şükela:  tümü | bugün
  • galata kulesi'nde bazı dönemler intihar vakalarına rastlanmıştır. en son 2019 yılında bir kadın, kuleden kendisini atarak intihar etmişti.
    yine 24 kez intihar girişiminde bulunan şair ümit yaşar oğuzcan'ın 15 yaşındaki oğlu da psikolojisi babasının bu girişimleri yüzünden iyice bozulmuş olacak ki 6 haziran 1973'te galata kulesi'nden atlayarak intihar etmiştir.

    işte galata kulesi'ndeki intihar vakalarından kayıtlara geçen ilki 4 haziran 1876 tarihine aittir. yani sultan abdülaziz'in öldürüldüğü güne.

    aslında osmanlı imparatorluğu'nda 19. yüzyıl'a kadar pek ihtihar vakalarına denk gelinmez, en azından resmî kayıtlarda. meselâ 1737 -1749 yılları arasında konya'da kayda geçen yalnızca " bir " intihar vakası vardır şer'iyye sicillerinde.
    yine kayseri'de de 1700 - 1720 yılları arasında sadece iki intihar vakası görülür.

    bu sebeple 4 haziran 1876 tarihinde istanbul ahâlîsi büyük bir şok yaşamıştır. çünkü tahttan indirilen sultan abdülaziz'in intihar ettiği söylenmiştir. lâkin daha sonra bunun intihar değil cinayet olduğu anlaşılacaktır.

    feriye sarayı'nda bilek damarları kesilmiş bir hâlde bulunan sultan abdülaziz'in naaşı apar topar feriye karakolu'ndaki kahvehaneye taşındı ve burada merhum padişahın üzerine bir perde örtüldü.

    bu andan sonra haberi alan devlet ricali de saraya akın etmeye başladı.

    padişahın öldürüldüğünü söyleyen bazı paşaların tepkisinden korkan darbeciler, 19 kişilik bir hekim heyeti kurulmasına karar verdi fakat tuhaftır ki bazı doktorlar " biz padişahı orada öyle göremeyiz " gibi saçma bir gerekçeyle muayaneye katılmadılar.
    bunun üzerine üç dört kişiden oluşan bir grup doktor padişahın naaşının bulunduğu yere gittiler fakat burada hüseyin avni paşa, hekimlere beş dakika gibi kısa bir süre izin verdi sadece.

    evet, işin saray kısmı böyleydi ve istanbul ahâlîsi de bu haberle şok olmuştu. tâ ki başka bir şok daha yaşayana kadar.
    belki de o güne dek böyle bir olayı görmek bir yana duyup işitmemiş bile olan ahâlî, ikindi saatlerinde galata kulesi'nden atlayan bir adamın ölümüne şahit oldu.
    bu kişi az önce kuledeki nöbetçileri bir şekilde atlatıp o günden bir sene önce yani 1875'te yaşanan korkunç fırtınada külahı devrilen kulenin tepesine çıkıp nöbetçiler yetişemeden kendini aşağıya atan avusturyalı bir esirdi!

    fakat normal bir esir değildi. tahtından darbeyle indirilen sultan abdülaziz'in avrupa seyahati sırasında uğradığı avusturya'dan yanında getirdiği bir ressamdı. avusturya'da kendi topraklarında yaşarken bir anda şans eseri bir devlet yöneticisi tarafından keşfedilmek bu gencin hoşuna gitmiş olacak ki padişahla birlikte istanbul'a gelmişti.
    istanbul'da ilk yılları gayet güzel geçiyordu, tâ ki 10 mayıs 1876 tarihine dek.
    bu tarihte fatih, bayezid ve süleymaniye medreselerinde eğitim gören talebeler " din elden gidiyor! " diye ayaklanarak dersleri boykot etmeye başladılar.
    oysa bu ayaklanma en çok ingiliz ve fransızların işine gelmekteydi.
    bu talebeler ve bazı hocalar yıldız sarayı önüne gelerek şeyhülislamın ve sadrazamın azledilmesini, bu avusturyalı ressamla birlikte avrupa'dan gelen diğer bazı zanaatkârların kendilerine verilmesini istediler.
    nitekim 12 mayıs cuma günü yeni şeyhülislam hasan hayrullah efendi, yeni sadrazam da mütercim rüştü paşa oldu.
    avusturyalı ressam da galata kulesi'ndeki zindana hapsedildi.

    fakat bu olanlar aslında darbe planının ilk aşamasıydı ve yeni şeyhülislamın da vesilesiyle padişahın tahttan indirilmesine dair fetva verildi.

    30 mayıs 1976'da da padişah tahttan indirildi.

    gelelim avusturyalı ressama tekrar.

    kim bilir zindana atıldığı ilk gün neler düşündü, etti. muhtemelen suçunu bile bilmiyordu ki zaten bir suçu da yoktu.
    günlerce galata zindanında kalan avusturyalı, padişahın tahttan indirildiği haberini aldığında bile intihar etmemişti. demek hâlâ bir umudu vardı oradan çıkabileceğine dair.
    fakat darbeden dört gün sonra padişahın öldüğünü de öğrenince bütün ümidini yitirmiş olacak ki ikindi vakti galata kulesi'nden atlayarak yaşamına son verdi.

    muhtemelen kimsenin umrunda olmadı. hatta onun kim olduğunu öğrendikten sonra " iyi olmuş " diyenler bile çıkmıştır bence.

    " oysa intihar etmek yerine yaşasaydı ne olurdu? " sorusunu da sormak gerekir. muhtemelen tersanede çalıştırılan mahkûmlara dahil edilecekti. belki bir fırsatını bulup kaçacaktı da. nitekim osmanlı'da mahkûmların firar etmesi çokça görülen bir durumdu.
    ayrıca bu mahkûmlara cüzzî miktarda ücret de verilirdi. belki şişhane yokuşu'nda dükkanı bulunan başka bir hristiyan osmanlı vatandaşı ile anlaşıp ondan yardım da alacaktı firar hususunda.

    güzelim dersaadet'te, 4 haziran 1876 günü kendi vatanında kendi hâlinde yaşarken istanbul'da daha mutlu bir hayat sürerim, daha çok hürmet görürüm gibi umutlarla yıllarca payitaht'ta yaşamış bir avusturyalı intihar etti.

    üzücü.