şükela:  tümü | bugün
1121 entry daha
  • karşılaştırmalı örneklerle daha iyi anlaşılabilecek durum.

    birbirinden 5000 km uzaklıkta doğmuş iki bakkal tanıyorum. birisi istanbul'da hala annemin yaşadığı evin altında işletiyor dükkanını. diğeri şu an yaşadığım kazakistan'ın başkenti astana'daki evimin altında. ikisi de erkek, aşağı yukarı yaşları aynı, hatta çocuk sayıları da aynı. ikisinin de evleri kendilerine ait fakat dükkanları kira.

    türk bakkal konyalı. kazak bakkal ise petropavl adında ufak bir şehirde doğmuş. konyalı abi göbekli, ortalama 12-14 saati bakkaldan çıkmayan bir adam. diğeri yaşına göre fit ve bakkalda sadece 2 saat sabah 2 saat akşam olmak üzere toplam 4 saat duruyor. konyalı dükkanı birine bırakmaya korkuyor. maaşı, yemeği, sigortası vs. üzerine bir de dolandırılmaktan korkuyor. diğeri neden bütün günümü burada geçireyim diyerek daha az kazanmaya razı oluyor.

    ikisi de aşağı yukarı aynı eğitim seviyesinde. kazak abi teknik kolej mezunu. mekanikten ve ahşap işlerinden anlıyor. konyalı lise mezunu ve tekstil atölyesi işletmişliği var. bakkallar ise bildiğiniz bakkal işte ama ekonomik olarak astana bakkalı daha ferah bir hayata sahip. senede bir kere yurt dışı iki kere de yurt içi tatil yapıyor. konyalı üç yılda bir köyüne gidip geliyor bir haftalığına.

    gelelim asıl konuya. hobi konusunda konyalı bakkal sadece saz çalabiliyor. af buyursun pek yetenekli de değil. adamın bildiğim tek hobisi bu. karısı kızdığı için evinde çalamıyor. dükkanı bazen erken kapatıp depoda rakı eşliğinde çalıyor. petropavl abi ise tam bir bear grylls. yazın nehirde, kışın donmuş gölde balığa çıkıyor. amatör dağcılık, treking, at biniciliği var. sovyetlerde doğmuş her insanın bir spor ve enstrümanla ilgilenmesi şaşırtıcı değil ama bu abinin gençliğinde madalyalı bir eskrimci olması beni pek şaşırtmıştı.

    astana'da kışları soğuk olduğu için dışarıda spor ancak yazları mümkün oluyor. mayıs ayında covid karantinası bittiğinden beri gün doğumunda koşuya çıkıyorum. ne kadar erken çıkarsam çıkayım bakkal benden erken varmış oluyor. bu adam en az 55 yaşında ve sabah 5'de kalkıp koşuya çıkıyor. evine gidip duşunu aldıktan sonra dükkanını açıyor. iki saat işleri düzene sokana kadar elemanı geliyor. sonra dükkanı ona bırakıp kendi hobileriyle ilgileniyor. ıvır zıvır bir sürü şeyin koleksiyonunu yapıyor. hatta kendine faydasını geçtim topluma da emeği geçiyor. çocuk parkının yanında yaşlılar için gölgelik bir yer yok dedi ve iki hafta uğraşarak şunu yaptı. görsel

    herif evde çıplak çello çalıp karısına bale yaptırıyor bile olabilir. anlatsa şaşırmam. peki hayat hikayeleri benzer bu iki insan arasında neden uçurum var? çünkü doğup büyüdüğü çevre bir toplum mühendisliği ürünü. ne kadar despot bir sistem olsa da sovyetler insanlara faydalı olmayı öğretmiş. faydasız insanın parazit olduğu düşüncesiyle şekillendirmiş. anlayacağınız özünde konunun maddi imkanlarla hiç bir ilgisi yok. bireylere bu vizyonu çocukken yükler ve dogmalardan uzak tutarsanız sadece bir nesilde dahi farkı gözlemleyebilirsiniz.

    en yakın deniz 3000 km uzağında olan çocuklar balık gibi yüzüyor bir çok ülkede. biz ise beş nesil deniz kenarında doğup büyümüş, çocuğuna bedava denizde yüzmeyi dahi öğretmeyen insanlarla bir arada yaşıyoruz. bunu önce spor sonra hobi haline getiriyorlar. şu başlık altında konuyu döndürüp dolaştırıp ekonomiye getirenler de işte bu zihniyetin ürünleri. sürekli bir engel bir bahane yaratırlar. koşu için en az 1500 liralık masraf gerektirir yazmış birisi. usain bolt musun arkadaşım sen? olimpiyatlara mı katılacaksın? güney asya'da millet terlikle, çıplak ayakla koşuyor. üstlerinde on liralık atlet şort var. şekilciliğinize sokayım.
859 entry daha

hesabın var mı? giriş yap