şükela:  tümü | bugün
101 entry daha
  • nasıl karşılandığı önemli.
    rahmetli dedemin evinde, elektrik düğmeleriyle duvar arasına sıkıştırılırdı bunlar. beyaz karton üstüne bir çiçek resmi olurdu genelde. dedem davetiyeyi okuduktan sonra resmine bakar ve oraya sıkıştırırdı. zamanla yetmedi o kısımlar, duvara asılı çerçevelerin kenarlarına da sıkıştırmaya başladı.
    milenyum yaklaştıkça davetiyeler arasından sürprizler de çıktı. daha büyük kartonlar gelmeye başladı önce. kartonların rengi değişti. çiçek resimleri yerini manzara resimlerine bıraktı. hat yazıları da geldi bazen.

    dedem, gelen davetiyeyi diğerleri ile kıyaslar oldu. üstünde hat yazısı olan, en büyük ve en renkli olan salonun hemen girişindeki elektrik düğmesinin üstüne gelmeye hak kazanıyordu. ama işin en önemlisi, o davetiyelere süs gözüyle bakıyordu dedem. babannem de onun gibi düşünüyordu, bazen "şunu koy oraya, bak daha güzel" diye konuşmasını duyardım.

    bundan 10-15 sene kadar önce, birden davetiyelerin büyüdüğü, neredeyse kişilik sahibi olduğu, o kişiliğin de yeni gelin ile nargile kafe müdavimi abi arasında gidip geldiği bir dönem yaşadık. ferman şeklinde davetiyeler, "tez sünnet düğünü yapılaaa!! bu davetiyeyi alan kişiler filanca saatte düğün salonunda ola" şeklinde biten sünnet davetiyesi metinleri gördük. aynı günlerde müthiş bir mizah da başgösterdi, karikatür çizimleri, sinema bileti şeklinde davetiyeler (başroller kısmına gelin damat adının yazılması, düğün saatinin gösterim zamanı diye belirtilmesi... aman allahım kapa bu parantezi, kapa!) hasılı ilginçlikler moda oldu.

    ama ne oldu biliyor musunuz? hiçbir mizah her bakışta güldürmedi. duvara asacak değerde olmadı hiçbiri. bebenizin diş çıkardığını müjdeleyen magnetleriniz kısa zamanda çöpü boyladı da, banal bulduğunuz için yaptırmadığınız bademli nikah şekerleri daha bir iştahla yendi. dedem düğün davetiyelerini abartıyor muydu? evet. o günlerde bu yaptığını hep abartılı bulmuştum. fakat ülkenin en ünlü gsm şirketinde müdür olan arkadaşımın evine gittiğimde bana biblolarından, yani salondaki tek görevi tv sehpasının ona ayrılan köşesinde, hiçbir işe yaramadan duracak olan o minik fillerinden bahsederken 10 dakikalık bir hikaye anlattığında dedemi hayırla andım. odadaki eşyaların rengiyle nasıl uyumlu olması gerektiğini düşündüğünü, uyumlu renge karar verince objenin yastık desenlerine uyumlu olması gerektiğini anlattı. muhabbetin sonunda bi de baktım ki o mor fillere karar vermiş. mor filler bakınca iç açmıyordu, çok ciddiyim, dedemin komşusunun oğlunun düğün davetiyesindeki sarı papatyalar daha fazla iç açıyordu. o filleri elime alsam arkadaş şaşırırdı, o filler ellenmek, oynanmak için değildi. dedemin davetiyelerini okurdum en azından. "maaile" yazan davetiyeler benim için daha değerliydi.

    sonunda ne oldu? salonunu kurallara, renk uyumlarına ve modaya uygun döşeyen arkadaşımla seneler oldu görüşmüyorum. eksikliğini hissetmiyorum. dedem öldü. sanırım davetiyeler de ev boşaltılırken çöpe atıldı. ve ben şu an gerçekten boşa konuşuyorum.

    yine de, kıssadan hisse çıkarılırsa ve bir kişi bile tiyatro bileti görünümlü davetiye yaptırmaktan vazgeçerse mutlu olacağımı biliyorum.
8 entry daha