şükela:  tümü | bugün
113 entry daha
  • eski türklerde ısıtan, arığlayan, kötülükleri kovan, sağaltan bir güç olarak ateş ne kadar kutsalsa, ateşin yakıldığı ocak da o kadar kutsal kabul edilirdi.

    türkler, ailenin* en temel gereksinimi olan, ısınma ya da pişirme amaçlı yakılan ocağın başında yemek yer, sohbet eder, önemli kararlar alınacağı zaman yine ocak başında toplanırlardı. bahaeddin ögel hocanın deyişiyle ocak eski türklerde ailenin mukaddes yeriydi. bu nedenle de ocak kelimesi türkçenin tarihi boyunca, gerçek anlamının yanı sıra oguşun, soyun, boyun karşılığı olarak da kulanılageldi.

    ot ezi ve ocak iyesine gelince,

    yunan mitolojisinde hestia’nin ocak ateşinin koruyucusu olması gibi türklerde de ocağın koruyucu ruhu vardı zira eski türklere göre doğa gözle görülmez gizli güçlerle doluydu ve hemen hemen her şeyin ruhu/iyesi vardı. bunların bazıları iyi bazıları da kötü ruhlardı.

    “sibirya türklerinde (tatarlar, yakutlar, tuva/tuba türkleri, hakaslar, altaylar, şorlar gibi) ateş her şeyden önce ailenin koruyucu ruhuydu. mesela ava çıkmadan önce ateş iyesinden yardım istenirdi. ev, ateş ve ocak aile hayatının en önemli unsurlarıydı.”
    (bkz: türk mitolojisinde ateş/@ay hatun)

    her ailenin bir ateşi/ocağı olduğuna inanılır ve bu aile ocağına büyük önem verilirdi ki bu inanış 'ata ocağı/baba ocağı' gibi sözlerle günümüze kadar gelmiştir.
    (evlerdeki ocağın ruhu olan alaz/alas genelde evin ve ocağın koruyucusu iken kızdığı zaman yangın çıkarmasıyla meşhurdu.)

    bu bağlamda od ve ocak kültü, atalar kültüyle de doğrudan bağlantılıydı. neden mi? çünkü göktürkler, -tanrıdan ateş bulma iznini aldığına göre- atalarının da kutsal olması gerektiğine inanırlardı.

    (çünkü ata, ocağın da sahibidir ki atalar kültünün günümüze yansıyan pratiklerine baktığımız zaman da evin sahibinin en yaşlı erkek sayılması, yaşlılara saygı gösterilmesi, baba otoritesi vs bu kültün izlerini görürüz.)
    (bkz: atalar kültü/@ay hatun)

    ocağın sönmesi de ailenin dağılması, bitmesi demekti. (istiklal marşı'nda da var ya hani, sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak, orada da ocağın sönmesi son türk ailesinin yok olması anlamına gelir) bu yüzden de 'ocağı sönesi', ‘ocağı dağılası’ bedduaları da, ölün, bitin, soyunuz kurusun anlamına gelirdi.

    yine altay türklerinde bir yere taşınılacagı zaman evdeki eski ateş de yeni eve götürülürdü. (doğrudan ateşi götürmüyorlar tabii ki, sembolik olarak korları metal bir şeyin içinde taşıyıp yeni evde yeniden yakıyorlar)

    şamanist gelenekte kullanılan bir yöntem de ocağın sağaltıcı gücüne olan inançtı ki anadolu’da hala yaşayan bir uygulamadır. şamanların günümüzdeki temsilcileri diyebileceğimiz bu kişiler bazı bölgelerde ocaklı diye anılırlar.

    hastayı ocağın üzerinden atlatma, iki ateş arasından geçirme ya da tütsü yakma da yine kökleri orta asya’ya dayanan yöntemlerdir.

    ilk kadın şaman olarak bilinen udagan, aynı zamanda ocak iyesiydi.

    "ötüken’in ataerkil dönemlerde ateşe tapmadan ortaya çıktığını savunanlar da vardır. ataerkil dönemlerde ocak ruhunun kadın görünümünde betimlenmesi ve türk-mogol halklarında kadın şamana udagan (otagan) adının verilmesi, böyle bir fikrin oluşmasında şüphesiz etkili olmuştur. ötüken kavramı daha sonraları dağ ruhu olarak düşünülen adagan/atagan’a çevrilmiştir. atagan. altay'ın soyon ve diğer taifelerinin taptıklan dağın adıydı.”
    (celal beydili - türk-mitolojisi-ansiklopedik sözlük)

    “türk kültüründe ocaklar çok önemli bir yere sahip olduğu gibi, aynı şekilde ocağın üzerine koyulan üç ayaklı kazanlar da önem taşır. bunun kökeninde de ocak iyesi'nin bu kazanların içerisinde barındığı anlayışı yer alır. kazanlarda ve bazen de sadarda bulunan üç ayak geçmişi bugünü ve geleceği simgelerler.”
    (bkz: türk mitolojisinde 3 sayısı/@ay hatun)

    “…türklerde dağlar kutsal bilinip ocak sayılır, adaklar orada yapılırdı.”
    (bkz: türk mitolojisinde dağlar/@ay hatun)

    “yakutların ocak ve ateşten sorumlu iyi ruhlarından, aynı zamanla demircilikle de anılır.
    bütün ruhlar(ruhlar/@ay hatun) gibi bu da kızdırılmadığı ve saygı gördüğü zaman aileyi korur, kızarsa yakıp yıkar.”
    (bkz: darhan/@ay hatun)

    “işte türklerdeki kutsallık anlayışının temeline inmek için orta asya bozkırlarına yaptığımız zaman yolculuğunda da benzer bir mantık görürüz. uçsuz bucaksız gökyüzü altında yüksek düzlükler, aşılmaz dağlar, çorak araziler ve nehirlerle dolu bu coğrafyada yaşayan insanların çağlar boyunca, göğe, ağaçlara, dağlara ve nehirlere kutsallık addetmesi, onların saygı duymaları ve iyi geçinmeleri gereken birer tanrı/ruh olduğuna inanmaları, çok soğuk olan bu coğrafyada ateş/ocak ile oguşu özdeşleştirmeleri ve iduk olarak görmeleri hatta yaşadıkları yere bile idikut demeleri çok da şaşılacak bir şey değil heralde.”
    (bkz: kut/@ay hatun)

    “göktürk keregüleri/çadırları kubbe şeklindedir. keregü/kerekü veya yurdun ortasında ocak bulunur. dumanın çıkması için eğninin tepesinde, dalları birbirine bağlayan çember, örtüsüz bırakılır. iç asya türkleri, bu kısma hala çangırak demekte ve bunu güneşe benzetmektedirler. eğninin tepesi baca şeklinde de olurdu ve eski türkçede buna tügünük adı verilirdi. ocak yanmıyorsa, çangırak veya tügünük, tünlük veya dünlük denilen süslü bir keçe ile örtülür.”
    (emel esin - türklerde maddi kültürün oluşumu)

    “türklerde, kainat simgesi olan otağın ortasında, kubbenin merkezindeki tügünük denen duman deliğinin altında, taşınır ocoh (üç ayaklı kazan-ocak) durmaktaydı.”
    (emel esin - türk kozmolojisine giriş)

    er töştük destanı’nda 'ocakta fala bakmak' adetini görürüz. ocakta yalnız fal açılmaz, aynı zamanda sihir de yapılırdı...”
    (bkz: fal/@ay hatun)
3 entry daha