayanışmanın değerine inanan türkiye artık yalnız değildi ve nato'ya alınmıştı. bu savaş sonrasında ise türk ordusu modern silahlara kavuşmuş ve güçlü bir orduya sahip olmuştur. dünya devletleri arasında saygınlığı artmıştı. türk ordusu ise bu savaşla kahramanlık geleneğinin değişmediğini göstermişti. türk ordusunun kalkınmasına yardımda bulunulmuştu. 2. dünya savaşından sonra derin bir yalnızlığa terk edilen türkiye, kore savaşından sonra bütün ulusların ilişkiler kurmaya başladığı bir ülke haline gelmişti. kahraman gazilerimize yaşamlarında sağlık ve mutluluklar diler, çok uzaklarda kore topraklarında ölümsüz yiğit şehitlerimizi de rahmetle anar, aziz ruhları önünde saygıyla eğiliriz. yüce türk milleti ve gençliği sizi unutmayacaktır.

    ***bir kore gazisinin savaş hatıraları***

    sene 1952 bandırma 50. piyade alayında 2 ay sürecek acemi eğitimi sırasında bölük komutanı olan yüzbaşı gelerek güzel bir konuşma yaptı ve bölükte bulunan 220 asker arasından kore'ye 50 asker gönderileceğini söyledi. ben dahil 22 arkadaş gönüllü olduk. geri kalan 28 arkadaş ise kura ile seçildi. seçilen askerler bir kaç gün sonra yol dahil 20 günlük izine gönderildi. bende trene binip köyüme gittim ama 20 gün göz açıp kapayıncaya kadar bitti ve ayrılık vakti geldi. geride bir anne ve üç küçük kardeşi bırakacaktım. ben yola çıkarken annem feryat figan ediyor, kardeşlerim ağlıyordu. ancak ben vatan görevinin beni beklediğini söyledim ve trene bindim. bandırma'da bulunan birliğime teslim olduktan birkaç gün sonra bizi kamyonlarla izmir seferihisar'da bulunan birliğe gönderdiler. seferihisar'da bir ay boyunca gece gündüz demeden eğitim yaptık. eğitimimizin bitmesini müteakip bizi kamyonlara bindirerek izmir alsancak vapur iskelesine götürdüler. iskeleye indiğimiz sırada iskelede mahşeri kalabalık olduğunu gördüm. iskeleye feryat eden analar, babalar, abisini görmeye gelen kardeşler, akrabasını görmeye gelen dayılar, amcalar dolmuş. iskelede iğne atsan yere düşmez ve tam bir mahşer yeri gibi duruyordu. vapur iskelesine getirilmiş olan bando hazin hazin marş çalıyordu. gideceğimiz vapurun önüne bizi sıraya dizdiler. sırada beklerken görevliler gelip elimize bir paket verdi. paketin içerisinde yeni giysiler vardı ve gemiye binince bu giysileri giymemizi istediler. ayrıca aynı görevli ismimiz ve bir numara olan künye verdi ve boynumuza takmamızı istedi. gerekli işlemler bittikten sonra yavaş yavaş gemiye binmeye başladık. bindiğimiz gemi uss general c. h. muir (ap-142) isminde amerikan kargo gemisiydi. gemi saat 16.00 civarında halat aldı ve yola koyulduk. gemi limandan ayrılırken acı acı siren basıyor, diller susuyor, kalpler duruyor, vatan evlatları ölüme gidiyor. belki bir daha dönemeyecekler. o duyguları ve halimizi anlatamam. gemi limandan ayrılırken analar ve aileler neredeyse kendilerini denize atacaklar. gemi yol aldıkça el sallayanlar, bayrak sallayanlar yavaş yavaş uzakta kalıyor ve bir sessizlik, bir durgunluk oluyor. gemi ege denizine çıkarak akdeniz'e doğru yol aldı.

    sormayın bu erler gider nereye
    yol açıp koşarlar şanlı kore'ye
    söz verdik şerefle girdik nato'ya
    savaşçı kahraman türkler geliyor

    akdeniz'den güneye doğru giderek süveyş kanalına geliyoruz. 80 kilometre uzunluğunda ki suveyş kanalını geçtikten sonra kızıldeniz'e çıktık. kızıldeniz'den sonra umman denizi ve hint okyanusunda yol aldık. singapur boğazı, endonezya adaları, filipinler adaları ve formoza adasını geçtikten sonra gemi japonya'nın sasebo limanına yanaştı. bu limandan ikmal malzemesi ile birlikte, 500 amerikan askerini alarak gece hareket ettik ve ertesi gün gemimiz öğlen saat 11.00 ile 12.00 arasında kore'nin pusan şehrindeki limana demirledi. böylece 28 gün süren deniz yolculuğumuz sona erdi.

    kızgın denizleri aşarak
    kah köpürür kah taşarak
    döne döne savaşarak
    kahraman türkler geliyor

    gemiden inerken koreliler bizleri sevinçle karşıladı. gemiden inince sıraya girdik ve yoklama yapıldı. yoklamadan sonra kamyonlara bindik ve bizi bir birliğe götürdüler. bu birlikte 1 hafta kaldık. burada kaldığımız süre zarfında kirlenen elbiselerimizi yıkamadan levazımcıya teslim ettik yeni elbiseler aldık. ayrıca birlik içerisinde devamlı banyo imkanımız da bulunmaktaydı. bu 1 haftalık süreçte yeni yapılan okulun (ankara okulu) inşaatına yardım ettik. bu birlikte 1 hafta geçirdikten sonra elimize birer paket kumanya verdiler. kumanya ve çantalarımızla tren istasyonuna götürdüler ve trene binerek cepheye doğru yola çıktık. cepheye doğru giderken han nehri üzerinden geçmek zorundaydık. bu nehrin üzerinde bulunan 3 köprüden iki tanesini çinlilerin daha önce imha ettiği için biz sağlam olan tek köprüden tehlikeler içerisinde geçtik.

    han nehri akmam diyor
    etrafımı yıkmam diyor
    kahraman celal dora
    bu çemberi yararız diyor

    toplamda 15.000 km civarında yol aldıktan sonra cepheyi teslim aldık. bizler kore'de görev yaparken amerikan askeri 100 dolar maaş alırken, devletimiz bize 40 cent maaş veriyordu. sevgili dostlar, işte dünyaya parmak ısıtan türk askerinin değerini görün. cepheyi teslim aldığımız dönemde vegas cephesi, yıldız cephesi tam bir yangın yeriydi. ben 81'lik havan topundan sorumluydum. dolayısıyla bu çatışmalarda düşmanla birebir karşılaşmadım. benim kullandığım silah 4000 metre uzaklıktaki hedefi vurma kapasitesine sahipti ve 70 metre etrafındaki her şeyi imha ediyordu. biz düşmanla karşılaşmadık ama düşmanın top mermileri ve havan mermileriyle yaptığı saldırılara çok maruz kaldık. havan mermisiyle saldırı yaptığımızda düşman yerimizi belirliyor ve bulunduğumuz yere onlarda topçuları veya havancılarıyla mermi atıyorlardı. bizde bu saldırılardan sağ kurtulmak için havan topumuzu sırtımıza alıp devamlı mevzi değiştiriyorduk. bu saldırılarda çok arkadaşım yaralandı ama ben sağ salim kurtuldum. bizim görevimiz sıcak çatışmada olan birliklerimize destek olmaktı. kimi zaman birliklerimizin karşısında bulunan düşmana patlayıcı bomba atıyor, kimi zaman birliklerimizin hareketini gizlemek için sis bombası atıyorduk. kullandığım havan topu çok iyi bir silahtı. silahı ateşlediğimizde dağın arkasında dahi olsa hedefini yok ederdi. tam 12 ay cepheden, cepheye gittik ve türkler o dönemde kore de yine destan yazdı. birleşmiş milletlere üye olan ülkeler türklerin bu kahramanlıkları karşısında parmak ısırdı.

    düşman geldi tabur tabur dizildi
    anlımıza kara yazı yazıldı
    mezarım gurbet ele kazıldı
    ağlama validem belki dönerim

    görevimizi 12 ay icra ettikten sonra yerimizi alacak birlikler gelmeye başladı ve bu birliklere görevimizi teslim ederek pusan şehrindeki limanda gemilere bindik. yine 28 günde geldiğimiz yoldan geri döndük. gemimiz izmir alsancaktaki limana yanaşmadan önce komutan herkesi topladı ve konuşma yaptı. komutan terhislerimizi bağlı olduğumuz askerlik şubesinden alacağımızı ve üzerimizdeki elbiselerin harp hatırası olarak bizlerde kalacağını söyledi. gemimiz yine izmir alsancaktaki limana yanaştı. ortalık yine mahşeri kalabalık ve bando bu kez kahramanlık marşları çalıyor. analar, babalar, eşler, dostlar kahramanlarına kavuşacakları için sevinç göz yaşı döküyor. ancak anam gelemedi, gelemezdi. ben tek başıma indim gemiden ve görevli elimize bir kağıt tutuşturup evimize gidebileceğimizi söyledi. işte o an nasıl bir elmayı yer kökünü çöpe atarsın, bizleri de kenara attıklarını düşündüm.

    ***son olarak***

    gençler türk ordusunun kore de yarattığı bu destan unutulmamalıdır. türk ordusu 5090 kişilik teşkilatlı bir tugayla savaşa katıldı. bu savaş türkiye'nin nato'ya giriş bedeliydi. bu savaşta ordumuz 721 şehit, 234 esir ve 175 kayıp vermiştir. bu savaşta 2147 yaralı gazi olarak vatana dönmüştür. savaş sonunda şehitlerimiz güney kore'de ki şehitliğimizde yatıyor. gazilerimize ise sadece kahramanlık anıları kaldı. gazilerimizin birçoğu üç kuruş gazi maaşıyla kıt kanaat geçinerek sefalet içinde öldü. yaşayanların ise yüreklerinde ateşli anıları ve kore savaşının hatırası kaldı.

    ***savaştan sonra***

    birliğimizden ayrılarak terhis olduktan sonra memleketlerimize gidebilmemiz için elimize bir kağıt verdiler. bizde memleketimize gitmek için bu kağıtla trene bindik. tren yol alırken biletçi geldi ve bize bilet sordu, bizde askeriyenin bize verdiği kağıtları biletçiye verdik. biletçi ''siz bu kağıtla bu trende yolculuk yapamazsınız'' dedi ve ekledi ''siz bu kağıtlarla posta treniyle yolculuk yapabilirsiniz'' dedi. bizden bilet parasını cezalı olarak tahsil etti. trenle yolculuğumuzu yaparak köyümüze vardık. yine sabanın koluna yapıştık. ancak karın doymuyor. 2 ay sonra şubemize gittik ve terhisimizi aldık. terhis ile birlikte birleşmiş milletler hizmet beratı verdiler. ancak devletimiz bize madalyayı layık görmediği için vermedi.

    o dönemde devletimiz savaşa katıldığımız için herhangi bir maaş vermedi. ancak demirel döneminde bakanlık yapan turan fevzioğlu çok uğraştı ve kore de savaşa katılanlara maaş bağlattı. bize verilen bu maaş askeri ücretin 3/1 kadar ve 3 ayda bir veriliyordu. bu maaşı kenan evren devrim yapana kadar aldık. kenan evren ihtilal yaptıktan sonra devlet bütçesine yük olduğumuzu söyleyerek maaşları kesti. özal döneminde maliye bakanı olan adnan kahveci yine bizim maaşlarımızı bağladı ve yine askeri ücretin 3/1 i kadar aylık olarak paramızı almaya başladık. bu maaşı ''şeref aylığı'' olarak değil ''gazi maaşı'' olarak isimlendirdiler. dostlar anlayacağınız üzere aldığımız maaşlar öyle yüksek meblağlar değil. ben bu döneme kadar çalışıp ssk'dan emekli oldum. kılıçdaroğlu'nun ssk'nın başında olduğu dönemde askeri hastaneye rahatsızlığımdan dolayı tedavi olmaya gittim. buradaki görevliler ssk emeklisi olduğum için devlet hastanesinde muayene olmam gerektiğini söyledi. bende yakındaki devlet hastanesine gittim. buradaki görevli sağlık karnesini aldığım yerde olan hastanelerde muayene olabileceğimi söyledi. bir sürü yol gittikten sonra muayene olabilmek için sıraya girdim ama sıranın sonu yok. bekledim sıra geldi doktor muayene etti ve reçete yazdı. bu sefer ilaç kuyruğuna girdim orada da çok bekledik. sıra gelince görevli ilaçlardan birisinin elinde olmadığını ve dışarıdan parayla alabileceğimi söyledi. ilaçları dışarıdaki eczeneden almaya gittiğimde bu ilacın 1 aydan önce gelmeyeceğini söyledi. vay bizim halimize neler çektik neler. şu halinize şükredin.

    sene 1986 bir alman gazisi şans eseri misafirim oldu. bu gazi arkadaşı 1 hafta misafir ettik ve kardeşimin oğlu almanca bildiği için onları dolaştırdı. bu gaziyle sohbetim sırasında ne kadar maaş aldığını sordum. kendisi de 15.000 mark maaş aldığını söyledi. bu maaşının 5.000 markı emekli maaşı, geri kalan meblağın ise gazi maaşı olarak verildiğini öğrendim. biz o dönemde gazi maaşı olarak askeri ücretin yarısından az alıyorduk. şimdiki nesil senin de maaşın var diyorlar. kardeşim ben devlete 30 sene prim ödedim. dolayısıyla her emekli gibi bu maaşta benim hakkım. devlet kore gazilerini sırtına yükü gibi görüyor.

    bazen gençler gelip nerede gazi oldun diye soruyor. bende nerede ve nasıl savaştığımı anlatıyorum. bunun üzerine bazıları utanmadan ''15.000 kilometre gidip kimin için savaştın'' diye soruyorlar. bende ''bana ne soruyorsun bizi oraya gönderenlere sorun'' diyorum. bazıları ''kaç düşman öldürdün'' diye sorar. ben 18 ay acemilik hariç hep havan topunu taşıdım ve düşmana ateş ettim. benim silahım dağın arkasındaki hedefleri imha ederdi. ben mermiyi attıktan sonra arkasından koşup kaç tane düşman öldürmüş onumu sayacağım. kimisi gelip ''bu hangi takımın rozeti'' diye sorar. bende ''bu rozet değil gazi madalyası'' diye cevaplarım. gaziler derneği sağ olsun darphane ile anlaşarak ücreti mukabilinde bize madalya bastırdı. devlet madalyasını çok gördüler vermediler. 921 tane genç kardeşim çok uzaklarda kara toprağın altında kaderine terk edildi. şimdi size sorarım dostlar kim senede bir gün dahi olsa onları anıyor. onlar unutuldu. acaba niçin ve kimin için şehit oldular?

    bir gün evde olduğum sırada kapım çalındı. kapıyı açtığımda postacıyı elinde bir koliyle gördüm. kolinin sahibinin ben olup olmadığını teyit ettikten sonra koliyi bana teslim etti. ben postacıya ''emin misin bu kolinin bana ait olduğuna, benzerlik olmasın'' diye sordum. postacıda kolinin kore konsolosluğundan gönderildiğini söyledi. meğer kore hükümeti türkiye'de ki kore gazilerinin adresini muharip gaziler derneğinden istemiş ve hediye paketi hazırlayarak adreslerine göndermiş. bizler devletimizden herhangi bir hediye beklemiyoruz. ancak bir gün olsun bir görevlinin gelerek halimizi, hatırımızı veya anılarımızı sorması da zor olmamalı. bir memurun gelerek kapımızı çalıp, ''amca sen kore de ne yaptın anlat'' demesi gerekmez mi? (anlaşılıyor ki devlette kore savaşını unutmuş) koreli dostlarımız her sene bizleri toplar ve güzel şekilde ağırlayarak minnettarlıklarını sunar. onlar bizi çok uzaklarda olsalar dahi el üstünde tutuyor.

    unutulduk unutulduk dostlar. vegas cephesi, yıldız cephesi, kunuri savaşı, kumyangjang-ni savaşı, panchuan cephesinde türkler destan yazdı. cephedeyken kahramandık türkiye ye geri geldik yüzümüze bile bakmıyorlar. utanmadan ne gazisi diyorlar. bazen otobüs durağında tek başıma otobüsü beklerken otobüs benim el ettiğimi gördüğü halde beni almadan yoluna devam eder. meğer bazı şoförler bedavacı diye bizleri otobüse almak istemezmiş. bu kadar aşağılanmanın yanında üç kuruş maaş verdiler. bu maaşı bile çok görüyorlar. keşke şehit olsaydık da bu acı sözlere ve davranışlara maruz kalmasaydık. bunları yaşamak çok gücüme gidiyor. savaşı savaşanlar bilir. o günleri hatırladıkça içim doluyor, ağlıyorum.

    ***editör'ün görüşü***

    kore savaşı bizler için unutulmuş bir savaştır. ancak savaşan gazilerimizi unutmak, görmezden gelmek ve hakir görmek milletimiz için utanç kaynağı olan bir davranıştır. bu sözlerim sadece kore'de savaşan vatan evlatları için değil; bu millet içerisinden çıkarak vatanı için savaşmış tüm kahramanlar için söylemekteyim. dolayısıyla yolda, araçta veya başka ortamlarda karşılaştığınız gazilerimize hürmet göstermemiz gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. bu kahraman insanlar sadece vatan için değil sizler içinde savaştı ve kore gazisi dedemizin cümlesinde belirttiği gibi savaşı sadece savaşanlar bilir. bu yazıyı sadece kore savaşı minvalinde değerlendirmeden ele almakta fayda var. askerliğini yapan her vatandaşımız kendine göre zorluk yaşamıştır. ancak savaş görmüş askerimizin yaşadığı zorluklar normal askerliğini yapan insanlardan kat be kat fazla olduğu göz ardı etmemeliyiz. unutulmamalıdır ki kurtuluş savaşında, kore'de, kıbrıs'ta ve terörle mücadele kapsamında savaşarak yaralanan bu kahraman vatan evlatları sadece bir anne ve babanın evladı değil, artık hepimizin evladıdır. çünkü evinizde başınızı rahat yastığa koyup uyuyabilmemizin teminatını bu ordu ve bünyesinde ki kahraman türk askeri sağlamaktadır. bu yazıyı okumuş olan genç arkadaşların yolunun bir gün muharip gaziler derneğine düşmesini diliyorum. burada siz gençleri çok iyi ağırlayacaklarını göreceksiniz. dernekte bulunan gazilerimiz veya savaşa katılmış askerlerimizle sohbet ettiğinizde fedakarlıklarını ve vatan sevgilerini çok iyi anlayacağınıza inanıyorum. bu insanların ordumuzda yaptıkları görev ve savaşta sergiledikleri fedakarlıkların para ile ölçülemeyeceğini çok iyi anlamamız lazım. kendilerine verilen bu görevleri yerine getirirken amerikalı veya avrupalı askerler gibi para için değil, vatan hizmeti için yaptıklarını aklımızdan çıkartmamalıyız. görevlerini icra ederek ülkesine veya memleketine dönmüş olan gazilerimizin devletten aldığı şeref aylığının kimsenin gözüne batmaması gerekiyor. onların yaptığı fedakarlık, kahramanlık ve görev aşkı parayla ölçülemez ve ölçülmemelidir. şehit olmuş vatan evlatlarının geride kalan anne, baba veya ailelerinden her zaman duyduğumuz ''vatan sağolsun'' sözünü kesinlikle aklımızdan çıkartmayalım. şehtilerimiz ve gazilerimiz kendi çıkarları için değil, vatanları için savaşa gitti. savaşta şehit olmuş askerlerimizin geride kalan akrabalarına da ayrı bir hürmet gösterilmesi gerektiğin düşünmekteyim. onlar aramızda yaşıyorlar ve kendilerini hiçbir zaman öne çıkarmıyorlar. şehit olan insanlarımız yaşamış olsaydı belki aramızda olacak ve kimisi komşumuz, kimisi iş arkadaşımız olacaktı. peki şehitlerin geride kalan aileleri ne yaptı? herkese ''vatan sağolsun'' dediler. yazılacak çok şey var amma ve lakin burada bunu kesmekte de fayda var.

    son olarak, yazımın başında belirttiğim ''kore savaşı bizler için unutulmuş bir savaştır'' sözünü sevgili okuyucuların irdelemesi ve değerlendirmesini temenni ediyor ve bu yazı neticesinde, gazi ve şehitlerimize bakış açılarının farklılaşmasını diliyorum.
2724 entry daha