şükela:  tümü | bugün
1 entry daha
  • ismiyle müsemma, beşiktaş'ın kuytu köşelerine, derin çizgilerine ve öteki yüzlerine ses olan bir kitap; anlatıcısı fuat kökek ama aslında semtin geçmişinin ve her zerresiyle, her rengiyle portrelerinin nehir söyleşisi gibi.

    pandeminin ilk zamanlarında, kitaplıkta bekleşenlerin gönlünü alıp azaltmam gerektiği için peş peşe hikâye kitapları okumak zorunda kalmıştım ve itiraf etmeliyim ki ruhum epeyce bunalmıştı. zira yaşanmış hayatlar ve gerçekler dururken kurgusal hayatlar ve mekânlar artık anlamsız geliyor, okuma keyfimi sekteye de uğratıyorlar. sonra buradaki müjdesini görür görmez aldığım bu kitap aklıma geldi, "kurgulara" bir nefeslik mola olsun, madem istanbul'un içinde istanbul'a kaçamaz olduk, sayfalarda bari bir köşesini ziyaret edeyim de avunayım dedim. açıkçası hikâyeler arasında yorulan gözlerim, bu kitabın sayfalarında dinlendi, hele ki "çizgilere" eski dostlardan aşina olan ve seven biri olarak, içeriğindeki çizimler ayrı bir dikkatimi çekti, sorular ve cevaplar da doğal bir havada olduğundan, portrelerin ve olayların bazısının gerçekliği ürpertici gelse de çizgi roman tadında bir anılar geçidi izlemiş gibi oldum.

    fuat kökek, "benim için nostalji, insanın unutageldiği esas yurduna dair muammalı bir sezgi, bilinçsiz bir hasret, bir tür insiyaki hatırlama ilmi; yaşanmış güzelliklerden yapılma akkır bir yelkenliyle mazinin derin lacivert sularında bir seyrüsefer hâli..." diyerek, yazarın ustalıklı ve incelikli soruları eşliğinde çıktığı anılar yolculuğunda okuru da hiç tanımadığı ve artık tanıyamayacağı eski zaman sayfalarında gezindirmiş. benim için beşiktaş; yahya efendi, sahaflar ve sergiler için gittiğim, haricinde kalabalığına ve gürültüsüne dayanamadığım için uzak durduğum bir semttir; oraya dair mesafeli bakışım, ilk olarak sevinç çokum'un "hevenk-kayıp istanbul" kitabıyla yumuşamış, orada çok başka zamanlardan bambaşka güzelliklerle tasvir edilmesi sayesinde değişmişti, bu kitabı okurken de benzer duyguları hissettim, zannederim bundan sonraki ziyaretlerimde bu kitapların hatrı yüzünden daha ilgiyle bakarım etrafa...

    kitap; bazı kuyulardan boğaz'ın foklarının çıktığı, bostanlarda ve sokaklarda samimi ve doğal köy havalarının estiği, insanlardaki bozulma alametlerinin bile -şimdiye nazaran- bir mahalle edebi-sınırı içinde olduğu zamanları anlattığı için okunup ağırlanmaya değer. tabii bunları anlatırken "ah nerede eski istanbul, nerede eski zaman efendileri" gibi klişe bir nostaljiye bürünmemişler, ölçüsüz değişime ve tahribata sitem etseler de en azından her zaman dipte köşede kalan ve kaybolan diğer renkleri, izleri toparlayıp anarak bir nevi vefa göstermişler.

    o ilginç portreleri ve detayları okurken düşündüm de acaba şimdiki devirlerde yetişip yazanlar, hayhuydan ve kargaşadan başka neyi gözlemleyip sayfalara da neleri "kişisel ve çevresel tarih" diye bırakabilecekler!

    ah, bir de "duygu güles k."deki k'nin merak ettiğim anlamını da kitap sayesinde öğrendim, benim için hoş bir sürpriz oldu açıkçası. fuat kökek'in marcello mastroianni'ye hürmet ve sevgisine şahit olmak ise ayrı bir gülümsetti. güzel gülüşlü, karizmatik marcello'nun bir yaşam öyküsü kitabı olduğunu bilmiyordum, sayesinde öğrendiğim için gönülden teşekkürü bir borç bilirim.
3 entry daha