şükela:  tümü | bugün
  • tüm sorunlar düzeltilmiştir. başlık şöyle olacaktı; türkler savaşmaya başlarsa şeytanı cehennemde esir alır.
    cengiz han'a ait güzel bir söz. şimdi gelecek moğollar türk değil diyecek bazı arkadaşlar. sizi de unutmadım sizler için'de alta kaynaklar sunuyorum; cengiz han peki görünüş olarak nasıl biriydi ? cengiz han'ın tipi hakkındaki tarihî bilgiler de uzun boy, kumral saç, beyaz ten, yeşil gözlü olarak geçer. meraklılar oğuz kağan destanına da bakabilir. tipik kumandır güzel nur yüzlü türk tipidir, en alta onuda ekliyorum. bu tipler zamanla farklı milletlerle evlilik ve coğrafya ile az az değişmiştir.

    türkiye’de ırksal antropoloji çalışmaları, atatürk’ün direktifleri ile ve türk ırkı üzerine araştırma ve tespitlerde bulunması amacıyla, 1925 yılında kurulan türk antropoloji enstitüsü ve türk antropoloji mecmuası çerçevesinde başlatılmış ve sürdürülmüştür.

    çinliler m.ö 10. yy. da bu kavimleri yaşadıkları bölgelere göre üç kısma ayırdılar: kırmızı tiler, ak tiler ve yeşil tiler (o dönemde eski türkler ve çinliler yönleri renklere göre ayırırlardı).

    bunlardan ak tilerin torunları, daha sonra eftalitler olarak da bilinen ak hun devletinin kurucularıdır.

    daha sonraları ise bazı çin kaynaklarında, türklerle birlikte moğol tipi de göze çarpmaya başlar. ancak bunun sebebi türkler’in moğollara benzemesi değil, moğol kabilelerinin türkler tarafında işgal edilmesi ve dolayısıyla moğolların türk devlet ve ordu teşkilatlarında yer almaya başlamasıdır.

    türk antropologları, cumhuriyet’in ilk yıllarından (1925) atatürk’ün ölümüne, hatta 1945’e kadar anadolu’da yaşayan türkleri incelemişler ve türk ulusunun ırksal bir profilini çıkarmışlardır.

    bu amaçla, mustafa k. atatürk’ün direktif ve desteği ile atatürk’ün manevi kızı olan prof. dr. afet inan önderliğinde, türk milletinin ırksal yapısının tespiti amacıyla 1937 yılında büyük bir araştırma yapılmıştır.

    bu araştırma daha sonra ‘türk ırkının vatanı anadolu (64.000 kişi üzerinde inceleme) adıyla yayınlanmıştır.

    buna göre türkler, beyaz alpin ırktan’dırlar. alpin ırk ise beyaz ırkı oluşturan dört büyük ırk grubundan biridir.

    türk kafatası brasikefal, burun yapısı ise leptorrhine (dar-düz)’dir. gözler ise diğer güney avrupa halklarında olduğu gibi ‘badem’ şeklindedir.

    türkler genellikle açık renk gözlü bir ırktır. türkler arasında kahverengi ve ela göz rengi oldukça yaygındır. türkler’in % 20’si ise mavi veya yeşil gözlüdür.

    türk vatandaşlarının % 70’i beyaz ya da buğday tenlidir. % 14’ü sarışın ise de çoğunluk kumral veya açık kumraldır. kalan nüfusun çoğu ise ‘hafif’ esmerdir (buğday ten rengine yakın).özet olarak türkler, sarışın-kumral ve açık tenli bir ırk’tır.

    ancak bugün yapılan araştırmalara göre türkiye’deki sarışınların oranı % 20'ye çıkmıştır. şüphesiz bunda 1945'lerden sonra da türkiye’ye gelmeye devam eden balkan türklerinin katkısı büyüktür.

    zira balkanlar’daki hıristiyan halkla karışmayan bu insanlar türk ırkının en saf temsilcileridir.

    “uzun boylu, uzun beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik değil, badem gözlü bir ırk”

    dr. reşit galip, türk ırk ve medeniyet tarihine umumi bir bakış-ı. türk tarih kongresi. konferanslar ve müzakere zabıtları (ankara, 1933)

    bugüne kadar yapılan antropolojik incelemeler türkler’in ‘beyaz ırk’tan olduğunu göstermiştir. türkler beyaz ırkın (ari ırk’ta denir) 4 büyük kolundan biri olan ‘alpin ırkına’ aittir.

    türk ulusunun temeli andronova kültürüdür. bu kurganda bulunan iskeletler üzerinde yapılan incelemeler, bu kültürün beyaz ırktan insanlar tarafından oluşturulduğunu ortaya koymuştur.

    eski çin’de, çin’in kuzeyinde yerleşmiş bulunan topluluklar çinliler tarafından ti-li boyları olarak adlandırılırlardı ve sarıbaşlar’ın torunlarıydılar. ti-liler sarışın ve mavi gözlü bir halktı -ki bunlar türkler’in atalarıdır. sarışın ve mavi gözlü hun savaşçılarından bahseden çok sayıda çin şiiri mevcuttur.

    çinliler m.ö 10. yy. da bu kavimleri yaşadıkları bölgelere göre üç kısma ayırdılar: kırmızı tiler, ak tiler ve yeşil tiler (o dönemde eski türkler ve çinliler yönleri renklere göre ayırırlardı).

    bunlardan ak tilerin torunları, daha sonra eftalitler olarak da bilinen ak hun devletinin kurucularıdır.

    daha sonraları ise bazı çin kaynaklarında, türklerle birlikte moğol tipi de göze çarpmaya başlar. ancak bunun sebebi türkler’in moğollara benzemesi değil, moğol kabilelerinin türkler tarafında işgal edilmesi ve dolayısıyla moğolların türk devlet ve ordu teşkilatlarında yer almaya başlamasıdır.

    türk-çin savaşlarını anlatan eski bir türk şiirinde şu sözler yer almaktadır:

    “…kan sürülü kıvrık, sarkmış, kalın sarı saçlarına, alnındaki rüzgarlık bağı kuşkanadı gibi izler bırakmış kaşlarına, büyük bedeni ağır geldi çam döşemeyle çekmek için, göz kapakları kapanır oldu mavi gözlerini açamayacak kadar…”

    eski, arap, iran ve bizans kaynaklarında da türkleri, beyaz tenli ve badem gözlü olarak tasvir edilmiştir.

    atatürk’ün söyleminde ırk, hem fiziki özelliklere hem de ulusal karakter fikrine karşılık gelmektedir.

    chp yönetim kurulu üyesi ve partinin ideologlarından mahmut esat bozkurt, kemalist ulusçuluğun, “kültürelleşmiş ırkçılığı” benimsediğini söyler. yani atatürk milliyetçiliğinde ırk söylemi, ırkı hem fiziksel özellikler kümesi, hem de ortak bir dil ve kültürü paylaşan halkların bir niteliği olarak gören ikili bir mahiyete sahiptir.

    eski başbakanlardan şükrü saracoğlu ise türkiye büyük millet meclisi kürsüsünde şöyle diyordu:

    “bizim için türklük, bir kan meselesi olduğu kadar, bir vicdan ve kültür meselesidir.”

    yani atatürk milliyetçiliğinde ırk ve kültür bir milletin temeldir. sadece ırk birliği veya sadece kültür birliği, tek başına millet olmak için yeterli değildir. her ikisinin de olması lazımdır.

    türk milletinin devlet ve medeniyet kurmadaki yüksek yeteneği, türk ırkının üstünlüğünün açık delilleridir.

    imparatorluğunun % 90'ı türktür, moğol-türk devletidir (ahmet taşağıl) *** hüseyin nihâl atsız / ötüken, 23 temmuz 1966, sayı: 31 – 32 fakat çengiz’in “moğol” topluluğu etnik değil, tıpkı “osmanlı” tabiri gibi siyasî bir isimdir ve aralarında türkçe konuşan veya türk olan boylar ve uruklar da vardır. osmanlı padişahlarından ıı. murad zamanında, hicrî 843’te yazılıp tarafımdan yayınlanan bir tarihî takvimde çengiz, ögedey, güyük, mengü, hülegü, abaka, keyhatu gibi müslüman olmayan çengizli kaanlar rahmetle anılmıştır. (osmanlı tarihine ait tarihî takvimler, s. 92-94, istanbul 1961, küçük aydın basımevi). yani on beşinci yüzyıl ortalarına kadar türkiye’de aydınlar arasında bir tatar düşmanlığı, müslüman olmayan türk’e düşmanlık diye bir şey yoktu. bu müsamahakârlık doğu türkleri’ni veya tatarlar’ı yabancı saymaktan, çengiz hanedanını millî bir hanedan saymaktan ileri geliyordu. umumî bir müsamaha olsaydı aynı hoşgörürlük bizanslılara, ermeniler ve gürcülere, batılılara karşı da gösterilirdi. türkler’le moğollar aynı kökten gelen iki kardeş millet olmakla beraber çengiz han, moğol değil, türk’tü. çengiz’in türklüğü tarihî geleneklerin dışında tarafsız çağdaş çinlilerin tanıklığı ile de sabittir. profesör zeki velidi togan, 1941’de yayınladığı “moğollar, çengiz ve türklük” adlı küçük eserinde, (s. 18) ve 1946’da yayınladığı “umumî türk tarihine giriş” adlı büyük ve değerli eserinde (s. 66) çengiz kaan’ı 1221’de ziyaret eden çao-hong adlı bir çin elçisinin verdiği bilgiyi nakletmiştir. bu elçi, çengiz’in eski şato türklerinden indiğini gayet açık olarak belirtmiştir. şatolar ise, bilindiği üzere eski gök türkler’den inen büyük bir uruktur. çengiz’in tipi hakkındaki tarihî bilgiler de (uzun boy, kumral saç, beyaz ten, yeşil göz) eski gök türk kağanlarınınkine uymaktadır. çengiz’in aile adı olan “börçegin”, “börü tegin’in moğolca söylenişinden ibaret olduğu gibi “çengiz” kelimesi de “tengiz” yani “deniz” kelimesinin moğolca söylenişinden başka bir şey değildir. türkçe’de “t” ile başlayan kelimelerin moğolca’da “ç” ile başladığını altay dilleri uzmanları söylemektedir. çengiz’in ailesi hiç şüphesiz eski türk devlet geleneğine uygun olarak çok eski zamandan beri moğollardan bir kısmı üzerinde (belki de moğollaşmış türkler üzerinde) beğlik eden bir eçine hanedanı kolu idi. bu hanedanda türk geleneklerinin devam etmekte olduğu çengiz’in oğullarından çağatay ve ögedey’in adlarından gözükmektedir. “çağa” ve “öge” bilindiği üzere, türkçe kelimelerdir. 9- aksak temir bek’in bir barlas gibi olması ve barlasların moğol uruğu sayılmasında temir’in türklüğüne engel değildir. temir’in ailesi de çengiz ailesinin bir kolu olup barlas uruğu üzerinde beğlik etmiştir. ruslar tarafından temir’in mezarını açmak suretiyle yapılan incelemeler onun da uzun boylu ve beyaz tenli olduğunu ortaya koymuştur ki eski arap ve fars edebiyatlarındaki türk tavsifine tamamen uygundur. üstelik temir’in anadili de türkçe’dir.

    oğuz kağan destanı;

    öncelikle kimdir bu oğuz kağan:

    (afrasyab destanı) destan özelliğinde olan kaynaklarda ise, e. bahadır han, reşidüddin, ve beyzavi'nin kayıtlarında m. ö. bin yıllarında yaşamış olarak gösteriliyor. reşidüddin oğuz kağan'ı kendinden (1310) iki bin yıl önce yaşamış olarak kabul etmekle, m. ö. 700 yıllarına götürmektedir. bu tarih iskitlerin iran üzerinden inerek ön asya'ya buyruk oldukları döneme rastlar. reşidüddin'in eski israil ananelerini çok iyi bildiğinden, söyledikleri doğru olabilir. (z.velidi togan, oğuz destanı, 128, ist. 1972) sakaların ortadoğu’ya ve iran'a m. ö. 7. y.y. da buyruk oluşları, oğuz kağan destanının tarih kaynağını hazırlamıştır.

    oğuz kağan'ın teşkilatında asıl budun olarak uygurlar yer alıyor. uygur, göktürk, hun ve karluk boylarının da tiklerden geldiklerini ve bunların çeşitli kaynaklarda saka adı ile anıldıkları da bilniyor. oğuz kağan, alp er tunga, afrasyab ve uygurların destan ve tarih kaynakları gösteriyor ki, oğuz kağan'ın asya'ya buyruk oluşu, sakaların asya'ya buyruk oluşlarına özellik ve yapı bakımından uygundur.

    oğuz kağan destanında, uygurların yanı sıra yer alan karluk, kanglı, kıpçak, kalaç (halaç)lar, (beşuygur)ın m. ö. 7. y.y. da asya'ya buyruk olan sakalar topluluğunda asıl unsur şeklinde, asya'nın geniş illeri üzerinde tarih izleri meydana çıkan boylar olarak görülüyorları.(a.g.e, 145) destan özelliğini taşıyan kayıtlarda, e. bahadır han, reşidüddin, beyzavi, dagigi ve esedi tusi oğuz kağan'ı, m. ö. 1000 ile 3000 yılları arasında yaşamış olarak göstermektedirler. ebülgazi bahadır han yazılı ve sözlü gelenekleri kaynak edinerek yazdığı şecere-i terakime'de oğuz’u iran padişahı keyümers'e çağdaş olarak göstererek 116 yıl, uygur, karluk, kıpçak, kalaç ve kanglılara kağanlık yaptığını anlatırken, reşidüddin 100 yıl, ebubekr tahrani 60 yıl kağanlık yaptığını kaydederler. (ebulgazi bahadır han, şecere-i terakime 55 -kononof neşri-; ebubekir tehrani, kitab-ı diyarbekriyye, 24-25). deguignes, ise doğu kaynaklarına dayanarak m.ö. 2000 yıllarında buyruk olduğunu kabul etmektedir. (deguignes, c.1, 175)

    uygurca destanda, oğuz kağan'ın ordası olarak yedisu, taıas ve sayram illeri gösteriliyor. (z.velidi togan, oğuz destanı, 89, ist.1972) oğuz kağan buradan hareketle amu suyunu geçmiş ve iran üzerine yürümüştür. bu durum ebulgazi bahadır han tarafından şöyle anlatılıyor:

    “oğuz han talas'dan geçip, semerkand ve buhara'ya gelip, amu suyundan geçip horasan’a vardı. o zaman iran yurdunda iyi padişah yok idi. keyhümers ölmüştü, huşink'i henüz padişah yapmıyorlardı. öyle zamana araplar, mülükü'l-tavayif der. manası her bir ilde bir töre demektir. türkler öyle zamana «ev başına kara han» derler. manası her evde kara kişi bir han olmuştur her eve bir han demektir. o vakit iran yurdu böyle idi. oğuz han horasan'ı aldı, oradan geçip iran'ı, acem'i ve ırak-ı arab'ı ve azerbaycan'ı ve ermen ve şam'ı ve mısır'a kadar aldı. bu söylenen vilayetlerin çoğunu savaşıp ve hepsini tabi kılıp kendisine bağladı.”(z.velidi togan, oğuz destanı, 51, ist.1972) bu olaylar uygurca destanda farklı ayrıntılar içinde, fakat asıl konu değişmeden işleniyor. bahadır han'ın kaydı ile, oğuz şam'da bulunduğu yıllarda, oğulları tarafından çölde altun yay ve gümüş oklar bulunur.

    uygurca destanda ise suriye'yi ele geçirdikten sonra (şam'ın suriye'de bulunduğuna dikkat edelim) suriye'nin güneyinde çok sıcak ve halkının yüzünün rengi de kapkara olan bu ülkenin sahibi masar (mısır) kağanla savaşır ve masar kağan'ı mağlup eder. bu tariften masar kağan'ın mısır olduğu açıkça anlaşılıyor. bu gelişme reşidüddin'de aynen kaydedilmiştir. (z.velidi togan, on mübarek şah guhri, belleten vı, 855) firdevsi'nin şehname'sinde ise turan başbuğu afrasyab, nevrez ve keyhüsrev devrinde iran'ı baştan başa ele geçirmiş ve iran tahtına oturmuş, hatta iran'ı arapların istilasından kurtarmış olarak anlatılıyor (bk. afrasyab destanı özeti).

    oğuz kağan, atil, derbent, mugan yolu ile iran'a ve diğer orta-doğu ülkelerine gelerek savaşlarını tamamladıktan sonra demavend ve nişabur yolu ile ülkesine döner. firdevsi'de, oğuz destanına çok yakın olarak, afrasyab'ın aynı yoldan mugan ve iran'a geldiğini ve damdan ve demavent yolu ile turan'a döndüğünü kaydeder. destanlarda yer alan bu aynilik, aynı tarihi olayın ve türk destanlarına işlenmiş olduğunu anlatır.

    iran-turan savaşlarında afrasyab'ın yurdu olarak ceyhun'un doğusu gösteriliyor. iranlılar, hep ceyhun'un üzerinden turan ülkesine saldırırlar. bu saldırılara karşı koyarken, afrasyab’ın buyruğunda görülen ve şehname'de padişah ünvanı ile kaydedilen pehlivanlar oğuz kağan'ın buyruğundaki boy beyleri olmalıdır. yine iran-turan arasında gelişen savaşların coğrafyası, oğuz destanında görülen coğrafyayı vermektedir. afrasyab'ın, şehname'ye göre buyruk olduğu ülkeler ise oğuz kağan'ın buyruk olduğu ülkelerdir.

    oğuz kağan'ın buyruğu ile vergileri toplamak üzere görevlendirdiği, kumandanlarından piran, maveraünnehir bölgesini, türkistan'ı, tibet'i, çin ve hindistan'ı, kuzey ülkelerini, afganistan bölgesini, sarhas'ı dolaşır. bu coğrafya oğuz kağan destanında yer alan coğrafyanın kendisidir. elle tutulur vaziyette görülen bu destanlar aynı kaynaktan beslenmiş olmalıdırlar. şehname'de görülen afrasyab'la ilgili anıları, samanoğulları ve gaznelilerin buyruk oldukları yerlerde yaşayan türklerden olduğu gibi, alınmış olması muhtemeldir. firdevsi'nin ve ondan önce şehname'ye başlamış olan dakiki'nin (6. yüzyıl) de aynı kaynaklardan faydalandığını düşünebiliriz. gazneli mahmud'un ordusunda genel olarak asıl gücü meydana getiren kalaç ve karlukların varlığı da bu sebepten olmalıdır.

    m. ö. ki türk ve iran tarihini incelediğimizde, destanlardaki olayların tarih kaynaklarını bulmak mümkündür. türk tarihinin etkisi altında kalan iran, çin ve hind kaynakları, m. ö. 3. y. y. da asya'ya buyruk olan hunları saka boylarından gelmiş olarak gösteriyorlar. (fahrettin kırzıoğlu, kars tarihi, 23). bazı arkeolojik kalıntılar da bunu doğrulamaktadır. rus tarihçilerinden s. v. kilev'in “togar” adlı yerde bulunan koç heykellerinin ve heykellerin bulunduğu mezarların m. ö. bu bölgede 7. y.y. da yaşamış iskitlerden kalmış olduğunu, güney sibirya. tarihi adlı eserinde .göstermiştir. (heredot, heredot tarihi, 168). bilhassa hunlarda totem olan koyun-koç, heykellerinin hun boylarına ait mezarlarda çokça bulunduğunu düşünürsek, iskit-sakalarla hunlar arasındaki bağlantıyı izah etmesi yönünden faydalı olur. hatta kültigin barkı'nın giriş kapısında iki yanda bulunan koç heykellerinin de bu saka-hun-göktürk bağlantısını anlatmış olabilir. böylece iskit-saka tarih anılarının oğuz destanını şekillendirmiş olması mümkündür. heredot iskitlerin iran'dan çekilişlerini anlatırken; yurtlarına, asya'ya döndüklerini kaydeder.

    oğuz destanında yer alan bazı motiflerin izlerini bulabiliriz : «targitaus'un, lopoksais, arpoksais, ve koloksals adında üç oğlu vardı. bunlar iskit ülkesini yönetiyorlardı. bir gün gökten bir altun sapan, bir altun boyunduruk, bir altun bardak düştü. bu üç kutsal eşya büyük kardeşlere ateş almış şekilde göründüğü için yanaşıp el süremediler, sahip olamadılar. küçük kardeş kolaksais bu kutsal eşyalara sahip oldu. böylece diğer kardaşlar onun ululuğunu kabul ederek, krallığa kolaksais'i geçirdiler.(a.g.e. 46). bu üç kardaş soyundan gelenler ayrı ayrı üç iskit boyunu meydana getirdiler.»

    bu menşe efsanesinde görülen kutsal altın eşya, oğuz destanında kardeşler tarafından çölde bulunan altun yay, gümüş ok motiflerini hatırlatmaktadır. ayrıca üç kardeşten üç iskit boyunun türeyip gelişmesi de, oğuz teşkilatında görülen her erkek evlattan bir boyun türemiş olma geleneğini hatırlatıyor.

    ı- iskitler, hazar'ın doğusundan (heredot'ta kafkasları batı yanlarına alarak) iran'ı ele geçirdikten sonra, mısır'a kadar ilerlemişlerdir. protelhyes oğlu madyas (madova)ın başbuğluğunda 28 yıl bu ülkelere buyruk olduktan sonra, iran hükümdarı keykavus'un hileli bir davranışı sonunda, bütün başbuğlarını kaybeden iskitler, iran üzerinden asya'ya, ülkelerine çekilmişlerdir.(bahaeddin ögel, ilk töles (tölös) boyları, belleten xıı) bu iran-iskit savaşı afrasyab destanında (şehname'de) olduğu gibi, destan özelliği içinde anlatılmıştır. nevzer'in ölümünden sonra iran tahtını ele geçiren afrasyab, nevzer'den sonra başlayan uzun süreli savaşlar sonunda iran'ı terk eden afrasyab’la zen arasında yapılan anlaşma ile ceyhun nehri, her iki budun arasında sınır kabul edilir (bk. afrasyab destanı). bu olay iskitlerin iran ve ortadoğu ülkelerini istila etmeleriyle uygunluk gösterir.

    ıı - şehname'de, ıı. keyhüsrev devrinde iran ordusu turan ülkesini ele geçirerek afrasyab'ın ordasına kadar ilerlemiş ve onu doğuya çekilmeye mecbur etmiştir. şehname'de yer alan bu olay, tarihte 2. kurus (549-525) (keyhüsrev) un baktariyan sakaları üzerine yürüdüğü, maveraünnehir, harzem bölgesindeki türkleri buyruğuna alarak, ceyhun üzerinden indüs boylarına kadar ilerlemesinin, destana aksetmiş şeklidir.

    ııı- oğuz'un çin ve hindistan üzerine yapmış olduğu seferler ise, kaynaklarını saka (uygur-hun-dingling) ların m. ö. ki tarihlerinden almış olmalıdır. m. ö. v-ıv. asırlarda asya'ya zaman zaman buyruk oldukları ((a.g.e) ve bu dönemde çin' e akınlar yaparak, bu ülkeyi talan ettiklerini biliyoruz (a.g.e). destanda, oğuz'un, uygurların kağanı olduktan sonra, beylik verdiği karluk, kıpçak, kalaç, kanglılar uygur topluluğu içinden çıkmışlar, hatta h. namık orkun'un yayınladığı oğuzname parçasında beşuygur adı ile kaydedilmişlerdir.(hüseyin namık orkun, oğuzlara dair, 18, ank. 1935)

    bu boylar asya dingling boylarından gelmektedirler. 5. yüzyıldan önce uygurlar arasında mevcut bir alfabe ile yazılmış olan oğuz destanı (z.velidi togan, oğuz destanı, 118, ist. 1972) normal olarak uygurların tarih anılarından bazı kalıntılar almış olmalıdır. m. ö. 4. asırda hazar'ın batısına göçen dingling boyları (avrupa'da atilla hunları) arasında bulunan uygur ve dinglinglerin bu bölge ile ilgili tarihleri, oğuz'un hazar'ın kuzeyine yaptığı seferin izlerini vermektedir. bunun yanı sıra, destanda yer alan karanlık ülke ise iskitlerin bu ülkedeki yaşantılarından destana geçmiş olmalıdır. destanda varlığı doğuda gösterilen altun kağan'ın tarihi izini bulmak mümkün değildir. fakat saka (çu) destanında adı geçen, yine ebubekir behtuşşi'nin gördüğü oğuzname'de altun kağan destanından söz etmesi, muhtemelen doğuda saka (dingling) boylarından altun kağan adında birisinin anısını vermiş olmalıdır.

    uygurca yazılmış destanın dışında oğuz'un soy kütüğünü veren destanlarda, nuh peygamber'in sekiz oğlundan birinin adı saklab, diğerinin ise rus'dur. (deguignes, c.1, 175-176-177) bu iki isimden rus, oğuz'a karşı .çıkan güçlü bir düşmandır. sakıab ise rus'un oğlu olup, oğuz'un üstünlüğünü tanımış ve ondan ad almıştır. destanda oğuz'la aynı çağda yaşamış olarak görülen rus ve sakıab, diğer kaynaklarda hz. nuh'un oğlu türk'le kardeştirıer. oğuz'dan çok önce yaşamış olarak gösterilen bu iki şahısla ilgili olaylar, hazar'ın doğusuna göçen asya dinglinglerinin (attila hunlarının) bu bölgedeki soylarla yapmış oldukları çarpışmaların anıları destana geçmiş olabilir,

    e. bahadır han, reşidüddin ve beyzavi'nin kayıtlarında hz.nuh'un oğlu yafes'e hazar'ın kuzeyi, kuzey-doğu ülkeleriyle türkistan'ın hanlığı verilir. yasef’ten sonra yerine oğlu türk geçer. türk'ün buyruk olduğu ülkeler genellikle iskitlerin yaşadığı veya sahip oldukları ülkelerdir.şehname'de ise afrasyab bazen-müthiş türk lakabı ile de anılıyor, (bk. afrasyab özeti). dedesinin adı ise tur 'dur. şehname’de görülen tur ile türk adları arasında bir menşe birliği vardır.(z.velidi togan, umumi türk tarihine giriş, turan bölümü, ist. 1946) yafes ve oğlu türk'ün buyruk oldukları ülkeler hazar'ın kuzey ve doğusu, itil boyları, türkistan'ın destanda yer alışı, iskitlerin bu ülkelere m. ö. 8 ve 7. yüzyıllara kadar buyruk oluşlarının anıları olmalıdır. dikkat edilirse, iskit adı da bu buduna yunanlılar tarafından verilmiştir. (heredot, heredot tarihi, 169, 1973). asıl adlarının anlamını çözmek mümkün değildir. heredot'un kaydı ile, yukarıda da belirttiğimiz gibi, iskitlerin asıl vatanı asya'dır. (z.velidi togan, umumi türk tarihine giriş, 170, ist.1946). iskitler karadeniz'in kuzeyine kimmerleri takiben ve arimaspilerle olan mücadeleleri sonunda gelmişlerdir.

    « ... göçebe çoban kabileler halinde asya'da yaşayan iskitler massagetlerin baskısı altında kimmerya'ya doğru itilmişlerdir .... »

    arimaspialardan başlamak üzere issedonları arimaspialılar, iskitleri issedonlar ve kimmerleri de iskitler karadeniz sahillerine atmışlardır».(a.g.e. 400). heredot'un iskit ve komşuları ile ilgili bu kaydı onları asya'nın budunu olarak gösteriyor. iskitlerin orta asya ve türkistan illerine buyruk olmuş boylarına ise doğu kaynaklarında saka adı verilmektedir . çin tarihlerindeki tik adı (m.ö. 13. asır) türkçeye terk/türk olarak tercüme edilir. (a.g.e. 421) bu türk adı ile yasef'in oğlu türk, şehname'de afrasyab'a verilen müthiş türk lakabı arasında bir bağlantı kurulabilir. aynı kaynak veya düşünceden gelmiş olabileceğini de kabul edebiliriz.

    tanküan’da yapılan bir kazıda, 8. y.y. dan önce yazıldığı kabul edilen bir kitabede saka (khute-brahma)lara ait boyların isimleri yazılı olarak bulunmuştur, (a.g.e. 422) bu listede, tan-huang (kumul) ve kümidh -ballg (uyguristan) bölgesinde yaşamış türk boylarının adları veriliyor. bu boylardan «yağlapar, başgurt, börübör, gorborlar tölös (dingling, tik) boylarıdır. 7. y.y.da göktürk birliği içinde görülürler. sırtarduş boylarından olan «sikar, tugara, eyübör, çarığ, yabutkör, yalpagut boyları arasında ve karadağ'da yaşayan yalpagut adı, önem taşıyor. yine bu listede, sölmi’de yaşadıkları söylenen bayırgu ile cumul (kumul) boyları da veriliyor. bayırgular, ötüken kitabelerinde (göktürk) sözü edilen bayırkular'dır. cumul (kumullar) ise oğuz boylarından biridir. tarduş boylarından olan tuğralar, göktürk kitabelerindeki tokhar'lar, olduğu gibi, şehname'de de tuhar olarak kaydedilmiştir. bu ad dede korkut'da ise duha (duha kocaoğlu) olarak geçmekte ve destanlarda yer almaktadır.

    çeşitli kaynaklarda sözü edilen «tugara=tokhar=tuhar=duha» adının palatal şekli ise «tüker» olup 24 oğuz boyundan biridir. (a.g.e. 400)

    sırderya ile irtiş nehirleri arasında yaşayan dinglinglerin soyları tarih sahnesinde uygur adı ile bilindikleri gibi yine bu boylar göktürklerin de atalarıdır. batı göktürklerini meydana getiren «on ok» lar ise çin' in kuzeyinden gelmiş on kam'ın (şaman) soyları olarak rivayet ediliyor ki, gerçekte, çin'in yakınında oturan dingling-tölös (saka) boylarıdır. çin'in kuzeyindeki bu saka boyları yerlerinden göçle orta tiyanşan'a gelmiş ve burada yerleşmişlerdir. daha sonra batı göktürklerin kurucusu olan «on ok» lar bunların devamıdır. (a.g.e. 401) m. ö. 593 olaylarında, dingling boylarından bir kısmı toksin adı ile kaydediliyor. (h.namık orkun, eski türk yazıtları, c.ı, kültigin yazıtı) bu toksinler, göktürk kitabelerinde adı geçen “tukh-si” ler olmalıdır. (eberhard, çin'in şimal komşuları, 118-119, ank. 1942) oğuz destanında, oğuz kağan'dan ad alan kıpçaklar da bu dingling boylarındandır. (bahaeddin ögel, ilk töles boyları, belleten, xıı-1948).

    buraya kadar üzerinde durduğumuz kaynaklar gösteriyor ki, iskit, saka, toplumu içine giren ve doğuda çin tarihlerinde tik adı ile, daha sonra da dingling ve tölös adı ile anılan boylarla, saka lar arasında bir bağlılık görülüyor. asya'da, saka üstünlüğü yıkıldıktan sonra müstakil halde, birlikten uzak vaziyette yaşayan boylar, (çin tarihlerinde tik-dingling-tölös adı ile kaydedilir). asya üzerinde dağınık bir ortama sürüklenmişlerdir. bu boyların siyasi bir güç kurarak, zaman zaman çin'e saldıracak kadar güçlendikleri de olmuştur. (a.g.e.) bunlar arasında bazıları uygur adı ile, m. ö. 5. yüzyıllarda asya'da üstünlüğü sağlayarak çin'i tehdit ettikleri de çin kaynaklarından an-laşılıyor. (a.g.e.) çin tarihçilerinden vei-ıüche'nin kaydıyla uygurların (dinglinglerin) devleti kangchu'nun kuzeyinde idi, kang-chu bu de-virlerden kalma bir şehir adıdır. bazı araştırıcılarca kang-chu, göktürk kitabelerinde kendilerinden bahsedilen kenger'lerin etnik kay-nağıdır. (a.g.e.) m. ö. 5. asırda uygurların çin'e yapmış oldukları akınlar oğuz destanında tibet ve çin'e yaptığı seferlerin izlerini vermiş olabilir. bu devirden sonra hun birliğine karışan uygur-hun kağanlığı yıkıldıktan sonra güçlenerek 3. asırda balkaş gölü’nün kuzeyine yerleştikleri anlaşılıyor. (a.g.e.). asya tarihi üzerinde yer yer etkili olduğu anlaşılan uygurlar, diğer saka (dingling) boyları ile oğuz des-tanının kuruluşunda da temel unsurlardır. destanda uygurların 6.-7. asır yaşantılarında alp er tunga ve afrasyab anılarını devam ettirmeleri ve böğü kağan'a (759-780) afrasyab adı verilmesi de bu geleneğin sonucudur.

    bu kısa ayrıntılara göre, oğuz kağan'ın hazar ve kafkasya'nın kuzeyine olan seferleri, iskitlerin bu bölgedeki yaşantılarının destanlaşmış anılarıdır. attila hunlarının ilk öncüleri olan dingling boylarının m. ö. 4. asırda batıya göç etmelerinin anılan da bu olaylara karışmış olabilir. verdiğimiz kaynaklardan anlaşıldığı gibi, sakaların - uygur, hun ve göktürkler yoluyla anılan 6. ve 7. yüzyıla kadar asya'da yaşadığı anlaşılıyor. böylece, m. ö. ki saka üstünlüğünün geliştirdiği tarih. anıları üzerine oğuz kağan destanı kurulmuş olabilir. eski saka (tik, dingling tölös) zincirinin devamı olan 5. ve 6. yüzyıl uygurları ise bu tarih anılarını destanlaşmış şekliyle yazıya geçirmişlerdir.

    şimdi destana gecelim:

    oğuz kağan

    madem ki ben kağanınız oldum, ordumuzun kargıları demirden bir orman, gökyüzü otağımız ve güneş tuğumuz olacaktır...

    oğuz kağan destanı, hun türklerinin destanıdır. fakat bu destanın bugün elimizde bulunan parçası, islâmiyet'ten sonra, 13. yüzyılda, uygur türkçe'siyle yazıya geçirilmiştir. aslında destan çok uzundu. bugün "dede korkut hikâyeleri" diye bildiğimiz yazılar, o destanın islâmi geleneğe adapte edilmiş bölümlerinden başka bir şey değildir. aşağıda bugünkü türkçe ile sunacağımız ve apayrı bir bölüm olarak yazıya geçmiş parça, islâmiyet'ten sonra yazılmış olmasına rağmen, orijinalliğini oldukça korumuştur. oğuz destanı'nın bu ayrı bölümünün bugün tek bir yazma nüshası vardır, o da paris'teki "bibliothegue naionale"dedir. bu kütüphanenin "türkçe eserler" seksiyonunda 1001 numara ile kayıtlı bulunuyor.

    bu yazma günümüz türkçesine reşid rahmeti arat tarafından çevrildi ve 1936'da yayınlandı. daha sonra 1970 yılında millî eğitim bakanlığı'nın "1000 temel eser" dizisinde, muharrem ergin'in açıklayıcı önsözü ile, uygurca metin de eklenerek tekrar yayınlandı.

    destanın kahramanı oğuz kağan'ın, asya hunlarının en büyük, en ünlü kağanı olan mete (motun) olduğunda birçok tarihçi birleşiyor. belki bu destan mete'den evvel de vardı. mete'nin ünü, kahramanlıkları ve hayatının oğuz kağan'ın hayatına benzemesi, oğuz kağan'ın aslında mete olacağını düşündürmüştür.

    türkler, islâmiyet'ten önce de, sonra da oğuz kağan'ı ata saymışlardır. tarih, hunlar'dan osmanlılara kadar bütün türklerin, horasan, azerbaycan, ırak, anadolu, balkanlar, kırım, ukrayna, kuzey afrika'da devlet kurmuş türk topluluklarının hep aynı hun-oğuz birliğinin torunları olduğunu gösteriyor.

    oğuz kağan'ın annesi ay kağan idi. destan, ay kağan'ın oğuz'u doğurduğu günden başlıyor ve oğuz kağan'ın yaşlanıp büyük türk ilini oğullarına paylaştırması ile sona eriyor. fakat tekrar edelim: bu destanın sadece bir bölümüdür. başından, ortasından ve sonundan eksiklikler çoktur. umarız bir gün tam metin bulunur.

    oğuz kağan destanı:

    ...günlerden bir gün, ay kağan'ın gözü parladı, doğum sancıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. bu çocuğun yüzü gök gibi parlaktı. ağzı ateş kızılı, gözleri ela, saçları ve kaşları kara idi. perilerden daha güzeldi.

    bu çocuk anasının göğsünden bir defa süt içti, bir daha içmedi. çiğ et, aş ve şarap istedi. dile gelmeye başladı. kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. ayağı öküz ayağı gibi (kuvvetli), beli kurt beli gibi (ince), omuzları samur omuzu gibi, göğsü ayı vücudu gibi (kuvvetli) ve bütün vücudu tüylü idi. yılkı güder, ata biner, av avlardı. günlerden, gecelerden sonra yiğit (delikanlı) oldu.

    o çağda, o yerde bir ulu orman vardı. bu ormanda dereler, gözeler çoktu. buraya gelen avlar, uçan kuşlar da çoktu. ormanın içinde bir de büyük bir canavar vardı: yılkıları, insanları yiyen, çok büyük yaman bir canavar! (metinde gergedan olarak geçiyor). bu canavar, halkı ağır bir eziyetle ezmiş, sindirmişti.

    oğuz kağan çok cesur yiğitti. bu canavarı avlamak istedi ve günlerden bir gün ava çıktı. kargı, yay, ok, kılıç, kalkanla atlandı (ve canavarı bulmak için ormana gitti).

    (önce) bir geyik yakaladı. onu söğüt çubukları ile bir ağaca bağlayarak bırakıp gitti. sabahleyin tan ağarırken yine geldi. gördü ki canavar geyiği kapmış.

    (oğuz kağan bu defa) bir ayı yakaladı. onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş.

    (bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. canavar gelip, başı ile oğuz'un kalkanına vurdu. oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. kılıçla başını keserek, alıp gitti.

    tekrar (aynı yere) geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. ondan sonra dedi ki: canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. çünkü kargım demirdendi. canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. çünkü okum bakırdandı.

    gene günlerden bir gün, oğuz kağan bir yerde tanrı'ya yalvarmakta idi. karanlık bastı ve gökten bir gök (mavi) ışık düştü. güneşten, aydan daha parlak bir ışıktı. oğuz kağan (bu ışığa doğru) yürüdü. gördü ki, ışığın ortasında bir kız oturuyor. çok güzel bir kız. başında ateşli ve parlak bir beni yardı. altın kazık (demir kazık yıldızı) gibiydi. öyle güzel bir kızdı ki, gülse mavi gök gülüyor, ağlasa mavi gök de ağlıyordu.

    oğuz kağan onu görünce usu (aklı) gitti. onu sevdi ve aldı. onunla yattı ve dileği oldu. kız hamile kaldı.

    günlerden gecelerden sonra (kızın gözleri) parladı. üç erkek çocuk doğurdu. birincisine gün, ikincisine ay, üçüncüsüne de yıldız adını koydular.

    gene bir gün oğuz kağan ava gitti. önünde, bir göl ortasında bir ağaç gördü. ağacın kovuğunda bir kız vardı. yalnız oturuyordu. çok görümlü (güzel) kızdı. gözü gökten daha gök (mavi) idi. saçları dere gibi dalgalı, dişleri inci gibiydi. o kadar güzeldi ki, yeryüzü insanları onu görse "ay ay, ah ah, ölüyoruz!" diye sütten kımız olurlardı.

    oğuz kağan onu gördükte usu (aklı) gitti, yüreğine od düştü. onu sevdi, aldı. onunla yattı, dileği oldu. kız dölboğa (hamile) kaldı.

    günler ve gecelerden sonra (bu hatunun da) gözleri parladı ve üç erkek çocuk doğurdu. birincisine gök, ikincisine dağ, üçüncüsüne deniz adını koydular.

    ondan sonra oğuz kağan büyük bir toy verdi. halka yarlıg gönderdi. çağırılan halk, birbirine danıştı ve geldi. oğuz kağan kırk masa ve kırk sıra yaptırdı. türlü yemekler, türlü şaraplar, tatlılar, kımızlar yediler ve içtiler.

    toydan sonra oğuz kağan beğlere ve halka yarlıg verdi. dedi ki:

    ben sizlere oldum kağan,

    alalım yay ile kalkan,

    nişan olsun bize buyan,

    bozkurt olsun bize uran,

    demir kargı olsun orman,

    av yerinde yürüsün kulan,

    daha deniz, daha müren,

    güneş tuğ olsun, gök kurıkan.

    gene ondan sonra, oğuz kağan dört yöne yarlıg yolladı. bildiriler bildirdi ve elçilerine verip gönderdi. bu bildiriler şöyle yazılmıştı:

    "ben uygurlar'ın kağanıyım, yerin dört bucağının kağanı olsam gerektir. sizlerden baş eğmenizi istiyorum. kim benim ağzıma bakarsa (ağzımdan çıkan emirlere uyarsa), hediyelerini kabul eder, onu dost bilirim. kim baş eğmezse, gazaba gelirim, onu düşman tutar, çeri çıkarıp baskın yapar ve astırırım, yok ederim!"

    gene o çağda, sağ yanda, altın kağan denen bir kağan vardı. bu altın kağan oğuz kağan'a elçi gönderdi. pek çok altın, gümüş, yakut taşlar, pek çok mücevher yollayarak bunları oğuz kağan'a saygı ile sundu. onun emirlerini dinledi ve iyi vergilerle dostluğunu sağladı.

    sol yanda urum denen bir kağan vardı. bu kağanın çerileri çok çok, balıgları (şehirleri) çok çok idi. bu urum kağanı oğuz kağan'ın yarlığını (buyruğunu) dinlemezdi. "ben onun sözünü tutmam" derdi.

    oğuz kağan gazaba gelerek onun üzerine yürümek istedi. tuğlarını kaldırıp askeriyle onun üzerine yürüdü.

    kırk gün sonra muz dağ (buz dağ) denen dağın eteğine geldi. burada çadırını kurdurdu ve uyudu.

    ertesi gün, tan ağarırken, oğuz kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. o ışıktan gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. o kurt, oğuz kâğan'a dedi ki, "ey, ey oğuz! sen urum üzerine yürümek istiyorsun, ey ey oğuz, ben de senin önünde yürümek istiyorum!"

    ondan sonra oğuz kağan çadırını durdurdu ve gitti. gördü ki çerinin önünde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürümekte ve kurdun ardı sıra ordu ilerlemektedir.

    gök tüylü, gök yeleli bu büyük kurt, bir nice gün gittikten sonra durdu. oğuz dahi çerisi ile durdu. burada itil müren denen bir deniz vardı. bu itil müren'in yanında, bir kara dağ önünde vuruşgu (vuruşma, çarpışma) oldu. okla, kargı ile, kılıçla vuruştular.

    çerilerin arasında vurulan çok oldu. halkın gönüllerinde kaygı çok oldu. tutuşma ve vuruşma öyle yaman oldu ki, itil müren'in suyu zencefre gibi kıpkızıl oldu. oğuz kağan yendi. urum kağan kaçtı.

    oğuz kağan, urum kağan'ın kağanlığını ve halkını aldı. ordusuna canlı cansız pek çok ganimet düştü.

    urum kağan'ın bir kardeşi vardı. adı uruz beğ idi. bu uruz beğ, oğlunu dağ başında, derin ırmak arasında, iyi tahkim edilmiş bir şehre yolladı. dedi ki: "şehri korumak gerek, sen şehri iyi sakla (koru), vuruşgulardan sonra bize gel."

    oğuz kağan bu şehre yürüdü. uruz beğ'in oğlu ona çok çok altın, gümüş yolladı. dedi ki: "ey oğuz kağan, sen benim kağanımsın. babam bana bu şehri verdi ye 'şehri korumak gerek, şehri benim için sakla ve vuruşgulardan sonra gel' dedi. "babam sana kızdı ise bu benim suçum olur mu? ben senin buyruğunu yerine getirmeye hazırım. bizim kut'umuz (devletimiz, mutluluğumuz) senin kut'un olmuş. bizim uruğumuz (soyumuz) senin ağacının yemişindendir. tanrı sana yer verip buyurmuştur. ben sana başımı, kut'umu (devletimi) veriyorum. sana vergi verir, dostluktan çıkmam" dedi.

    oğuz kağan yiğidin sözlerini güzel gördü, sevindi ve: "bana çok altın yollamışsın, şehri iyi saklamışsın (korumuşsun)" dedi. onun için ona saklap adını koydu ve dostluk gösterdi.

    ondan sonra oğuz kağan çeri ile gene itil denen ırmağa-geldi, itil büyük ırmaktır. oğuz kağan onu gördü ve "itil suyunu nasıl geçeriz?" dedi.

    çeri arasında iyi bir beğ vardı. adı uluğ ordu beğ idi. akıllı bir erdi. gördü ki bu yerde çok çok ağaç var. o ağaçları kesti, üzerlerine yatıp geçti.

    oğuz kağan sevindi, güldü ve: "sen burada beğ ol, senin adın kıpçak (oyulmuş ağaç) olsun" dedi.

    yine ilerlediler. ondan sonra oğuz kağan, gök tüylü, gök yeleli erkek kurdu tekrar gördü. gök kurt oğuz kâğan'a dedi ki:

    "şimdi sen çeri ile burada atlan, atlanıp halkı ve beğlerini götür, ben önden yürüyüp sana yol göstereceğim."

    tan ağardığında oğuz kağan gördü ki erkek kurt çerinin önünde yürümektedir. sevindi, ilerledi.

    oğuz kağan bir alaca aygır ata binerdi. bu aygır atı çok severdi. yolda bu aygır gözden yitip kaçtı. burada büyük bir dağ vardı. bu dağın üstünde de don ve buz vardı. dağın başı soğuktan ap-aktı. onun için adı "buz dağ"dır oğuz kağan'ın atı işte bu buz dağ'ın içine kaçtı. oğuz kağan çok üzüldü.

    çeri arasında, kahraman bir er beğ vardı. ne tanrı'dan ne şeytandan korkardı. yürüyüşe, soğuğa dayanıklı bir erdi. o beğ dağa girdi, yürüdü. dokuz gün sonra oğuz kâğan'a aygır atı getirdi. buz dağ çok soğuk olduğundan, o beğin vücudu karla kaplanmıştı. ap aktı. oğuz kağan sevinçle güldü. dedi ki: "sen buradaki beğlere baş ol, senin adın ebediyen karluk olsun."

    böyle dedi ve ileri gitti.

    yolda giderken büyük bir ev gördü. bu evin (sarayın) duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı demirdendi. kapalı idi ve açkısı (anahtarı) yoktu.

    çeride pek becerikli bir er vardı. adı tömürdü kagul idi. oğuz kağan ona yarlıg (emir) verdi: "sen burada kal ve çatıyı aç, (kal, aç), açtıktan sonra orduya gel" dedi. bundan dolayı ona kalaç, (kal, aç) adını koydu ve ilerledi.

    gene bir gün, gök tüylü, gök yeleli erkek kurt, yürümedi, durdu. oğuz kağan da durdu ve çadırını kurdu. burası tarlasız, çorak bir yerdi. buraya "çürçet" diyorlardı. büyük bir yurt idi. atları çok, öküzleri ve buzağıları çok, altın ve gümüşleri çok, cevahirleri çok çoktu.

    burada, çürçet kağan'la halkı oğuz kağan'a karşı geldiler. vuruş-tokuş (vuruşma-çarpışma) başladı. oklarla, kılıçlarla vuruştular. oğuz kağan üstün geldi ve çürçet kağanını öldürdü, başını kesti ve çürçet halkını kendisine bağladı. vuruşgudan sonra oğuz kağan'ın çerisine, nökerlerine (maiyetine) ve halkına öyle çok ganimet düştü ki, yüklemek ve götürmek için at, katır ve öküz az geldi.

    oğuz kağan'ın çerisinde, akıllı, iyi, becerikli bir er vardı. adı barmaklıg coşun billig idi. bu becerikli kişi bir kağnı yaptı. kağnı üzerine cansız malları yükledi, baş tarafına canlı malları koştu. çektiler, gittiler. oğuz kağan'ın nökerleri ve halkı, hepsi, bunu gördüler ve şaştılar. onlar da kağnı yaptılar. bunlar, kağnı yürümekte iken kanga! kanga! diye bağırıyorlardı. onun için onlara kanga adını koydular.

    oğuz kağan kağnıları gördü, güldü ve (o becerikli erine): "kanga kanga ile cansızı canlı yürütsün, kangaluğ sana ad olsun, bunu da kağnı belirtsin" dedi, gitti.

    ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli kurt ile sindu (sind, hind), tangut, dahi şam yönlerine atlanıp gitti. çok vuruşgudan, çok tokuşlardan (vuruşma ve çarpışmalardan) sonra oraları aldı ve kendi yurduna kattı. hepsini yendi, bastı.

    yine, söz dışında kalmasın ve belli olsun ki, güneyde barkan denen bir yer vardır. ulu, varlıklı bir yurttur. çok sıcak bir yerdir. burada çok avlar, çok kuşlar vardır. altını, gümüşü, mücevherleri çoktur. halkının yüzleri kapkaradır.

    işte bu yerin kağanı masar denen bir kağandı. oğuz kağan onun üstüne atlandı, çok yaman bir vuruşgu oldu. oğuz kağan yendi, masar kağan kaçtı. oğuz onu hükmü altına aldı, yurdunu ele geçirdi, gitti. oğuz kağan'ın dostları çok sevindiler, düşmanları çok kaygılandılar. oğuz kağan sayılamayacak çok nesneler, yılkılar aldı. (sonra) yurdunun, evinin yoluna düştü, döndü.

    gene, söylenmeden kalmasın ve belli olsun ki, oğuz kağan'ın yanında ak sakallı, ak saçlı, uzun akıllı (tecrübeli), yaşlı bir kişi vardı. anlayışlı, doğru bir insandı. oğuz kağan'ın tüşimeli (veziri, danışmanı) idi. adı (unvanı) uluğ türk (ulu türk) idi.

    işte bu ulu türk, günlerden bir gün, düşünde bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. bu, altın yay gündoğusundan ta günbatısına dek uzanmıştı. üç gümüş ok da güneye doğru gidiyordu. uykudan sonra düşte gördüğünü oğuz kağan'a anlattı ve dedi ki: "ey kağanım, senin ömrün hoş olsun, ey kağanım, sana dirlik hoş olsun, gök tanrı düşümde ne verdiyse gerçek olsun. tanrı bütün dünyayı senin uruğuna (nesline, soyuna) bağışlasın!"

    oğuz kağan ulu türk'ün sözünü beğendi. onun öğüdünü dinledi ve öğüdüne uydu.

    ondan sonra, ertesi gün, büyük ve küçük oğullarını çağırttı ve dedi ki:

    "ey oğullarım, benim gönlüm av diliyor, (ama) kocamış olduğum için cesaretim yoktur,gün, ay, yıldız! tan yönüne sizler varın! gök, dağ, deniz! tün yönüne sizler varın!"

    ondan sonra (oğulların) üçü tan (doğu) tarafına, üçü de tün (batı) tarafına vardılar. gün, ay, yıldız, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. bunu alıp babalarına verdiler. oğuz kağan sevindi, güldü, yayı üçe böldü ve dedi ki:

    "ey büyük oğullarım, yay sizlerin olsun, yay gibi okları göğe kadar atın!"

    gök, dağ, deniz de, çok avlar, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. bunları aldılar ve babalarına verdiler. oğuz kağan sevindi, güldü ve okları üçe böldü. dedi ki:

    "ey küçük oğullarım, oklar sizin olsun. yay oku attı. sizler oklar gibi olun!"

    uygur türkçesi

    13. yüzyılda uygur yazısı ve uygur türkçesi'yle yazıya geçirilmiş olan oğuz kağan destanını daha önce de belirttiğimiz gibi, reşid rahmeti arat, bugünkü türkçeye aynı anlatışla, kelime eksiltmeden ve katmadan çevirmişti. daha sonra bu destan, muharrem ergin ve nihat sami banarlı'nın çok güzel önsöz ve açıklamalarıyla da yayınlanmıştır.

    bu destanın hem üslûbu, hem de 13. yüzyıl uygurcası hakkında bir fikir vermek için, son bölümünü aşağıya aynen alıyoruz. öyle sanıyoruz ki, orijinal ifadesini ilk defa görenler de 13. yüzyıl türkçesini fazla zorlanmadan anlayabileceklerdir:

    ...ong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. anung basıda bir altun taguk koydı; adagıda bir koyun bağladı. çong yakıda kırık kulaç ıgaçnı tiktürdi. anung basıda bir kümüş taguk koydı; adagıda bir kara koyunnı bağladı. ong yakda buzuklar oltırdı. çong yakda üç oklar olturdı. kırık kün, kırık keçe aşadılar, içdiler; sevinç tapdılar.

    andın song oğuz kağan ogullarıga yurtın eliştürüp birdi. takı tedi kim:

    ay oğullar,kop men aşdum,

    uruşgular kop men kördüm;

    çıda birle ok kop atdum,

    aygır birle kop yürüdüm;

    düşmanlarnı ıglagurdum,

    dostlarumnı men küldürdüm,

    kök tengrige men ötedim;

    senlerge bire men yurdum.

    oğuz kağan'a yol gösteren gök kurt (boz kurt)

    oguz kagan destanı'nda bozkurt, kılavuzluk özelliği ile öne çıkar. destana göre oguz kagan, urum illerine akın yapmadan önce, bir yerde konaklamış ve derin bir uykuya dalmıştı. oguz kagan destanı bundan sonra gelişen olayları şöyle anlatır:

    özgün uygurca metin (sayfa: 15-19; satır: 133-168)

    kırk kündün song muz tag tegen tagnung adakıga keldi. kurıkanın tüşkürdi. şük bolup uyup turdı. çang, irte boldukda, oguz kagan'nung kurıkanıga kün teg bir çaruk kirdi. ol çarukdun kök tülüklüg, kök çallug bedik bir irkek böri çıkdı. oşul böri, oguz kagan'ga söz birip turur irdi. takı dedi kim: ''ay ay oguz ! urum üstige sen, atlar bola sen. ay ay oguz ! tapukunglarga men yürür bola men'' tep tedi. kene andın song oguz kagan, kurıkannı türtürdi, kitdi. kördi kim, çerigning tapuklarıda kök tülüklüg, kök çallug bedik bir irkek böri yürügüde turur. ol börining artların kadaglap yürügüde turur irdiler irdi. bir neçe künlerdin song, kök tülüklüg, kök çallug bu bedik irkek böri turup turdı. oguz takı çerig birle turup turdı. munda itil müren tegen bir talay bar irdi. itil müren'ning kudugıda bir kara tag tapıkıda uruşgu tutuldu...oguz kagan başadı, urum kagan kaçdı...

    ...kırk günden sonra buz dağ denen dağın ayağına geldi. çadırını kurdurdu. sessiz olup uyudu. tan, sabah oldukta, oguz kagan'ın çadırına gün gibi bir ışık girdi. o ışıktan gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. bu kurt, oguz kagan'a söz söyleyip durur idi. dahi dedi ki: ''ey ey oguz ! urum üstüne sen, atlar (yürür) oluyorsun. ey ey oguz ! önlerde ben yürür olacağım'' diye dedi. gene ondan sonra oguz kagan, çadırını dürdürdü, gitti. gördü ki, çerinin (ordunun) önlerinde gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt yürüye durur. o kurdun artlarından yürüye durur idiler idi. bir nice günlerden sonra, gök tüylü, gök yeleli bu büyük erkek kurt durdu. oguz dahi çeri ile durdu. bunda itil müren denen bir deniz var idi. itil müren'in kıyısında, bir kara dağ önünde vuruşma tutuldu...oguz kagan yendi, urum kagan kaçtı...

    destanda anlatıldığı üzre, ''gök tüylü, gök yeleli erkek kurt'', bir ışık içinde görünmektedir. oguz kagan'ın ilk karısı da bir ışık içinde yeryüzüne inmiştir. bu kutsal ışık, türk mitolojisinde yaygın olarak görülen bir motiftir. fakat destandaki en önemli motif, kurdun konuşması ve oguz kagan'a yol göstermesidir. bu motif, üç kıta üzerine yayılan türkler arasında uzun yıllar unutulmamış, devam edegelmiştir. hatta, süryani tarihçilerin anlattıklarına göre. ''anadolu'yu ele geçiren türkler, köpeğe benzer bir hayvanın (yani bozkurt'un) ardından gelmişler ve bozkurt anadolu'da kaybolunca, türkler bu ülkeyi yurt tutmuşlardır.'' oguz kagan destanı, oguz kagan'ın kıpçak beg'e ad vermesinden sonra gökkurt'un oguz'un karşısına çıkmasını ve onunla konuşmasını şöyle anlatır:

    özgün uygurca metin (sayfa: 24-25; satır: 215-225)

    ...takı ilgerü kitdiler. andın song oguz kagan kene kök tülüklüg, kök çallug irkek böri kördi. uşbu kök böri, oguz kagan'ga aytdı kim: ''amtı çerig birle mundun atlang oguz. atlap il künlerni, beglerni kiltürgil. men senge başlap yolnı körgürür men'' tep tedi. tan, irte boldukda oguz kagan kördi kim, irkek böri çerigning tapuklarıda yürüge turur. sevindi, ilgerü kitdi...

    ...dahi ileri gittiler. ondan sonra oguz kagan gene gök tüylü, gök yeleli erkek kurt gördü. işbu gök kurt, oguz kagana dedi ki: ''imdi çeri ile buradan atlan oguz. atlanıp il gününü (halkını), beglerini götür. ben sana başta yolu gösteririm'' diye dedi. tan, sabah oldukta oguz kagan gördü ki, erkek kurt çerinin önlerinde yürüye durur. sevindi ileri gitti...

    ke*** ke*** parçalar halinde aktardığımız oguz kagan destanı'nın bu bölümünde artık kurdun bir ışık içinde görünmesinden söz edilmez. çünkü destan, daha önce bozkurt'un nasıl bir ışıkla göründüğünü, yürüdüğünü ve bu ışıkla birlikte nasıl kaybolduğunu anlatmıştır. oguz kagan, çürçet ülkesi üzerine yürürken de türk'e bozkurt yol göstermektedir. destan, anlatır:

    özgün uygurca metin (sayfa: 29-30; satır: 257-269)

    ...kene bir kün kök tülüklüg, kök çallug irkek böri yürümeyin turdı. oguz kagan takı turdı. kurıkan tüşküre turgan turdı. tarlagusız bir yazı yir irdi. munga, çürçet tetürürler irdi...uruş tokuş başladı...oguz kagan başadı. çürçet kagan'nı basdı, öltürdi, başın kesdi...

    ...gene bir gün gök tüylü, gök yeleli erkek kurt yürümeyip durdu. oguz kagan dahi durdu. çadır düşürüp kurdurdu. tarlasız bir yazı yer idi. buna, çürçet dedirirler idi...vuruş tokuş başladı...oguz kagan yendi. çürçet kağan'ı basdı, öldürdü, başını kesti...

    destanda, bütün seferlerinde olduğu gibi son seferlerinde de oguz kagan'a gök tüylü, gök yeleli gök börü (boz kurt) kılavuzluk etmektedir. bakalım destan ne diyor:

    özgün uygurca metin (sayfa: 32-33; satır: 288-294)

    ...andın song kene bu kök tülüklüg, kök çallug irkek böri birle sındu, takı tanggud, takı şagam yınggaklarıga atlap kitdi. köp uruşgudın, köp tokuşgudun song anlarnı aldı. öz yurtıga birledi,başadı, basdı...

    ...ondan sonra gene bu gök tüylü, gök yeleli erkek kurt ile hint, dahi tangut, dahi suriye yanlarına atlayıp gitti. çok vuruşmadan, çok tokuşmadan sonra onları aldı. öz yurduna birledi (kattı), yendi, bastı...

    oguz kagan destanı'nda bozkurt'la ilgili iki bölüm daha vardır. birincisinde oguz kagan'ın çocukluk dönemi anlatılırken beli, kurt beline benzetilir. destan şöyle der:

    özgün uygurca metin (sayfa: 2; satır: 11-14)

    ..kırk kündin song bedükledi, yüridi,oynadı. adakı ud adakı teg, billeri böri billeri teg, kögüzü adug kögüzü teg irdi...

    ...kırk gün sonra büyüdü, yürüdü, oynadı. ayağı öküz ayağı gibi, belleri kurt belleri gibi, göğüsü ayı göğüsü gibi idi...

    öteki bölümde ise oguz kagan, beğlere ve halka hitaben şöyle demektedir:

    özgün uygurca metin (sayfa: 11; satır: 96-99)

    men sizlerge boldum kagan,

    alalıng ya takı kalkan;

    tamga bizge bolsun buyan,

    kök böri bolsungıl uran.

    ben sizlere oldum kagan,

    alalım yay ve kalkan;

    damga bize olsun buyan,

    gök börü olsun uran.

    yukarıdaki dörtlüklerde geçen buyan kelimesi uğur, uran kelimesi de savaş çığlığı anlamına gelir. gök börü'nün anlamının boz kurt olduğunu söylemeğe gerek yok sanırım. esenlikler..
13 entry daha