şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
1663 entry daha
  • önemli ekleme: yazı, filmle ilgili izleyici zevkini düşürebilecek bilgiler içermektedir.

    filmde en çok dikkat çeken sahnelerden birisi ağaçtan düşen elmanın derede yuvarlanarak diğer çürümüş elmaların yanında durduğu sahneydi. elbette bu sahneyi anlamsız, gereksiz veya sıkıcı bulan da izleyiciler mevcut. ben bu gruba dahil olmadığımdan, hatta tam tersi beni oldukça etkilediğinden sadece alelade bir elmanın yuvarlanmasından ziyade o sahneye farklı anlamlar yükleyerek izledim. hatta bu anlamlar sahneyi her izlediğimde yeni formlar aldı. fakat bu anlamlar bana biraz dandik geldi ki "acaba bu sahne nasıl yorumlanmış?" merakım sonucu birkaç kaynağa göz gezdirdim. birçok yazar bu sahneyi yaşam ve ölümün bir metaforu olarak tanımlamış. bu yazıda ben bunun dışındaki yorumları derlemeye çalıştım, en sonunda da kendi naçizane anlamımı iliştirdim.

    sahneyle ilgili yorumlara geçmeden önce kısaca elma sembolü üzerine birkaç cümle yazmak isterim çünkü elma birçok mit, efsane, hikâye, dinsel anlatıda vb. yer verilmiş bir meyve. bunların arasında sanırım en yaygın bilineni; tanrı tarafından yenilmesi yasaklanan fakat yenilmesi durumunda bilgelik ve ölümsüzlük gibi meziyetler sağladığını fısıldayan şeytanın tahrikleri sonuncunda havva’nın elmayı ağaçtan kopararak yemesi ve adem’e sunması sonucu cennetten kovulmalarına yol açmasıdır (burada aslında havva’nın yediği meyvenin ne olduğu biraz muğlak; elma dışında da bahse konu olan meyveler mevcut- örnek olarak incir veya buğday. yine önemli bir not olarak; kuran’da yasak meyveyi şeytanın aldatması sonucu adem ile havva’nın beraber yediği anlatılır fakat incil ve tevrat’ta bu suçun öncelikle havva tarafından ve daha sonra havva’nin teşvikleri sonucu adem tarafından işlendiğine değinilir).diğer bir örnek olarak yunan mitolojisinde sonunda truva savaşına sebep olacak altın elma (bkz: ilk güzellik yarışması), iskandinav mitolojisinde ölümsüzlük kaynağıdır (bkz: idun). bunların dışında; pamuk prenses ve yedi cüceler masalında cadı, pamuk prensesi elma ile zehirler, masalların sonunda gökten üç elma düşer (bkz: gökten düşen üç elma), william tell oğlunun kafasındaki elmaya nişan alır, isaac newton’un kafasına elma düşer.

    nuri bilge ceylan elmanın tarihsel, görsel ve yazılı sanattaki yeri ve öneminden etkilenerek mi bu sahneye yer verdi, bilemiyorum (sanırım bilinmez de). hatırladığım kadarıyla daha önceki filmlerinde elma merkezinde bir sahneye yer vermemişti; bu filmdekine benzer bir sahne önceki filmlerinde yoktu. sadece mayıs sıkıntısı filminin son sahnesinde yönetmenin babasının tek başına, bahçesinde, bir ağacın altında elma yiyerek ölmesi nuri bilge ceylan ile elmayı bağdaştırabileceğim tek örnek olarak aklıma gelmekte.

    tabii benzer sahneyi nuri bilge ceylan’ın diğer filmlerinde göremiyoruz fakat benzer sekansa filmlerinde yer veren diğer yönetmenler görebiliyoruz. mesela, iranli yönetmen abbas kiarostami tarafından 1999 yılında çekilen bad ma ra khahad bord filminde yuvarlanan elmayı yakın çekim ile takip etmekteyiz. bunun dışında, birçok kişi de belirtmiş, bu elma sahnesi ile nuri bilge ceylan andrey tarkovski’ye saygı durusunu gerçekleştirmiş dersek yanlış olmaz (armen karaoghlanian köse yazısında bu sahne ile ceylan'ın kiarostami ve tarkovski’ye gönderme yaptığını belirtir). tabii tarkovski’nin lars von trier’i ne kadar etkilediği de malumdur; yakın çekim elmalar dogville filminde afisinde bulunur. alakasız bir not olarak, filmlerde kotu adamların da ağızlarını doldura doldura elma yemesi bir klişedir (elbette ateş böceği hariç!).

    bu bilgilerden bağımsız olarak sahnenin yorumlanmasına başlayalım; umut tümay arslan, bir kapıdan gireceksin'de (2012) filmin ve elbette bu sahnenin mükemmel bir analizini ortaya koymuş. okudukça resmen aşık oldum hocamıza. canım sıkıldıkça açıp açıp okuyorum (s. 193-217). öncelikli olarak arslan filmin bir bütün olarak klasisizme nasıl bir karşıtlık yarattığına değiniyor; klasik anlatıda suçun sonucuyla (bir zamanlar anadolu'da suçun sonucu cesettir) çizilmeye başlanan bütünlük, sebep-sonuç ilişkileri kullanılarak suçun kaynağına (yani suçluya) ulaşılmasıyla sağlanır. bir zamanlar anadolu'da ise bu yöntem işlememektedir; suçlu filmin başından beri merkezdedir fakat ceset ortada yoktur, film boyunca suçlu aranırmış gibi ceset aranmaktadır. bu klasik kuralın tersine anlatıyı elma sahnesinde de tecrübe ettiğimizi dile getiriyor arslan; çoğunlukla vurgulanan "elmanın derede yuvarlanmasının hayatı ve çürümüş elmaların da ölümü temsil ettiği" bakış açısının sahneyi tam olarak açıklayamadığı düşünüyor (tam olarak "ama filmde bir anda gerçeklesen bu perspektif değişimini, "hepimiz öleceğiz", "her canlı ölümü tadacaktır" türünden bir hatırlatmadan, bir tür memento mori'den ibaret görmek ve burayı filmin özeti gibi düşünmek doğru değil" (s. 202) diyor). arslan'a göre bu sahne de filmin kendisi gibi klasik anlatıya bir meydan okuma. buna göre elma yuvarlanmaya başladığında klasik anlatının esiri seyirciler elmaya anlam yüklemeye başlar, o elmanın bir anlamı olmalıdır. genel olarak seyircinin beklentisi "elmanın cesede doğru yol alması, cesede takılması ve muammayı ortadan kaldırması"dır; seyirci "var olmadığı yerde bir anlamı" olduğu yanılgısına düşer. fakat çehov'un tüfeği bu sahnede patlamaz, elma sadece yuvarlanan bir elmadır ve bu elmanın çürüyen elmaların arasına karışmasıyla seyirci "var olmadığım bu yerde hiçbir anlamım da yok" uyanışı ile "yönsüzlük duygusu"na kapılır ve klasik anlatıya yabancılaşır: "sadece seyretmiyorum, seyrettiğim şeyin bir parçasıyım". arslan bu uyanışın hiçlikten çıkartılan bir anlamın sonucu olduğunu savunur; bu hiçlik elmanın filmdeki anlamıdır ve "varlık ile anlam arasındaki bölünmüşlüğün tekrar edilmesi" olarak tanımlanır. ne kadar mükemmel değil mi? umut tümay arslan hocamıza sevgiler ve saygılar. [arslan’nın yazısının (belki daha anlaşılır, daha güzel ve daha doğru bir bicimde) yorumlandığı diğer bir kaynak; kaplan t. (2015) çağdaş anlatı sinemasında varoluşçuluk: nuri bilge ceylan sineması, s. 130]
    ----
    "gerçekten önemli olan, hakiki olan şeyin olmasını mı bekliyorsun, o yok işte, ha ha ha!" değil sadece, "hakikat bütün bu bildik olgular alanının içinde çoktandır sana bakıyor, ama sen hala kurgusal bir şeyle uğraşıyormuş gibi yapıyorsun, görünüşün ardında olanı bekliyorsun" da ayni zamanda. (arslan, u. t. (2015) bozkırdaki labirent. s. 204-205)
    -----

    hasan ali toptaş şubat 2015 tarihinde altyazı dergisinde yayınladığı yazısında filmdeki elma sekansının adem ile havva’nın hikayesine gönderme yaptığını belirtir. filmin konusu ise habil ile kabil'in hikayesidir. kabil habil’i tekrar öldürmüştür, filmde habil’in cesedi aranmaktadır. toptaş bu elmanın da diğer elmaların olduğu yere yuvarlanmasını sürekli birbirine benzeyen ve tekrar eden kaderi temsil ettiğini düşünür. buna göre kabil sürekli habil’i öldürmüştür, öldürüyordur ve öldürecektir. yarın tekrar ağaçtan bir elma düşecek, yuvarlanarak bu elmaların yanına ulaşacak, orada çürüyecektir ve habil ile kabil hikayesi tekrar yaşanacaktır. elmanın ağaçtan düşüp deredeki öteki elmaların yanında durmasını "her şey benzerinin kaderini yasar gerçeğini işaret ettiğine" inanıyor toptaş .
    ----
    "biliyor musun, tabiat bir şey söylemez aslında, biz de onu bu yüzden işitiriz. (yazıköy sakinlerinden hulki dede)
    -----

    bu harika sahne ile ilgili benim yorumuma gelecek olursak, elmanın doktoru temsil ettiğini düşünüyorum (bu yazı için araştırma yaparken ece temelkuran'ın 2016 yılında "elma ve ağaç" başlıklı yazısında da bu yorumu yaptığını; elmanın doktoru temsil ettiğini düşündüğünü şurada okudum fakat ilgili yazıya ulaşamadım. yazının içeriği hakkında bilgim yok). ağaçtaki elma doktorun filmdeki hikaye başlamadan önceki hayatını, yuvarlanan elma doktorun film sürecindeki hayatını ve çürümüş elmaların yanında duran elma doktorun otopsiden sonraki hayatını yansıttığı düşüncesi içerisindeyim. filmde sürekli doktorun saf, temiz ve insanları tanımadığı yüzüne vurulur: arap ali doktorun "sende silah var yani?" sorusuna küçümseme dolu bir bakış atar ve "bizim buralarda böyle doktor" diyerek doktora bir nevi nasihat vermeye başlar; doktor cemal kenan'ın istemesi üzerine ona sigara verirken komiser naci doktoru durdurur, "doktor sen bunları bilmezsin” ve "seni şimdi böyle saf gördü ya sigara migara inceden işliyor şimdi" diyerek bir yandan kenan'a söylenirken diğer yandan doktor cemal'ın saflığına vurgu yapar; savcı nusret ise en başından beri doktoru pek ciddiye almaz, doktorun savcının anısına dair sorularına ve önerilerine küçümseme ve bazen gülerek ile yanıt verir. işte doktorun bu hali, ağaçtaki taze elmadır. fakat film başladığında, doktor arap ali'nin kullandığı arabaya bindiğinde ağacından düşüp, yuvarlanmaya başlar, dereye düşer ve deredeki yolculuğu film boyunca devam eder. ta ki otopsi sahnesine kadar. burada doktor yolculuğunu tamamlamıştır, derede çürüyen 3 elmanın yanına ulaşmıştır. deredeki diğer 3 elmanın da filmdeki diğer 3 ana erkek karakteri; komiser naci'yi , savcı nusret'i ve zanlı kenan’ı temsil ettiğini düşünmekteyim. buna göre bu 3 karakterde de çürümüşlük görülebilir; savcı karısını aldatarak onun intihar etmesine neden olmuştur, komiser naci karısına allah'a isyan etmemesini söylerken oğlunu görmemek için evden kaçmakta, oğlunu ihmal etmektedir (diğer bir örnek; mevtanın domuz bağı ile gömülmesine tepki gösterir ve ayni şekilde bağlanarak bagaja konulmasına karşı çıkar fakat ite kaka, zorlayarak bağlamadan domuz bağı bağlanmış pozisyonunda mevtanın bagaja konulmasında ve taşınmasına ses çıkarmaz); kenan ise katildir. işte filmin sonunda, o otopsi sonrası doktor da bu 3 karakterin olduğu yere gelmiş (ya da akıntı tarafından getirilmiş) ve çürümeye başlamıştır. aslında daha önce doktorun otopsi sırasında gerçeği örtbas etmesini doktoru ciddiye almayan ve saf gören, bütün gece yasa ve adalet için koşturan insanlardan yasayı aldatarak alınan bir intikam olarak algılamıştım fakat filmi tekrar tekrar izledikçe bu düşüncenin yerini yukarıda bahsettiğim anlam aldı.

    tabii şu detayın da önemli bir nokta teşkil ettiği vurgulamak gerekir; elma derede yuvarlanırken derenin kenar kısmında duran bir elmanın yanında geçer. işte bu elmanın kadını temsil ettiğini farz etmekteyim. film temelde bir "erkek" filmidir, kadınlar ikinci plandadır; mevtanın eşi gülnaz'ın söylediği 2 “evet" kelimesi (belki de savcı karısının intihar ettiği gerçeği ile yüzleştiği için artık kadınları konuşturmak, sessiz kalmalarını istemediği için bu evet sözcüğünü duymak istiyor, gülnaz'ı zorluyor; yoksa gülnaz diğer sorulara verdiği yanıtı burada da vermişti zaten "hihi" diyerek-ya da belki de savcı sadece hukuki bir zorunluluğu yerine getiriyor) dışında kadın repliği yoktur, zaten çok az sahnede kadına yer almıştır. fakat bu arka planda bırakılan "kadın"ın baskın tonu erkekler üzerinde sonuna kadar hissedilir. 4 ana karakterin de (doktor, komiser, savcı ve zanlı) bir kadın sorunu olmuştur. filmde kadının yeri hakkında mükemmel bir makale önerebilirim; tunali, d. (2014) hareketli durağanlık izlenimi: bir zamanlar anadolu'da. yedi: sanat, tasarım ve bilim dergisi, 11, 39-51. dilek tunali bu makaleyle gerçekten ufuk açıyor, ben okurken çok eğlendim, şiddetle tavsiye ediyorum (filmi aslında iyi ve köyümüm savaşı şeklinde cemile ve gülnaz ekseninde yorumlamama ramak kalmıştı makaleyi okuduktan sonra. bayağı sağlam saçmalayabilirim bu konuda).

    nuri bilge ceylan’ ın sahne ile ilgili ifadesine yer vermemek olmaz değil mi bu kadar konuştuktan sonra;
    - arkalardan bir genç bir zamanlar anadolu’da filminin çok konuşulan elma sahnesini nasıl çektiğini soruyor. hemen araya girip bu sahneyi kısaca anlatmam gerekirse, gecenin bir vakti dalından düşüp bayır aşağı yuvarlanan bir elmayı takip eder kamera. elma bir dereye kadar yuvarlanır ve oradaki taşların arasına sıkışıp kalır. söz yeniden nbc’de.
    “senaryoda yoktu o sahne. dizi çalışmaları için oyuncuları haftada 2 gün yolladığımızda çok boş vaktim oluyordu. ben de mekanlarda geziniyor, nasıl çekeriz diye sahneleri gözden geçiriyordum. bir gün dolaşırken bir elma düştü gerçekten, dereye gitti falan. o zaman aklıma geldi. sonra elma bütün filmin, hatta insanlığın metaforu oldu benim için. sonra çekimler sırasında o elmanın kurtulduğu anı da çektim. elma kurtulup uzaklaşıyordu ama sonra kestim o kısmını.”

    şunlar da filmde dikkatimi çeken diğer noktalar;
    - filmin başında (birinci çeşmede) zamanın sabaha karşı ya da aksam üzeri olduğunun belirsizliğini yaşıyoruz.
    - muhtarın evine gidildiğinde saat gece 4 civarı.
    - arap ali'nin dadandığı elmalar ve kavunlardan herkes bahsetmiş ama savcının muhtardan bir kavanoz bal istemesine pek değinilmemiş genelde.
    - savcı 5.den sonra 2 kere daha toplamda 7 kere tuvalete gitti diye not almışım; muhtarın orada ahir benzeri bir yere giriyordu ama diğeri neredeydi hatırlayamadım.
    - filmin üç sahnesinde müzik duyuyoruz; ikinci çeşmeye doğru yaklaşırken kimin çaldığı belli olmayan hata benim türküsü melodisinin ıslığı, cesedin gömülü olduğu yere giderken arabada çalan neşet ertaş‘ın harikulade allı turnam türküsü ve doktor cemal sokakta yürürken belli belirsiz duyulan (muhtemelen doktorun yanından gecen toros'ta çalıyor) yakamoz şarkısı (galiba ibrahim tatlıses soyluyor).
    - cesedin gömülü olduğu yerde bekleyen, kaçmak zorunda kalan, ceset çıkartıldıktan sonra havlayan köpek ve çöp konteyneri altına giren kedi. of ki ne of.

    benim için oldukça önemli bir filmdir bir zamanlar anadolu'da ki kendisi sayesinde “en çok sevdiğin film nedir?” sorusunu anında cevaplayabiliyorum; tabii sadece salt filmin mükemmelliği yüzünden değil izlediğim zamanın, ortamın ve ortamdaki kişilerin de bu filmi bu kadar çok sevmemi açıkladığını söyleyebilirim. filmi izlememde emeği geçen herkese teşekkürler.
166 entry daha