şükela:  tümü | bugün
  • bir şeyden bir şey doğarsa, o halde hiçlikten hiçlik doğar, işte bu doğum hikayesini nihil a nihil diye nitelendiriyorum, sandalımdan çıkan en azından bu.

    tanrı ve kutsallıklar bilgisi faktörü

    bu tezime en büyük karşı çıkış tanrıların varlığının hiçlik tabiri altında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği verisinden doğar, ama tanrılar da tanrılıklarından ötürü doğmamışlardır, keos'lu prodikos'un da dediği gibi; güneş, ay, ırmaklar ve kaynaklar genel olarak hayatımıza yardımı dokunan ne varsa, yararları yüzünden -mısırlılar'da nil gibi- eskilere tanrı olarak görünmüşlerdir, bunun için ekmeğe demeter, şaraba dionysos, suya poseidon, ateşe hephaistos gözü ile bakılmış ve bu, işe yarayan şeylerin her biri için böyle olmuştur. bu noktada walther kranz'ın da * anımsattığı gibi; ulvi varlıklara dair benzer akli değerlendirmelere xviii. yy.'da da rastlıyoruz, ama önemli olan bertrand russell'ın da belirttiği gibi ** korku ve yalnızlığın da etkin olduğu bir tanrı-insan ilişkisinde tanrılar katının creatio ex nihilo yani hiçten yaratım'a sebep olsa da olmasa da, illa ki kendisi bir materia 'dan türemiş olsa da olmasa da, varlığının problemi "nihil a nihil" in varlık problemini etkilemez. zira tanrısal varlıkların veya tek tanrının alakalı olduğu alan ahlaktır ve kozmolojidir, bütün haliyle bunlar da teolojinin alanına girer. bu alanlarda mutlak önkabuller ve dogmalar dışında herhangi bir somut kanıtlar olmadığından, hem mısırlıların nil nehri'nin yararları hem de örneğin islam'ın ahlakı denetleyen, oluşturan, insanların yaşamlarına huzur getiren ilahi yasaları bir kaynaktadır; yarar sağlayan bir kaynak, bu yararlılık arayışı da göreceli olacağından, öyle ki mısırlılar dışında nil nehri'nin kutsallığı düşüncesine kendisini kaptıran başka coğrafyalarda başka uluslar olamayacağından, o halde söz konusu yararlar mutlak kabul edilemezler. zaten yasaların evrenselliği, genel yararlılığı da onların köklerinin sağlam olduğunu göstermez, her ahlaki yargı mutlak olamadığı için ahlaki yargıdır, örneğin nefes alıp verme yararlı bir ahlaki yargı değildir, doğuştandır ve yararı doğuştan beridir, doğumla alakalı kökü vardır. oysa dinin emrettiği gibi örtünmenin dayanağı bireysel yararlılık ve toplumsal bütünlüğün yararlılığındadır, yağmur yağarken bir mağaraya sığınan adamın mağaraya ulvi değerler yüklemesi gibi; burada kutsallıklar vardır; o halde mutlak olmayan, göreceli yargılar sonunda her oluşan aslında oluşmamıştır, her doğru eğridir, her iniş aslında çıkıştır. bunu herakleitos'ta logos düzeninde de görüyorduk, diyordu ki: " inen ve çıkan yol bir ve aynıdır" (fr.60; hippolytos, refutatio, ix. 10. 4)

    dil problemi faktörü

    "hiçlikten hiçlik doğar" ifadesinin kendisi sadece ulvi değerlerle çatışmaz, oradaki göreceli durum, mutlak olmayan bilgilerin tespiti sadece karşımıza çıkacak karşıt ve soyut (hatta bazen sanatsal da sayılabilir olan) değerlerin nihil a nihil'e engel olarak konulma tehlikesine dair ufak bir önlemdi. zira usumuz ve tanrılığın ona etkisi konusuna nietzsche de değinmişti, en azından hiçbir şeyin olmadığını iddia etmişçesine, nietzsche'ye nihilist yaftası yapıştıranlara da cevap olması açısından dikkate değer ***: "peki nereden çıktı bunlar öyleyse? - yunanistan'da olduğu gibi hindistan'da da bu hataya düşülmüş: 'bir zamanlar daha yüksek bir dünyada yaşıyor olmalıymışız (-çok daha düşüğünün yerine: gerçekliğin oluşmuşluğu gibi!), usumuz olduğu için tanrısal olmalıymışız! ... korkarım hala gramere inandığımız için tanrı'dan kurtulamıyoruz.' ****" benzer bir tespiti dil problemi diye adlandırmıştım sözlük semasında: "...peki dil problemi'ni ekşi sözlük formatına uygun bir şekilde tanımlamak gerekirse; "jimi 'nin dil problemi'nden anladığı şey; gerek dilin matematiği, biçimsel sistemi (grammatica) gerekse de içeriğiyle ilgili çeşitli yanılgıların, kimi zaman bilinçli kimi zaman da bilinçsizce çarpıtmaların, yanlış aktarımların incelenmesi ve özellikle de kavramların en doğru bir biçimde ele alınmasıyla, bu açıdan sabun köpüğü tartışmaların sonlanması ve en nihayetinde birçok sorunun da aslında yürütülen fikrin sunumundaki dilde yattığının anlaşılmasını sağlamaktır." bu haliyle bu problem özellikle de felsefeci ve filologların işbirliği içinde, disiplinlerarası çalışmasıyla çözülebilir." ***** söz konusu başlıkta dil problemine dair verdiğim tek örnek russell'ın tanrının varlığına dair saptamalarının bir kısmından oluşuyordu, oraya hiç girmeyerek devam ediyorum; dil sadece anlatma ve anlama aracı değildir, aynı zamanda şeyleri adlandırmamızı da sağlar. o halde bilgimizin sınırları dahilindeki bütün şeyleri adlandırmada dilimizin sürçmesi, yanılması bilgimizin sınırlarının da ihlali demektir. ters açıdan baktığımızda bilgimizin sınırları içine girmeyen şeyleri adlandırmada kullandığımız dilin, kimi zaman anakronizme saplanarak, yanlış veya eksik verilerle, yanlış veya eksik çıkarımlar doğurması mümkündür. o halde bilgimizin sınırlarının iyi belirlenmesi gerek. bunun için bilim alanındaki çalışmalardan yararlanmak mümkündür, örneğin galaksiler ve gezegenler arasındaki matematiksel ilişkiler ortaya kondukça, dünyanın uzay boşluğundaki konumu belirlenir, bu konumun bilgisi insanda dünyanın, mutlaka yaratıcı tarafından yaratılmış hakikati içeren tek gezegen olduğu düşüncesini siler bu yüzden ptolemaios'un dünya merkezli evren tasavvuru da sadece gökbilim açısından deil teolojik açıdan da değer kaybına uğrar, zamanında copernicus'un güneş merkezli evren düşüncesini benimsememiştir kilise. ptolemaios'un dünya merkezli dönüş düşüncesi (bkz: primum mobile) durağan yıldızlar küresinin ötesinde cennet ve cehennem için yeterince yer bıraktığından, hiristiyan kilisesince de kutsal kitaba uygun evren görüşü olarak benimsenmişti.****** o halde gökbilimden teolojiye bir bilgi transferi vardır, artık kilisenin dünya merkezli evren tasavvuruna sahip çıkması söz konusu olmadığından, fenni bilimin bir kolundan moral değerler değiştirilmiş oluyor. bu uzaktan kumanda etkisi aslında, yararcı düşünen kilisenin bir bilimsel veri üstünden yaptığı çıkarım dil probleminden muzdaripliği gösterir bize. o halde tekrarlamakta veya başka türlü söylemekte fayda var; bilgide yeterlilik yoksa, aldanma ve kendi kurallarına / yararlarına göre çarpıtmadan ötürü, ortada hiçbir şeyden hiçbir şey çıkarılmıştır. ilk hiçlik durumu ptolemaios'un aldanışı, ikinci hiçlik durumu kilisenin yorumudur. copernicus'un getirdiği aydınlık da yarın öbür gün söndürülebilir, hatta onun üzerinden yapılan çeşitli ideolojik çıkrımlar da "hiçlikten hiçlik doğar" a örnek olabilir. buradaki nesnelerin hiçbir önemi yok "nihil a nihil" için, bu paragrafta aslolan dil-bilgi bağlamından çıkarılan nihil a nihil'liktir.

    ahlaki değerler açısından

    iyi ve kötü nedir? veya romantikler için iyi ile idealistler için iyi neden aynı değildir, hatta kimi zaman neden birbirine zıttır? "bilgide mutlaklık yoksa, hiçbir şey yoktur." diyebilir miyiz? bana kalırsa son sorum, bir önceki paragrafta açıklanmıştır, bilgide sığlık yada eksiklik tümüyle hiçliğe yöneltir insanı. bu açıdan bakıldığında ahlaki değerlerin hiçbiri mutlak değildir, yasa koyucularının yasaları geçmişin izlerini, kokularını taşır; örneğin sokrates'i zehir içmeye götüren yasalarla, romalı cincinnatus'a ******* ideal romalı dedirtecek kadar örnek bir tiranlığa iten ahlaki etmenler tümüyle geçmişin belirlediği şeylerdir, yunan kafası despot ve dediğim dedikçi bir şekilde yönetiliyordu ya da roma'da çiftçi-asker geleneği, erdemli, vazifeşinas ve atalarına, devlete, toprağına ve ailesine düşkün, sadık bir romalı tipi oluşturmuştu. söz konusu iyi'lerle kötü'ler hiçbir zaman hiçbir yerde aynı olamıyordu, insan faktörünün olduğu yerde herhangi bir davranışa insanı sevkeden mutlak itkiler aslında insandan bağımsızdır, çünkü koşullar geçmişin izlerinden oluşur, koşullara göre davranış iyi'dir ya da kötü'dür. o halde bizler söz konusu ahlaki yasaların farkında olarak davransak da davranmasak da köklerini bilsek de bilmesek de aslında, bir hiçliğin nesnesiyizdir. sadece hiçlik vardır, hiçliğin varlığı toplumsal sözleşmelerin varlığını önlemez ( http://www.constitution.org/jjr/socon.htm ), zira sosyal alanda var olan'ın mutlak olmadığını söyleyip durdum, o halde yasalara uyulsa bile, meşruluk sağlanmış olunmaz, çünkü yasallıkla meşruluk her zaman aynı olmak durumunda değildir. örneğin bir teröristin kentin göbeğine bomba koyup patlatması bağlı bulunduğu, fiziksel olarak bulunduğu alan açısından yasal değildir ama, kendi değerleri açısından meşrudur. ********

    konuya devam edeceğim, bir blogla da anlatabilirim derdimi, bilemiyorum, bakacağız.
    http://nihilanihil.blogspot.com/

    yıldızlar:

    * w. kranz, antik felsefe metinler ve açıklamalar, sf. 210, sosyal yay.
    ** bkz. why i m not a christian/@jimi the kewl ; bkz. #11222137 ; bkz. #11225084 .
    *** bkz. #10664557 .
    **** f.w. nietzsche, gotzendammerung 3.5
    ***** bkz. #10948697 .
    ****** stephen hawking, a brief history of time: from the big bang to black holes, bantam 1988.
    ******* bkz. #10445083 .
    ******** http://thesaurus.reference.com/browse/lawful - http://thesaurus.reference.com/browse/legal .
2 entry daha