şükela:  tümü | bugün
52 entry daha
  • geçtiğimiz ay arkadaşım özgür topyıldız'ın son derece başarılı biçinde geçirdiği, ve deneyimlerini aşağıda paylaştığı ameliyat.

    şeker, kilo ve sigaraya el-veda

    tercüme-i hal…
    1979 doğumluyum.
    ilkokulda lisanslı atlet olarak eskişehir'i temsilen ankara'ya koşmaya gitmiştim. ortaokulda ise okul takımı yani sıra ptt'de lisanlı futbol oynamıştım. lisede de mahallede, boş arsalarda, halı sahalarda çok yoğun olarak futbol oynadım. aşırı hareketli yaşama oranla iştahım da yerindeydi hep. üniversite hazırlık zamanları gece çalışmaları, sabahlamalar, uygunsuz zamanda yemek yiyip yatmalar yani sıra hareket de azaldı. 1998 gibi aldığım kişisel bilgisayarla birlikte ve elbette kitap (buraya minik bir parantez açayım; kitapları hep çok sevdim. 1996, 1998 ve 2003’te üç kitabım yayımlandı. 2004’ten bu yana ekmeğimi kitap satışı ile kazanıyorum. kitap sevgimin nişanesi olarak takip etmek isteyenler için ınstagram adresim: arşivmet), kütüphane, yazi-cizi işlerine de ağırlık verme ile iştah bâki ama hareket gittikçe azalmaya başladı ve kilo alımı da o yıllarda başladı diyebilirim. üniversitede göbekli olsam da futbol, halı saha olarak devam etti. hatta haftada iki üç gece maç yapmisligim da var... üniversitede göbekli ama yine de obez olmayan bir çizgide giderken 2004'te istanbul'da başlayan profesyonel iş yaşamı da bilgisayar başı bir iş olunca bir iki yıl sonrası kilo alımı yine devam etti ve bu defa da bahaneler istanbul yaşamı, yoğun iş temposu vs oldu. 2010 gibi ise amerika'ya gidip orada yaklaşık 3 yıl yaşarken kilom en yüksek seviyelere ulasti. aklımda 144 kilo kalmış mesela o günlerden. boyum hep uzun olduğu için (1.90) kilomu yıllarca dert etmedim. görünüş olarak sorun değildi benim icin. amerika dönüşü karatay diyeti ile ayda 4 kilodan 6 aylık süreçte 24 kilo verdim ve ara ara aşırı kilolu zamanlarimda dikkat ederek bu şekilde 7/8 ay beslenme odaklı fazlalıkları verdim. yanı sıra sporu/hareketi hiç baslatamadan bozuldu rejimler...

    selam şeker’im…
    2017'de ise işyerinde çok stresli zamanlar geçirdim. stres ve kilolar birleşince bir gün tip2 diyabet teşhisi konuldu ve çok yüksek değerlerle basvurunca dil altı haplar vs olmaksızın doğrudan insülin tedavisine baslatildim. yaklaşık üç yıldır sabah, öğlen, akşam karnımdan, kolumdan, bacaklarımdan kendime iğneler yaptım, yanı sıra en az iki üç çeşit ilaç kullandım, aclik-tokluk kan degerlerimi ölçtüm. tüm bunlar saati saatine olmak zorunda olduğu için cep telefonumda onlarca alarmla yaptım bunları. isyerinde toplantılarda iğne için, ara öğün için alarm sonrası harekete geçmek her ne kadar çalıştığım yer bu konuda çok anlayışlı ise de şahsi olarak çok zorladı beni. insülin sürecinde de dikkat ederek, rejim yaparak 4/5 aylık kısa sureli kilo kontrolleri yapabilsem de en ufak bir düzen değişikliğinde tekrar bozuluyordu her şey ve artık insülin öncesi gibi irade ile yapılan rejimler dışında vücuda giren insulin ve seker ilaçları nedeniyle kilo vermek zorlasiyordu. bir buçuk yılın sonunda ilk teşhis konduğu değerlere yakın bir durumda yine hastaneye yattım. sonrasında yine dikkat ettim ama araya giren stresli iş yasami, pandemi vs derken yine bir düzen değişiminde tekrar kilo aldım. kilo alıp verme sıklaştı yani ama istikrarla uzun sureli kilo vermek ve bunu sürdürmek çok zorlaştı zamanla. ikinci yılın sonlarına doğru doktorlar mevcut insulinlerim (flexpan, lantus) yerine gececek, onlar gibi çok sık da yapılmayacağı için sosyal yönden rahatlatacak ve yanı sıra iştahı kesecek ve hızla kilo verdirecek bir iğne tipi önerdiler. klasik; netten araştırdım ve uzun bir sure, yan etkileri nedeniyle bu iğne tipine geçmeyi reddettim ama sonunda onu da kabul ettim ve başladim byetta'ya. yaklaşık 7 ay kullandım (çok da pahalı bir şey... bir kaç kere para ile aldım, sonra rapora bağlı ücretsiz aldım) özellikle pandemi döneminde şunu idrak ettim. iddia edildiği gibi iştahımı kesmedi, deli gibi kilo verdirmedi. o günlerde ümitsizliğe kapılıp bu da olmadıysa ne yapacağım ben dediğimi hatırlıyorum. zira doktorlar 50 kilo fazlan var, bunu verirsen şeker kalmaz dediler ama kilo veremiyordum. kısır döngünün içinde devam ediyordum.

    temmuz 2020: yenilikler, yenilikler…
    bu sene temmuz'da izne çıktığımda eşim bu şeker ve kiloları artık halletmemiz gerektiğini vurguladı ısrarla. zira şeker içten içe pek çok organı da mahvettigi için bu gidişle şekeri dengede tutsam da içten içe gözde, ayakta, bobrekte bir seylerin kötüye gitmesi kacinilmazdi. içimden nereden çıktı şimdi bu dedim. zira tatilde planım yıllardır yavaş yavaş hazırladığım araştırma kitabıma zaman ayırmaktı. ben ilk şeker teşhisi konduğunda da etraftan gelen –iyi niyetli- operasyon/ameliyat telkinlerini kendime konduramamıştım ve onu en son çare olarak düşünmüştüm hep ve düşüncem irademle ben bu hastalıkla mücadele ederim olmuştu ama 3 yıl sonunda özellikle byetta’nın da –bende- boş çıkması üzerine artık son çareyi denemeyi düşünmeye başladım temmuz’da… hızlıca konuyla ilgili videolar, yazılar okudum, yetmedi hastanelerden, doktorlardan randevu aldım. operasyon öncesi bir diyet gerekliliğinden bahsedildiği için temmuz ilk hafta gibi yeme-içmeye de dikkat etmeye başladım. ssk’da ücretsiz yapıldığı ama öncesinde bir yıl gibi bir süre rejim verildiğini, onda başarısızlık olursa ssk’nın ödeme yaptığını ama başvuranların bazen bir-iki yıl beklediğini öğrendim. özelde ise durum her sektörde olduğu gibi idi. sosyetik, çok bilindik, sanatçı ameliyatlarını yapanlar en üst rakamlarda idi. onlarla da görüştüm. lokasyon olarak uzakta olan ya da ismen çok popüler olmayanlar en düşük fiyatlı idi. orta karar fiyatılar da vardı ama sonunda zaten karar vermemi sağlayan unsur (evet fiyat da oldu ama) görüşülen doktorlar arasında size 20-25 dakikada o güveni veren oluyormuş; onu anladım. ve karar verdiğim doktordan sonraki randevularımı hemen iptal ettim, gerek duymadım gitmeye… fiyat konusu hassas olduğu için uluorta yazmak istemem… (şahsen önümüzdeki 6 aylık süreçte ailece bizi epey zorlayacak bir meblâğ olduğunu ileteyim ama artılar-eksiler derken böyle bir borcun altına girmiş oluk…) temmuz nasıl bir ay ise gündemimizde yokken ayın başında bir de yeni eve taşınmıştık. kira: p

    güven…
    dolayısıyla yeni komşumuzla da konuşurken o da ablasının eski bir sağlık çalışanı olduğunu ve benim birkaç hafta sonra doktorum olacak kişinin ekibinde olan birisiyle uzun yıllar çalıştığını, ayrıca kendi kızının ve yeğeninin de bu doktora ameliyat olduğunu söyleyerek bir de onunla görüşün dedi. yukarıda yazdığım gibi fiyat çok önemli ama fiyat dışında güven unsuru, sizin tüm sorularınıza mantıklı cevaplar alabilmek ve bunu yaparken de tüm artıları ve eksileri alabilmek çok önemli.
    (güven demişken yine önemli bir konu. bu işi doktor yanı sıra iyi bir ekibin yapması ve tam teşekküllü bir hastanede yapılması da önemli. ameliyat öncesi prosedürler gereği sizinle psikiyatri bölümü de endokroloji de temas halinde… ve görüşlerini belirtiyorlar. tüm birimler olumlu görüş verirse ve tahlilleriniz de ok’se o zaman operasyon geçiriyorsunuz. bu arada benim olduğum “kapalı” bir ameliyat… göbekten üç dört delik açılıyor ve oradan cihazlar sokuluyor öyle hallediliyor; laparoskopik yani..ekip konusunda da şunu söyleyeyim. ilgili forumlarda hep şunu görüyorsunuz. siz ameliyat olana kadar sizinle çoook ilgili doktor ve asistanları, ekibi… ameliyat sonrası kapı duvar. bu anlamda da çok doğru bir seçim yapmışım. samet hocam demek aynı zamanda asistanı çiğdem hanım demek. duygusal bir dönemdeyim o nedenle benzetme hakkımı kullanmak istiyorum. beni tanıyanlar bilir yılmaz büyükerşen hocayı çok severim ve gençlik idolümdür. kendisi ile çalışma fırsatım da oldu. bu sağlık deneyimimde samet hoca benim için yılmaz hoca idi, çiğdem hanım da yılmaz hoca’nın yıllarca sağ kolu olan canan hanım’dı. vesile ile samet hoca’ya edeceğim teşekkürlerin bir benzerlerini de beni sabırla bilgilendiren çiğdem hanım’a etmek isterim.)
    şu ana kadar yazmadığım ama tüm operasyonluların sonrasında kullandığı bir deyimle bana ikinci bir doğumgünü armağan eden sevgili doktorum samet yardımcı ile işte bu minvalde tanıştım ve kendisini çok sevdim. 20 dakika sonrasında hemen ne zaman ameliyat olabileceğimi sordum. o görüşmeden sonra bir an evvel denemek istedim ve görüşmenin ertesi günü tahliller için tüm gün hastanede idim. akşamına yatışım verildi. bir sonraki gün ameliyatım oldu. 3 gün prosedür gereği hastanede idim. odamda ayıldıktıktan bir iki saat sonra koridorlarda dolaşmaya başladım. taburcu sonrası eve çıktım ve evde de bir hafta dinlenerek yeni hayata başladım.

    mini gastrik bypass…
    samet bey’le konuşurken bana tahliller önce ya tüp mide ya da gastirik bypass olursunuz dedi. tahiller sonunda da rny gastirik bypass ve mini gastrik bypass’dan mini olan uygun görüldü bünyeme. eski yıllardaki gibi kelepçeler vs artık uygulanmıyor. genel olarak mideden büyük bir parçanın kesilip çıkarılması tüp mide ameliyatı oluyor. mini gastrik bypass çok büyük oranda tip2 şeker hastalarına yapılıyor. obez, kilolu olmanız gerekmiyor. zayıf bir tip2li şeker hastası da bu ameliyatı olabiliyor. temel olarak halk arasında şeker ameliyatı, metabolik cerrahi, diyabet ameliyatı denilen bu operasyon sadece tip2 şeker hastalarına uygulanıyor. tip1 şekerliler olamıyor maalesef. onun nedeni de şu şekilde: benim vücudum zaten insülin üretebiliyordu tüm tip2ler gibi ama onun vücut içi dağılımını yapamıyordu bünyem. içeride zaten insülin var bir de ben haldır huldur iğne ile insülün yapıyorum. bunlar acıktıran şeyler. kilo vermem lazım ama iğne vurdukça acıkma var, iştah artıyor… dolayısıyla benim son 6 ayda hissettiğim ve adını koyduğum “kısır döngü” konuyla ilgili izlediğim tüm videolarda da doktorlar tarafından vurgulanıyordu. benim olduğum ameliyatta mevcut midemden daha küçük bir mide alanı belirleniyor ve onun sınırları tıbbi gereçlerle dikiliyor, zımbalanıyor gibi düşünülebilir. dolayısıyla yeni midem daha küçük olarak daha az gıda ve sıvı ihtiyacı duyuyor artık. işin bence en büyülü kısmı ise –mide de önemli ama son yıllarda çıkan kitaplarda da ikinci beyin olarak anılan- ince bağırsakta. yeni midem ile ince bağırsak arasına mevcuda göre daha kısa bir yol/bağlantı yapıldı ve bu suretle eski yol bypass edildi. bu şekilde de yeni düzende yiyecekler ince bağırsağa daha hızlı ulaştı. burada da üretilen hormonlar, insülinler, enzimler sayesinde her şey normale döndü. genel olarak mide ameliyatları dünya ve ülkede epey eski ama benim olduğum bypassın ilginç bir çıkış hikayesi var(mış). 2003 gibi brezilya’da bir mafya lideri karnından vuruluyor, hastaneye gidiyor. durumuna göre doktor tedavi edip gönderiyor. bir süre sonra adam hastaneye geliyor ve doktora teşekkür ediyor ama bir şey daha soyluyor, “doktor ne yaptıysan o günden beri benim şekerim de yok!” diyor. doktor kayıtlara bakıyor vs sonra anlıyor ince bağırsak ile ilgili bağlanıyı ve hemen istifa edip bununla ilgili girişimlere başlıyor. 2004 gibi de verdiği eğitimlerden alan bir doktor sayesinde o zaman bu tedavi şekli türkiye’ye de geliyor. tüp mide ile ilgili durum şu: türkiye’de çok fazla doktor bu operasyonu çok fazla kişide yapıyor. gastrik bypass ise çok sınırlı doktor tarafından yapılabiliyor. tüple ilgili olumsuz haberlerin kaynağında da bunu çok doktorun (ehli olmayanlar da var elbette) çok sayıda yapması ve buna bağlı olumsuzluk risklerinin haliyle yüksek olması da var. hayatımın dönüm noktası kararlarından biri olduğu için ve belki bu konuları araştıran birilerine yardımı olur diye aklıma gelen tüm yönleriyle yazmak istiyorum. hem sosyal medya hesaplarımda, whtsp gruplarımda… hem de çeşitli forumlarda bu yazıyı paylaşacağım. (dilerseniz siz de paylaşabilirsiniz networklerinizle..) umarım birilerin işine yarar.

    kısır döngü… ve kurtuluş…
    izlediğim videolar ve 3 yıldır bizzat yaşadıklarımla diyabet sektörünün hep o bahsedilen ilaç sektörü içinde insanları kısır döngüye mahkum eden bir yapısı olduğuna inandım. insülin verildiği gün bu süreçte yaşananları biri bana anlatmış olsaydı 3 yıl vücuduma içten içe zarar vermeden hemen bu ameliyatı olur kurtulurdum. neyse bayramdan önce bu operasyonu oldum ve ertesi günü insülin dahil şekere yönelik hiçbir ilaç almamaya başladım. samet hoca ölçeriz gün gün ve belki dozlarını azaltırız, belki dil altına dönersin demişti. şükür ki bunlara da gerek kalmadan hemen ertesi gün bıraktım. yaklaşık 20 gün içinde iğnesiz, ilaçsız yaşamak ilaç gibi geldi!.. operasyon sonrası tüm forumlarda ve doktorumun yazılı notlarında iki vurguyu farkettim. baş ağrısı, bulantı, kabızlık… şu bu, ne gibi bir aksilik varsa dönüp iki şeye bakacaksın; yeterli su tükettin mi, yeterli yürüyüşü yaptın mı? bunu en başta belirlediğimden iğnelerden kurtulan yeni bünyemle günlük en az yarım saat yürüyüş tavsiyesini sabah 1, akşam 1 saat olarak günde 2 saat uygulamaya başladım eve çıktığımdan itibaren. (rus ajanları gibi bir kulağımdaki kulaklıkla dinlediğim “zengin”? spotify listem ya da storytel kitaplarım da hep keyif vererek bu yürüyüşleri çok zevkli bir hale getirdi…) beni zorlamadı hiçbir zaman. ilk girişte uzun uzun anlattığım sporcu temelinin de katkısı vardır sanırım. raporum bitince çalışma saatleri nedeniyle sabah yürüyüşlerini yapamadım sonra ama akşam 1,5 saat yürüdüm. dün itibari ile de çok sevdiğim bisiklete tekrar başladım. yeni ev demiştim, yeni taşındığımız ev ile sahil arası 7-8 dakika ama ben 20 dakikalık bir yoldan gidip ya bisikletle ya da yürüyerek günlük sporumu yapıyorum. yürüme ve bisiklet sonrası ilk hedefim halı sahalar. yaklaşık 9 yıldır oynamıyorum. oysa ki eskiden ne kadar önemli idi benim için. şu an resmen eski günlerdeki gibi hareketliyim, spor yapıyorum ve kendimi çok zinde hissediyorum. bu hastalık metabolik olarak beni yaşlandırdı elbette. şimdi tekrar kendi yaşıma dönme aşamasındayım. bütün bunları yazmak için uzun bir süre bekledim. çünkü bugün teferruatlı tahlillerin yapıldığı bir kontorolüm vardı. samet hoca gelmeden üç gün boyunca aç-tok değerlerini ölç dedi. onları da not alarak bu sabah hastaneye gittim ve öğlen 14:00 gibi tüm tahliller çıkıp samet hoca’dan artık şekerin yok diyebiliriz bu sonuçlara göre bilgisi gelince bu sevincimi paylaşmak istedim. hani derler ya bir maşallahınızı alırım, nazar değmesininizi alırım, o hesap bu durumumu paylaşmak istedim. şeker bitmesi en büyük hayalimdi ve gerçek oldu.

    bonus: kilolar da gidiyor…
    operasyonun bir diğer faydası da fazla kilonuz ideal kilonuza göre kaç ise onu max 1-1,5 yılda verdirmesi. hatta bu sürede zaten kilo veriyorum deyip patates kızartması, kola vs gibi artık yeni hayatında yememesi gereken şeyleri tüketenler bir iki yıl sonra mideyi büyüttükleri gibi tekrar şeker hastalığına da dönebiliyorlarmış. o yüzden artık bu yeni bir yaşam şekli deyip yeni bir beslenme düzenine geçmek şart. kilo olarak da bu yolculuğa 131,7 ile başlamıştım. bugün ise 114,4 kilo olduğumu öğrendim. yaklaşık bir ayda 17 kilo vermişim ve 11 kilosu da yağdan gitmiş. ilk kilomu söylediğim için ideal kilomu da bilin 85 gibi bir kiloya ulaşacağım ortalama 1 yıl içinde ve bu hedefin çoğuna sanırım 2020’nin sonuna doğru ulaşmış olacağım. o kiloları en son ortaokulda mı gördüm hatırlamıyorum bile ? yani 50 kilo fazlamın 17’si gitti bile. önümüzdeki iki ay toplamında muhtemelen bir o kadar daha kilo vereceğim ve kalan son 16 artık biraz daha uzun bir zaman diliminde gidecek.

    ve özgür sahnede… elinde sigarası… ama biraz sonra yere atacak!..: )
    şeker ve kilodan bahsettim. gelelim sigaraya… amerika’ya gitmeden çok kolay bir şekilde bırakmıştım ve 3 yıl içmemiştim ama orada, bahsettiğim üzere 140lı kilolara ulaşınca bunda sigaranın da payı vardır diyerek tekrar başlamıştım ve 2012’den bu yana hep şu ikilem de kaldım. hem kiloluyum, hem sigara içiyorum. ikisi benzinle çakmak gibi. bir yerde beni (muhtemelen kalp kirizi ile..) patlatacaklar kesin… ama hep de şunu diyordum; kilolu olmasam sigarayı bırakırım ama şimdi bıraksam daha da kilo alırım. yani 8 yıl beyni böyle kodladım, eşe dosta da bunu söyledim. yalan da olsa iyi oldu bu altyapı sanırım. zira samet hocanın telkini ile bırakmaya karar verdim ve şunu düşündüm. insülinler sonrası iradenle bir şey yapamadın ama bu ameliyat madem doğal olarak seni zayıflatacak sen de iradenle şu sigaradan kurtul… ve hatta ameliyat öncesi akşam doktoruma “tamam bırakayım ama son kez bir tane içeyim aşağıda” dedim. o da bir gün sonra anestezi alacağımı, uyanırken çok öksürüğüm olacağını, bir sigaranın bile bunun miktarını artıracağını söyleyerek içme dedi, içmedim. ameliyat bitti, kritik 21 günlük bağımlılık eşiğini hiç de zorlanmadan geçtim ve şu an sigara da içmiyorum. umarım hep böyle devam eder şeker-kilo-sigara konularım.

    uzun bir yazı oldu ama bir tane bile benim geçtiğim yollarda olan varsa ve bu yazıdan istifade ederse diye aklıma geldikçe yazmaya devam ediyorum… özellikle amacım kilolular, şeker hastalığına henüz yakalanmamışlar. onlara kesinlikle beslenme düzenleri ve egzersiz ile bu yükten kurtulmalarını sonrası zorlu günleri özetleyerek aktarmak istedim. insilüne başlayanlara ise çok iyi araştırarak iyi bir doktor, ekip ve hastane ile operasyon olmaları. zira insülin iğneleri ile cerrahi operasyonun karşılaştırılmasında operasyonun lehine büyük bir başarı oranı var.

    yeni beslenme…
    ameliyat sonra sıvı-püre-katı dönem var. sıvı da yaklaşık 10 gün sadece sıvı besleniyorsunuz, kilo verme hızlı olacağı ve kastan olmasın diye de protein tozu içiyorsunuz sütle karıştırıp 20 gün. sıvı beslenmede ölçü hep bir çay bardağı. süt, berrak et suyu vs.
    pürede ise yoğurt kıvamına getirip tüketiyorsunuz yemekleri bir hafta süre ile. misal sabah bir haşlanmış yumurta ve bir dilim peynir. bunları ezerek ya da makinede püre kıvamına getirip tüketiyorsunuz. püre dönemiyle hayatınıza yeni bir kavram giriyor ve hiç çıkmayacak bir durum. katı ile sıvı ayrımı. yemeklerden yarım saat önce her türlü sıvı alımını bırakıyorsunuz, yemek yiyorsunuz üstüne yarım saat bekliyorsunuz ve sonrasında sıvı tüketimine yeniden başlayabiliyorsunuz. ayırca artık lıkır lıkır su içmek yok hayatımda. yudum yudum içilebiliyor sıvılar. soğuk ve sıcak sıvı tüketimi de yok. örneğin bir bardak çay söylüyorsun mekânda, gelen çay ılıyana kadar bekliyor, sonra yudumluyorsun. evet, bildiğiniz paşa çayına dönüş!:)yemek konusunda da bir yenilik azıcık denilebilecek yemekleri (katı dönemde 2 adet köfte misal) yaklaşık yarım saatte yemeniz gerek. benim ortalamam bugüne kadar 18 dakika oldu ama artırmaya çalışacağım… yani bol bol çiğnemek, dinlene dinlene, ara vererek bitirmek öğünü.
    ilk, değerli ekipten diyetisyen pınar hanım iki adet köfte ile doyacaksınız dediğinde içimden 9-10 köfte ve üzeri yese ‘gözü doymaz’ olarak gülmüştüm ama şu an bir öğünümde iki adet köfte (toplam 60 gram) beni doyuruyor! köfte, tavuk, balık alternatifi katı dönemde sebzeli bir yemek olabiliyor mesela. onda da ölçü 2 ya da 3 yemek kaşığı. ilk zamanlarda göz doymuyor ya… tepeleme kaşıklar yaparak eşimin radarına yakalansam da şu an zaten doyacağıma ikna olduğumdan “insanî” kaşıklarla koyuyorum tabağa.

    babalar ve oğulları…
    belirli bir kronolojide gideyim istedim ama şimdi aklıma geldikçe ara konuları yazayım. yıllardır sevgili oğlumla hareketli oyunlar oynamadım. sahile neredeyse her hafta sonu inerdik ve ben koltukta otururdum. onun oyun taleplerini, şekerim var, yorgunum diye geri püskürtürdüm. ameliyat sonrası yürüyüşler ardından geçen ben teklif ettim. bir akşam sahile inince top oynamayı teklif ettim. bu kadar basit bir şey güzel oğlumu ne kadar sevindirdi. annesine, arkadaşlarına tekrarlayıp durdu, bana emin olmak için kaç defa sordu. kaybolan zamanları o gün daha bir net anladım. o gün başlangıç oldu. kendimi daha da iyi hissettikçe artık beraber pek çok şey yapacağız inşallah.

    angry bird…
    aklıma gelen yeni bir konu: sinirlilik. protein ağırlıklı bir beslenme içindeyim. karbonhidrat yok gibi bir şey. sigara yok. eskisi gibi öğününde ve arasında yenilen onlarca yiyecek yok. haliyle bir sinirlilik oldu ev sürecinde. sıvı dönemi başladı. zaten hastane çıkış notlarında yazıyordu ve aynen de başıma geldi. her şeye sinirleniyorum, çatıyorum herkese vs. ? bugün hocama sordum yaklaşık 45 gün sürer dedi. yani bir süre daha devam edecek. bitmezse destek alacağım ama %95 bitermiş. zaten azaldı epey…?

    beyhan budak’ın dediği gibi her şey “senin suçun değil”
    başka bir konu yine ilgili kısımlarda yazabilirdim ama unutmuşum… şekerde iki önemli aktör var: stres ve kilo. ikisi de biribirini besleyen unsurlar ne yazık ki. stresle, yoğun iş temposuyla ve zamansız beslenmelerle kilo alıyorsunuz; stres ve kilo içten içe sizi şekere götürüyor. istanbul’da ve günümüz iş yaşamında stres bitmez ama kaçmak, azaltmak mümkün. kilo ise ne kadar sizle ilgili olsa da büyük oranda, aslında son 25 yılın değişen beslenme düzeni ile de ilintili. yani tek suç kilolularda değil. raf ömrü uzasın diye ambalajlanan ve öğütülen gıdalar o muhteşem ince bağırsakta ilgili alana gelmeden öğütüldüğünden ince bağırsak enzim, hormon vs üretmiyor; doğal bir sürecimiz eksik kalıyor. ilgili aşama öncesi zaten öğütülen gıdanın işlemi vücütta tamamlandığı için de hemen tekrar açlık hissediyor ve tekrar yemeye başlıyorsunuz kısa bir süre sonra. evet herkesin dilinde pelesenk tencere yemeği, dedelerin, anne babaların yediği yemeklerin önemi ama günümüz şartlarında ne kadar mümkün olursa artık… örneğin çalışansanız ticketınız varsa fast food vs yerine en azından sulu yemek yapan yerleri tercih ederek öğleni kurtarmak, sabah poaça, simit yerine klasik kahvaltımızı (peynir, zeytin, yumurta, salatalık, domates, bir dilim ekmek 6’lısı) yaparak sabahı kurtarmak zor değil. ben kilolu halimle bile uzun bir süredir bunları yapabildim. akşam benim için en zor alandı. orada her şeyi mahfediyordum. şimdi tüm ana ve ara öğünlere dikkat ederek zorluk yaşamıyorum. özetle demek istediğim şeker hastaları ya da kilolu insanlar kendilerini suçlu hissetmesinler. benim de kilo alım dönemime denk gelen son 25-30 yıldaki gıda-beslenmedeki değişimler de hepimizi yavaş yavaş hasta etti…

    tüm zayıflar aslında bu operasyonu oldu ve biz kilolulardan saklıyor mu?!...
    çok zenginler için çeşitli yöntemlerle gençleşmek için vücutlarına bir şeyler zerkettikleri dile getirilir ya komplo terorilerinde…, bu süreçte az yemekle doyunca menınblack’teki tommy le jones abi nasıl insanlarla uzaylıları ayırt ediyorsa ben de zayıfları gözlemeye başladım ve neredeyse tümünün aslında bu ameliyatı kilo almadan ilk gençlik yıllarında yaptıklarını ve bu sayede yıllardır fit kaldıklarını düşündüm. yani bu yaşadıklarımı normalde yaşayanlar sanki ameliyat olmuş ve bu sırrı gizliyorlar gibi geliyor şu günlerde. 41 yaşındayım ve neredeyse 20li ve 30lu yaşlarım hep kilolu geçti. yani sağlığının kıymetini bilenlere, az yiyip zinde olanlara hepimiz öykünmeliyiz. bu, bu devirde çok önemli. ben açıkçası o kadar hareketli bir geçmişe rağmen bunu başaramadım. (40 bin bakımımda ancak bir şeyleri toparlamaya başladım ?) sonraki hastalıklar vs sonunda da ancak bu şekilde kurtulabildim ama yolun başındaki herkese doğru beslenme ve sağlıklı günler dilerim. sanırım bu kadar yazacaklarım. (saat ilerledi aslında akşam yürüyüşü vaktim geldi: )) onun için burada kesiyorum…)

    son cümleler…
    evet yıllardır ama yıllardır babam gibi bacak bacak üstüne atamıyorum. sağolsun o kadar zayıf ki, normal bacak bacak üstüne atmanın yanı sıra bir de ikinci bir düğüm de yapıyor ayağını. ideal kiloma ulaşınca onu yapabilmek en büyük hayalim! evet kiloluların en büyük hayallerinden biridir bacak basak üstüne atmak. bunu da ifşalayayım: )

    ikinci hayalim ise uğruna tarihini kitaplaştırdığım sevgili eses’imin, eskişehirspor’umun, lisanslı formasını ilk defa giyebilmek. maalesef şunca yıldır üretilenler bana uymadığı için kulüp formasıyla bir fotom yok (amerika’da usa eses’i kurmuştuk, orada her şey xl olduğu için forma da büyük yaptırılmıştı bir tek o zaman giymiştim ama resmî lisanslı klasik formamızı giymek istiyorum önümüzdeki 6 ay sonunda:pp)

    son hayalim de hem kilo hem de iğneleri kolayca yapabilmek için uzun yıllardır t-shirt giyiyordum. rengi elbett siyah!..
    artık eskiden olduğu gibi gömlekle giyebilmek istiyorum. gömlek giymeyi çok seviyor-dum ve çok özledim…

    selam ve saygılarımla…

    uzun bir yazı oldu farkındayım. editör bir arkadaşımın dediği gibi kilolar azaldıkça yazı uzamış… ? sabrınız için teşekkür ediyorum. fotoğraf özellikle kullanmadım. yazının ana konusu kilolar değil; şeker hastalığıdır…

    özgür topyıldız, 20 ağustos 2020 19:26
8 entry daha