şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • sinemanın filizlendiği topraklara fransa’ya gittiğimizde korku türü bambaşka bir halet-i ruhiyeye bürünüyor. kendi türündeki filmlerle kıyaslandığında, özellikle 2000'ler sonrası fransız korku filmleri oldukça vahşi ve kanlıdır. hayalet, şeytan ya da diğer ruhani korku öğelerini kullanmaktansa insanın en korktuğu varlığı, korku filmlerinin başrolüne oturturlar. yani insanın kendisini... fransız filmlerinde korkmanız gereken komşunuzun ölmüş ruhu değil komşunuzun ta kendisidir. ayrıca, kullandıkları şiddet unsuru da hiç estetik değildir. şiddeti, tarantino gibi estetik görünmesi için kullanmazlar. fransız korku filmlerinde kullanılan şiddet fazlasıyla gerçekçi ve rahatsız edicidir. bu tarz filmleri izlerken gerçekten yaşanmış bir şiddetin kameraya alındığını zannedebilirsiniz. bir fransız korku filminde gördüğünüz her şey muhtemelen kana bulanacaktır.

    les diaboliques (1955)
    fransız korku ve gerilim sinemasından bahsediyorsak 1955 yapımı henri-georges clouzot'un başyapıtından bahsetmeden edemeyiz. bu filmin çekilmesinin ardından neredeyse yetmiş yıl geçmiş olacak ama hala bu filmin gerilim yönünden zekâsını geçebilecek bir film karşıma çıkmış değil. korkunun bu denli gerçekçi anlatıldığı; ama şüphe unsurunun da elden hiç bırakılmadığı fransız sinemasının göz bebeklerinden biri.

    les yeux sans visage (1960)
    fransız sinemasının kült korku ve gerilim film. gerilim unsurunun yanında dramatik açıdan da kuvvetli, etkileyici bir film. criterion koleksiyonu olmasa belki de bu harika filmden hiç haberim olmayacaktı. vizyona girdiği yıllarda işlediği konu açısından çok ses getirmiş ve genel olarak olumsuz eleştiriler almış. fakat zamanla değeri anlaşılan film, günümüz sinema eleştirmenleri tarafından bir klasik kabul edilmektedir.

    trouble every day (2001)
    ve 2000'ler sonrası fransız kan banyosu filmlerine başladık. bu tarz filmlere başlamak için oldukça sert ve ağır bir film. başlardaki sakinliğine asla aldanmayın. sizi kıpkırmızı bir film bekliyor. vampir filmlerine ince bir dokunuşla karşımıza böylesine kanlı bir film çıkarmışlar.

    haute tension (2003)
    2003 yılındayız ve fransızlar bu işi sevmeye daha yeni başladılar. bu filmi, ilk olarak şehirlerarası bir yolculukta, otobüste izlemiştim. 36 ekran bir televizyonda gördüğüm vahşetin etkisiyle şok olmuştum. film, şiddet konusunda kesinlikle taviz vermiyor. bu artık son olmalı dediğini her an daha vahşi bir sahne ile karşılaşıyoruz. ayrıca şunu da belirtmekte fayda var. filmin yönetmeni alexandre aja, bu başarılı filmin ardından çarçabuk hollywood’a transfer edildi.

    them (ils) (2006)
    klasik amerikan tarzı korku filmlerine benzeyen fransız korku filmi. karı koca bir çift, oldukça büyük bir ev ve bu çifti rahatsız etmeye kararlı ne olduğu bilinmeyen varlıklar. sert sonu ve boğucu atmosferiyle müthiş bir korku filmi. kısa süresi filmin büyük bir avantajı. süresi uzasa sıkıcı olabilecek bir filmi kısa tutarak akıllık etmişler.

    frontier(s) (2007)
    öğrenci ayaklanmasına katıldınız, polislerle çatıştınız, daha başınıza ne gelebilir öyle değil mi? bir fransız korku filmindeyseniz başınıza hiç de iyi şeyler gelmeyecektir emin olabilirsiniz. adımınızı attığınız her yerde hayal edemeyeceğiniz bir şiddet çıkacaktır karşınıza. kan ve vahşete hazır olun.

    inside (2007)
    ve benim en sevdiğim filmlere geldik. sinema tarihinin en kanlı filmlerinden birini izlemeyeceğinize emin olabilirsiniz. herhangi bir vampir filminde bile bu denli kan kullanıldığını zannetmiyorum. sizi oturduğunuz koltuğa mıhlayacak sağlam bir korku filmi. izledikten sonra en korkulası varlık gerçekten insanmış diyeceksiniz.

    martyrs (2008)
    daha ne kadar vahşi olabilirler derken 2008 yılında fransızlar başka bir filmle karşımıza çıktılar. tarikat oluşumuna en sert şekilde yaklaşan, izleyicisine hiçbir şekilde acımayan acımasız bir film. ölümden sonra hayat var mıdır sorusuna fransızlar böyle bir cevap verirdi zaten.

    raw (2016)
    uzun bir sessizlik ve demek ki buraya kadarmış dedikten sonra, başka bir korku harikasıyla bizi yine ters köşe ettiler. vahşete her daim farklı bir açıdan yaklaşmayı becerebiliyorlar. bu sefer de kanibalizm (yamyamlık) meselesine estetik bir dokunuşta bulunmuşlar. baştan uyarayım, her anlamda rahatsız edici bir film.