şükela:  tümü | bugün
12 entry daha
  • marilyn manson'ın 11. stüdyo albümü tanımını yaparak sözümüze başlayalım. 3 sene önce çıkan heaven upside down bana daha dün yayınlanmış gibi geldiğine göre zaman gerçekten çok nankör bir kavram. göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş bu üç yılda manson cephesinde çok şey değişti. öncelikle manson'ı bir nevi tekrardan doğuran usta müzisyen tyler bates, zaten manson'a katılmadan kurduğu film ve oyun müziği kariyerini sürdürmek için kendi yoluna dönme kararı aldı. manson'ın son iki albümde bestelerini yapan bates'ten bir süre önce de manson'ın eski kankası olan ve artık bestelere katkıda bulunmasa da eski günlerden bir seda olarak konserlerde bas çalmaya devam eden twiggy ramirez kendisi hakkında cinsel saldırı iddiaları çıkınca gruptan ayrılmak zorunda kaldı. yerine geçen ve muazzam bir cv'ye sahip juan alderete de bu sene başında geçirdiği ciddi bisiklet kazası sonrası bir rehabilitasyon dönemine girdi ve yürümeyi tekrardan öğrenmeye çabalıyor. manson'a katkısı biraz arka planda kalsa da oldukça güçlü bir baterist olan gil sharone da yine heaven upside down turnesi sonrası gruptan ayrıldı. yani bir önceki albümden geriye manson'ın yanında hiç kimse kalmadı. bir ek bilgi olarak da manson'ın grubu beraber kurduğu daisy berkowitz'in de bu dönemde kanserden hayatını kaybettiğini belirtmek gerek.

    tabii manson'ın etrafındakiler değişirken kendisi de problemler yaşamadı değil. zaten turnenin başında bacağını kıran manson, birçok konserinde başarısız vokal performansları gösterirken kendisinin yarıda kalan konserleri de oldu. hatta bir ara kendisi hakkında oldukça endişelensem de şu aralar daha iyi bir ruh halinde diyebiliriz. kendisinin yaşadığı bir diğer sıkıntı ise #metoo hareketinin bir parçası olarak eski nişanlısı evan rachel wood tarafından isim verilmeden fiziksel ve psikolojik şiddetle suçlanması oldu. bu konuda kendisi hakkında resmi bir suçlama veyahut dava olmasa da manson ile ilgili bir konu mevzubahis olduğunda sosyal medyada bu ithamlar haklı olarak tekrar tekrar dillendiriliyor. bu da manson'ın imajına bir darbe vurdu ama bu konu ile ilgili daha fazla bir gelişme olacak mı şu an bir şey demek mümkün değil. bir yandan da manson, gündemde kalmak için yeni yetme rapçilere yanlamaya devam etti ve bu gerçekten çok komik bir görüntü oluşturdu. mesela travis scott'un düzenlediği bir festivalde altı şarkı çaldı ve de seyircinin kendisine çok yabancı olduğu aşikardı. öte yandan da çektiği kliplerde johnny depp ve courtney love gibi figürlere yer vererek sansasyon yaratma çabalarını sürdürdü.

    müzikal anlamda da piyasada görünme çabaları dikkat çekiyordu. nostalji kraliçesi muazzez ersoy gibi cover üstüne cover yayınladı (ki manson ve ersoy arasındaki bir diğer benzerliği bakalım bulabilecek misiniz?). cry little sister, god's gonna cut you down, helter skelter, cat people ve the end bu coverlardan aklıma gelenler. bu coverlardan son ikisini manson, shooter jennings ile kaydetti. shooter, ünlü country şarkıcısı waylon jennings'in (ki kendisini johnny cash'in de içinde bulunduğu country müzik süper grubu the highwaymen'den de hatırlayabilirsiniz) oğlu. shooter jennings, country müzik denilebilecek ama bunu daha sert ve hatta punk bir anlayışla yapan bir adam. ama bir şekilde manson ve jennings'in kafaları uyuştu ve yeni albümde bates'in yerini jennings doldurdu. bu ikilinin çıkaracağı orijinal besteler çok merak ediliyordu ve albüme adını veren ilk single "we are chaos" aşağıda detaylarına değineceğim gibi oldukça farklı bir manson şarkısı olunca heyecan daha da arttı.

    ortaya çıkan sonuç muazzam değil ama tatmin edici. öncelikle müzikal olarak çok sert bir albüm olmadığı ortada. hatta bazı şarkılardaki piyano ve klavyelerin getirdiği yumuşak hava dikkat çekici. bunu doğrudan jennings'e bağlamak zor çünkü bir önceki albümde de threats of romance ve heaven upside down gibi şarkılarda da daha yumuşak dokunuşlar vardı. genel olarak manson'ın aldığı yaş ile bağlantılı bir durum olabilir. yine de we are chaos şarkısı kadar da ters köşe bir durum yok. albümü dinleyince "ya bu şarkı da ne kötü" dediğim bir an olmadı. peki beklentileri karşıladı mı? e beklentiye bağlı olarak değişir. eğer benim gibi aklı 1996-2005 arasındaki on altın yılda kalanlardansanız hayır. uzun zamandır olduğu gibi bu albümde de pek bir endüstriyel rock sound'u bulmak zor. herhangi elle tutulan toplum eleştirisi yok. sözler manson'ın egosu çevresinde dönüp duruyor. arada da artık klişeleşmiş ve hiçbir vuruculuğu olmayan dini göndermeler atılmış. bu arada manson, album için "konsept albüm" demiş ve "albümün bir plakta olduğu gibi kendi içinde tutarlı bir a yüzü ve b yüzü var, ayrıca sonu başına bağlanıyor" gibi bir yorumda bulunmuş. eğer konsept albümü bir hikaye anlatımı olarak algılıyorsanız, hiç de öyle bir şey yok ortada. şarkılar belli konseptler arasında dönüp duruyor ki bunlar din ve korku gibi çok genel konseptler. ilginç bir şekilde "çöp" ve "koku" imgeleri de çok sık kullanılmış. son şarkı ve ilk şarkı arasında da söz bakımından bir bağ olsa da manson, biraz abartmış. a yüzü ve b yüzü konusunda da kendisine pek katılamadım. manson genel olarak a yüzünde daha yumuşak, b yüzünde daha sert olsa da keskin bir ayrım yok. herhalde albümü biraz gazlamak için böyle bir açıklama yaptı. bir de albümde etrafın tozunu attıracak karakteristik bir hit bulamadım. misal "heaven upside down"da hayranı olmasam bile kill4me ya da say10 gibi çok akılda kalıcı, tam konserlik şarkılar varken bu albümün geriye çok efsane bir şarkı bırakacağını hiç sanmıyorum. kanımca son döneme baktığımızda the high end of low ve born villain'dan kesinlikle daha iyi, the pale emperor kadar güçlü olmayan, bir önceki albüm olan "heaven upside down"dan ise birkaç dinleme sonra bir tık daha iyi olduğunu düşündüğüm bir albüm ortaya çıkmış.

    bu arada albümün künyesinden bahsedemedim. albümde manson'a eşlik eden ekip shooter jennings ve saz arkadaşları diyebiliriz. bunlar da gitarda john schreffler, basta ted russell kamp ve davulda jamie dougless. manson'ın kendi bas gitaristi juan alderete ve gitaristi paul wiley'nin de albümde isimleri geçse de albüme ne kadar katkıda bulundukları biraz muamma. hangi şarkıda kimin katkısı var anlamak güç. zaten albümde virtüözlük aramak anlamsız. genel olarak herhangi bir enstrümanın dinleyeni uçuran bir performans gösterdiğini söylemek zor. şarkıları taşıyanlar enstrümanlar değil de besteler, düzenlemeler ve tabii ki manson'ın vokalleri diyebiliriz. kayıt kalitesi olarak albümde hiçbir sıkıntı hissetmedim. bol katmanlı, efektli bir vokal ve enstrüman kaydı olsa da öyle çok kalabalık ve boğuk bir durum yok.

    albümü açan red, black and blue (ki bu arada albümün bütün şarkı isimlerini büyük harflerle yazmayı tercih etmişler), içerdiği bir dakikalık introsu ile dinleyiciyi antichrist superstar dönemine göndermekte. burada manson, sözlerini bir şiir gibi okurken arkadan gelen fısıltılar ve ses efektleri bir korku filmi tadı vermekte. şarkının geri kalanında da antichrist superstar havası devam etmekte. sağlam bir davul ve basit ama oldukça sert bir gitar performansı var. öte yandan manson, güzel bir altyapının üstüne farklı farklı zamanlarda yazdığı kıtaları rastgele yerleştirmiş gibi hissediyorum. genel havası güzel olsa da intro dışında çok da etkileyici bir pasajı yok. sözlere baktığımızda sevmediği bir şeyi yok etmeye çalışan, bu sırada manevi anlamda bir ikilemde olan biri anlatılıyor gibi. peki manson'ın sevmediği şey ne? herhalde amerika'nın kendisi. keza "red, white and blue" amerikan bayrağını simgelerken manson, bu kalıbı alıp "beyaz"ı "siyah" yapmış. burada black lives matter'a da bir gönderme olabilir. "red, black and i'm blue" diyerek de içinde bulunduğu hüznünü belirtmek için bir kelime oyunu yapmış. ama manson'ın vermek istediği mesajları çok genel tutması ve çok dolaylı anlatması bence şarkılarının etkileyiciliğini azaltmakta.

    "red, black and blue", dinleyiciyi albüme ısındırma görevini yerine getirse de beklenen patlama yerine we are chaos ile adı ile tezat oluşturan daha sakin bir yola giriyoruz. "we are chaos" klibi ile piyasaya sürüldüğünde çok kafa karıştırmıştı. bir kere klipte manson'ı klasik makyajı ile görsek de manson karakteri alıştığımız üzere ciddi ve korkunç kullanılmak yerine daha garip ve hatta komik yerlerde kullanılmıştı. bu da akustik gitarla açılan ve sakin bir rock şarkısı olarak ilerleyen besteye uygun, dünyayı hafife alan bir hava taşıyor. tabii ki manson'ın diskografisinde akustik gitar ve balladlar var. keza power ballad denilen şey rock ve metal müziğin şanındandır. ama bu şarkı balladlardaki hüzün yerine daha çok 70'lerin ilk yarısından bir david bowie şarkısı gibi daha pozitif bir modda kaydedilmiş. hatta nakaratı yanımızdakilerle kol kola girip, çakmakları yakarak söylemek mümkün. tabii bu dostça havada söylenen sözlerin "we are sick, fucked up and complicated, we are chaos, we can't be cured" olması da işin ironisi. bu nakarat çok akılda kalıcı, şarkının geri kalanı da çok güzel. bence çok riskli bir deneme olsa da çok da başarılı. hani manson'ın üstündeki tozları almış denebilir. albümü o kadar dinledikten sonra bile hala favori şarkım bu. tabii ki manson'ın bahsettiği "konsept albüm"de müzikal ve sözel olarak önceki ve sonraki şarkılarla hiçbir alakası yok, o da ayrı konu.

    don't chase the dead, ki kendisi albümün ikinci single'ı olarak yayınlandı, bizi tekrardan ilk şarkının moduna geri taşıyor. tam olarak onun kadar sert olmasa da oturaklı bir rock şarkısı. "red, black and blue"ya yönelttiğim eleştirilerin aksine bu şarkıda sözler müziğe daha iyi yedirilmiş ve şarkı daha derli toplu durmakta. şarkıda bir miktar goth rock havası alıyorum. güzel bir nakaratı var. ayrıca girişi de manson'ın geriden geriden gelen çığlıkları ile çok etkileyici. yıllara meydan okuyacak kadar güçlü değil belki ve akıllarda iz bırakacak kadar kendine has bir özelliği olduğunu düşünmesem de kendi halinde bir şarkı. manson'ı dinlemeyi sevmeyenler için bile çekici olabilecek bir eser. ama sözler yine patates, orası ayrı konu. "i got my tickets to hell, i know you so well and i know you wanna be there too" gibi sözler şiirsel gelmiyor, hatta çocuksu geliyor. keza söz olarak manson'ın şarkının üstüne pek durmadığı bolca tekrara başvurmasından da belli.

    geldik albümün bir başka tartışma yaratan şarkısına: paint you with my love. şarkı piyano ile açılıyor. bu çok garip değil aslında. into the fire ve count to six and die gibi şarkılarda bunun örneği var. ancak geri vokaller, seçilen tempo ve akustik gitar ile elton john-vari bir hava yakalanmış ve manson'da bu biraz garip duruyor. hatta seçilen akorlar neredeysenazareth yorumuna aşina olduğumuz love hurts'e çok yakın. sözlerde kullandığı şeytan, ölüm, seks gibi konseptler ile şarkı kendini manson eseri gibi göstermeye çalışsa da nakarata gelince şarkının gerçekten elton john ya da billy joel gibi şarkıcıların eserlerinden hiçbir farkı kalmıyor. şarkı iki buçuk dakika sonra ise bambaşka bir havaya giriyor. burası da mechanical animals havası vermekte. hatta spesifik olarak the speed of pain'i bana hatırlatmakta. burada manson'ın inanılmaz güzel bir çığlığı var. vokal performansı da genel olarak çok iyi. öte yandan bu vokal performansının üst üste eklenmiş, bolca efektli vokal kayıtlarından oluştuğunu da göz ardı etmemek lazım. yani canlı performansta benzer bir etki yakalamak imkansıza yakın. ikinci yarısındaki performansı çok etkileyici bulsam da ilk yarıdaki denemenin bu sefer hedefi tutturamadığını hissediyorum.

    bir başka piyano introsu da half-way & one step forward'da yer almakta. üst üste iki piyanolu intro şaşırtıcı olsa da bu şarkının atmosferi çok iyi. sanki manson ve jennings "ya 'paint you with my love'da biraz abarttık. bak bu sefer daha iyisini yapacağız" diyip bunu yapmış gibiler. şarkının çok modern bir düzenlemesi var. manson'ı daha genç bir kitle ile tanıştırabilecek bir eser. büyük ölçüde girişte duyduğumuz piyano rifi ile davulun üstüne kurulmuş bir eser. sonlara doğru akustik ve slide gitar duyuyoruz. buradan da anlaşılacağı üzere sakin bir eser. albümün en güzel sözü de herhalde bu şarkıda: "yarın için bir yağmurluğa ihtiyacım var / her şey insanların sen öldüğünde ne kadar çok ağladığı ile alakalı / hiçbir şey sen hayattayken yarattığın gözyaşı fırtınası ile alakalı değil". hatta sözlerin bir kısmı leonard cohen'in anthem'inden alınma. manson ve cohen ilginç bir ikili. ancak yine de bölüm bölüm baktığımızda anlamlı gelen bu sözleri bir araya getirdiğimde ortaya tutarlı bir hikaye çıktığını görmüyorum. eminim ki şarkıların adamakıllı anlattığı hikâyeler olsa bu albümden daha çok zevk alırdım.

    albümün ikinci yüzü infinite darkness ile açılıyor. albümü kapağında yer alan marilyn manson çalışmasına da ismini veren bu şarkı, albümün en fazla endüstriyel havasına sahip bir eser. manson'ın sert tavrını sevenler bu şarkıyı albümün en iyisi olarak seçtiler bile. korku filmi atmosferi başarı ile yaratılmış. bunda klavye noktalarının, gitardan gelen garip seslerin, bilimum başka ses efektlerinin katkısı var. nakaratta ile gerginlik yerine direkt bir sertlik var. sözler de ölümün karanlığı teması etrafında dönmekte. "yaşadığından daha uzun bir süre ölüsün" sözünü çok sevmiş olacak ki manson bunu nakarat olarak bıkmadan usanmadan tekrar etmiş. biraz sıkıcı olsa da hakkını verelim iyi söylemiş. "sadece meşhur olman bir değerin olduğu anlamına gelmiyor / ne bu dünyada, ne bir sonrakinde, ne bir öncekinde" sözleri ile aynaya bakıp kendine de çuvaldızı batırmış gibi. 2020'de klasik manson sound'una ne kadar geri dönülebilirse o kadar dönmüşler.

    perfume, infinite darkness'ın endüstriyel etkili hard rock havasını biraz daha poplaştırarak devam ettiriyor. zaman zaman vokallerin arkasında duyduğumuz gitar notaları şarkıya hafiften bluesy bir hava katarken de başta killing strangers olmak üzere the pale emperor tadı vermekte. yine de benim için bu şarkı "fena değil"den öteye gidemiyor ne yazık ki. "get behind me, satan"lı nakaratı ve de "am i superman? am i superstitious?'lı outro'su akılda kalsın diye iyice uğraşılmış ve bolca tekrar ediyor ama çok yavan geliyor. sözlerde de beni vuran bir şey yok. "arka planda sert bir şeyler çalsın, kafa yormayayım" diyenler için iyi bir şarkı olabilir. "infinite darkness" sonrası da iyi gidiyor olabilir. lakin tek başına açıp dinleme hissiyatı vermiyor. benim için manson'ın son albümlerinde sıkça gördüğümüz albümü doldurmak için konulan herhangi bir sert şarkıdan biri.

    keep my head together'ın davul ritmi çok iyi. başındaki fısıltılı vokal performansı etkileyici. hani neredeyse manson rap yapıyor diyeceğim. şarkının bir gitar solosu var ki manson'da çok sık görmediğimiz bir şey bu. bas gitarın bol distortion'lı kaydı çok sağlam. bunlar dışında ise oldukça düz bir eser. hatta saydığım o kadar müzikal atraksiyona rağmen monoton bile diyebilirim. "i fuckin love you / i love fuckin you / i eat glass / and i spit diamonds" albümün en tırt sözlerinden biri. öte yandan "başkasını değiştirmeye çalışma / kendini değiştirmiş olursun" ve de "hak ettiğimizi mi alırız / yoksa aldığımızı mı hak ederiz?" gibi klişe olsa da en azından insanı bir an düşündüren klasik manson kelime oyunları da var. perfume'a kıyasla bir tık daha hoşuma gitse de albümün zararsız rock eserlerinden biri olmaktan öteye gitmiyor.

    sıradaki şarkısolve coagula'nın önce ismini açıklamak gerek. bir tıpkı baphometh figüründe olduğu gibi manson'ın da iki elinde dövme olarak bir kaç senedir bulunan bu tabir latince "dağıtmak" ve "bir araya getirmek" anlamına gelmekte. manson'ın ilgi duyduğu simyada da kullanılan bu kavram yeni bir şeyi ortaya çıkarmak için önce eski şeyi dağıtmak gerektiğini anlatmakta. bu kalıbın şarkı ile doğrudan bir bağı yok. şarkıda manson, kırılmış ve tamir olmak istemeyen biri olduğunu anlatıyor. bunu anlattığı kişinin de kendisine zarar vermiş bir kişi olduğunu anlıyoruz. belki de bu iki kişi ayrı ayrı dağılmış ve bir şekilde bir araya gelmiştir. ama tekrarlar dışında çok fazla söz olmadığı şarkının anlamı için biraz sallamak gerekiyor. şarkının kendisi ise oldukça iyi. sert bir ballad diyebiliriz. şarkının gitar melodisi çok akılda kalıcı. hatta manson, şarkının ana teması olarak gördüğü "i'm not special, i'm just broken and i don't wanna be fixed" sözlerini şarkı sonunda bu gitar melodisine adapte edip, şarkıyı öyle kapatıyor. nakaratlarda distortion gitarlar ile biraz sertleşse de genel olarak düz bir davul ritmi üstüne, biraz akustik gitar, biraz piyano ve de arkaplanda ürkütücü ses efektlerinden oluşan sade bir düzenlemesi var. daha az endüstriyel bir mechanical animals şarkısı gibi. bence albümün ikinci yüzünün en iyi şarkısı. albümün de en sevdiğim şarkılarından biri.

    broken needle ile albüme son noktayı bence oldukça etkileyici bir şekilde koyuyoruz. albümde sık sık duyduğumuz akustik gitarın taşıdığı bir manson ballad'ı ki diğer manson ballad'ları kadar duygu dolu bir eser. yaş da kemale erdiğine göre şöyle güzelinden bir akustik albüm çıkarsa tadından yenmez. tabii her manson ballad'ı gibi bu da şarkı ilerledikten daha sert bir biçime dönüşürken duygusundan bir şey kaybetmiyor ve hatta daha bile etkileyici oluyor. sözleri kırık bir aşk hikayesi. manson'ın karşı tarafa yaşattığı acılardan bahsetmekte. şarkının adı olan "broken needle"ı pikabın kırık iğnesi tarafından çizilip zarar gören bir plak imgesi içinde kullanmış. başta konuştuğumuz konsept albüm hissiyatını veren tek şarkı bu çünkü diğer şarkıların konularına değinmekte. mesela ilk şarkıda "gözlerim ayna" diyen manson burada "aynaya bak" diyor. bir önceki şarkıda "kırığım ve tamir olmak istemiyorum" derken bu şarkıda "iyi değilim" diyor ve kendini kırık bir iğne olarak tanımlıyor. "infinite darkness"taki sonsuz ölüm temasına gönderme yaparcasına "bu bir ölüm değil ama derin bir uyku, bir yüzyıl sürecek bir lanet" diyor. "elmalar her zaman korkulacak bir şey" diyerek albüm boyuncaki dini referanslara bir tane daha ekliyor. tam albüm kapamalık şarkı.

    manson, bu albümde önemli bir "yola devam" mesaj veriyor. tamamen yeni bir kadro ile kendi tarzını genel olarak muhafaza ederken yeni şeyler denemekten çekinmemesi takdir edilesi. albüm belli bir standardı korurken, albümün en büyük eksiği o standardı aşmak için yeterince vurucu ve hırslı bir şarkı bulundurmaması. adı provokatif olsa da albüm pek etliye sütlüye dokunmuyor. manson, uzun zamandır olduğu gibi bu albümde de vurucu olduğunu düşündüğünü özlü sözlerini bir araya getirip şarkı sözü yaratmaya çalışmakta. jennings de manson'a oldukça sağlam bir altyapı oluştursa da akılda kalıcı, ruh titretici melodiler yazma toplarına girmemiş. bazı deneyler tutmuş, bazıları tutmamış. ama dinledikçe daha çok sevdiğim, sertliğini muhafaza etse de kolay dinlenebilen hard rock şarkılarını bir araya getirmiş bir albüm bu. manson'ın ellili yaşlarında bile dinleyicisine bir şeyler sunabileceğini göstermesi önemli.

    3,5/5 verdim gitti.
    albümü en iyi anlatan şarkılar: half-way & one step forward, ınfinite darkness, solve coagula
hesabın var mı? giriş yap