şükela:  tümü | bugün
566 entry daha
  • bir filmin tutup tutmayacağı çok basit kurallarla anlaşılabilir. zamanın ruhuna uyuyor mu, aşırı uç olmasa da senaryoda orijinal noktalar var mı, oyunculuklar uyumlu mu, teknik, anlatılan hikayeyle uyuşuyor mu gibi soruların çoğuna evet cevabını veriyorsanız o film izleyici tarafından da sevilir genelde. bu mantık newton fiziğine benzetilebilir. neden sonuç ilişkisi gayet belirgindir.

    ancak bu durum türkiye'de geçerli değildir. çünkü yurt dışındaki sanat ürünleri newton fiziğiyse türkiye'deki sanat üretimi kuantum fiziğidir. orijinal senaryomuz var o zaman film sevilir diyemezsiniz. her şeye heisenberg belirsizliğiyle bakmalısınız. senaryonun iyi olması size elektronun konumunu verse de işin içine bir yığın bilinmeyen dahil olduğu için o elektronun hızını ya da bizim durumumuzda filmin gişede başarılı olup olamayacağını asla önceden tahmin edemezsiniz.

    zaten türkiye'de pek çok başarılı müzisyen, oyuncu, senarist, yönetmen asla hak ettikleri konuma ulaşamamıştır. çıkan ürüne bakarsanız ortada çok az kusur vardır ancak filmler diziler ya da albümler beklenen ilgiyi görememiştir. bu durumu da mantık çerçevesinde bir açıklama getiremezsiniz çünkü gişede çakılması gereken pek çok film de izlenme rekorları kırar.

    bu yüzden yeni dönemde çekilmiş kaliteli filmlere ulaşmak istiyorsanız ciddi çaba sarf etmeniz gerekiyor. bu konudaki en iyi örneklerden biri de vavien. şimdi bu çok başarılı ancak nedense hak ettiği yere ulaşamamış filmimizi bir irdeleyelim.

    --- spoiler ---

    öncelikle filmin senaryosunun hayli cesur olduğunu söylemem lazım. çünkü bir filmi izleyiciye beğendirmenin en kısa yolu ana karakterle bir bağ kurdurmaktır. ana karakteri mücadele eden, hakkı yenen, kararlı ve adil yaparsanız üzerine de yeşilçam ahlak değerlerini eklerseniz kısa yoldan sevilebilir bir karakter elde etmiş olursunuz.

    ancak böyle bir karakter vavien'de anlatılan hikayede işlevsiz olacağı için onun yerine celal'i yazmışlar. celal, karısını aldatan (ya da aldatmaya çalışan) sıkıştığı hayat nedeniyle çevresindekileri suçlayan, sürekli yalan söyleyen bir insan. bu nedenle celal, izleyicinin kısa sürede seveceği sempatik biri değil. ancak çok derin gözlemler sonucu oluşturulmuş ve başarıyla canlandırılmış bir karakter.

    mesela celal yalan söylüyor demiştik sürekli. ancak yaşadığı hayatı bir türlü kabullenemediği için böyle davrandığını film size anlatabiliyor. karakterin iç dinamiklerini gördükçe de yazım amacının seyircinin huyuna gitmek değil, celal diye bir adam var ve böyle bir hayat sürüyor, bu da onun hikayesi demek olduğunu anlıyorsunuz.

    senaryonun bir diğer cesur noktası da türü. kara komedi normalde çok kullanılan bir tür değildir. çünkü türler arasılık vardır ve dümdüz bir komediden ya da dram yazmaktan daha fazla ustalık gerektirir. bu türde izleyicinin ana karakterin dayak yemesi, ölüm gibi gayet ciddi konulara gülmesi gerekir. bunu da ton olarak ayarlamak zordur. ayrıca kara komedinin temelde "münasebetsiz" bir tutumu vardır. mesela "cenaze evinde gülünmez." gibi toplumsal kurallarla büyütülmüş insanlar eğer filmi de bu bakış açısıyla izlemeye çalışırsa sonuç genelde hüsran olur.

    ancak vavien, kara komedi, dram, toplumsal çıkarımlar ve yer yer gerilimi çok iyi bir araya getirmiş bir film. örneğin celal, sevilay'ı uçurumdan atma planını uygulamaya başladığında süleyman'ın onu araması ve o gergin anda gerçekleşen absürt telefon konuşması zamanlama ve oyunculuklar sayesinde başarıyla üstesinden gelinmiş bir sahneydi. filmde böyle bir çok örnek var.

    film tabi sadece absürt anlardan ibaret değil. aynı zamanda kör göze parmak olmayan ancak derin toplumsal çıkarımları da var. bu nokta da genelde binnur kaya'nın başarıyla canlandırdığı sevilay karakteri üzerinden ilerliyor.

    öncelikle şunu söylemek istiyorum. binnur kaya, çok kendine özgü bir oyuncu. biraz örselenmiş, biraz görmezden gelinmiş, hafif çekingen ve mutsuz kadınları büyük bir sadelikle canlandırıyor. kendisi de bu karakterlerde başarılı olacağının farkında olacak ki genelde bu tür rolleri seçiyor. sevilay da yine binnur kaya'nın bu tür rollerinden biri.

    bu karakter, celal tarafından sürekli suçlanıyor, azarlanıyor ve görmezden geliniyor. bu da onu başına gelenleri sükunetle karşılayan ve büyük bir yalnızlıkla baş başa olan bir karakter haline getiriyor. azıcık bir ilgide bile yüzünün gülmesi yine de gözlerindeki o "şu an mutluyum ama iki dakika sonra her şey kötüleşebilir." çekingenliği, bu gülüşün söylenen bir söz ile yavaş yavaş sönüp gitmesi, ağlarken bile büyük oynamaması ve hüznünü öylece süzülmesine izin verdiği bir gözyaşıyla anlatabilmesi binnur kaya'nın rolün hakkını verdiğini gösteriyor bize.

    ayrıca sevilay, toplumdaki kadınların durumunu da gösteriyor. bunu en iyi anlatan kısım da yine piknik sekansı. celal, apar topar pikniğe gitme kararı verebiliyor çünkü bir erkek olarak pek de bir hazırlık yapmasına gerek olmadığını biliyor. o arabasının direksiyonuna kurulacak ve geri kalan her şeyi nasılsa sevilay halledecek. halledemediği yerde de celal tüm despotluğuyla ona "neden şöyle şöyle yapmadın?" diye soracak.

    piknik sırasındaki çekimlerde de bu fark tekrar tekrar göze çarpıyor. buradaki erkekleri gezerken, çay içerken, göle taş atarken izliyoruz. ancak bir ferahlama ya da eğlence amaçlı yapılan piknikte bile kadınların sürekli çalışmak zorunda kaldıklarını görüyoruz. bu konunun altını çizen en önemli kısım da yağmur bastırdıktan sonra yaşanıyor. burada tüm erkekler arabaya kurulmuş beklerken, sevilay ve arkadaşı hanife telaşla ortalığı toparlamaya çalışıyor çünkü o üstenci tutum asla son bulmuyor.

    filmin senaryosu, karakterleri ve oyunculukları genel olarak böyle. peki tekniği nasıl diyecek olursak burada öne çıkan isim filmin görüntü yönetmeni olan gökhan tiryaki. ben kendisiyle nuri bilge ceylan'ın yönettiği iklimlerfilmi sayesinde tanışmıştım. bundan sonra da takipçisi oldum. gökhan tiryaki'nin en önemli özelliklerinden biri fotoğrafçılığın temel kurallarını uygularken aynı zamanda dinamik olması. yani oyuncuyu yine üç bir kompozisyon oranında kadraja alıyor ancak kullandığı açılar sayesinde görüntüler donuk olmuyor.

    hazır görüntü demişken biraz color çalışmasından da bahsedelim. bu da türkiye'de ilginç olan noktalardan biri. çünkü çoğu hollywood filminde color belli bir standardın altına düşmez. ancak türkiye'de color (biraz da bütçeler nedeniyle) çok özenilen bir konu değildir. ya reklam filmi gibi patlak renkler kullanılır ya da aşırı mat özensiz görüntüler alınır. burada önemli olan nokta ise color'ın anlatılan hikayeyle uyuşmamasıdır. örneğin gençlik heyecanlarını anlattığınız bir filmde canlı renkler kullanmanızda bir sakınca yoktur. ya da durağan bir sanat filminde mat renkler kullanabilirsiniz ancak burada teknik genelde anlatılan hikayeyle bütünlük oluşturmaz.

    vavien'de ise hem color çalışması çok başarılı hem de teknik ile anlatılan hikaye uyum içerisinde. bir çok sahnede renklerin canlı olduğunu fark edebilirsiniz. ancak renk paleti gri ve koyu sarı üzerine kurulduğu için filmin o drama ve kara komedi ağırlıklı hikayesiyle bir uyum vardır burada.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak vavien başarılı bir filmdir. ancak ona ulaşmak için gerçekten de uğraşmanız gerekir. ismini duymak için birilerine sormalı ya da internetten araştırma yapmalısınız. ki izleyicinin bu genel tutumu filme biraz ayıp etmekmiş gibi gelir bana. o yüzden böyle filmler çok nadir yapıldığı için değerini bilmek gerekir.
29 entry daha